Ortadoğu
Körfez ülkeleri ABD-İran anlaşmasından endişeli

Körfez bölgesindeki Amerikan müttefikleri, ABD ile İran arasındaki olası bir barış anlaşmasının “felaketle sonuçlanmasından” korkuyor.
CNN’de yer alan habere göre, Körfez ülkelerinin bölgesel bir çatışmayı önleme çabalarına rağmen ABD, İsrail ile birlikte İran’a karşı bir savaş başlattı.
Bu da Körfez genelinde şiddetli misilleme saldırılarını tetiklerken bölge hükümetlerini, Amerikan korumasının gerçekte ne anlama geldiği sorusuyla bir kez daha yüzleşmeye zorladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu hafta bölgeye gitti. CNN’in aktardığına göre görevi, Körfez ülkelerini Washington’un güvenlik taahhütlerinin hâlâ geçerli olduğuna ikna etmek gibi hiç de kolay olmayan bir görevdi.
Fakat Körfez’deki pek çok kişi için asıl soru artık Washington’un güvenliklerine bağlı kalıp kalmayacağı değil, İran ile ortaya çıkan anlaşmanın kendilerini savaştan önceki durumlarına kıyasla daha iyi mi yoksa daha kötü bir duruma mı sokacağı.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) kıdemli araştırmacısı Hasan Alhasan, anlaşmayı ABD’nin bölgeden daha geniş çaplı bir geri çekilmesinin parçası olarak değerlendiriyor.
Alhasan şöyle konuşuyor:
“Arap Körfez devletlerinin bakış açısına göre İran savaşı, bölgesel güvenlik düzeni için felaket niteliğinde bir dönüm noktası . ABD’nin Körfez’den çekilmesi ve İran’a akan mali ve iktisadi kaynaklar, Tahran’ı daha da cesaretlendirecek. Bununla birlikte, Arap Körfez ülkeleri İran-ABD ateşkes anlaşmasını kolaylaştırmış ve desteklemiştir. Onlar için kötü bir anlaşma bile savaştan daha iyi.”
Rubio’nun turu, savaş sırasında İran saldırılarının en ağır yükünü omuzlayan ve Washington ile Tahran arasında ortaya çıkan gerginliğin azalmasına en şüpheci yaklaşan üç Körfez ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt’i kapsıyor.
Çarşamba günü Kuveyt’te yaptığı konuşmada, ABD’nin İran ile müzakerelerde Körfez müttefiklerini “zayıflatmayacağını” ve bölgeye verilen güvenlik garantileriyle ilgili “herhangi bir şüphe hissetmediğini” vurguladı.
Rubo şöyle konuştu:
“Bu müzakerelerle ilgili alınan her karar hakkında onlarla konuşmaya başlamak ve onları bu görüşmelere dahil etmek istediğimizi yinelemek istiyoruz. Müttefiklerimizin, bölgedeki uzun süredir birlikte olduğumuz müttefiklerimizin güvenliğini zedeleyecek hiçbir şey yapmayacağız.”
Körfez ülkeleri, Obama yönetimi döneminde imzalanan 2015 İran nükleer anlaşmasına karşı çıkmış ve anlaşmanın endişelerini gidermediği gerekçesiyle Trump’ın 2018’de anlaşmayı feshetmesini alkışlamıştı.
Ortaya çıkan ABD-İran anlaşması, Körfez başkentlerinde daha da büyük bir tedirginlik yaratacak gibi görünüyor; bunun nedeni sadece bu endişelerin çoğunun çözümsüz kalması değil, aynı zamanda Alhasan’ın “ABD’ye karşı büyük bir güven kaybı” olarak tanımladığı bir ortamda ortaya çıkması.
Körfez’den üst düzey bir diplomat CNN’e yaptığı açıklamada, çatışmanın “İran’ın Körfez ülkelerini hedef almak için iyi geliştirilmiş bir planı olduğunu” gösterdiğini söyledi.
Anlaşma, Tahran’a Umman ile birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki ticari trafiği denetleme konusunda resmi bir rol tanıyor.
Bu, Körfez ülkelerinin deniz ticaretinin büyük bir kısmının (en önemlisi de enerji ihracatlarının) İran’ın denetimi altında gerçekleştirilebileceği anlamına geliyor.
Anlaşma ayrıca İran’ın füze programını ve vekil militan gruplardan oluşan ağını da ele almıyor.
Bu endişeler, birçok Körfez ülkesinin Tahran’ın nükleer faaliyetlerinden daha acil olarak değerlendirdiği konular.
Rubio çarşamba günü Kuveyt’te yaptığı açıklamada, İran’ın füze programı konusunda ABD’nin “Körfez’deki ortaklarımızla tamamen aynı çizgide” olacağını söyledi.
Ne var ki Trump geçen hafta bu konuyu ciddiye almıyormuş gibi göründü ve Suudi Arabistan’ın füzeleri varsa İran’ın da füzeleri olmasının adil olduğunu söyledi.
Anlaşma, İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu içerdiği için Körfez ülkelerinin desteğini de gerektiriyor.
Trump, bu girişime Körfez ülkelerinden finansman sağlanacağına söz verdi fakat Körfez ülkelerinin de aynı şeyi yaptığına dair pek bir kanıt yok.
Suudi Arabistan, teklifle ilgili “hiçbir ayrıntıya” sahip olmadığını belirtirken, Katar ise resmi olarak imzalamaksızın ilgi gösterdi.
Salı günü Rubio, gezisi sırasında müttefiklerden 300 milyar dolarlık fon için mali yardım talep etmeyeceğini belirterek, bunun “çok uzak bir ihtimal” olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, şimdilik başlıca güvenlik ortağı olarak ABD’ye alternatiflerinin çok az olduğunu kabul ediyor.
ABD’nin güvenlik rolünün zayıfladığı algısı olsa da, bölgedeki tek tek ülkelerle olan iktisadi ortaklığı sağlam kalmaya devam ediyor. Hatta BAE gibi ülkeler ABD ile ilişkilerini daha da geliştirmeye söz veriyor.
Anlaşma imzalanmadan önce CNN’e konuşan üst düzey bir Körfez diplomatı, savaştan sonra Körfez ülkelerinin Trump yönetimi ile ilişkilerinin nasıl gelişeceğinin belirsiz olduğunu söylemişti.
Bnau, Körfez’in güvenliği tehdit altına girdiğinde Washington’u müdahaleye mecbur kılacak daha resmi bir güvenlik düzenlemesine dönüşüp dönüşmeyeceği de dahil.
Buna rağmen, diplomata göre bazı Körfez ülkeleri şimdiden askeri satın alımlarını çeşitlendirmeye çalışıyor; özellikle de alternatif bir silah tedarikçisi olarak Türkiye’ye yöneliyorlar.
Savaş, Körfez liderlerini İran’la uzun vadeli bir uzlaşma konusunda daha ciddi düşünmeye de zorladı.
Şu anda hiçbir bölgesel güç, Körfez’in güvenlik garantörü olarak ABD’nin yerini alabilecek durumda olmasa da, yetkililer Washington’un bölgesel güvenlik mimarisinde çok daha küçük bir rol oynadığı bir geleceği giderek daha fazla değerlendiriyorlar.
Olası bir çerçeve, İran ile bölgesel bir saldırmazlık paktı olabilir.
İran’ın böyle bir anlaşmaya girmeye nasıl ikna edilebileceği ise ayrı bir mesele.
ABD’nin güvenlik garantilerine duyulan güven azalırken, Körfez ülkelerinin ticaret, yatırım ve ekonomik işbirliği dışında Tahran’ı etkileyebilecek çok az aracı bulunuyor.
Analistler, diplomasinin tek başına Körfez ülkelerinin aradığı güvenlik garantilerini sağlamasının pek olası olmadığı konusunda uyarıyor.
Alhasan, “güvenilir bir Arap Körfezi caydırıcılık kapasitesinin yokluğunda” İran’ın bir saldırmazlık paktına uyacağından şüphe duyuyor ve Körfez devletlerinin öncelikle “İran’ı teşvik edecek doğru stratejik koşulları” yaratması gerektiğini savunuyor:
“Bir saldırmazlık paktının İran’ın stratejik hesaplamalarını değiştirmesi olası değildir. Bunun için Arap Körfez devletleri, öncelikle güvenilir caydırıcılık, güçlendirilmiş ve entegre savunma ile sağlam dayanıklılık önlemleri yoluyla İran ile arasındaki stratejik dengesizliği gidermeli.”
Devlete bağlı medyadaki Körfez yorumcuları da, bir zamanlar söylemin büyük bir kısmını domine eden çatışmacı retoriğin ötesine geçerek, İran’ın bölgedeki rolüne dair giderek daha derin sorularla boğuşuyor.
Bu hafta Suudi Arabistan’ın Şark’ül Evsat gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısı, İran’ın içinde bulunduğu koşulların onu bölgede çatışmacı bir tutum almaya zorlamış olabileceğini öne sürdü ve bunun diplomasi yoluyla yumuşatılıp yumuşatılmayacağını sordu.
Savaştan önce bile, önde gelen Suudi yorumcu Abdulrahman Alrashed bir makalesinde, zayıf ve izole bir İran’ın Körfez için iyi olacağı fikrini reddetmişti.
Ona göre amaç, İslam Cumhuriyeti’ni kalıcı olarak zayıflatmak değil, davranışını değiştirmek ve onu daha istikrarlı bir bölgesel düzene entegre etmek.
Körfez ülkeleri İran ile ilişkilerini yeniden gözden geçiriyorsa, bunun bir nedeni de Washington ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor olmaları.
Eurasia Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Firas Maksad, “Körfez ülkelerinde, Amerika’nın güvenilir bir stratejik müttefik olduğu fikri artık büyük ölçüde sorgulanıyor,” dedi ve savaşın, Körfez ülkelerinin ABD’nin güvenlik garantilerine olan güvenini giderek sarsan yıllarca süren hayal kırıklıklarının doruk noktası olduğunu savundu:
“Körfez ülkeleri… ABD’ye tam olarak güvenmedikleri için İran’la bir uzlaşmaya varmak zorundalar. Uzun vadede bu sadece gerginliğin azaltılması değil, aynı zamanda caydırıcılık da anlamına geliyor. Kendi askeri kapasitelerini güçlendirmeleri gerekiyor.”
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa7 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa6 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa7 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya6 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









