Bizi Takip Edin

Diplomasi

Küresel ekonomide ‘savaş enflasyonu’ dönemi

Yayınlanma

İran’daki savaşın küresel enerji arzında yarattığı bir ayı aşkın kesinti, akaryakıt fiyatlarının ötesinde gıdadan teknolojiye kadar geniş bir yelpazede “savaş enflasyonu” riskini beraberinde getiriyor. İki haftalık geçici ateşkese rağmen uzmanlar, Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kırılganlığın ve artan maliyetlerin küresel ekonomiyi resesyon eşiğine getirebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

İran’daki savaşın askeri boyutu şu an için duraklamış görünse de, fiyatlar üzerindeki etkileri varlığını korumaya devam ediyor. Küresel petrol arzında bir ayı aşkın süredir yaşanan aksaklıkların etkilerinin ekonomi genelinde dalgalanmaya devam edeceği öngörülüyor.

NerdWallet tarafından aktarılan verilere göre, Şubat ayından bu yana yüzde 40’tan fazla artış gösteren akaryakıt fiyatlarının yakın zamanda düşmesi beklenmiyor. Bu süreçte uçak bileti fiyatlarında da artış kaydedildi. Gıda, giyim ve elektronik gibi birbirinden farklı alanlarda yeni fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi muhtemel görülüyor. Bu durumun, halihazırda süregelen kalıcı enflasyonun üzerine ekleneceği belirtiliyor.

Sürecin gelişimine bakıldığında, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılarını başlatmasının ardından İran, dünya petrol arzı ve diğer temel malzemeler için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Saldırılardan önce varili yaklaşık 80 dolar seviyesinde işlem gören küresel petrol göstergesi Brent petrol, savaşın devam etmesiyle birlikte varil başına 100 doların üzerine çıktı.

Beyaz Saray, savaşın hedefleri ve ne kadar süreceği konusundaki mesajlarında tutarsız bir tutum sergilerken, savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda İran ile karşılıklı söylemlerde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü için bir ateşkes anlaşması mühleti belirlemesi ve bir anlaşma çıkmaması durumunda İran altyapısına saldırarak bütün bir “medeniyeti” yok etme tehdidinde bulunmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Trump’ın belirlediği sürenin dolmasına iki saatten az bir süre kala, salı gecesi iki ülke arasında uzun vadeli bir anlaşma için müzakerelerin devam etmesine olanak tanıyacak iki haftalık bir ateşkes sağlandı. İran, bu duraklama süresince Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı kabul etti. Ancak ateşkesin istikrarsız bir başlangıç yaptığı gözleniyor. Çarşamba günü İran, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine ABD’yi anlaşma şartlarını ihlal etmekle suçladı.

Salı gecesi duyurulan ateşkes açıklamasının ardından petrol fiyatları hızla düşerek varil başına 95 dolar seviyelerine geriledi ve ABD borsaları yükselişe geçti.

Buna karşın, sağlanan yumuşamanın geçici olabileceği ve savaşın şimdiye kadarki ekonomik etkilerinin halihazırda ilerlemeye devam ettiği ifade ediliyor. Yüksek petrol fiyatlarının küresel ekonominin geneline yayıldığı, çünkü dünya taşımacılığı, imalat ve gıda üretiminin büyük ölçüde petrokimyasallara ve doğal gaza bağımlı olduğu vurgulanıyor. Sonuç olarak, artan enerji maliyetlerinin gıda, ticari mallar ve günlük ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını yukarı çekerek, yıllardır süren enflasyon nedeniyle zaten daralmış olan hanehalkı bütçelerini daha da zorlayacağı öngörülüyor.

Savaşın ekonomik etkisi, savaş başlamadan önce yürürlükte olan gümrük tarifelerinin yarattığı dalgalanma etkisiyle daha da katlanıyor. Yale Bütçe Laboratuvarı, ilk saldırılardan birkaç gün sonra, 2 Mart’ta gümrük tarifelerinin tüketici fiyatları üzerindeki etkilerine ilişkin güncellenmiş değerlendirmesini yayımladı. Raporda, ithal tüketim mallarının maliyetlerinin tüketicilere yansımasının elektronik ve giyim gibi “temel mallar” için yaklaşık yüzde 40 ile yüzde 76, motorlu taşıtlar ve ev aletleri gibi “dayanıklı mallar” için ise yüzde 47 ile yüzde 106 arasında değiştiği tespit edildi.

Tüketici fiyat endeksine göre ABD’deki mevcut enflasyon oranı yüzde 2,4 seviyesinde bulunurken, Mart ayını kapsayan güncellemenin 10 Nisan’da yapılması bekleniyor. Enflasyonun, Haziran 2022’de gördüğü son 40 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 9’a kıyasla son bir yıldır yüzde 2,3 ile yüzde 3 arasında kaldığı hatırlatılıyor.

Wells Fargo analistleri 23 Mart tarihli bir raporda, erken verilerden aşırı sonuçlar çıkarılmaması konusunda uyarıda bulundu. Notta, geçen Nisan ayı başında başkanın önerdiği gümrük tarifelerinin bazılarına ekonomik resesyonun garantisi gibi göründüğü ancak bunun gerçekleşmediği hatırlatıldı. Analistler, ham petrol fiyatlarındaki artışın muhtemelen küresel tüketici fiyat enflasyonuna yol açacağını ancak siyasi ve ekonomik kısıtlamaların savaşın süresini muhtemelen kısaltacağını belirtti. Notta, Basra Körfezi enerji altyapısında kapsamlı yapısal hasar oluşması riskinin sürdüğü, ancak her iki tarafın da bölgenin neredeyse tüm gelirini sağlayan kaynakları yok etmemeyi tercih edeceğine inanıldığı ifade edildi.

Bu sırada Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), İran’daki savaşın küresel ekonominin direncini test edeceğini belirtti. OECD’nin 26 Mart tarihli raporu, petrol piyasasındaki aksamalar nedeniyle artan enerji fiyatlarını yansıtacak şekilde, ABD’deki enflasyonun 2026 yılında ortalama yüzde 4,2 olacağını öngörüyor. Raporda, Ortadoğu’da uzayacak savaşın daha da sert bir fiyat şokuna yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Resesyon riski büyüyor

Yatırım bankacılığı firması Macquarie Group’a göre, ateşkesin kalıcı olmaması ve savaşın Haziran ayına kadar sürmesi durumunda, petrolün varil başına 200 dolara ulaşma ihtimali yüzde 40 olarak değerlendiriliyor. Bu büyüklükteki bir artışın tüketici fiyatlarını daha da yükseltebileceği, piyasaları sarsabileceği ve zaten kırılgan olan ekonomiyi uçuruma sürükleyebileceği kaydediliyor.

Michigan Üniversitesi’nden ekonomist ve ABD öngörü uzmanı Daniil Manaenkov, petrol fiyatlarının bir veya iki ay boyunca varil başına 150 ile 200 dolar seviyesinde kalmasının ekonomiyi resesyona sokmasının kuvvetle muhtemel olduğunu dile getirdi.

Söz konusu kırılma noktasının beklenenden daha hızlı gelebileceği belirtiliyor. Tüketicilerin, yüksek fiyatlar veya iş güvenliği konusunda endişe duyduklarında harcama alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde oldukları vurgulanıyor. Manaenkov, tüketicilerin daha az dışarı çıktığını, daha ucuz market markalı ürünleri tercih etmeye yöneldiğini ve daha az seyahat ettiğini ifade etti. Harcamalardaki düşüşün büyümeyi yavaşlatabileceği ve ekonomiyi resesyona yaklaştırabileceği aktarılıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da 30 Mart tarihli bir blog yazısında benzer endişeleri dile getirerek, uzayan savaşan fiyatları artırabileceği ve dünya genelinde ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulundu. IMF analistleri; savaşın süresinin, Ortadoğu geneline yayılmasının ve bunun sonucunda altyapı ile tedarik zincirlerinde meydana gelecek hasarın, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda ekonomik yıkımın boyutunu belirleyeceğini kaydetti.

Fiyat artışı beklenen temel ürün ve hizmetler

Manaenkov, artan enerji fiyatlarının tüketicilerin ödediği diğer her şeye yansımasının altı ile 12 ay sürebileceğini belirtti. Akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasına rağmen, genel maliyet artışlarının asıl itici gücünün dizel yakıt olduğu vurgulanıyor. Yük taşımacılığının çoğunun dizel ile yapılması nedeniyle, dizel fiyatları yükseldiğinde ve yüksek kaldığında, hemen hemen her şeyin bunu takip edeceği ifade ediliyor.

Manaenkov, sürecin işleyişine dair, “Zaman çizelgesi tipik olarak önce enerji tepkisi almanız, ardından bunun nakliye maliyetlerine, sonra tüketici ürünlerine yansıması ve en sonunda hizmet sektöründe görülmesi şeklindedir. Hizmet sektörüne yansıma, enerji fiyatlarında görülenden daha zayıf olsa da yine de oldukça anlamlı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’daki savaş sonucunda fiyatlarının artması muhtemel alanlar şunlar:

1. Nakliyesi dizel gerektiren her şey: Dizel yakıt; kamyonları, yük araçlarını, inşaat ekipmanlarını, tarım makinelerini ve deniz taşıtlarını çalıştırıyor. Bu araçları çalıştırmanın maliyeti arttığında, her türlü üretim malzemesi ve bitmiş ürünün fiyatına ek maliyet binmektedir. Akaryakıt fiyatlarını takip eden AAA verilerine göre, dizel fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yaklaşık yüzde 50 artarak çarşamba günü galon başına 5,67 dolara ulaştı.

2. Hava yolu seyahati: Hava yolu şirketleri jet yakıtı ile çalışıyor ve maliyetler şimdiden keskin bir şekilde yükseldi. Buna karşılık hava yolları bilet fiyatlarını artırmaya başlamıştır. Bazı şirketlerin yakıt maliyetinden tasarruf etmek için uçuşları iptal etmeyi planladığı, daha az uçuş seçeneği ile kalan uçuşlardaki koltuklar için rekabetin artacağı ve bunun seyahat fiyatlarını daha da yukarı çekeceği belirtiliyor.

3. Gıda: Gıda üretiminde yüksek fiyatlardan aynı anda etkilenen birden fazla baskı noktası bulunuyor. Tarım makinelerini ve teslimat kamyonlarını çalıştırmak için gereken dizelin yanı sıra, en büyük sorunun gübreler olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda sıvılaştırılmış doğal gaz gerektiren azotlu gübreler ile üre, amonyak ve kükürtten yapılan fosfatlı gübreler; buğday, mısır, pirinç ve meyve gibi temel gıdaların üretimi için kritik önem taşıyor. Deniz yoluyla taşınan gübrenin yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çiftçilerin şu anda uygun fiyatlı gübreye ulaşamaması durumunda bahar ekim döneminde yeterli ekim yapamayacakları ve bu durumun nihayetinde daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağı ifade ediliyor.

4. Plastik ve ambalaj: Plastik üretimi petrol ve doğal gaz gerekiyor. Ortadoğu’nun polietilen ihracatının yaklaşık yüzde 85’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmesi nedeniyle plastik gerektiren ham maddelerin fiyatlarının artacağı öngörülüyor. Bu durum; su şişeleri, kredi kartları, mobilyalar, ev eşyaları, gıda kapları, araba parçaları ve plastik ile mühürlenmiş veya sarılmış her şeyi kapsıyor.

5. Sentetik giyim: Günümüzde çoğu giysi; polyester, naylon, spandeks ve polar dahil olmak üzere petrokimyasallardan üretiliyor. Hazır giyim endüstrisinin, özellikle de hızlı moda üreticilerinin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tedarik zincirleri aracılığıyla temin edilen sentetik liflere bağımlı olduğu belirtiliyor. Ham madde maliyetlerinin artmasıyla kumaş maliyetlerinin de yükseleceği ve bunun giysi fiyatlarına yansıyacağı aktarılıyor.

6. Teknoloji ve elektronik: Teknoloji ve elektronik ürünleri endüstrisi çift yönlü aksamalardan etkileniyor. Hürmüz Boğazı, lityum iyon pillerin üretimi için hayati önem taşıyan grafit ham maddeleri için kritik bir nakliye rotasıyken; helyum gazı yarı iletkenler, fiber optikler, elektronik ve tıbbi cihazlar için gerekli. Tedarik aksaklığının akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri ve MRI makineleri gibi teşhis amaçlı tıbbi cihazların fiyatlarını artırabileceği ifade ediliyor.

7. Alüminyumdan yapılan her şey: Körfez ülkeleri dünya alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’unu sağlıyor. Bu ülkeler aynı zamanda ABD’nin işlenmemiş alüminyum ithalatının yüzde 21’ini ve işlenmiş alüminyum ithalatının yüzde 13’ini karşılıyor. Alüminyumun bina inşaatı, araçlar, uçaklar, elektrik enerjisi iletimi ve beyaz eşyalar için temel bir madde olduğu hatırlatılarak, ihracattaki gecikmelerin inşaat ürünleri, sanayi ekipmanları, uçak ve otomobil fiyatlarını yükseltebileceği kaydediliyor.

8. Otomobiller: Plastik ve alüminyum fiyatlarındaki artışlar ile diğer tedarik zinciri aksaklıklarının araç maliyetlerini de yukarı çekmesi muhtemel görülüyor. Manaenkov, Güney Kore veya Japonya’daki üretim aksaklıklarının ABD’deki üretimde de sorunlara yol açabileceğini, bunun araç kıtlığına katkıda bulunarak yeni ve ikinci el fiyatlarını artırabileceğini belirtti.

Petrol akışında kırılganlık

Savaş sona erse bile Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat akışının hemen normale dönmeyebileceği ve ABD’deki akaryakıt fiyatlarının mutlaka düşmeyebileceği ifade ediliyor. İran’ın petrol akışını kontrol etmeye devam edebileceği ve bunun küresel ile yerel yakıt maliyetlerini yüksek tutabileceği uyarısı yapılıyor. Diğer bir deyişle, ABD müdahalesini tamamen sona erdirse bile İran’ın ekonomik baskıyı sürdürme kozuna sahip olduğu belirtiliyor.

Manaenkov, durumu “Bu açılıp kapanan bir musluk gibi değildir. Pompalamayı bir kez durdurduğunuzda, akışı yeniden başlatmak için önemli miktarda kaynak harcamanız gerekir” sözleriyle açıkladı.

Şu an için çatışma duraklamış durumda ve boğazdaki trafik yavaş yavaş yeniden başlıyor; ancak savaşın sona ermekten çok uzak olduğu ve Orta Doğu genelindeki huzursuzluğun sürdüğü kaydediliyor.

Çarşamba günü, ABD ile yapılan geçici ateşkesten sadece birkaç saat sonra, İran’a ait bir insansız hava aracının Suudi Arabistan’ın kritik Doğu-Batı petrol boru hattı üzerindeki bir pompalama istasyonunu vurduğu bildirildi. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakmak için kullanılan bu hattın Körfez’den Kızıldeniz’e günde yaklaşık 7 milyon varil ham petrol taşıdığı ve meydana gelen hasarın enerji krizini daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor.

Diplomasi

ABD, yapay zeka yatırımlarında Avrupa ile arasındaki farkı artırıyor

Yayınlanma

ABD’deki yatırımların, Avrupa’dakinden üç kat daha hızlı artma eğiliminde olduğu görülüyor.

Son altı yıl göz önüne alınarak yapılan tahminler, iki ekonomi arasında yapay zeka kaynaklı bir uçurumun açıldığını vurguluyor.

Oxford Economics’in tahminlerine göre, ABD’de yeni ekipman ve tesislere yönelik kurumsal harcamaların 2021 ile gelecek yılın sonu arasında reel olarak yüzde 40 artması öngörülüyor.

Danışmanlık şirketi, yapay zeka ekipmanlarına yönelik artan harcamaların tahminlerindeki temel itici güçler olduğunu belirtti.

ABD’deki bu artış, Avro bölgesindeki sadece yüzde 12’lik reel artışla karşılaştırılırken, aynı dönemde Almanya’daki kurumsal yatırımların neredeyse durma noktasına gelmesi bekleniyor.

Bu rakamlar, yüksek teknolojili ekipman ve tesislere yönelik Amerikan harcamalarındaki patlamaya ayak uydurmakta zorlanan Avrupa’nın karşı karşıya olduğu zorluğu vurguluyor.

Kıta, 2022’nin sonlarında ChatGPT’nin piyasaya sürülmesiyle başlayan büyük dil modellerinin yükselişinden önce bile, ABD’nin hızla artan BT yatırımlarının gerisinde kalmıştı.

Fakat bu rakamlar, Uluslararası Ödemeler Bankası ve diğer kurumlar maliyetli bir “yatırım çöküşü” riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunurken, yapay zekaya riskli bir bahis oynayan ABD için de soru işaretleri yaratıyor.

Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var

Google, Meta, Microsoft ve Amazon, daha fazla yapay zeka altyapısı kurmak için yarışırken, yalnızca 2026 yılında 725 milyar dolardan fazla yatırım yapmaya hazırlanıyor.

Oxford Economics’in tahminleri, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin Eylül 2024’te rekabet gücü üzerine dönüm noktası niteliğinde bir rapor yayınlamasından bu yana, Avrupa’nın yatırım açığını kapatma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini, hatta hiç ilerleme kaydetmediğini gösteriyor.

Draghi, dijitalleşme, karbonsuzlaşma ve artan savunma harcamalarının, yatırımlarda “1960’lar ve 70’lerde son kez görülen” seviyelere “benzeri görülmemiş” bir artış gerektirdiği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Draghi, gerekli artışın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Marshall Planı’nın sağladığı yatırım artışından daha büyük olduğunu belirtmişti.

Oxford Economics’te ekonomist olan Daniel Harenberg, “ABD daha dinamik ve girişimci bir ekonomiye sahip; bu nedenle daha hızlı ilerliyor ve yapay zeka yarışında daha fazla kazanç elde ediyor. Avrupa ise çok daha yavaş,” dedi.

Avrupa ayrıca ABD ile arasında büyük ve giderek artan bir verimlilik açığıyla karşı karşıya. 

Manchester Üniversitesi’nden Profesör Bart van Ark, bu yaz Sintra’da düzenlenen ECB Forumu’nda ECB politika yapıcılarına, “ABD son dönemde Avrupa’nın daha da önüne geçti” dedi.

Van Ark’ın analizine göre, 2018 ile 2025 yılları arasında ABD’de çalışılan saat başına GSYİH 14 dolar artarken, Avrupa’da bu artış sadece 2 dolar oldu.

“Bu fark sadece dijital sektörle sınırlı değil,” diye ekleyen van Ark, ABD’nin üstün performansının toptan ve perakende ticaretin yanı sıra profesyonel hizmetler dahil diğer sektörlere de yayıldığını vurguladı.

Gelgelelim van Ark, daha fazla yatırımın tek başına Avrupa’nın verimlilik sorunlarını çözmesinin pek olası olmadığını savundu.

Avrupa’nın “daha derin sorunu”, inovasyonun farklı sektörlerdeki işletmelerin yeni fikir ve araçları benimsemesiyle “uygun şekilde bağlantılı olmaması”ydı.

Draghi raporu ve Avrupa’nın Bush momenti

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, geçen yıl yaptığı bir konuşmada, bölgenin imalat sektörüne dayalı büyümesinin “yavaş yavaş ortadan kaybolan bir dünyaya yönelik” olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

Avrupa Komisyonu’na göre, Avrupa, yapay zeka (AI) kullanımını düzenleyen katı yasalar çıkaran dünyadaki ilk ülkelerden biri oldu ve 2024 Yapay Zeka Yasası, bu teknolojiye ilişkin “tarihteki ilk yasal çerçeve” haline geldi.

Eleştirmenler, katı kuralların inovasyonu engelleyebileceği ve yapay zeka yatırımlarını caydırabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki yıl önceki bir konuşmasında “Değişen dünyaya ayak uyduramıyoruz” diyerek, Avrupa’nın “aşırı düzenleme” yaptığı ve “yeterli yatırım yapmadığı” uyarısında bulunmuştu.

Bank J Safra Sarasin’in baş ekonomisti Karsten Junius, “Avrupa, en son teknoloji dalgasını kaçırdı,” dedi.

Bununla birlikte, ABD’deki yatırım patlaması büyük ölçüde yapay zekaya yönelik harcamaların devam etmesine bağlı ve bu durum, getirilerin beklentileri karşılayamaması halinde bir düzeltmeye açık hale getirir.

Merkez bankalarına danışmanlık yapan Uluslararası Ödemeler Bankası, Haziran ayında yapay zeka harcamalarından elde edilen getirilerin beklentileri karşılamaması halinde uzun süreli bir “yatırım çöküşü” yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Junius, Avrupa’nın ABD ile arasındaki muazzam yatırım açığının en azından kısmen geçici bir fenomen olduğuna inandığını belirtti.

“ABD’deki yapay zeka yatırımları bu ölçekte sonsuza kadar devam etmeyecek,” diyen Junius, geçmişte de bilgi teknolojisi ve yarı iletken teknolojisi alanlarında yatırım döngülerinin yaşandığını ve “bunların devam edeceğini” ekledi.

Fakat sorun, Avrupa’daki inovasyon ve hızın yetersizliği nedeniyle daha da kötüleşti. Junius, bunun kısmen katılaşmış işgücü piyasalarına bağlı olduğunu belirtti:

“Avrupa, en son teknolojilerde arayı kapatamazsa, ABD’ye kıyasla göreli yaşam standartlarımız düşmeye devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ermenistan’ın yeni anayasasında bağımsızlık bildirgesi yer almayacak

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, önümüzdeki aylarda yayımlanacak yeni anayasa metninde Bağımsızlık Bildirgesi’ne herhangi bir atıf bulunmayacağını açıkladı. Bildirgenin anayasadan çıkarılması, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalanması için Bakü’nün temel talepleri arasında yer alıyor.

Ermenistan’ın yeni anayasa metninin önümüzdeki aylarda yayımlanacağı ve bu metinde Bağımsızlık Bildirgesi’ne yer verilmeyeceği bildirildi.

Armenpress’in aktardığına göre Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, “Daha önce de söylediğim gibi, yeni anayasada 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’ne hiçbir atıf yer almamalıdır” dedi.

Söz konusu düzenleme, cumhuriyetin mevcut anayasasının birinci maddesini kapsıyor. Bu madde, cumhuriyetin Yüksek Konseyi tarafından 23 Ağustos 1990 tarihinde kabul edilen Bağımsızlık Bildirgesi’ne atıf içeriyor.

Bildirgenin giriş kısmında ise Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ’ın 1989 tarihli “Yeniden Birleşme Hakkında” başlıklı ortak kararına gönderme yapılıyor.

Bildirgeye yapılan atfın Ermenistan Anayasası’ndan çıkarılması, Azerbaycan’ın barış anlaşmasını imzalamak için öne sürdüğü temel şartlardan biriydi.

“Karabağ hareketine dönüşe izin veremeyiz”

Başbakan Paşinyan, yeni anayasada bildirgeye atıf yapılmasının Karabağ hareketine geri dönülmesi anlamına geleceğini ifade etti.

Karabağ hareketini Ermenistan için vahim bir hata olarak niteleyen Paşinyan, “Halkımızın barış için oy kullandığı 2026 ulusal seçimlerinin ardından, barış gündeminin artık ulusal bir gündem haline geldiği bir dönemde buna kesinlikle izin veremeyiz” diye konuştu.

Paşinyan ayrıca, Azerbaycan ile barışı korumanın ve güçlendirmenin hükümet için öncelikli görev olduğunu kaydetti.

Paşinyan, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalamak amacıyla anayasayı değiştirmeye hazır olduğunu 2024 sonbaharında dile getirmişti. Barış anlaşmasının metni Mart 2025’te uzlaşmaya bağlanmış ve aynı yılın ağustos ayında paraf edilmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

The Economist: Ukrayna seçkinleri arasındaki bölünme derinleşebilir

Yayınlanma

İngiliz The Economist dergisi, kaynaklarına dayandırdığı haberinde Ukrayna’daki yönetici kadrolar ve seçkinler arasındaki bölünmenin önümüzdeki haftalarda derinleşebileceğini bildirdi. Haberde, yolsuzluk skandalları ve hava savunma füzesi eksikliği nedeniyle ülkenin bu kış her zamankinden daha kırılgan bir duruma geleceği vurgulandı.

İngiliz The Economist dergisi, çeşitli kaynaklara dayandırdığı değerlendirmesinde, Ukrayna’daki seçkinler arasındaki bölünmenin önümüzdeki haftalarda daha da derinleşebileceğini yazdı.

Dergiye konuşan üst düzey bir Ukraynalı yetkili, “Ekim ayı gelip havalar soğuduğunda her şey bir anda ters gitmeye başlayacak. Buradaki kilit figürlerin çoğu aptal ve pek çok kişi de bunun farkında” ifadelerini kullandı.

Aynı yetkili, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin halen iyimserliğini korumasına rağmen ülkedeki tablonun kendi aleyhine kötüleştiğini “anlamaya başladığını” belirtti.

The Economist, ülkenin bu kış aylarında özellikle yolsuzluk ve hava savunma füzelerinin yetersizliği sebebiyle her zamankinden çok daha savunmasız kalacağını kaydetti.

Haberde, Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ile Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığının (SAP) 19 Ağustos’ta Ukraynalı üst düzey yetkililere ait yeni telefon dinleme kayıtlarını yayımladığı hatırlatıldı.

Söz konusu kayıtlarda, Devlet Başkanlığı Ofisi Başkan Yardımcısı İrina Mudra’nın sesine sahip olduğu belirtilen bir kadının yolsuzlukla mücadeleyi “yanlış bir yaklaşım” olarak nitelendirdiği ve sistemin “sistematik hale getirilerek kontrol edilmesi gerektiğini” söylediği duyuluyor.

Dergi, kayıtlardaki görüşmelerde yolsuzluğun bir skandal gerekçesi olarak değil, sıradan bir çalışma süreci gibi algılandığına dikkat çekti.

Öte yandan, temmuz ayında görevden alınan Ukrayna eski Savunma Bakanı Mihail Fedorov’un, yeni soruşturmanın kamuoyuna duyurulmasının hemen öncesinde Zelenskiy’ye seçim yapılması çağrısında bulunduğu aktarıldı.

Derginin haberinde bu çağrının “muhtemelen tesadüf olmadığı” değerlendirmesine yer verildi.

Daha önce, 17 Ağustos tarihinde Zerkalo Nedeli gazetesi, NABU’nun iktidardaki Halkın Hizmetkarı partisi meclis grubu başkanı David Arahamiya hakkında ilk suçlama bildirimini, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak hakkında ise ikinci suçlama bildirimini hazırladığını duyurmuştu.

Bu gelişmeden iki gün sonra, 19 Ağustos’ta NABU, “Forrest Gump” adı verilen özel bir operasyon icra edildiğini açıkladı. Operasyon kapsamında, görevdeki ve eski milletvekillerinin liderliğinde, Devlet Başkanlığı Ofisi yetkilileri ile diğer bazı şahısların katılımıyla faaliyet gösteren bir suç örgütünün deşifre edildiği duyuruldu.

Bu kapsamda özellikle İrina Mudra ve parlamento milletvekili Vadim Stolar’ın adreslerinde aramalar gerçekleştirildi.

Bunun yanı sıra Ukrayinska Pravda gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Mudra’ya iletilen suçlama bildiriminde Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov’un adının geçtiğini aktardı.

Habere göre Budanov’un, hakkında yolsuzluk suçlaması bulunan eski Enerji Bakanı German Galuşçenko adına kefalet bedeli toplanması sürecini yönettiği ileri sürülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English