Amerika
Kanada, ABD’ye tarife misillemesi yaptı

Kanada, 700’den fazla ürünü hedef alan misilleme gümrük vergileriyle Trump yönetimine karşılık verdi.
Ottawa bu önlemlerle özellikle Amerikan çelik ve alüminyum sektörüne en ağır darbeyi indirdi.
Salı günü açıklanan mukabele niteliğindeki bu önlemler, geçen hafta iki ülke arasındaki müzakerelerin çökmesinin ardından ABD’nin Kanadalı ithalat ürünlerine uyguladığı yeni yüzde 50’lik gümrük vergilerine yanıt niteliğinde.
Üst düzey bir hükümet yetkilisinin gazetecilere yaptığı açıklamaya göre Kanada hükümetinin amacı, gümrük vergisi uygulanan ürünlerden gelir elde etmek değil.
Yeni misilleme önlemlerini tartışmak üzere konuşan yetkili, asıl amacın yeni ABD gümrük vergilerinden etkilenen Kanadalı şirketlerin iç pazar payını korumak olduğunu belirtti.
Gümrük vergileri yüzde 15, 25 ve 50 oranlarında ve esas olarak çelik ve alüminyum ürünleri, oltalar, spor salonu ekipmanları, deniz ürünleri, ev aletleri ve giysiler dahil olmak üzere Kanada’ya yapılan bir dizi ABD ihracatını hedef alıyor. Bu vergiler 8 Eylül’de yürürlüğe girecek.
Ottawa, müzakerecilerin yeni gümrük vergilerini önlemek için bir anlaşmaya varamaması üzerine ABD’nin geçen hafta Kanada’dan yaptığı yaklaşık 20 milyar dolarlık ithalata uyguladığı yüzde 50’lik yeni gümrük vergisine yanıt veriyor.
Hem Amerikalı hem de Kanadalı yetkililer, anlaşmayı nihayetinde bozan son dakika taleplerinde bulunmakla birbirlerini suçladı.
ABD’li yetkililer, Kanada’nın ağır kamyonlara yönelik daha düşük gümrük vergisi taleplerini gizlice gündeme getirdiğini iddia etti.
Başbakan Mark Carney ise, 72 saat içinde kabul edilebilir bir halden tanınmaz bir hale gelen anlaşmanın şartlarının değiştirilmesinden sorumlu olarak ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile Ticaret Bakanı Howard Lutnick arasındaki iktidar mücadelesine işaret etti.
Smoot-Hawley Gümrük Kanunu’nun 338. maddesi uyarınca ilk kez uygulanan bu gümrük vergileri, Kanada’yı süt ürünleri perakende satış politikaları, 232. maddeye dayalı gümrük vergilerine yönelik misilleme niteliğindeki otomobil gümrük vergileri ve eyaletlerdeki Amerikan alkollü içecek satış yasakları nedeniyle cezalandırmayı ve ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın gözden geçirilmesine ilişkin ikili müzakerelerdeki çıkmazı aşmaya zorlamayı amaçlıyordu.
Kanada ayrıca, etkilenen işçiler için Ottawa’nın son 18 ayda ayırdığı yaklaşık 25 milyar Kanada dolarına ek olarak, küçük ve orta ölçekli Kanadalı şirketler için yeni gümrük vergilerinin yarattığı darbeyi hafifletmek amacıyla iç destek programlarına 7,5 milyar Kanada doları tutarında yeni bir fon ayırıyor.
Ontario Başbakanı Ford’dan sert tepki
Kanada’nın en büyük eyaleti Ontario’nun Başbakanı Doug Ford, ABD Başkanı Donald Trump hakkında sert sözler kullandı.
“Trump gibi bir diktatöre cevap vermem” diyen Ford, Başkan’ı “ezik” ve “iflasların kralı” olarak nitelendirdi ve “kıçımı öpebilir” diyerek Trump’ın aslında kendi halkına gümrük vergisi koyduğunu ileri sürdü.
Ford, “Başkan Trump gibi bir diktatöre, Başkan Trump gibi bir zorba adama yanıt vermem. İflasların kralı olan bir adamdan hiçbir tavsiye almayacağım,” demişti.
Ford, sözlerini, “Açık konuşalım, o adamdan hoşlanmıyorum; bu kadar basit,” diye sonlandırmıştı.
Daha sonra Amerikan medyasında bir tura çıkan Ford, daha uzlaşmacı bir dil tutturdu. Önce CNN’e konuşan başbakan, “ortamın biraz gerginleştiğini ve meselenin kişisel bir hale geldiğini” kabul ederek şunları söyledi:
“Bir anlaşma yapmak istiyorum. Amerikan halkı için iyi bir anlaşma, Kanadalılar için iyi bir anlaşma. Biz dünyanın en büyük iki ülkesiyiz, birbirimizin bir numaralı müşterisiyiz ve artık müzakere masasına geri dönme zamanı geldi.”
Trump Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda Ford’u, “merhum, büyük Rob Ford’un karizması daha az, zekası daha düşük ve genel olarak etkileyici olmayan kardeşi” olarak nitelendirmişti.
Ford daha sonra, CBS’in Washington baş muhabiri Major Garrett ile ABD’nin kuzey komşusuyla ilgili Trump’ın ticaret stratejisini tartışırken, “Bize sanki Komünist Çin’mişiz gibi davranıyor. Biz, ABD’nin tüm dünyada sahip olduğu en yakın dost ve müttefikleriz ve ben bunun böyle kalmasını istiyorum,” dedi.
Trump’ın Ontario Gölü’nün ismini “Amerika Gölü” olarak değiştirme önerisi hakkında da konuşan Ford, “Bu tür fikirler ortaya attığında gülmekten kendimi alamıyorum. Burada, Kanada’da burası her zaman Ontario Gölü olarak kalacak. … İster Amerika Gölü, ister Trump Gölü, ne isim vermek isterse istesin, bu onun hakkı,” dedi.
CNN’e yaptığı açıklamada ise şunları söylemişti:
“Bence bu tamamen laf kalabalığı. Başkan Trump, egemenliğimize, Ontario’daki işletmelerimize ve halkımıza saldırmak istediğinde, ben sessiz kalamam. Benim görevim Ontario’yu ve Kanada’yı korumak.”
“ABD kuralları sürekli değiştiriyor”
Ford, Washington’ın “kuralları sürekli değiştirdiğini” öne sürerek, “Bir anlaşmaya varacağımızı sanıyorduk, ama onlar bunu defalarca değiştirdiler,” dedi.
ABD’nin son anda herhangi bir talepte bulunup bulunmadığı sorulduğunda, Trump CNN’e “bu tam da bana göre bir şey,” cevabını vermişti.
Ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmemesi durumunda Ford, her iki ülkenin de, özellikle otomobil üretimi gibi sınır ötesi ticaretin yoğun olduğu sektörlerde zorluklarla karşılaşacağını savundu.
Geçmişte, Ontario’nun ABD’ye gönderdiği elektriğe ek ücret uygulanmasını da gündeme getirmişti.
Başbakan, “En büyük müşterinize saldırırsanız… sonuç pek iyi olmaz,” dedi.
Ford, Kanadalıların da ticaret savaşının bedelini ödeyeceğini kabul etti. Fakat ABD’nin 40 trilyon dolarlık ulusal borcuna işaret ederek, etkilenen işletmelere ve işçilere yardım sözü veren Kanada’nın bu fırtınayı atlatacak güce sahip olduğunu savundu.
Ford, “Sınırın her iki tarafında da sıkıntılar yaşanacak. Bu durum Kanadalıları ne kadar etkileyecekse, Amerikalıları da o kadar etkileyecek. Tek fark, bizim işletmelerimizi destekleyecek mali istikrarımız olması ve ticareti dünya çapında çeşitlendiriyor olmamız,” dedi.
Trump’tan Quebec’e Fransızca müdahalesi mi?
Öte yandan ticaret savaşının ortasında yaşanan bir başka gerilim de “Fransızca” olmuş gibi görünüyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney cumartesi günü, “Fransızca diline yönelik tehditler” ve “Quebec kültürü” olarak nitelendirdiği durumdan yakındı ve gazetecilere Fransızca olarak bunların “kabul edilemez” olduğunu ve “müzakerelerin bu aşamasının sonunu getirmeye” katkıda bulunduğunu söyledi.
Salı sabahı ise Donald Trump, iki ülke arasında ticaret savaşının sorumluluğunun kime ait olduğu konusunda karşılıklı atışmaların sürdüğü bir ortamda, Beyaz Saray’ın Quebec’te konuşulan Fransızcaya müdahale etmeye çalıştığı iddialarını yalanladı.
Trump, “Kanadalıların Fransızca konuşmasına asla müdahale etmem! Aslında, böyle aptalca bir şeyi yapmayı aklımdan bile geçirmedim,” diye yazdı ve şöyle devam etti:
“Bu yalan, zayıf ve etkisiz bir başbakan tarafından, Quebec halkında tamamen yitirdiği siyasi desteği geri kazanma çabasıyla uyduruldu. Fransız Kanadalıları seviyorum!”
Beyaz Saray yetkilileri ekim ayında Quebec’te yapılacak seçimler öncesinde, Carney’in Fransızca meselesini abarttığını savunuyor.
Trump’ın ticaret temsilcisi Jamieson Greer, pazartesi günü CNBC’de yayınlanan bir röportajında bu suçlamaları “komik ve uydurma bir hikâye” olarak nitelendirdi.
Greer, anlaşmazlığın “Amerikalı teknoloji şirketlerini, kazançlarının bir yüzdesini Kanada’daki rakiplerine vermek zorunda bırakan” bir kural nedeniyle çıktığını söyledi.
Kanada’dan diğer Amerikan müttefiklerine “uyanma” çağrısı
Kanadalılar, bu seneki Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada “orta güçler”i bir araya gelmeye çağıran Carney’in sözlerinin boşa olmadığını düşünüyor.
POLITICO’ya konuşan ticaret görüşmelerine ilişkin bilgi sahibi bir Kanadalı yetkili, ABD başkanının geçen hafta 20 milyar dolarlık Kanadalı mallara uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergilerinin, Ottawa’nın müttefikleri için bir uyarı niteliğinde olması gerektiğini söyledi.
Diğer ülkelerin Trump’ı yatıştırmaya çalıştığını belirten yetkili, ABD ile iktisadi ve coğrafi açıdan çok sıkı bir şekilde iç içe olduğu için en çok kaybedecek olan Kanada’nın bile öne çıkıp “biraz gurur gösterdiğini” söyledi.
Carney, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Bu sonbaharda, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Avrupa Birliği ile çok daha güçlü ve derin bir iktisadi ortaklık ve güvenlik ortaklığı kurmak üzere yoğun görüşmelere başlayacağız. Böyle benzersiz bir erişim imkânı sağlayabiliriz, çünkü bize güvenilebilir,” dedi.
Britanya Kolombiyası Eyalet Başkanı David Eby ise, “Açıkçası, diğer ülkelerin Kanada’nın aldığı önlemleri izlediğini düşünüyorum ve umuyoruz ki, ben umuyorum ki, onlar da bu örneği takip edecekler. Bir noktada, dünyanın geri kalanı ‘yeter artık’ diyecek,” dedi .
AB ve Birleşik Krallık temkinli
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komisyonu Başkanı Bernd Lange, Kanada ile dayanışmasını hemen dile getirdi.
Fakat Avrupa Komisyonu, AB liderleri ve Birleşik Krallık, kamuoyu önünde taraf tutmaktan kaçındılar.
Perde arkasında ise Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, pazartesi günü Carney ile görüştü.
Trump’ın gümrük vergisi tehditlerinin ardından AB’nin Kanada’nın yanında yer alıp almayacağı sorulduğunda, baş sözcü yardımcısı Arianna Podestà salı günü yaptığı açıklamada, “ABD ve Kanada, Avrupa Birliği için önemli ticaret ortaklarıdır ve elbette, hem transatlantik hem de küresel ticarette istikrar ve öngörülebilirliği korumayı amaçlayarak her ikisiyle de yakın işbirliği içinde çalışmaya devam ediyoruz,” dedi.
Birleşik Krallık’ın da Trump’a karşı ortak bir direnişe katılma olasılığı düşük görünüyor. İngiliz Ticaret Odaları’nın ticaret politikasından sorumlu başkanı William Bain, “Hem ABD hem de Kanada, Birleşik Krallık’ın en önemli ticaret ve yatırım ortakları arasında yer alıyor” diyerek, “bu ticaret anlaşmazlığının tırmanmasından kimsenin kazançlı çıkmayacağını” ekledi.
Trump’ın, Birleşik Krallık’ın Dijital Hizmetler Vergisi nedeniyle bu ülkeye yeni gümrük vergileri uygulama tehditleri, Başbakan Andy Burnham’ın hükümetini de, ABD’li teknoloji şirketlerinden topladığı gelirlerle ilgili olarak “ABD’nin endişelerini görüşmeye açık” olduğunu açıklamaya sevk etti.
Amerika
Brezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?

Brezilya’da ikinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.
Micaela Ovelar, São Paulo
Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Liberal Parti (PL) Senatörü Flávio Bolsonaro ile İşçi Partisi (PT) mensubu Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılacak ikinci turda karara bağlanacak. Tüm oy verme makinelerindeki oyların sayılmasıyla birlikte Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan ilk turu geçerli oyların yüzde 47,03’ünü alarak tamamladı ve yüzde 45,16 oy alan Lula’nın önüne geçti. Hiçbir aday seçimi ilk turda kazanmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, iki aday 25 Ekim’de ikinci turda karşı karşıya gelecek.
Bolsonaro 56 milyon 104 bin 503 oy alırken Lula 53 milyon 879 bin 538 oyda kaldı. İki aday arasındaki fark 2 milyon 224 bin 965 oy, yani yaklaşık 1,87 yüzde puan oldu. Böylece Bolsonaro, ikinci tura ilk turun birincisi olarak giriyor.
Seçimlerde yasama organı üyeleri ve eyalet valilerinin büyük bölümü de belirlendi. Brezilya’nın en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti São Paulo’da Vali Tarcísio de Freitas (Republicanos), ilk turda yeniden seçilmeyi başardı. Ülke genelinde 20 eyalette valilik seçimleri ikinci tura kalmadan sonuçlandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları
Önde gelen iki aday, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oyların toplam yüzde 92,19’unu aldı. Diğer adaylar ise oyların yüzde 7,81’ini paylaştı.
Avante partisinden Augusto Cury, yaklaşık yüzde 2,89 oyla (3 milyon 448 bin 569) üçüncü sırada yer aldı. Onu yüzde 2,24 (2 milyon 675 bin 887) oyla Missão partisinden Renan Santos ve yüzde 2,18 (2 milyon 605 bin 148) oyla Sosyal Demokrat Parti’den (PSD) Ronaldo Caiado izledi. Novo partisinden Romeu Zema ise yüzde 0,27 (326 bin 488) oy aldı. Bu adayların hiçbiri ikinci tura kalamadı.
Cury ve Santos daha sonra ikinci tura kalan iki adaydan hiçbirini desteklemeyeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, destekçilerinin 25 Ekim’de nasıl oy kullanacağını belirlemiyor. Elenen adaylara verilen oyların otomatik olarak Bolsonaro’ya veya Lula’ya aktarılacağı varsayılamaz.
Kesinleşen oy sayımı, seçim öncesindeki son anketlerden de farklı bir tablo ortaya koydu. Söz konusu anketlerde Lula yüzde 45, Bolsonaro ise yüzde 42 oyla gösteriliyordu. Seçim sonuçlarında ise Bolsonaro küçük bir farkla öne geçti.
Oyların coğrafi dağılımı, Lula’nın ülkenin kuzeydoğusunda önde olduğunu, Bolsonaro’nun ise güneydeki üç eyalette, Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul’da üstünlük sağladığını gösterdi. Ülke genelinde Bolsonaro 14 eyalette ve Federal Bölge’de, Lula ise 12 eyalette ilk sırada yer aldı. Ancak bu sonuçlar, eyaletlerdeki zaferlere ayrı ayrı seçici kurul oyları kazandırmıyor; bütün oylar ülke çapındaki tek bir cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.
Seçim sistemi nasıl işliyor?
Brezilya’da cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı, iki turlu seçim sistemiyle ortak bir aday listesi üzerinden seçiliyor. Bir aday listesinin ilk turda kazanabilmesi için geçerli oyların yarısından fazlasını alması gerekiyor. Boş ve geçersiz oylar bu hesaplamaya dahil edilmiyor. Hiçbir aday bu eşiği aşamazsa en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor.
4 Ekim’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığının yanı sıra eyalet valilikleri, Temsilciler Meclisi, Senato ve eyalet ya da Federal Bölge yasama organları için de oy kullanıldı. Temsilciler Meclisi’nin 513 sandalyesinin tamamı ve 81 sandalyeli Senato’nun 54 sandalyesi için seçim yapıldı. Senato üyelerinin üçte ikisinin yenilendiği seçimlerde, her eyalette ve Federal Bölge’de seçmenler iki farklı senatör adayı için oy kullandı.
Brezilya topraklarında oy verme işlemi Brasília saatiyle 17.00’de sona erdi. Bunun ardından seçim yetkilileri oy sayım sonuçlarını yayımladı. Portekizce kısaltması TSE olan Yüksek Seçim Mahkemesi, sonuçları resmî seçim sonuçları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kamuoyuyla paylaşıyor.
25 Ekim’de yapılacak ikinci turda cumhurbaşkanlığının yanı sıra ikinci tur gerektiren eyalet valiliği seçimleri de sonuçlanacak. Yasama organı seçimleri ise ilk turdaki oylarla belirleniyor ve ikinci tura taşınmıyor.
Seçime katılım ve sandığa gitmeyenler
Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 125,3 milyon kişi oy kullandı. Bu sayı, yüzde 78,92’lik bir katılım oranına karşılık geliyor. Yaklaşık 33,5 milyon kayıtlı seçmen sandığa gitmedi ve seçime katılmama oranı yüzde 21,08 olarak gerçekleşti.
Oy sayımında ayrıca yaklaşık 2,3 milyon boş oy ve 3,67 milyon geçersiz oy kaydedildi. Bu iki kategori birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 4,77’sini oluşturdu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 119,3 milyon geçerli oy kullanılmış oldu. Bolsonaro’nun yüzde 47,03’lük ve Lula’nın yüzde 45,16’lık oy oranları, kullanılan bütün oylar ya da kayıtlı seçmenlerin tamamı üzerinden değil, bu geçerli oy toplamı üzerinden hesaplanıyor.
Sandığa gitmemek, boş veya geçersiz oy kullanmaktan farklıdır. Sandığa gitmeyen seçmen oy kullanmamıştır. Boş veya geçersiz oy veren seçmen ise seçime katılmış, ancak herhangi bir aday lehine geçerli bir tercih yapmamıştır. Bu iki gruptaki seçmenlerin de otomatik olarak kararsız seçmen şeklinde tanımlanmaması gerekir.
4 Ekim’de oy kullanmayan seçmenler, ikinci turda yeniden sandığa gitme fırsatına sahip olacak. Ancak ilk tur sonuçları, bu seçmenlerden kaçının ikinci turda oy kullanacağını veya hangi adayı tercih edeceğini ortaya koymuyor.
São Paulo ve eyaletlerdeki sonuçlar
São Paulo, seçime yaklaşık 34,1 milyon kayıtlı seçmenle girdi. Bu sayı, Brezilya’daki toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21,5’ine karşılık geliyor. Ülkenin en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti olan São Paulo, Rio de Janeiro, Minas Gerais ve Espírito Santo ile birlikte Güneydoğu bölgesini oluşturuyor. Ulusal seçmen kitlesi içindeki ağırlığı, São Paulo’yu cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde özellikle önemli hale getiriyor.
Eyaletteki valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Republicanos partisinden Tarcísio de Freitas, geçerli oyların yaklaşık yüzde 63’ünü (14 milyon 491 bin 874) alarak yeniden vali seçildi. De Freitas, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad’ı (8 milyon 423 bin 656 oy) geride bıraktı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 26 yüzde puan oldu.
Brezilya genelinde 4 Ekim’de 20 eyalette valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Bu, 1994’ten bu yana yapılan seçimlerde ilk turda sonuçlanan en yüksek valilik seçimi sayısı oldu. Böylece 2022’de ilk turda sonuçlanan 15 valilik seçimi ve daha önce 2010’da kaydedilen 18 seçimlik rekor geride bırakıldı.
İlk turda kazanan diğer adaylar arasında Minas Gerais’te Cleitinho Azevedo, Paraná’da Sérgio Moro ve Rio Grande do Sul’da Luciano Zucco yer aldı. İşçi Partili mevcut valiler Jerônimo Rodrigues, Elmano de Freitas ve Rafael Fonteles de sırasıyla Bahia, Ceará ve Piauí eyaletlerinde yeniden seçilmeyi başardı.
Altı bölgede valilik seçiminin ikinci tura kaldığı kesinleşti: Acre, Amazonas, Espírito Santo, Rio Grande do Norte, Tocantins ve Federal Bölge.
Rio de Janeiro’daki durum
Rio de Janeiro’da Douglas Ruas yüzde 49,27, Eduardo Paes ise yüzde 42,76 oy aldı. Anthony Garotinho’nun, adaylığının reddedilmesine ilişkin itirazını geri çekmesi, geçerli oy hesabına hangi oyların dahil edileceğini değiştirebilir. Bu durum Ruas’ın oy oranını ilk turda kazanmak için gereken eşiğin üzerine çıkarabilir.
Rio de Janeiro’daki seçim henüz kesinleşmiş değil. Çünkü seçim makamlarının vereceği bir karar, toplam geçerli oy sayısını etkileyebilir. Seçim yetkililerinin resmî işlem yapması gerektiğinden, yarışın ilk turda sonuçlandığı henüz söylenemiyor.
Bununla birlikte, seçim yargısının, Bolsonaro’nun partisi PL’nin de adayı olan Douglas Ruas’ın ilk turda kazandığını ilan etmesi oldukça muhtemel görünüyor.
Yurt dışındaki Brezilyalı seçmenler
TSE verilerine göre, yurt dışında kayıtlı Brezilyalı seçmenler de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. 186 şehirde yaklaşık 341 bin 800 kişi oy kullandı. Yurt dışında oy kullanma hakkına sahip seçmen sayısı ise yaklaşık 916 bin 500’dü.
Ülke genelindeki sonucun aksine, yurt dışındaki oy sayımında Lula öne çıktı. Lula 157 bin 387 oyla yurt dışında kullanılan geçerli oyların yüzde 47,57’sini alırken Bolsonaro yaklaşık 143 bin 900 oyla yüzde 43,49’da kaldı. Lula 64 ülkede, Bolsonaro ise 37 ülkede birinci sırada yer aldı.
Oyların dağılımı ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Bolsonaro, ABD’de yüzde 61,10, Japonya’da ise yüzde 71,76 oy aldı. Lula ise Portekiz’de yüzde 52,45, Arjantin’de yüzde 64,44, Kanada’da yüzde 57,75 ve Almanya’da yüzde 71,93 oyla öne geçti.
Yurt dışında kullanılan oylar ayrı bir seçim olarak değerlendirilmek yerine, ülke genelindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.
Brezilya, ilk turda Bolsonaro’nun önde tamamladığı seçimlerin ardından 25 Ekim’de yapılacak ikinci tura hazırlanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağı henüz belli değil. İkinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.
Amerika
Trump İran füzesi üzerinden Los Angeles ve San Diego sözlerini yineledi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu hedef alabileceğine ilişkin ifadelerini Teksas’taki mitinginde yineleyerek böyle bir senaryoya izin vermeyeceklerini savundu. Eyalet yöneticileri Trump’ın görevden alınması için anayasal süreç çağrısı yaparken Beyaz Saray açıklamaların arkasında durdu.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceği yönündeki sözlerini Teksas’taki seçim mitinginde yineledi. Trump, böylesi bir senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceklerini savundu.
San Antonio kentindeki mitingde konuşan Trump, “Travma mı görmek istiyorsunuz? Sorun mu görmek istiyorsunuz? Geçen gün de söyledim, bırakın gelirken San Diego’ya ya da Los Angeles’a bir füze atsınlar. Bir korku filmi mi görmek istiyorsunuz? Bırakın San Diego’yu vursunlar. Bırakın Los Angeles’ı vursunlar” dedi.
Trump sözlerini, “Kötü şeylerin yaşandığını mı görmek istiyorsunuz? Bir ülkenin serbest düşüşe geçtiğini mi görmek istiyorsunuz? Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye sürdürdü.
Kaliforniyalı yöneticilerden sert tepki geldi
Trump, pazartesi günü Nebraska’daki seçim etkinliğinde İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu “yok edebileceğini” öne sürmüş, bu açıklamalar Kaliforniya eyaletindeki yöneticilerin tepkisini çekmişti.
Demokrat Partili Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, The Hill’e yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu ileri sürerek ABD Anayasası’nın 25. Ek Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.
Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass sözleri “tehlikeli ve güvenliğimizi tehlikeye atabilecek nitelikte” diye nitelerken, San Diego Belediye Başkanı Todd Gloria kentin “ikincil hasar olmadığını” belirtti.
Beyaz Saray eleştirileri reddetti
Beyaz Saray yönetimi ise açıklamalara yönelik tepkilere karşı çıktı. Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X hesabından yaptığı paylaşımda medyadaki tepkilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Cheung, “Başkan Trump nükleer silaha sahip bir İran durdurulmasaydı ABD kentlerinin tehdit altında kalacağını açıkça ifade etti. Başkan sayesinde Amerika daha güvenli bir yer. İran’ın nükleer gücü, donanması, hava kuvvetleri ve parası yok” değerlendirmesinde bulundu.
Amerika
Trump’ın sözleri California’yı ayağa kaldırdı: “Kentler feda edilemez”

Donald Trump’ın miting konuşmasında İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceğini ima etmesi, California Valisi Gavin Newsom’ın ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’ni gündeme getirmesine yol açtı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir ara seçim mitinginde İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef almasına izin verebileceğini ima etmesi, California’daki Demokrat siyasetçilerin ve en az bir Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi adayının sert tepkisine yol açtı.
California Valisi Demokrat Gavin Newsom, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu savunarak ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.
Newsom, yaptığı yazılı açıklamada “25. Madde’nin vakti geldi!” ifadesini kullandı.
Vali Newsom, salı günkü çağrısından önce pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da Trump’ı “dengesiz ve tehlikeli” olarak nitelemişti.
2028 başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin güçlü aday adayları arasında gösterilen Newsom’a Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle tepki gösterdi. Ingle, “Gavin Newscum Amerika’nın en kötü ve muhtemelen en aptal valisidir” dedi.
California’daki yerel yöneticiler ve adaylar tepkili
Trump’ın sözlerine eyalet genelinde farklı kademelerden tepkiler geldi. Los Angeles Belediye Başkanı Demokrat Karen Bass, açıklamaların tehlikeli olduğunu ve kent sakinlerinin güvenliğini zedeleyebileceğini dile getirdi.
San Diego Belediye Başkanı Demokrat Todd Gloria ise yayımladığı mesajda Trump’a seslenerek “Kentimizi pervasız savaş söylemlerinizin dışında tutun” dedi.
San Diego bölgesinden Temsilciler Meclisi üyeliği için yarışan Cumhuriyetçi aday Jim Desmond da partisinin liderine açıkça karşı çıktı.
Desmond, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, hiçbir Amerikan kentinin gözden çıkarılamayacağını ve hiçbir ailenin ikincil hasar muamelesi göremeyeceğini belirterek başkana kesin bir dille katılmadığını vurguladı.
Cumhuriyetçi stratejistler ara seçim riskine işaret ediyor
Başkanın sözleri, Cumhuriyetçilerin kendi tabanını sandığa taşımakta zorlandığı bir süreçte Demokrat seçmeni hareketlendirme riski yaratıyor.
Californialı Cumhuriyetçi stratejist Matthew Klink, “Başkanın sözleri Nebraska’da alkış alabilir ancak California’da seçmenlerin Trump’tan neden nefret ettiğini bir kez daha gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.
Eyaletteki 48. Seçim Bölgesi’nde yarışan Jim Desmond’ın durumu da tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Kıdemli Cumhuriyetçi stratejist Rob Stutzman, zorlu yarışlara giren parti adaylarının başkanla aralarına yeniden mesafe koymak zorunda kalacağını söyledi.
Başka bir Cumhuriyetçi stratejist ise Desmond’ın bu açıklamayla, Demokratların “Trump’ın noter tasdik memuru olacağı” yönündeki suçlamalarını boşa düşürebileceğini savundu.
Trump’ın eski kampanya danışmanlarından biri de sözlerin şaka yollu söylendiğini ancak seçime bir ay kala dikkat dağıtıcı bir etki yarattığını kaydetti.
Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, sosyal medyada yaptığı açıklamada basında çıkan haberlerin gerçekleri yansıtmadığını savundu.
Cheung, Trump’ın nükleer bir İran durdurulmasaydı ABD şehirlerinin tehdit altında kalacağını kastettiğini belirterek, başkanın politikaları sayesinde ülkenin daha güvenli hale geldiğini ifade etti.
Demokrat stratejistler ise California liderlerinin tutumunu destekliyor. Stratejist Joel Payne, Trump’ın kendi vatandaşlarına zarar gelmesini dile getirmesini kabul edilemez olarak nitelerken, Newsom’ın eski danışmanı Garry South da Los Angeles’ın İran dışındaki en büyük İranlı göçmen nüfusuna ev sahipliği yaptığını hatırlattı.
Trump’ın Nebraska mitingine giderken South Carolina Demokrat Senato adayı Annie Andrews hakkında transfobik bir ifade kullanması da seçim sürecindeki gerilimleri tırmandıran bir diğer başlık oldu.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş7 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Avrupa2 hafta önce“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”









