Bizi Takip Edin

Diplomasi

Küresel ekonomide ‘savaş enflasyonu’ dönemi

Yayınlanma

İran’daki savaşın küresel enerji arzında yarattığı bir ayı aşkın kesinti, akaryakıt fiyatlarının ötesinde gıdadan teknolojiye kadar geniş bir yelpazede “savaş enflasyonu” riskini beraberinde getiriyor. İki haftalık geçici ateşkese rağmen uzmanlar, Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kırılganlığın ve artan maliyetlerin küresel ekonomiyi resesyon eşiğine getirebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

İran’daki savaşın askeri boyutu şu an için duraklamış görünse de, fiyatlar üzerindeki etkileri varlığını korumaya devam ediyor. Küresel petrol arzında bir ayı aşkın süredir yaşanan aksaklıkların etkilerinin ekonomi genelinde dalgalanmaya devam edeceği öngörülüyor.

NerdWallet tarafından aktarılan verilere göre, Şubat ayından bu yana yüzde 40’tan fazla artış gösteren akaryakıt fiyatlarının yakın zamanda düşmesi beklenmiyor. Bu süreçte uçak bileti fiyatlarında da artış kaydedildi. Gıda, giyim ve elektronik gibi birbirinden farklı alanlarda yeni fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi muhtemel görülüyor. Bu durumun, halihazırda süregelen kalıcı enflasyonun üzerine ekleneceği belirtiliyor.

Sürecin gelişimine bakıldığında, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılarını başlatmasının ardından İran, dünya petrol arzı ve diğer temel malzemeler için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Saldırılardan önce varili yaklaşık 80 dolar seviyesinde işlem gören küresel petrol göstergesi Brent petrol, savaşın devam etmesiyle birlikte varil başına 100 doların üzerine çıktı.

Beyaz Saray, savaşın hedefleri ve ne kadar süreceği konusundaki mesajlarında tutarsız bir tutum sergilerken, savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda İran ile karşılıklı söylemlerde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü için bir ateşkes anlaşması mühleti belirlemesi ve bir anlaşma çıkmaması durumunda İran altyapısına saldırarak bütün bir “medeniyeti” yok etme tehdidinde bulunmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Trump’ın belirlediği sürenin dolmasına iki saatten az bir süre kala, salı gecesi iki ülke arasında uzun vadeli bir anlaşma için müzakerelerin devam etmesine olanak tanıyacak iki haftalık bir ateşkes sağlandı. İran, bu duraklama süresince Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı kabul etti. Ancak ateşkesin istikrarsız bir başlangıç yaptığı gözleniyor. Çarşamba günü İran, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine ABD’yi anlaşma şartlarını ihlal etmekle suçladı.

Salı gecesi duyurulan ateşkes açıklamasının ardından petrol fiyatları hızla düşerek varil başına 95 dolar seviyelerine geriledi ve ABD borsaları yükselişe geçti.

Buna karşın, sağlanan yumuşamanın geçici olabileceği ve savaşın şimdiye kadarki ekonomik etkilerinin halihazırda ilerlemeye devam ettiği ifade ediliyor. Yüksek petrol fiyatlarının küresel ekonominin geneline yayıldığı, çünkü dünya taşımacılığı, imalat ve gıda üretiminin büyük ölçüde petrokimyasallara ve doğal gaza bağımlı olduğu vurgulanıyor. Sonuç olarak, artan enerji maliyetlerinin gıda, ticari mallar ve günlük ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını yukarı çekerek, yıllardır süren enflasyon nedeniyle zaten daralmış olan hanehalkı bütçelerini daha da zorlayacağı öngörülüyor.

Savaşın ekonomik etkisi, savaş başlamadan önce yürürlükte olan gümrük tarifelerinin yarattığı dalgalanma etkisiyle daha da katlanıyor. Yale Bütçe Laboratuvarı, ilk saldırılardan birkaç gün sonra, 2 Mart’ta gümrük tarifelerinin tüketici fiyatları üzerindeki etkilerine ilişkin güncellenmiş değerlendirmesini yayımladı. Raporda, ithal tüketim mallarının maliyetlerinin tüketicilere yansımasının elektronik ve giyim gibi “temel mallar” için yaklaşık yüzde 40 ile yüzde 76, motorlu taşıtlar ve ev aletleri gibi “dayanıklı mallar” için ise yüzde 47 ile yüzde 106 arasında değiştiği tespit edildi.

Tüketici fiyat endeksine göre ABD’deki mevcut enflasyon oranı yüzde 2,4 seviyesinde bulunurken, Mart ayını kapsayan güncellemenin 10 Nisan’da yapılması bekleniyor. Enflasyonun, Haziran 2022’de gördüğü son 40 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 9’a kıyasla son bir yıldır yüzde 2,3 ile yüzde 3 arasında kaldığı hatırlatılıyor.

Wells Fargo analistleri 23 Mart tarihli bir raporda, erken verilerden aşırı sonuçlar çıkarılmaması konusunda uyarıda bulundu. Notta, geçen Nisan ayı başında başkanın önerdiği gümrük tarifelerinin bazılarına ekonomik resesyonun garantisi gibi göründüğü ancak bunun gerçekleşmediği hatırlatıldı. Analistler, ham petrol fiyatlarındaki artışın muhtemelen küresel tüketici fiyat enflasyonuna yol açacağını ancak siyasi ve ekonomik kısıtlamaların savaşın süresini muhtemelen kısaltacağını belirtti. Notta, Basra Körfezi enerji altyapısında kapsamlı yapısal hasar oluşması riskinin sürdüğü, ancak her iki tarafın da bölgenin neredeyse tüm gelirini sağlayan kaynakları yok etmemeyi tercih edeceğine inanıldığı ifade edildi.

Bu sırada Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), İran’daki savaşın küresel ekonominin direncini test edeceğini belirtti. OECD’nin 26 Mart tarihli raporu, petrol piyasasındaki aksamalar nedeniyle artan enerji fiyatlarını yansıtacak şekilde, ABD’deki enflasyonun 2026 yılında ortalama yüzde 4,2 olacağını öngörüyor. Raporda, Ortadoğu’da uzayacak savaşın daha da sert bir fiyat şokuna yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Resesyon riski büyüyor

Yatırım bankacılığı firması Macquarie Group’a göre, ateşkesin kalıcı olmaması ve savaşın Haziran ayına kadar sürmesi durumunda, petrolün varil başına 200 dolara ulaşma ihtimali yüzde 40 olarak değerlendiriliyor. Bu büyüklükteki bir artışın tüketici fiyatlarını daha da yükseltebileceği, piyasaları sarsabileceği ve zaten kırılgan olan ekonomiyi uçuruma sürükleyebileceği kaydediliyor.

Michigan Üniversitesi’nden ekonomist ve ABD öngörü uzmanı Daniil Manaenkov, petrol fiyatlarının bir veya iki ay boyunca varil başına 150 ile 200 dolar seviyesinde kalmasının ekonomiyi resesyona sokmasının kuvvetle muhtemel olduğunu dile getirdi.

Söz konusu kırılma noktasının beklenenden daha hızlı gelebileceği belirtiliyor. Tüketicilerin, yüksek fiyatlar veya iş güvenliği konusunda endişe duyduklarında harcama alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde oldukları vurgulanıyor. Manaenkov, tüketicilerin daha az dışarı çıktığını, daha ucuz market markalı ürünleri tercih etmeye yöneldiğini ve daha az seyahat ettiğini ifade etti. Harcamalardaki düşüşün büyümeyi yavaşlatabileceği ve ekonomiyi resesyona yaklaştırabileceği aktarılıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da 30 Mart tarihli bir blog yazısında benzer endişeleri dile getirerek, uzayan savaşan fiyatları artırabileceği ve dünya genelinde ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulundu. IMF analistleri; savaşın süresinin, Ortadoğu geneline yayılmasının ve bunun sonucunda altyapı ile tedarik zincirlerinde meydana gelecek hasarın, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda ekonomik yıkımın boyutunu belirleyeceğini kaydetti.

Fiyat artışı beklenen temel ürün ve hizmetler

Manaenkov, artan enerji fiyatlarının tüketicilerin ödediği diğer her şeye yansımasının altı ile 12 ay sürebileceğini belirtti. Akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasına rağmen, genel maliyet artışlarının asıl itici gücünün dizel yakıt olduğu vurgulanıyor. Yük taşımacılığının çoğunun dizel ile yapılması nedeniyle, dizel fiyatları yükseldiğinde ve yüksek kaldığında, hemen hemen her şeyin bunu takip edeceği ifade ediliyor.

Manaenkov, sürecin işleyişine dair, “Zaman çizelgesi tipik olarak önce enerji tepkisi almanız, ardından bunun nakliye maliyetlerine, sonra tüketici ürünlerine yansıması ve en sonunda hizmet sektöründe görülmesi şeklindedir. Hizmet sektörüne yansıma, enerji fiyatlarında görülenden daha zayıf olsa da yine de oldukça anlamlı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’daki savaş sonucunda fiyatlarının artması muhtemel alanlar şunlar:

1. Nakliyesi dizel gerektiren her şey: Dizel yakıt; kamyonları, yük araçlarını, inşaat ekipmanlarını, tarım makinelerini ve deniz taşıtlarını çalıştırıyor. Bu araçları çalıştırmanın maliyeti arttığında, her türlü üretim malzemesi ve bitmiş ürünün fiyatına ek maliyet binmektedir. Akaryakıt fiyatlarını takip eden AAA verilerine göre, dizel fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yaklaşık yüzde 50 artarak çarşamba günü galon başına 5,67 dolara ulaştı.

2. Hava yolu seyahati: Hava yolu şirketleri jet yakıtı ile çalışıyor ve maliyetler şimdiden keskin bir şekilde yükseldi. Buna karşılık hava yolları bilet fiyatlarını artırmaya başlamıştır. Bazı şirketlerin yakıt maliyetinden tasarruf etmek için uçuşları iptal etmeyi planladığı, daha az uçuş seçeneği ile kalan uçuşlardaki koltuklar için rekabetin artacağı ve bunun seyahat fiyatlarını daha da yukarı çekeceği belirtiliyor.

3. Gıda: Gıda üretiminde yüksek fiyatlardan aynı anda etkilenen birden fazla baskı noktası bulunuyor. Tarım makinelerini ve teslimat kamyonlarını çalıştırmak için gereken dizelin yanı sıra, en büyük sorunun gübreler olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda sıvılaştırılmış doğal gaz gerektiren azotlu gübreler ile üre, amonyak ve kükürtten yapılan fosfatlı gübreler; buğday, mısır, pirinç ve meyve gibi temel gıdaların üretimi için kritik önem taşıyor. Deniz yoluyla taşınan gübrenin yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çiftçilerin şu anda uygun fiyatlı gübreye ulaşamaması durumunda bahar ekim döneminde yeterli ekim yapamayacakları ve bu durumun nihayetinde daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağı ifade ediliyor.

4. Plastik ve ambalaj: Plastik üretimi petrol ve doğal gaz gerekiyor. Ortadoğu’nun polietilen ihracatının yaklaşık yüzde 85’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmesi nedeniyle plastik gerektiren ham maddelerin fiyatlarının artacağı öngörülüyor. Bu durum; su şişeleri, kredi kartları, mobilyalar, ev eşyaları, gıda kapları, araba parçaları ve plastik ile mühürlenmiş veya sarılmış her şeyi kapsıyor.

5. Sentetik giyim: Günümüzde çoğu giysi; polyester, naylon, spandeks ve polar dahil olmak üzere petrokimyasallardan üretiliyor. Hazır giyim endüstrisinin, özellikle de hızlı moda üreticilerinin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tedarik zincirleri aracılığıyla temin edilen sentetik liflere bağımlı olduğu belirtiliyor. Ham madde maliyetlerinin artmasıyla kumaş maliyetlerinin de yükseleceği ve bunun giysi fiyatlarına yansıyacağı aktarılıyor.

6. Teknoloji ve elektronik: Teknoloji ve elektronik ürünleri endüstrisi çift yönlü aksamalardan etkileniyor. Hürmüz Boğazı, lityum iyon pillerin üretimi için hayati önem taşıyan grafit ham maddeleri için kritik bir nakliye rotasıyken; helyum gazı yarı iletkenler, fiber optikler, elektronik ve tıbbi cihazlar için gerekli. Tedarik aksaklığının akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri ve MRI makineleri gibi teşhis amaçlı tıbbi cihazların fiyatlarını artırabileceği ifade ediliyor.

7. Alüminyumdan yapılan her şey: Körfez ülkeleri dünya alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’unu sağlıyor. Bu ülkeler aynı zamanda ABD’nin işlenmemiş alüminyum ithalatının yüzde 21’ini ve işlenmiş alüminyum ithalatının yüzde 13’ini karşılıyor. Alüminyumun bina inşaatı, araçlar, uçaklar, elektrik enerjisi iletimi ve beyaz eşyalar için temel bir madde olduğu hatırlatılarak, ihracattaki gecikmelerin inşaat ürünleri, sanayi ekipmanları, uçak ve otomobil fiyatlarını yükseltebileceği kaydediliyor.

8. Otomobiller: Plastik ve alüminyum fiyatlarındaki artışlar ile diğer tedarik zinciri aksaklıklarının araç maliyetlerini de yukarı çekmesi muhtemel görülüyor. Manaenkov, Güney Kore veya Japonya’daki üretim aksaklıklarının ABD’deki üretimde de sorunlara yol açabileceğini, bunun araç kıtlığına katkıda bulunarak yeni ve ikinci el fiyatlarını artırabileceğini belirtti.

Petrol akışında kırılganlık

Savaş sona erse bile Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat akışının hemen normale dönmeyebileceği ve ABD’deki akaryakıt fiyatlarının mutlaka düşmeyebileceği ifade ediliyor. İran’ın petrol akışını kontrol etmeye devam edebileceği ve bunun küresel ile yerel yakıt maliyetlerini yüksek tutabileceği uyarısı yapılıyor. Diğer bir deyişle, ABD müdahalesini tamamen sona erdirse bile İran’ın ekonomik baskıyı sürdürme kozuna sahip olduğu belirtiliyor.

Manaenkov, durumu “Bu açılıp kapanan bir musluk gibi değildir. Pompalamayı bir kez durdurduğunuzda, akışı yeniden başlatmak için önemli miktarda kaynak harcamanız gerekir” sözleriyle açıkladı.

Şu an için çatışma duraklamış durumda ve boğazdaki trafik yavaş yavaş yeniden başlıyor; ancak savaşın sona ermekten çok uzak olduğu ve Orta Doğu genelindeki huzursuzluğun sürdüğü kaydediliyor.

Çarşamba günü, ABD ile yapılan geçici ateşkesten sadece birkaç saat sonra, İran’a ait bir insansız hava aracının Suudi Arabistan’ın kritik Doğu-Batı petrol boru hattı üzerindeki bir pompalama istasyonunu vurduğu bildirildi. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakmak için kullanılan bu hattın Körfez’den Kızıldeniz’e günde yaklaşık 7 milyon varil ham petrol taşıdığı ve meydana gelen hasarın enerji krizini daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor.

Diplomasi

Ukrayna, AB fonuyla Çin yapımı İHA parçaları alacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Ukrayna’ya yönelik savunma sanayisi destek programı kapsamında Çin menşeili insansız hava aracı parçalarının satın alınması için istisna kararı aldı. Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, 6 milyar avro değerindeki bileşenlerin tedariki için gerekli onayı sağladı.

Ukrayna, Avrupa Birliği tarafından sağlanan mali destek dilimi kapsamındaki kaynakları kullanarak Çin menşeili insansız hava aracı bileşenleri satın alacak.

Financial Times gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, toplam değeri 6 milyar avro olan bileşenlerin tedarik edilebilmesi için özel bir muafiyet elde etmeyi başardı.

Bu karar, AB’nin Ukrayna’ya yönelik yardım programında silah ve askeri ekipman alımı için ayrılan 60 milyar avroluk bütçede uygulanan ilk istisna olma özelliğini taşıyor.

Haberde, alınan bu kararın, birliğin kendi sınai altyapısını güçlendirme yönündeki çabalarına rağmen AB savunma sanayisinde devam eden üretim sorunlarını açıkça ortaya koyduğu değerlendirmesi yapıldı.

Bunun yanı sıra söz konusu muafiyetin, tedarik zincirinde Çin’e olan bağımlılığı da gözler önüne serdiği kaydedildi.

Normal şartlarda Kiev’e tahsis edilen kredi koşullarına göre, birlik fonlarıyla satın alınan savunma sanayisi ürünlerinin Avrupa merkezli üreticilerden, onaylanmış ortak ülkelerden veya doğrudan Ukrayna’nın kendisinden tedarik edilmesi gerekiyor.

Mevcut yönetmelikler, yapılacak askeri alımların AB’nin güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişmemesi şartını koşuyor.

Daha önce Euractiv haber portalı, üç Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberinde, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredinin ilk diliminin savunma harcamaları için ayrılan yaklaşık 6 milyar avroluk kısmı kapsamayacağını, bu aşamada bütçe desteği olarak yalnızca 3,2 milyar avro aktarılacağını duyurmuştu.

AB ülkeleri, Kiev’e yönelik kredi paketini 22 Nisan tarihinde onaylamış, karar daha sonra Avrupa Konseyi tarafından da tescil edilmişti.

AB, kredinin onaylanmasıyla eş zamanlı olarak Rusya’ya yönelik 20’nci yaptırım paketini kabul etmişti. Rusya yönetimi ise bu kısıtlamaların etkisiz ve gayrimeşru olduğunu belirterek kararlara karşı çıkıyor.

Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesi, kredi fonlarının dağılımına ilişkin paylaştığı ayrıntılarda, AB’den gelecek 30 milyar avronun bütçe yardımına, 60 milyar avronun ise askeri harcamalara ayrılacağını yazmıştı.

Bu toplam miktar, Ukrayna’nın iki yıllık finansman ihtiyacının üçte ikisini karşılamayı hedefliyor. Kiev yönetimi askeri amaçlı fonları herhangi bir ek koşul olmadan alırken, bütçe finansmanını ise ancak taahhüt ettiği reformları gerçekleştirmesi karşılığında kullanabiliyor.

Yayına konuşan bir kaynak, bu şartların yeni talepler olmadığını, Kiev’in AB’ye katılım süreci de dahil olmak üzere daha önce üstlendiği yükümlülüklerden oluştuğunu belirtmişti.

Yevropeyska Pravda, ilk askeri yardım dilimi olan 6 milyar avronun doğrudan insansız hava araçlarının satın alınması ve üretimine harcanacağını aktarmıştı.

Bu fonun kullanımı karşılığında Ukrayna’nın Deutsche Bundesbank nezdinde bir hesap açması ve AB’ye harcamaları denetleme yetkisi vermesi gerekiyor. İlk ödemenin ise en geç Haziran 2026 tarihinde yapılması planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ASML, yapay zeka talebiyle 2026 öngörülerini yükseltti

Yayınlanma

Dünyanın en büyük çip üretim ekipmanı tedarikçisi konumundaki Hollanda merkezli ASML, yapay zeka çiplerine yönelik güçlü talebin etkisiyle ikinci çeyrekte beklentilerin üzerinde finansal sonuçlar elde etti. Şirket, bu olumlu tablonun ardından 2026 yılına dair ciro tahminlerini yukarı yönlü güncellediğini ve önümüzdeki iki yılda üretim kapasitesini yüzde 30 artıracağını duyurdu.

Dünyanın en büyük mikroçip üretim ekipmanı tedarikçisi konumundaki Hollanda merkezli teknoloji şirketi ASML, yapay zeka çiplerine yönelik yoğun talebin ikinci çeyrek finansal sonuçlarını beklentilerin üzerine taşımasıyla 2026 yılına ilişkin mali öngörülerini yukarı yönlü revize etti ve üretim kapasitesini artırma kararı aldı.

Piyasa değeri bakımından Avrupa’nın en büyük şirketi olan ASML, daha önce 36 milyar ila 40 milyar avro olarak tahmin ettiği 2026 yılı tam yıl net ciro öngörüsünü, orta noktada yüzde 16’lık artışla 43 milyar ila 45 milyar avro seviyesine yükselttiğini açıkladı.

Londra Borsası Grubu (LSEG) verilerine göre, şirketin 30 Haziran’da sona eren üç aylık döneme ait ikinci çeyrek geliri, 8,80 milyar avroluk analist beklentilerini aşarak 9,33 milyar avroya ulaştı.

Şirketin bu dönemdeki net kârı da 2,62 milyar avroluk tahminlerin üzerinde gerçekleşerek 2,92 milyar avro oldu.

Yatırım kuruluşu Degroof Petercam’ın kıdemli hisse senedi analisti Michael Roeg, sonuçları değerlendirirken “Tüm kalemlerde beklentileri aşan olağanüstü sonuçlar açıklandı. Bu kadar yeni kapasiteyi nereden bulduklarını merak ediyorum” ifadesini kullandı.

Finansal tabloların açıklanmasının ardından ASML hisseleri Amsterdam borsasındaki ilk işlemlerde yüzde 5,7 değer kazandı.

Gelecek iki yıl için her yıl yüzde 30 kapasite artışı planlanıyor

Gelişmiş yarı iletkenlerin üretiminde kritik öneme sahip aşırı ultraviyole litografi (EUV) makinelerinin dünyadaki tek üreticisi olan şirket, yapay zeka kaynaklı talebi karşılamak için yarışıyor.

ASML’nin müşterileri arasında TSMC, Samsung, SK Hynix ve Micron gibi küresel çip üreticileri yer alıyor.

ASML Üst Yöneticisi (CEO) Christophe Fouquet, yapay zeka çiplerine yönelik talebin etkisiyle sipariş alımlarının “son derece güçlü” seyrettiğini vurguladı.

Fouquet yaptığı yazılı açıklamada, “Müşterilerimiz de kendi kapasite artırım planlarını hızlandırmaya devam ediyor. Bu durum ASML’ye uzun vadeli talep konusunda daha net bir görünürlük sağlıyor” dedi.

ASML yetkilileri, amiral gemisi niteliğindeki EUV sistemlerinin yanı sıra daha az gelişmiş çipler için gereken ve Çin’deki müşteriler tarafından da talep edilen derin ultraviyole (DUV) araçlarının üretim kapasitesini önümüzdeki iki yıl boyunca her yıl yüzde 30 artırmayı hedeflediklerini bildirdi.

Yatırım bankası JPMorgan analistleri ise bu sonuçların, ASML ile ABD’deki rakipleri arasındaki değerleme farkını kapatmaya yardımcı olacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Düşüş beklentisinde olanların argümanı, şirketin kapasite sınırlarına ulaştığı veya büyüyemeyeceği yönündeydi. Ancak şirket, önümüzdeki iki yıl için neredeyse yüzde 30’luk bir büyüme patikasına işaret ediyor.”

Diğer taraftan CEO Fouquet, ABD’li yarı iletken üreticisi Intel’in, en gelişmiş “Panther Lake” çiplerinin bir kısmını üretmek için ASML’nin yeni “High-NA” (yüksek açıklıklı) EUV aracını kullanacağını duyurdu.

Bu adım, söz konusu teknolojinin ticari üretimde ilk kez kullanımı anlamına geliyor.

ABD kısıtlamalarına rağmen Çin’deki talep gücünü koruyor

ASML Finansal İşler Müdürü (CFO) Roger Dassen, Çinli müşterilerin bu yılki toplam satışlar içindeki payının yaklaşık yüzde 20 olacağı yönündeki tahminlerini yineledi.

Dassen, bu oranın geçmiş yıllara kıyasla yüzdesel bazda daha düşük olduğunu ancak şirketin toplam satış hacminin artması sebebiyle mutlak değer olarak yükseliş gösterdiğini belirtti.

Dassen yayınladığı video mesajda, “Çin pazarı, küresel ölçekte gözlemlediğimiz genel pazar hareketleriyle uyumlu bir seyir izliyor” dedi.

ASML, ABD öncülüğündeki ihracat kısıtlamaları nedeniyle Çin’e en gelişmiş EUV araçlarını ve en üst düzey DUV ekipmanlarını satamıyor.

Buna karşın şirket, Çinli müşterilere görece gelişmiş çipler üretebilen daha düşük segmentteki DUV makinelerinin satışını sürdürüyor.

Cfo Dassen, Çin iç pazarı için yapay zeka, bilgisayar ve akıllı telefonlarda kullanılan mantık (logic) çipleri üreten Çinli üreticilerden gelen talebin güçlü kalmaya devam ettiğini kaydetti.

Diğer yandan ABD’li siyasilerin, şirketin Çin’e yönelik satışlarını daha da sınırlandırabilecek bir yasa tasarısı üzerinde çalışması, ASML için ticari bir risk unsuru olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Rusya yaptırımlarında Raiffeisen çıkmazı yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Avusturya merkezli Raiffeisen Bank International ile bağlantılı önlemleri içeren 21. yaptırım paketini, bankanın durumuna yönelik anlaşmazlıklar nedeniyle henüz nihai karara bağlayamadı. Avusturya, Rusya, ABD ve Avrupa Birliği arasındaki çok taraflı onay süreçleri nedeniyle Rusya pazarından çıkışı zorlaşan banka, ülkedeki faaliyetlerini ve uluslararası transferlerini büyük ölçüde sınırlandırdı.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin, Rusya’ya yönelik uygulanması planlanan 21. yaptırım paketine Avusturya merkezli Raiffeisen Bank International (RBI) ile ilişkili önlemleri dahil etmeyi görüştüğü bildirildi.

Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, üye ülkeler RBI etrafındaki görüş ayrılıkları sebebiyle yeni kısıtlama paketini henüz nihai olarak onaylayamadı.

Raiffeisen Bankası basın servisinden Forbes’a yapılan açıklamada ise konunun Avusturyalı inşaat şirketi Strabag’ın hisse paketiyle ilgili yürütülen tartışmalardan ibaret olduğu kaydedildi.

RBI yönetiminin daha önce Ukrayna’daki çatışmanın hızla sona ereceğini ve Rusya’daki ticari faaliyetlerin eski haline döneceğini öngördüğünü aktaran Bloomberg, bankanın Rusya birimini satma girişimlerinin son yıllarda başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti.

RBI yöneticileri, bu ilkbaharda yaptıkları açıklamada Rusya pazarından çıkış çabalarını “Sisyphos emeğine” benzetmişti.

Rusya makamlarının ise bankayı Avrupa ile para transferi gerçekleştirmek için kalan az sayıdaki kanaldan biri olarak görmesi nedeniyle pazardan ayrılmasına sıcak bakmadığı ifade ediliyor.

Bankanın ülkeden çıkışına yönelik olası bir anlaşma Avusturya, Rusya, ABD, AB ve doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in onayını gerektiriyor.

RBI Grubu Gözetim Kurulu Başkanı Erwin Hameseder, Rusya’daki ticari faaliyetlerin geliştirilmesine yönelik sınırlandırmaların sürdüğünü ve kredi verme işlemlerinin neredeyse tamamen durdurulduğunu kaydetti.

Raiffeisen Bankası ülkeden avro cinsinden giden ödemeleri kısıtladı, uluslararası işlemlerini azalttı ve yeni kredi dağıtımını askıya aldı. Bununla birlikte, Rusya’daki bazı büyük şirketlerin işlemlerini sürdürmesine izin veriliyor.

RBI bünyesindeki Rusya işletmesi, 2024 yılında elde ettiği 873 milyon avroluk kârın ardından, 2025 yılı sonuçlarına göre 86 milyon avro net zarar açıkladı.

Bankanın Rusya’dan çıkışının önündeki en büyük engellerden birini Avusturyalı inşaat şirketi Strabag’ın hisselerine ilişkin uyuşmazlık oluşturuyor.

RBI, 2023 yılında daha önce Oleg Deripaska ile bağlantılı olan Rasperia Trading şirketinden Strabag’ın yüzde 27,78 oranındaki hissesini 1,51 milyar avro karşılığında satın almayı planlamıştı.

Söz konusu satın alma işlemi, AB makamlarından gerekli izinlerin alınamaması ve ardından hem ABD hem de AB tarafından Rasperia şirketine yaptırım uygulanması sebebiyle iptal edildi.

Anlaşmanın suya düşmesinin ardından Rasperia, Rusya’da açtığı davayı kazanarak mahkemenin Raiffeisen Bankası’nı 2 milyar avro ile faizini ödemeye ve Strabag hisselerini devralmaya zorunlu tutmasını sağladı.

RBI ise bu kararın Avrupa yaptırım rejimi altında uygulanmasının imkansız olduğunu beyan etti.

AB kulislerinde, Strabag hisselerinin Rusya’daki kayıplarına karşılık tazminat olarak RBI’a devredilebilmesi amacıyla bu varlıklar üzerindeki yaptırımların kaldırılması olasılığının değerlendirildiği belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English