Ortadoğu
HTŞ, özelleştirmeler ve memurları işten çıkarma yoluyla “devleti küçültecek”

Suriye’nin yeni islamcı liderleri, kamu sektörü çalışanlarının üçte birini işten çıkarma ve Baas Partisi ve Esadlar döneminde egemen olan devlet şirketlerini özelleştirme planları da dahil olmak üzere ülkenin ekonomisinde radikal bir revizyona girişiyor.
Reuters’ta Riham Alkousaa imzasıyla yayınlanan habere göre, 8 Aralık’ta Beşar Esad’ın devrilmesinden sadece birkaç hafta sonra ilk işten çıkarmalar başlarken, “israf ve yolsuzluğa karşı” ilan edilen baskının hızı, “mezhepçi bir istihdam tasfiyesi” korkusu da dahil olmak üzere hükümet çalışanlarının protestolarını tetikledi.
Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) tarafından kurulan geçici hükümetteki beş bakanla görüşen Reuters, bunların hepsinin de “devleti küçültme” planlarının geniş kapsamını anlattığını aktarıyor. Bakanlar, bu küçültmeye, çok sayıda “hayalet çalışanın” (Esad döneminde çok az iş yaparak ya da hiçbir şey yapmadan maaş aldığı iddia edilen kişiler) ortadan kaldırılması da dahil olduğunu belirtiyorlar.
Reuters, Hafız ve Beşar Esad dönemlerinde Suriye’nin, “müttefiklerden ve aile üyelerinden oluşan bir yakın çevreyi kayıran ve ailenin Alevi mezhebi üyelerinin kamu sektöründe yoğun olarak temsil edildiği, askerileştirilmiş, devlet güdümlü bir ekonomi” olarak örgütlendiğini ileri sürerek mezhepçi anlatıya destek sunuyor.
Devlete ait 107 şirket elden çıkarılacak
HTŞ’nin ekonomi bakanı, 40 yaşındaki eski enerji mühendisi Basil Abdel Hanan, Reuters’a verdiği demeçte “rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisine” doğru büyük bir geçiş olduğunu söyledi.
“Geçici cumhurbaşkanı” Ebu Muhammed el-Colani (Ahmed eş-Şara) yönetimindeki hükümet, Hanan’ın toplam 107 adet olduğunu ve çoğunun zarar ettiğini söylediği devlete ait sanayi şirketlerini özelleştirmek için çalışacak.
Öte yandan Hanan, “stratejik” enerji ve ulaşım varlıklarını kamu elinde tutma sözü verdi ama satılacak şirketlerin isimlerini vermedi. Suriye’nin ana sanayileri arasında petrol, çimento ve çelik yer alıyor.
Maliye Bakanı Mohammad Abazeed ise bir röportajında bazı devlet şirketlerinin sadece kaynakları zimmete geçirmek için var olduğunu ve kapatılacağını ileri sürdü. Abazeed, “Yolsuzluk bekliyorduk ama bu kadarını beklemiyorduk,” dedi.
Memurların yarısı işten çıkarılabilir
Abazeed, bir ön incelemeye dayanarak, devlet bordrosundaki 1,3 milyon kişiden sadece 900.000’inin gerçekten işe geldiğini söyledi.
38 yaşındaki Abazeed ofisinde verdiği demeçte, “Bu da 400.000 hayalet isim olduğu anlamına geliyor. Bunların ortadan kaldırılması önemli ölçüde kaynak tasarrufu sağlayacaktır,” diyor.
Kamu sektöründeki personel sayısını denetleyen İdari Kalkınma Bakanı Mohammad Alskaf daha da ileri giderek Reuters’a yaptığı açıklamada devletin 550.000 ila 600.000 arasında çalışana ihtiyaç duyacağını söyledi ki bu, mevcut sayının yarısından az.
Abazeed, ceza affı ile vergi sisteminin basitleştirilmesini de amaçlayan reformların amacının engelleri kaldırmak ve yatırımcıları Suriye’ye dönmeye teşvik etmek olduğunu söyledi.
HTŞ’nin hedefi tanıdık: Bürokrasiyi azaltmak, ihracatı artırmak
2023’te HTŞ’nin kalesi İdlib’de hazine yetkilisi olarak görev yapmadan önce Al-Shamal özel üniversitesinde ekonomist olan Abazeed, “Böylece ülke içindeki fabrikalar küresel ihracat için bir fırlatma rampası görevi görebilir,” dedi.
Reuters’a göre HTŞ, 2017’den bu yana İdlib’de, “daha az bürokrasi ve sertlik yanlısı dini gruplara baskı uygulayarak” yatırım ve özel sektörü kendine çekiyordu.
Reuters’a konuşan üç bakan, yeni hükümetin Suriye 14 yıllık çatışmanın ardından yeniden inşa edilirken yeni istihdam yaratmak için yabancı ve yerli yatırımlarda ülke çapında bir artış umduğunu söyledi.
Öte yandan HTŞ’nin “İdlib modelini” tekrarlayabilmesi için başta dış ticareti ciddi şekilde engelleyen uluslararası yaptırımlar olmak üzere geniş çaplı zorlukların üstesinden gelmesi gerekecek.
Colani hükümetinin meşruiyet sorunu gündeme gelebilir
Uluslararası Çalışma Örgütünde Arap Ülkeleri için Dayanıklılık ve Kriz Müdahale Uzmanı Maha Katta, ekonominin şu anda yeterli özel istihdam yaratacak durumda olmadığını söyledi.
Katta, kamu sektörünün yeniden yapılandırılmasının “mantıklı” olduğunu, ama bunun öncelikle ekonomiyi canlandırması gereken bir hükümet için birinci öncelik olması gerekip gerekmediğini sorguladığını söyledi ve “Bunun gerçekten akıllıca bir karar olduğundan emin değilim,” dedi.
Geçici liderlerin ülkeyi kontrol altına almak için hızlı hareket etme zorunluluğunu kabul etmekle birlikte, bazı eleştirmenler planlanan değişikliklerin ölçeğini ve hızını aşırıya kaçmak olarak görüyor.
Century International adlı Orta Doğu odaklı düşünce kuruluşunda çalışan Aron Lund, “Bir geçiş sürecinden bahsediyorlar ama sanki meşru bir şekilde kurulmuş bir hükümetmiş gibi kararlar alıyorlar,” diyor.
İslamcı iktidar neoliberal ‘şok terapisini’ yönetecek
Ekonomi Bakanı Hanan, ekonomi politikasının, 1990’larda Avrupa’daki Sovyet sonrası ülkelere uygulanan “şok terapisinin” ardından gelen durgunluk ve işsizlik kaosundan kaçınmak için hızlı piyasa reformlarının sonuçlarını yönetmek üzere tasarlanacağını söyledi.
Hanan, “Amaç, özel sektör büyümesini en kırılgan kesimlere destekle dengelemek,” dedi.
Hükümet şu anda ayda 25 dolar civarında olan memur maaşlarına Şubat ayından itibaren %400 zam yapacağını açıklamıştı. Ayrıca işten çıkarmaların etkisini kıdem tazminatıyla ya da ihtiyaçlar değerlendirilirken bazı işçilerden evde kalmalarını isteyerek hafifletiyor.
Sağlık Bakanlığı Sağlık Tesisleri Müdürü Hüseyin El Hatip, “Sadece maaş almak için işe alınan çalışanlara şunu söylüyoruz: lütfen maaşınızı alın ve evinizde oturun ama bırakın biz de işimizi yapalım,” diyor.
Kamu emekçileri arasındaki rahatsızlık büyüyor
Fakat işçiler arasındaki rahatsızlık da büyüyor. İşçiler Reuters’a, çalışma ve ticaret bakanlıklarında dolaşan ve savaşta hükümetin yanında savaşmış eski askerler için Esad döneminden kalma istihdam programlarını daraltan listeleri gösteriyor.
Bu gazilerden biri olan Muhammed, Reuters’a 23 Ocak’ta çalışma bakanlığındaki veri girişi işinden çıkarıldığını ve kendisine üç aylık ücretli izin verildiğini söyledi. Muhammed, Reuters ile paylaştığı diğer 80 eski savaşçının da aynı bildirimi aldığını söyledi.
Reuters’ın sorularına yanıt veren Çalışma Bakanlığı, “idari verimsizlikler ve örtülü işsizlik nedeniyle” bazı çalışanların iş durumlarını değerlendirmek üzere üç aylık ücretli izne çıkarıldığını, ardından durumlarının gözden geçirileceğini söyledi.
Planlar ocak ayında, Suriye’nin güneyindeki Deraa ve kıyıdaki Lazkiye gibi şehirlerde protesto gösterilerine yol açtı.
Dera Sağlık Müdürlüğü çalışanları, onlarca kişinin katıldığı bir gösteri sırasında “Keyfi ve haksız işten çıkarmalara hayır” yazılı pankartlar taşıdı.
Gösteriye katılan Adham Abu Al-Alaya işini kaybetmekten korktuğunu söylüyor. Hayalet istihdamın ortadan kaldırılmasını desteklediğini fakat kendisine ya da meslektaşlarına hiçbir şey yapmadan para ödendiği iddiasını da reddediyor. Kendisi 2016 yılında kayıtları yönetmek ve faturaları ödemek üzere işe alınmış.
“Maaşım, ekmek ve yoğurt gibi temel ihtiyaçlarımı karşılamama yardımcı oluyor,” diyen Abu Al-Alaya, geçimini sağlamak için başka bir işte de çalıştığını sözlerine ekledi.
Al-Alaya, “Eğer bu karar uygulanırsa, toplum genelinde işsizlik artacak ve bu da göze alamayacağımız bir şey,” dedi.
Ortadoğu
Huckabee, “Barış Kurulu” planlarını uygulanabilir bulmuyor

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, daha fazla Amerikan desteği olmadan “Barış Kurulu”nun Gazze planını hayata geçirip getiremeyeceğini sorguladı.
POLITICO’nun eline geçen ve büyükelçiliğin perşembe günü Dışişleri Bakanlığı yönetimine gönderdiği bir telgraf, Huckabee tarafından imzalanmış.
Telgraf, söz konusu kuruluşun yanı sıra Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin de Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme planlarını ilerletmek için yeterli personele sahip olmadığına dair endişeleri dile getiriyor.
Telgrafta belirtildiği üzere, Huckabee’nin soruları, ABD, İsrail ve uluslararası ortaklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan ana merkez olan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin (IGSC), Pentagon’un önümüzdeki yıl boyunca planlandığı gibi personelini azaltmasının ardından faaliyetlerini sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanıyor.
Telgrafta, mevcut planın bu görevlerin siviller tarafından üstlenilmesi olduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Kudüs Büyükelçiliği şu anda bu görevleri üstlenecek kadroya sahip değil fakat ihtiyaç duyulacak insan, mali ve lojistik kaynaklar konusunda bir fikir sahibi olursa bu mümkün olabilir. Barış Kurulu (BoP) personel sayısını artırmak için çalışıyor, ancak IGSC’deki tüm işlevleri yerine getirme kabiliyeti hâlâ belirsiz.”
Ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen İsrail’in saldırıları devam ediyor ve Filistinlilerin çoğunluğu hâlâ yerinden edilmiş durumda.
Daha iki hafta önce Huckabee, Fox News’e verdiği demeçte Barış Kurulu’nun “kademeli olarak ilerleyebileceğini ama herhangi bir yavaşlamanın tek nedeninin Hamas olduğunu” ileri sürmüştü.
Elçi, Hamas’ın silahsızlanma taahhüdünü yerine getirmediğini belirtmişti.
ABD’nin liderliğinde ve İsrail’de bulunan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin, Barış Kurulu’nun Gazze Şeridi’ne konuşlandırmayı planladığı Uluslararası İstikrar Gücü’nde kilit bir rol oynaması bekleniyor.
“Hassas ama gizli olmayan” olarak işaretlenen telgrafta Huckabee, koordinasyon merkezindeki çalışmaları yöneten sivillerin, İsrail ordusuyla “özellikle istihbarat paylaşımı konusunda” koordinasyon dinamiklerini “karmaşık hale getirebileceğini” savundu.
“DoW’nin [Pentagon] varlığını azaltmasıyla birlikte roller ve sorumluluklar Dışişleri Bakanlığı ve Barış Kurulu’na nasıl devredilecek?” diye soran ve Dışişleri Bakanlığı’ndan bu soruya yanıt vermesini isteyen elçi şöyle devam etti: “IGSC’nin kritik iş akışlarını nasıl devam ettireceğiz ve bu geçiş başlamadan önce hangi koşulların karşılanması gerekiyor?”
Huckabee ayrıca, Barış Kurulu’nun 11 Ekim’de IGSC’nin finansmanını devralmasının ardından merkezin yeniden yapılandırıldığını da belirtti Barış Kurulu ise bu yeniden yapılandırmayı doğrulamadı.
Merkez, geçen yıl ABD Merkez Komutanlığı tarafından Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak faaliyete geçirilmiş ve daha sonra yeniden adlandırılmıştı.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, söz konusu telgraf hakkında bilgisi olmadığını ve “Gazze’de insani yardım, güvenlik, yönetişim, hukukun üstünlüğü, altyapı geliştirme ve yeniden yapılanmanın iyileştirilmesi için geliştirilen son derece ayrıntılı planlara güven duyduğunu” belirtti ve “Mevcut kapasitelerimiz ve sistemlerimiz güçlü ve uygulamaya hazır,” dedi.
Telgrafta ayrıca, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ve “Gazze İdaresi Ulusal Komitesi” (NCAG) olarak adlandırılan Filistinli teknokratik yapının, Gazze Şeridi’ndeki yeniden inşa çalışmalarındaki gecikmeler nedeniyle zayıflayabileceği belirtiliyor.
Huckabee, “İnsani yardım, NCAG ve idarenin öncelikleri doğrultusunda artırılmalıdır. Ayrıca, gerilemeyi önlemek ve NCAG’nin güvenilirliğini göstermek için uzun vadeli yeniden inşa çabalarını tamamlayıcı nitelikte olmalıdır,” diye yazdı ve ABD’nin yabancı bağışçılara “insani ihtiyaçları karşılamak için üzerlerine düşen payı yerine getirmeleri” konusunda baskı yapacağını ekledi.
Ortadoğu
Almanya, Lübnan’da Hizbullah karşıtı misyona hazırlanıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), AB kararı doğrultusunda Lübnan’da Hizbullah karşıtı bir yurtdışı görevi üstlenmeye hazırlanıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığı diplomatlara göre Almanya, AB dışişleri bakanlarının geçen hafta karar verdiği, ülkede planlanan AB müdahalesine büyük olasılıkla katılacak.
Bu müdahalenin, yıl sonunda görevini tamamlayacak olan BM gücü UNIFIL’in yerini alması amaçlanıyor.
Bundeswehr, 2006 yılından bu yana UNIFIL’in bir parçası ve bu görevde deniz birimleriyle yer alıyor.
Gelecekteki AB misyonunun amacı, Lübnan’daki Hizbullah’ın etkisini sistematik olarak azaltmak ve “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğunun” oluşmasını önlemek için Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik aygıtını güçlendirmek.
Bu amaçla, misyonun hem askeri hem de sivil bir bileşeni olacak. Özellikle Fransa, uzmanların değerlendirmesine göre, eski himaye bölgesinde daha fazla nüfuz kaybını önlemek ve Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmek amacıyla, bir süredir bu misyonu şiddetle savunuyor.
Planlanan AB misyonu, aynı zamanda gelecekte İsrail birliklerinin Lübnan’da “şahitler olmadan” istedikleri gibi hareket etmelerini engellemeyi de amaçlıyor.
Bundeswehr’in katılımı halinde, İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacak.
UNIFIL sona yaklaşıyor
Lübnan’daki BM barış gücü misyonu (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü, UNIFIL), Mart 1978’de İsrail’in o dönemde ülkeye yaptığı işgale yanıt olarak kuruldu.
Misyon, İsrail’in geri çekilmesini izlemek ve Lübnan’ın bölge üzerindeki kontrolünü sağlamaya yardımcı olmak amacıyla güney Lübnan’a barış gücü birliklerinin konuşlandırılmasını öngörüyordu.
UNIFIL’in görev tanımı, 2006 Lübnan Savaşı’nın ardından genişletildi. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı uyarınca, görev tanımı artık Hizbullah’a silah sevkiyatını önleme hedefini de içeriyordu.
Ayrıca BM barış gücü askerleri, Lübnan hükümetiyle işbirliği içinde, Hizbullah’ın ülkenin güneyinde silah depolayamamasını ve İsrail topraklarına saldırı düzenleyememesini sağlamakla görevlendirildi. Bu çaba başarısızlıkla sonuçlandı.
Fakat uzmanlar, UNIFIL’in defalarca küçük çaplı çatışmaları kontrol altına almayı ve kontrolsüz tırmanışları önlemeyi başardığını belirtiyor.
Gazze işgalinin başlamasından bu yana İsrail, BM misyonunu sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İsrail birlikleri UNIFIL mevzilerini defalarca saldırdı.
Sonunda, 28 Ağustos 2025 tarihinde, ABD’nin baskısı altında BM Güvenlik Konseyi, UNIFIL birliklerinin 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren ülkeden çekilmesi gerektiğine karar verdi. Bu tarih hâlâ geçerli.
Alman donanmasının UNIFIL’deki faaliyetleri
2006 yılından bu yana Bundeswehr, öncelikle Hizbullah’a silah sevkiyatını önlemek amacıyla Lübnan’ın deniz sınırını kapatmakla görevli UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katılıyor.
Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerinin o zamandan beri büyük ölçüde tahrip ettiği, Lübnan’ın güney kıyısındaki bir kasaba olan Nakura’daki UNIFIL karargahına personel sağladı.
Buna ek olarak, Bundeswehr’e göre Alman donanması, “genel denizcilik ve seyir” konularına odaklanarak Lübnan donanması personeline ikili bir çerçeve içinde eğitim verdi.
Son olarak, Lübnan deniz kuvvetlerine maddi destek sağladı ve bu kuvvetlerin donanımını modernize etti. Örneğin, toplam dokuz adet kıyı radar istasyonunun inşasına destek verdi.
Bildirildiğine göre bu istasyonlar şu anda “Lübnan sularının gerçek zamanlı görüntüsünü sunuyor” ve böylece izinsiz silah sevkiyatlarının tespit edilmesine yardımcı oluyor.
Buna ek olarak devriye botları da Almanya tarafından temin edildi.
Almanya Federal Meclisi (Bundestag), UNIFIL görev süresini en son 6 Mayıs 2026 tarihinde uzattı.
Bu görev, hâlâ en fazla 300 askerin konuşlandırılmasını içeriyor ve 31 Aralık’ta sona eriyor.
Görev, 1 Ocak 2027’den itibaren kademeli olarak sonlandırılmak durumunda ve bu amaçla en fazla 80 Alman askeri personeli Lübnan’da kalmaya devam edebilir.
Fransa, Lübnan’ı kaybetmek istemiyor
Bir süredir, özellikle Fransa tarafından bir takip misyonu üzerinde çalışılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 25 Haziran’da Fransa’nın güneyindeki Antibes’te düzenlenen bir toplantıda, UNIFIL’in çekilmesinin ardından Lübnan’da faaliyete geçecek ve ülkenin “egemenliğini ve silahlı kuvvetlerini güçlendirecek” bir koalisyon planladıklarını açıkladılar.
Bunun amacı, Lübnan topraklarının “bölgesel gerginliğin alevlenme noktası” haline gelmesini veya “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğu” oluşmasını önlemek.
Fakat liderler, koalisyonun tam olarak nasıl bir yapı alacağının o sırada henüz belirsiz olduğunu da belirttiler.
Uzmanlar daha önce, 1920’den 1943’e kadar Lübnan’da manda gücü olan ve sonrasında da başlangıçta ülkede hâlâ oldukça güçlü bir konuma sahip olan Fransa’nın, uzun süredir üzerinde önemli bir etki kurduğu UNIFIL’in sona ermesini, Beyrut’taki konumuna büyük zarar verecek bir gelişme olarak değerlendirdiğini belirtmişti.
Lübnanlı gazeteci Suheyb Cevher, Haziran ayında Al Jazeera’ya verdiği demeçte, Fransa’nın şu anda, özellikle de ABD’nin Lübnan’ın iç işlerine giderek daha sert bir şekilde müdahale etmesi ışığında, ülkedeki konumunu yeniden tesis etmenin yollarını aradığını belirtmişti.
AB misyonu UNIFIL’in yerini alabilir
Fransa’nın oluşumunda önemli bir rol oynadığı planlanan AB misyonu, önümüzdeki yılın başlarında başlaması planlanıyor ve ilk etapta üç yıllık bir görev süresine sahip.
Avrupa Komisyonu’na göre, misyonun temel amacı, Hizbullah’a karşı Lübnan’ın “istikrarını, egemenliğini [ve] devlet kurumlarını” desteklemek.
Misyon, özellikle Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik kurumlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu amaçla, “birbirini tamamlayıcı görevler üstlenecek” askeri ve sivil iki ayak planlanıyor.
Avrupa Komisyonu’na göre askeri ayak, örneğin “sınır gözetimi ve kontrolü, istihbarat, gözetleme ve keşif, insan kaçakçılığıyla mücadele ve operasyonel koordinasyon” alanlarında danışmanlık desteği ve eğitimi içeriyor.
Yurtiçi kolluk kuvvetleri, siber suçlar ve insan kaçakçılığıyla mücadele gibi alanlarda ve ayrıca liman güvenliği yönetimi konusunda –özellikle Beyrut Limanı’nda– eğitilecek.
Şu an için AB misyonunun planlanan personel sayısının yaklaşık 160 olduğu belirtiliyor. Fransa ve İtalya’nın önemli bir rol oynayacağı söyleniyor. Ayrıca, Almanya’nın katılımı da kesin olarak planlanıyor.
AB, İsrail’le askeri olarak karşı karşıya mı gelecek?
Falat misyon, yalnızca Hizbullah’a yönelik değil.
Lübnan hükümeti, örgütün silahsızlandırılması için uğraşıyor. Örneğin geçen hafta, Lübnan yetkilileri 250 kilogram TNT ve 250 kilogram C4 patlayıcı taşıyan bir aracı ele geçirdi. Aracın Hizbullah’a ait olduğunu öne sürülüyor.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması, gelecekte AB tarafından desteklenecek. Bununla birlikte, AB misyonunun bir diğer amacı da, UNIFIL’in çekilmesinden sonra İsrail silahlı kuvvetlerinin Lübnan’da tamamen serbest hareket etmesini ve gözlemcilerin uyardığı gibi “şahit olmadan istediklerini yapabilmelerini” engellemek.
Buna karşı, AB üye devletlerinden askerlerin görevlendirilmesi planlanıyor.
Almanya’nın misyona katılması halinde, bu durum Alman askeri personeli için de geçerli olacak.
Bu da Bundeswehr’i İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya getirecek. Bu durum, şimdiye kadar hiç görülmedi.
Ortadoğu
Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.
Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.
“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.
Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.
İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek
Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.
Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.
Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.
Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.
“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim
LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.
Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.
“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.
Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.
Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.
Sağdan salvolar, soldan eleştiriler
Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.
Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.
Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.
Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.
Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.
Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.
Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.
Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor
Ortadoğu1 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da












