Bizi Takip Edin

Diplomasi

Jeffrey Sachs: ABD küresel bir ‘ekonomik harp’ yürütüyor

Yayınlanma

Dünyaca ünlü iktisatçı Jeffrey Sachs, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran ekonomisini çökertmeye yönelik stratejisini “diplomasi değil, açık bir savaş ilanı” olarak nitelendirdi. Washington’ın içeride anayasal düzeni, dışarıda ise uluslararası hukuku hiçe saydığını vurgulayan Sachs, doların silah olarak kullanılmasının dünyayı ABD hegemonyasına karşı birleşmeye zorladığı uyarısında bulundu.

Yargıç Andrew Napolitano’nun ev sahipliğinde gerçekleşen programda konuşan Columbia Üniversitesi Profesörü Jeffrey Sachs, Trump yönetiminin politikalarını eleştirdi.

Hükümetin hem uluslararası arenada hem de kendi vatandaşlarına karşı bir “savaş” yürüttüğünü savunan Sachs, yönetimin Minneapolis’teki olaylara yaklaşımını ve kolluk kuvvetlerinin eylemlerini “tam bir nihilizm” örneği olarak tanımladı.

Sachs, hükümetin sistematik bir yalan mekanizması işlettiğini belirterek, “Hükümet, Başkan da dahil olmak üzere her an, her konuda yalan söylüyor. Uluslararası gelişmeler veya sokaklarımızda yaşananlar hakkında ağızlarından tek bir doğru kelime çıkmıyor” dedi.

Minneapolis’te yaşanan sivil ölümlerinin “teröristlere yanıt” olarak sunulmasını zekaya hakaret olarak değerlendiren Sachs, Beyaz Saray Özel Kalem Yardımcısı Stephen Miller’ın yaklaşımını, “Yasa yok, sadece güç var” anlayışının bir tezahürü olarak yorumladı.

Hazine Bakanı’nın “kansız savaş” itirafı

Mülakatın odak noktasını, Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran ve Venezuela ekonomilerine yönelik açıklamaları oluşturdu.

Sachs, Bessent’in İran para birimini çökertmek ve halkı sokağa dökmekle övündüğü görüntüleri “şok edici bir itiraf” olarak değerlendirdi.

Sachs, Hazine Bakanı’nın bu stratejiyi “ekonomik devlet sanatı” (statecraft) olarak adlandırmasına şiddetle karşı çıkarak şu ifadeleri kullandı:

“Bessent’in anlattığı şey devlet sanatı değil, savaştır. İran’da para biriminin çöküşünü, kitlesel yoksulluğu ve işsizliği kasıtlı olarak tetiklediklerini açıkça söylüyor. Amaç rejim değişikliği. Bu, kesinlikle yasadışı ve felaket getiren bir strateji.”

Sachs, ünlü iktisatçı John Maynard Keynes’in 1919 tarihli analizine atıfta bulunarak, bir ülkenin para birimini ifsat etmenin (debauch), o toplumun temellerini yıkmak anlamına geldiğini hatırlattı.

Bessent’in, George Soros için çalıştığı dönemde İngiliz sterlinini çökerten ekipte yer aldığını anımsatan Sachs, “O bir maliye politikası uzmanı değil, finansal sıkıştırma operasyonlarını bilen bir hedge fon işletmecisi” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’de anayasal kriz derinleşiyor

“Kongre fiilen ölü, anayasa askıda”

ABD Kongresi’nin işlevini tamamen yitirdiğini savunan Sachs, yasama organının anayasal yetkilerini Beyaz Saray’a devrettiğini öne sürdü.

Sachs, gümrük vergileri, savaş ilanı ve bütçe yapma yetkilerinin Anayasa tarafından Kongre’ye verildiğini hatırlatarak şu tespiti yaptı:

“Kongre geçtiğimiz yıl kendini fiilen feshetti. Anayasa’nın kendisine verdiği hiçbir yetkiyi kullanmadı. Bu insanlar Amerikan halkı için değil, Başkan veya parti için çalışıyor. Şu an Cumhuriyetimizin geleceği, Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts’ın ellerinde. Mahkeme bu hukuksuzluğa ve kararnamelerle yönetime ‘dur’ diyecek mi, göreceğiz.”

Sachs, mevcut durumun ABD Anayasası’na ve Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı olduğunu, ancak Kongre üyelerinin “suç ortağı” konumuna düştüğünü vurguladı.

Doların küresel rezerv para olma ayrıcalığının Washington tarafından “kaba bir silah” olarak kullanıldığını belirten Sachs, bu durumun dünyayı ABD’den uzaklaştırdığını ifade etti. Diğer ülkelerin ABD’yi artık “güvenilmez, tehlikeli ve zorba” bir aktör olarak gördüğünü söyleyen Sachs, Kanada ve Birleşik Krallık örneklerine dikkat çekti:

“Dünyanın geri kalanı, ‘İmparator Donald’ın tehditleri altında yaşamak istemiyoruz’ diyor. Kanada Başbakanı ve hatta ABD’ye en sadık müttefik olan İngiltere Başbakanı bile Çin ile ilişkilerini sürdürme kararı aldı. ABD, dünyanın geleceğini tek başına belirleyecek kadar büyük veya güçlü değil.”

Güney Kore ve diğer müttefiklere yönelik gümrük vergisi tehditlerinin ters teptiğini belirten Sachs, ülkelerin kendi aralarındaki ticareti artırarak Amerikan baskısını aşmaya başladığını, ancak ABD’nin hala Venezuela ve İran örneklerinde olduğu gibi büyük zararlar verebildiğini sözlerine ekledi.

TikTok’ta sansür

Görüşmenin son bölümünde, TikTok’un yeni yönetiminin “Siyonist” ifadesini belirli bağlamlarda nefret söylemi kapsamına alması ele alındı.

Sachs, TikTok’un el değiştirmesinin tesadüf olmadığını, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin görünürlüğünü engellemek amacıyla planlı bir süreç yürütüldüğünü savundu.

Sachs, platformun Oracle kurucusu Larry Ellison gibi “ateşli Siyonist” figürlerin kontrolüne geçmesinin ardından sansür politikasının devreye girdiğini belirterek şunları söyledi:

“TikTok’un devralınmasının temel amacı buydu. Tüm dünya Gazze’deki soykırımı, İsrail askerlerinin soğukkanlılıkla işlediği cinayetleri ve havaya uçurulan üniversiteleri bu platformdan izledi. ABD’deki Siyonist lobi, gerçeğin yayılmasını engellemek için TikTok’un kontrolünü ele geçirdi.”

Siyonizmin bir din değil, İsrail devletiyle ilişkili siyasi bir ideoloji olduğunu vurgulayan Sachs, bu ideolojiye yönelik eleştirilerin antisemitizm olarak yaftalanmasının “bilinçli bir oyun” olduğunu ifade etti.

Sachs, “Geleneksel Yahudi düşüncesinin önemli bir kısmı Siyonizm karşıtıdır. Ancak lobi, gerçeği karartmak için bu kavram kargaşasını kullanıyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Varoufakis: Uluslararası hukuk şirketleşiyor, Filistin ‘sahipsiz toprak’ sayılıyor

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English