Bizi Takip Edin

Diplomasi

Küresel ekonomide ‘savaş enflasyonu’ dönemi

Yayınlanma

İran’daki savaşın küresel enerji arzında yarattığı bir ayı aşkın kesinti, akaryakıt fiyatlarının ötesinde gıdadan teknolojiye kadar geniş bir yelpazede “savaş enflasyonu” riskini beraberinde getiriyor. İki haftalık geçici ateşkese rağmen uzmanlar, Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kırılganlığın ve artan maliyetlerin küresel ekonomiyi resesyon eşiğine getirebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

İran’daki savaşın askeri boyutu şu an için duraklamış görünse de, fiyatlar üzerindeki etkileri varlığını korumaya devam ediyor. Küresel petrol arzında bir ayı aşkın süredir yaşanan aksaklıkların etkilerinin ekonomi genelinde dalgalanmaya devam edeceği öngörülüyor.

NerdWallet tarafından aktarılan verilere göre, Şubat ayından bu yana yüzde 40’tan fazla artış gösteren akaryakıt fiyatlarının yakın zamanda düşmesi beklenmiyor. Bu süreçte uçak bileti fiyatlarında da artış kaydedildi. Gıda, giyim ve elektronik gibi birbirinden farklı alanlarda yeni fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi muhtemel görülüyor. Bu durumun, halihazırda süregelen kalıcı enflasyonun üzerine ekleneceği belirtiliyor.

Sürecin gelişimine bakıldığında, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılarını başlatmasının ardından İran, dünya petrol arzı ve diğer temel malzemeler için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Saldırılardan önce varili yaklaşık 80 dolar seviyesinde işlem gören küresel petrol göstergesi Brent petrol, savaşın devam etmesiyle birlikte varil başına 100 doların üzerine çıktı.

Beyaz Saray, savaşın hedefleri ve ne kadar süreceği konusundaki mesajlarında tutarsız bir tutum sergilerken, savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda İran ile karşılıklı söylemlerde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü için bir ateşkes anlaşması mühleti belirlemesi ve bir anlaşma çıkmaması durumunda İran altyapısına saldırarak bütün bir “medeniyeti” yok etme tehdidinde bulunmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Trump’ın belirlediği sürenin dolmasına iki saatten az bir süre kala, salı gecesi iki ülke arasında uzun vadeli bir anlaşma için müzakerelerin devam etmesine olanak tanıyacak iki haftalık bir ateşkes sağlandı. İran, bu duraklama süresince Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı kabul etti. Ancak ateşkesin istikrarsız bir başlangıç yaptığı gözleniyor. Çarşamba günü İran, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine ABD’yi anlaşma şartlarını ihlal etmekle suçladı.

Salı gecesi duyurulan ateşkes açıklamasının ardından petrol fiyatları hızla düşerek varil başına 95 dolar seviyelerine geriledi ve ABD borsaları yükselişe geçti.

Buna karşın, sağlanan yumuşamanın geçici olabileceği ve savaşın şimdiye kadarki ekonomik etkilerinin halihazırda ilerlemeye devam ettiği ifade ediliyor. Yüksek petrol fiyatlarının küresel ekonominin geneline yayıldığı, çünkü dünya taşımacılığı, imalat ve gıda üretiminin büyük ölçüde petrokimyasallara ve doğal gaza bağımlı olduğu vurgulanıyor. Sonuç olarak, artan enerji maliyetlerinin gıda, ticari mallar ve günlük ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını yukarı çekerek, yıllardır süren enflasyon nedeniyle zaten daralmış olan hanehalkı bütçelerini daha da zorlayacağı öngörülüyor.

Savaşın ekonomik etkisi, savaş başlamadan önce yürürlükte olan gümrük tarifelerinin yarattığı dalgalanma etkisiyle daha da katlanıyor. Yale Bütçe Laboratuvarı, ilk saldırılardan birkaç gün sonra, 2 Mart’ta gümrük tarifelerinin tüketici fiyatları üzerindeki etkilerine ilişkin güncellenmiş değerlendirmesini yayımladı. Raporda, ithal tüketim mallarının maliyetlerinin tüketicilere yansımasının elektronik ve giyim gibi “temel mallar” için yaklaşık yüzde 40 ile yüzde 76, motorlu taşıtlar ve ev aletleri gibi “dayanıklı mallar” için ise yüzde 47 ile yüzde 106 arasında değiştiği tespit edildi.

Tüketici fiyat endeksine göre ABD’deki mevcut enflasyon oranı yüzde 2,4 seviyesinde bulunurken, Mart ayını kapsayan güncellemenin 10 Nisan’da yapılması bekleniyor. Enflasyonun, Haziran 2022’de gördüğü son 40 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 9’a kıyasla son bir yıldır yüzde 2,3 ile yüzde 3 arasında kaldığı hatırlatılıyor.

Wells Fargo analistleri 23 Mart tarihli bir raporda, erken verilerden aşırı sonuçlar çıkarılmaması konusunda uyarıda bulundu. Notta, geçen Nisan ayı başında başkanın önerdiği gümrük tarifelerinin bazılarına ekonomik resesyonun garantisi gibi göründüğü ancak bunun gerçekleşmediği hatırlatıldı. Analistler, ham petrol fiyatlarındaki artışın muhtemelen küresel tüketici fiyat enflasyonuna yol açacağını ancak siyasi ve ekonomik kısıtlamaların savaşın süresini muhtemelen kısaltacağını belirtti. Notta, Basra Körfezi enerji altyapısında kapsamlı yapısal hasar oluşması riskinin sürdüğü, ancak her iki tarafın da bölgenin neredeyse tüm gelirini sağlayan kaynakları yok etmemeyi tercih edeceğine inanıldığı ifade edildi.

Bu sırada Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), İran’daki savaşın küresel ekonominin direncini test edeceğini belirtti. OECD’nin 26 Mart tarihli raporu, petrol piyasasındaki aksamalar nedeniyle artan enerji fiyatlarını yansıtacak şekilde, ABD’deki enflasyonun 2026 yılında ortalama yüzde 4,2 olacağını öngörüyor. Raporda, Ortadoğu’da uzayacak savaşın daha da sert bir fiyat şokuna yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Resesyon riski büyüyor

Yatırım bankacılığı firması Macquarie Group’a göre, ateşkesin kalıcı olmaması ve savaşın Haziran ayına kadar sürmesi durumunda, petrolün varil başına 200 dolara ulaşma ihtimali yüzde 40 olarak değerlendiriliyor. Bu büyüklükteki bir artışın tüketici fiyatlarını daha da yükseltebileceği, piyasaları sarsabileceği ve zaten kırılgan olan ekonomiyi uçuruma sürükleyebileceği kaydediliyor.

Michigan Üniversitesi’nden ekonomist ve ABD öngörü uzmanı Daniil Manaenkov, petrol fiyatlarının bir veya iki ay boyunca varil başına 150 ile 200 dolar seviyesinde kalmasının ekonomiyi resesyona sokmasının kuvvetle muhtemel olduğunu dile getirdi.

Söz konusu kırılma noktasının beklenenden daha hızlı gelebileceği belirtiliyor. Tüketicilerin, yüksek fiyatlar veya iş güvenliği konusunda endişe duyduklarında harcama alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde oldukları vurgulanıyor. Manaenkov, tüketicilerin daha az dışarı çıktığını, daha ucuz market markalı ürünleri tercih etmeye yöneldiğini ve daha az seyahat ettiğini ifade etti. Harcamalardaki düşüşün büyümeyi yavaşlatabileceği ve ekonomiyi resesyona yaklaştırabileceği aktarılıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da 30 Mart tarihli bir blog yazısında benzer endişeleri dile getirerek, uzayan savaşan fiyatları artırabileceği ve dünya genelinde ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulundu. IMF analistleri; savaşın süresinin, Ortadoğu geneline yayılmasının ve bunun sonucunda altyapı ile tedarik zincirlerinde meydana gelecek hasarın, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda ekonomik yıkımın boyutunu belirleyeceğini kaydetti.

Fiyat artışı beklenen temel ürün ve hizmetler

Manaenkov, artan enerji fiyatlarının tüketicilerin ödediği diğer her şeye yansımasının altı ile 12 ay sürebileceğini belirtti. Akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasına rağmen, genel maliyet artışlarının asıl itici gücünün dizel yakıt olduğu vurgulanıyor. Yük taşımacılığının çoğunun dizel ile yapılması nedeniyle, dizel fiyatları yükseldiğinde ve yüksek kaldığında, hemen hemen her şeyin bunu takip edeceği ifade ediliyor.

Manaenkov, sürecin işleyişine dair, “Zaman çizelgesi tipik olarak önce enerji tepkisi almanız, ardından bunun nakliye maliyetlerine, sonra tüketici ürünlerine yansıması ve en sonunda hizmet sektöründe görülmesi şeklindedir. Hizmet sektörüne yansıma, enerji fiyatlarında görülenden daha zayıf olsa da yine de oldukça anlamlı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’daki savaş sonucunda fiyatlarının artması muhtemel alanlar şunlar:

1. Nakliyesi dizel gerektiren her şey: Dizel yakıt; kamyonları, yük araçlarını, inşaat ekipmanlarını, tarım makinelerini ve deniz taşıtlarını çalıştırıyor. Bu araçları çalıştırmanın maliyeti arttığında, her türlü üretim malzemesi ve bitmiş ürünün fiyatına ek maliyet binmektedir. Akaryakıt fiyatlarını takip eden AAA verilerine göre, dizel fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yaklaşık yüzde 50 artarak çarşamba günü galon başına 5,67 dolara ulaştı.

2. Hava yolu seyahati: Hava yolu şirketleri jet yakıtı ile çalışıyor ve maliyetler şimdiden keskin bir şekilde yükseldi. Buna karşılık hava yolları bilet fiyatlarını artırmaya başlamıştır. Bazı şirketlerin yakıt maliyetinden tasarruf etmek için uçuşları iptal etmeyi planladığı, daha az uçuş seçeneği ile kalan uçuşlardaki koltuklar için rekabetin artacağı ve bunun seyahat fiyatlarını daha da yukarı çekeceği belirtiliyor.

3. Gıda: Gıda üretiminde yüksek fiyatlardan aynı anda etkilenen birden fazla baskı noktası bulunuyor. Tarım makinelerini ve teslimat kamyonlarını çalıştırmak için gereken dizelin yanı sıra, en büyük sorunun gübreler olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda sıvılaştırılmış doğal gaz gerektiren azotlu gübreler ile üre, amonyak ve kükürtten yapılan fosfatlı gübreler; buğday, mısır, pirinç ve meyve gibi temel gıdaların üretimi için kritik önem taşıyor. Deniz yoluyla taşınan gübrenin yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çiftçilerin şu anda uygun fiyatlı gübreye ulaşamaması durumunda bahar ekim döneminde yeterli ekim yapamayacakları ve bu durumun nihayetinde daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağı ifade ediliyor.

4. Plastik ve ambalaj: Plastik üretimi petrol ve doğal gaz gerekiyor. Ortadoğu’nun polietilen ihracatının yaklaşık yüzde 85’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmesi nedeniyle plastik gerektiren ham maddelerin fiyatlarının artacağı öngörülüyor. Bu durum; su şişeleri, kredi kartları, mobilyalar, ev eşyaları, gıda kapları, araba parçaları ve plastik ile mühürlenmiş veya sarılmış her şeyi kapsıyor.

5. Sentetik giyim: Günümüzde çoğu giysi; polyester, naylon, spandeks ve polar dahil olmak üzere petrokimyasallardan üretiliyor. Hazır giyim endüstrisinin, özellikle de hızlı moda üreticilerinin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tedarik zincirleri aracılığıyla temin edilen sentetik liflere bağımlı olduğu belirtiliyor. Ham madde maliyetlerinin artmasıyla kumaş maliyetlerinin de yükseleceği ve bunun giysi fiyatlarına yansıyacağı aktarılıyor.

6. Teknoloji ve elektronik: Teknoloji ve elektronik ürünleri endüstrisi çift yönlü aksamalardan etkileniyor. Hürmüz Boğazı, lityum iyon pillerin üretimi için hayati önem taşıyan grafit ham maddeleri için kritik bir nakliye rotasıyken; helyum gazı yarı iletkenler, fiber optikler, elektronik ve tıbbi cihazlar için gerekli. Tedarik aksaklığının akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri ve MRI makineleri gibi teşhis amaçlı tıbbi cihazların fiyatlarını artırabileceği ifade ediliyor.

7. Alüminyumdan yapılan her şey: Körfez ülkeleri dünya alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’unu sağlıyor. Bu ülkeler aynı zamanda ABD’nin işlenmemiş alüminyum ithalatının yüzde 21’ini ve işlenmiş alüminyum ithalatının yüzde 13’ini karşılıyor. Alüminyumun bina inşaatı, araçlar, uçaklar, elektrik enerjisi iletimi ve beyaz eşyalar için temel bir madde olduğu hatırlatılarak, ihracattaki gecikmelerin inşaat ürünleri, sanayi ekipmanları, uçak ve otomobil fiyatlarını yükseltebileceği kaydediliyor.

8. Otomobiller: Plastik ve alüminyum fiyatlarındaki artışlar ile diğer tedarik zinciri aksaklıklarının araç maliyetlerini de yukarı çekmesi muhtemel görülüyor. Manaenkov, Güney Kore veya Japonya’daki üretim aksaklıklarının ABD’deki üretimde de sorunlara yol açabileceğini, bunun araç kıtlığına katkıda bulunarak yeni ve ikinci el fiyatlarını artırabileceğini belirtti.

Petrol akışında kırılganlık

Savaş sona erse bile Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat akışının hemen normale dönmeyebileceği ve ABD’deki akaryakıt fiyatlarının mutlaka düşmeyebileceği ifade ediliyor. İran’ın petrol akışını kontrol etmeye devam edebileceği ve bunun küresel ile yerel yakıt maliyetlerini yüksek tutabileceği uyarısı yapılıyor. Diğer bir deyişle, ABD müdahalesini tamamen sona erdirse bile İran’ın ekonomik baskıyı sürdürme kozuna sahip olduğu belirtiliyor.

Manaenkov, durumu “Bu açılıp kapanan bir musluk gibi değildir. Pompalamayı bir kez durdurduğunuzda, akışı yeniden başlatmak için önemli miktarda kaynak harcamanız gerekir” sözleriyle açıkladı.

Şu an için çatışma duraklamış durumda ve boğazdaki trafik yavaş yavaş yeniden başlıyor; ancak savaşın sona ermekten çok uzak olduğu ve Orta Doğu genelindeki huzursuzluğun sürdüğü kaydediliyor.

Çarşamba günü, ABD ile yapılan geçici ateşkesten sadece birkaç saat sonra, İran’a ait bir insansız hava aracının Suudi Arabistan’ın kritik Doğu-Batı petrol boru hattı üzerindeki bir pompalama istasyonunu vurduğu bildirildi. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakmak için kullanılan bu hattın Körfez’den Kızıldeniz’e günde yaklaşık 7 milyon varil ham petrol taşıdığı ve meydana gelen hasarın enerji krizini daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor.

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English