Bizi Takip Edin

Avrupa

Londra’da savaş karşıtı konferans

Yayınlanma

Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu’dan yaklaşık 3.000 katılımcının yer aldığı, uluslararası savaş karşıtı konferans cumartesi günü Londra’da düzenlendi.

Daha önce 5 Ekim 2025 tarihinde, 4.000’den fazla aktivist, savaşı ve Avrupa genelinde yaşanan eşi görülmemiş askeri yoksulluğa karşı protesto etmek amacıyla Paris’te düzenlenen uluslararası bir toplantıda bir araya gelmişti.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre bireysel katılımcıların yanı sıra, yaklaşık 20 ülkeden aktivist heyetleri Londra’daki bu ikinci etkinliğine katıldı.

Sendikalar özellikle güçlü bir şekilde temsil edildi. Bunlar arasında 1,4 milyondan fazla üyesiyle Birleşik Krallık’taki en büyük sendika olan Unison, militan İngiliz demiryolu işçileri sendikası RMT; Fransa’dan büyük sendikalar CGT ve Force ouvrière; İtalya’dan CGIL; ayrıca bahsedilen ülkelerden ve diğer ülkelerden gelen sendikalar da yer aldı.

Konferans, 2001 yılının Eylül ayı sonlarında o dönemde yaklaşmakta olan Afganistan işgaline karşı mücadele etmek üzere kurulan ve 15 Şubat 2003’te yaklaşan Irak işgaline karşı düzenlenen gösterinin organizasyonunda yer alan “Stop the War” (Savaşı Durdur) Koalisyonu tarafından düzenlendi.

O dönemde, savaşı protesto etmek için Londra’da bir milyon kişi sokaklara dökülmüştü.

Sosyal devletin tasfiyesi ile askerileşme: Aynı madalyonun iki yüzü

Özellikle konferanstaki sunumlar, bir yandan çoğu ABD ve kısmen de İsrail tarafından yürütülen mevcut savaşlara; ABD’nin Venezuela’yı işgali ve Nicolás Maduro’nun kaçırılmasına, ABD’nin Küba’ya yönelik askeri tehdit politikasına, ayrıca Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Sahel’deki savaşlara karşıydı.

Aynı şekilde, çeşitli konuşmacılar, 800 milyar avroluk “Rearm Europe” (Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma) programı gibi AB’deki silahlanma artışını kınadılar.

“Stop the War” kampanyasının kurucu üyesi ve şu anki lideri Lindsey German, “Ne ABD emperyalizmini istiyoruz, ne de Avrupa emperyalizmini,” dedi.

Birçok konuşmacı, askerileşme ile şu anda Avrupa genelinde yaşanan sosyal güvenlik ağlarının tamamen ortadan kaldırılması arasındaki kopmaz bağı vurguladı.

Fırıncılar, Gıda ve İlgili İşçiler Sendikası (BFAWU) Başkanı Ian Hodson, görevden ayrılan Başbakan Keir Starmer hükümetinin, diğer şeylerin yanı sıra, askeri harcamaları finanse etmek için tekerlekli sandalye kullanan kişilere yönelik fonları kestiğine dikkat çekerek, “Kemer sıkma ve militarizasyon aynı madalyonun iki yüzüdür. Engelli insanlar savaşın bedelini ödüyor!” dedi.

Avrupa çapında savaş karşıtı protestolar artıyor

Londra Savaş Karşıtı Konferansı’ndan önce, militarizasyona karşı giderek artan sayıda ulusal ve uluslararası protesto düzenlendi. Almanya’da özellikle öğrenciler, zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesini protesto etmek amacıyla bugüne kadar üç okul grevi düzenledi.

Belçika’da ise son bir buçuk yıl içinde ülke çapında 15 gösteri düzenlendi; bunlardan bazılarına 100.000’e varan katılımcı katıldı.

Bu protestolar özellikle Belçika hükümetinin sert kemer sıkma politikalarına yönelikti fakat aynı zamanda bu kemer sıkma politikalarını mevcut ölçekte gerekli kılan askeri güçlenmeye de karşıydı.

14 Haziran’da, AB’nin militarizasyonuna karşı Avrupa çapında düzenlenen ilk büyük gösteri Brüksel’de gerçekleştirildi; yaklaşık 12.000 kişi, “Savaş Değil, Refah” sloganı altında Stop ReArm Europe koalisyonu ve Belçika’daki Stop Militarization kampanyasının çağrısına yanıt verdi.

6 Şubat’ta, on binlerce kişi, genel olarak AB’nin askerileştirilmesine ve özellikle de limanların savaş lojistiği için kullanılmasına karşı, başta Akdeniz’deki olmak üzere 20’den fazla limanda liman işçilerinin düzenlediği protestolara katılmıştı.

Protestolar sonbaharda da devam edecek; bunlara ekim ayında liman işçilerinin düzenleyeceği bir eylem günü ve Kasım ayında militarizasyona karşı bir hafta sonu etkinliği de dahil.

Avrupa devletlerinin baskısı artıyor

Avrupa hükümetlerinin savaş hazırlıklarına karşı artan protestolar, şimdiden giderek şiddetlenen bir baskıyla karşılanıyor.

Londra Savaş Karşıtı Konferansı’nda, devlet yetkililerinin savaş karşıtlarını düşman ülkelerin “beşinci kolu” olarak karalamaya ve “düşman sempatizanı” oldukları gerekçesiyle yaptırım uygulamaya yönelik tarihsel olarak tekrarlanan çabalarına dikkat çekildi.

Geçen yıl, aralarında Alman federal hükümetinin de bulunduğu bazı kurumların onayıyla AB, Avrupa devletlerinin vatandaşlarını kişisel yaptırımlarla hedef almaya başladı.

AB’de hiç kimse, yaptırım uygulanan kişilerle herhangi bir tür iş yapamaz; bu kişilerin banka hesapları dondurulur ve para kazanmalarına izin verilmez.

Yaptırımdan etkilenenler arasında, eşi ve üç küçük çocuğuyla birlikte ayda 506 avro “insani yardım” olarak alan Alman gazeteci Hüseyin Doğru da bulunuyor.

Bu, harcamasına izin verilen azami tutardır ve beş kişilik ailenin bu parayla geçinmek zorunda kalması anlamına geliyor. Yetkililer artık sadece Doğru’nun kendi banka hesabını değil, annesinin hesabını da dondurdu.

AB, Brüksel’de yaşayan İsviçreli gazeteci Jacques Baud’a ve Afrika kıtasında yaşayan İsviçre-Kamerunlu aktivist Nathalie Yamb’a da aynı yaptırımları uyguladı.

Hepsinin ortak noktası, herhangi bir suç işlememiş olmalarına rağmen, bir şekilde AB’nin Rusya’ya yönelik saldırgan tutumuna karşı çıkmaları.

Hüseyin Doğru için imza kampanyası

AB, bu yaptırımlarla, tam da söz konusu kişilerin herhangi bir suç işlememiş olmaları nedeniyle hukukun üstünlüğü çerçevesinde yasal çözüm yollarının uygulanamadığı durumlarda, istenmeyen kişileri keyfi olarak ortadan kaldırmasına yardımcı olan, fiilen hukukun ötesinde bir cezai sistem oluşturmuştur. Doğru’ya yaptırım uygulanmasına karşı yakın zamanda bir imza kampanyası başlatıldı.

İmza kampanyasında, bu önlemin “sadece bağımsız gazetecileri sindirme girişimi ve ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı olarak görülebileceği” belirtiliyor ve “Siyasi adaletin geri dönüşüne tanık oluyoruz,” deniyor.

Eski Avrupa Adalet Divanı yargıcı Prof. Dr. Ninon Colneric ve Angers Üniversitesi’nden hukuk uzmanı Prof. Dr. Alina Miron tarafından kaleme alınan bir uzman görüşü, “AB’nin yaptırım düzenlemelerinin yürürlükteki AB hukukunu ihlal ettiği” sonucuna varıyor; dilekçe şöyle devam ediyor: “AB, eleştirenleri susturmak için [yaptırımları] kasten kullanıyor.”

Avrupa

EUISS: Rusya’yı caydırmak için AB’de askeri entegrasyon derinleşmeli

Yayınlanma

EUISS raporuna göre, Avrupa’nın gerçek caydırıcılık kapasitesi savunma harcamalarının miktarıyla değil, gerçek bir kriz durumunda kuvvetlerinin fiilen birlikte savaşıp savaşamayacağıyla değerlendirilecek.

Avrupa Birliği’nin dış ve güvenlik politikası alanındaki düşünce kuruluşu olan Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nin (EUISS) Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak: Kaynaklar, Hazırlık ve Kararlılık başlıklı raporunda, Avrupa’nın caydırıcılık yeteneklerinin tek bir AB çözümünün peşinde koşmaya değil, paralel ulusal ordulardan “gerçek anlamda entegre operasyonel sistemlere” geçişe bağlı olduğu savunuluyor.

En bariz yolun, “daha “Avrupalılaşmış bir NATO”ya doğru ilerlemek olduğunu savunan EUISS, ittifakın hâlâ Avrupa’nın kolektif savunmasının organize edildiği yerleşik bir çerçeve konumunda olduğuna işaret ediyor.

Fakat yazarlar, ABD’nin rolünü üstlenebilecek bir duruş oluşturmak için çok uluslu askeri işbirliğini derinleştirmenin önemini vurguluyor.

EUISS’e göre, “kademeli koordinasyon” artık yeterli değil ve Avrupa ülkeleri, askeri yeteneklerin tüm yelpazesi boyunca ikili ve çok taraflı işbirliğini bilinçli bir şekilde genişletmeli ve birlikte çalışabilirliğin “istisna değil, varsayılan durum haline gelmesini” sağlamalı.

İşbirliğinin, “işlevselliğe uygun şekilde” tasarlanmasını tavsiye eden EUISS, havadan erken uyarı ve kontrol sistemleri, istihbarat platformları ve uydular gibi varlıklar için, yüksek maliyetleri ve merkezi kullanımları göz önüne alındığında, kaynakların birleştirilmesinin ve ortak mülkiyet düzenlemelerinin “en verimli seçenek olarak değerlendirildiğini” kaydediyor.

Öte yandan EUISS Kıdemli Politika Analisti Luigi Scazzieri’ye göre, roket topçuları veya zırhlı birlikler gibi cephe savaş sistemleri, tam bir yapısal birleşmeden ziyade ortak lojistik, ortak eğitim ve koordineli operasyonel planlama yoluyla entegrasyona daha uygun.

Avrupalı ülkeler, tedarik, eğitim ve lojistik alanlarında Belçika-Hollanda deniz işbirliğinden, Avrupa Hava Taşımacılığı Komutanlığı (EATC) aracılığıyla hava taşımacılığı ve havada yakıt ikmalinin birleştirilmesine kadar bu eğilimin örneklerini şimdiden görüyor.

Daha iddialı bir bakış açısıyla, Hollanda mekanize kara kuvvetlerinin Alman yapılarına dahil edilmesi ve İskandinav hava kuvvetlerinin giderek artan entegrasyonu gibi düzenlemeler, daha derin bir operasyonel yakınlaşmayı gösteriyor.

Bu nedenle rapor, hem yerleşik hem de yeni ortaya çıkan işbirliği modellerinin genişletilmesini talep ediyor.

Bunun kilit unsuru, Avrupa komuta düzenlemelerinde daha fazla dayanıklılık sağlanması olacak. Bu sayede bu düzenlemeler, ABD’nin desteğine çok daha az ihtiyaç duyarak operasyonları planlayıp yürütebilecek.

Bu süreç halihazırda devam ediyor. En göze çarpan örnekler ise komuta sorumluluklarının Napoli’de İtalya’ya ve Norfolk’ta Birleşik Krallık’a devredilmesi.

Nihai hedef, Avrupalıların omurgasını oluşturduğu ve ABD’nin artık vazgeçilmez bir çerçeve ülke olarak hizmet etmediği bir ittifak olacak.

EUISS, bu gündemin aciliyetinin Rusya’nın değişen askeri duruşuyla daha da vurgulandığını belirtiyor.

Ukrayna’da savaş alanında önemli kayıplara rağmen Moskova, silahlı kuvvetlerini uyarladı, endüstriyel seferberliğini genişletti ve melez ve yıpratma tarzı bir savaş yöntemini geliştirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’de Rusya ile temas krizi: Macron ve Merz, Costa’ya tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın ekibinin Rusya ile doğrudan temas kurma girişimi, Avrupa Birliği liderleri arasında derin görüş ayrılıklarına yol açtı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in girişime kapalı kapılar ardında karşı çıktığı belirtilirken, bazı üye ülkeler Costa’nın diplomatik hamlesini savundu.

Avrupa Birliği (AB) liderleri arasında, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın ekibinin Rusya ile doğrudan temas kurma girişimi nedeniyle derin görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Politico’nun kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bazı Avrupalı liderler bu adımı kamuoyu önünde desteklerken, diğer hükümetler girişime karşı çıkarak birlik içindeki çatlakları gün yüzüne çıkardı.

Edinilen bilgilere göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Costa’ya özel görüşmelerde bu adımlardan duydukları memnuniyetsizliği doğrudan iletti. Kaynaklar, ismi açıklanmayan bir diğer liderin ise Avrupa Konseyinin Moskova ile diyalog geliştirme çabalarına büyük öfke duyduğunu aktardı.

Estonya Başbakanı Kristen Michal, daha önce Politico’ya verdiği demeçte Costa’nın bu adımını “hatalı” olarak nitelendirmiş ve AB’nin aynı anda hem çatışmada arabulucu hem de Ukrayna’nın destekçisi olamayacağını ifade etmişti.

Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda ise Bloomberg’e yaptığı açıklamada, mevcut dönemin Rusya ile müzakereler için uygun zaman olmadığını düşündüğünü dile getirdi.

Bazı ülkeler Costa’ya destek veriyor

Diğer yandan Slovakya Başbakanı Robert Fico, Avrupa Konseyi Başkanına destek veren liderler arasında yer aldı. Politico’nun aktardığına göre Fico, “Avrupa Konseyi Başkanını destekliyorum ve ekibinin bu yönde hareket etmesini memnuniyetle karşılıyorum” ifadesini kullandı. Gazete, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Belçika Başbakanı Bart De Wever’in de Costa’ya kamuoyu önünde destek verdiğini hatırlattı.

Finlandiya basınından Helsingin Sanomat gazetesi de Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo’nun, Rusya ile temas kurulması nedeniyle Costa’yı eleştirmekten kaçındığını yazdı.

Politico, yaşanan bu durumun, göreve başladığı Aralık 2024’ten bu yana Avrupa liderlerinin mutlak çoğunluğu tarafından hiç eleştirilmeyen Avrupa Konseyi Başkanının konumunu zorlaştırdığını belirtti. Gazeteye konuşan kaynaklar, Rusya ile temas konusundaki görüş ayrılıklarının Costa’ya olan güvenin tamamen kaybedildiği anlamına gelmediğini, ancak 2 trilyon avro değerindeki yeni yedi yıllık AB bütçesinin onaylanması gibi önemli dosyalardaki çalışmalarını zorlaştırabileceğini kaydetti.

António Costa, 19 Haziran’daki AB zirvesinin ardından düzenlenen basın toplantısında adımlarını savunarak, AB’nin Ukrayna’yı diplomatik alanda da desteklemesi gerektiğini söyledi. Costa, “Rusya’nın mesajlarını yorumlama konusunda başkalarına bağımlı olamayız, kendi mesajlarımızı doğrudan Rusya’ya iletebilmeliyiz” dedi.

Avrupa Konseyi Başkanı, bu telefon görüşmesini AB üyeleriyle neden önceden koordine etmediğine yönelik soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Costa’nın ekibinin Kremlin temsilcileriyle kısa bir telefon görüşmesi gerçekleştirmesi zirvede bazı Avrupalı liderlerin tepkisini çekti. Costa’nın ekibinin görüşme öncesinde yalnızca Almanya, Fransa, İngiltere ve Avrupa Komisyonunu bilgilendirdiği iddia edildi. Ancak iki diplomat, Berlin’in bu konuda önceden uyarılmadığını öne sürdü.

Zirvede liderler ayrıca olası barış müzakerelerinde Avrupa’yı kimin temsil edebileceğini de tartıştı ancak bir uzlaşıya varamadı. Finlandiya Başbakanı Orpo ve bazı liderler, bu konunun kamuoyu önünde tartışılmasının AB’ye olan güvene zarar verdiği görüşünü savundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise zirve sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında, AB’nin Rusya ile Ukrayna konusunda yapılacak müzakerelere hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Keir Starmer istifa etti

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, başbakanlıktan ve İşçi Partisi liderliğinden istifa ettiğini duyurdu.

Başbakanlık önünde düzenlediği basın toplantısında konuşan Starmer, “ayrılması gerektiği kararını olgunlukla kabul ettiğini” söyledi.

Starmer şöyle konuştu:

“Partimin şu anda sorduğu soru, bir sonraki genel seçime bizi götürmek için en uygun kişinin ben olup olmadığımdır. Parlamento grubumuzun bu soruya verdiği cevabı dinledim ve bu cevabı olgunlukla kabul ediyorum. Aldığım her karar, sevdiğim ülkeyi ön planda tutmak amacıyla verildi. İşte bu nedenle İşçi Partisi liderliğinden istifa edeceğim. Bu sabah Majesteleri Kral ile görüşerek kararımı kendisine bildirdim.”

Starmer görevden ayrılışının zaman çizelgesini de açıkladı. İşçi Partisi Ulusal Yürütme Komitesi’nden, adaylık başvurularının 9 Temmuz’da başlayıp yaz tatili öncesinde tamamlanacağı bir zaman çizelgesi hazırlamasını isteyeceğini söyleyen Başbakan, “Bir yarış olması durumunda, bu sayede eylül ayında Parlamento yeniden toplanmadan önce yeni liderin göreve başlaması sağlanacaktır. Yarışma sona erene kadar başbakanlık görevimde kalacağım ve iktidarın düzenli bir şekilde devredilmesini sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedi.

İngiltere Başbakanı Starmer istifa takvimini açıklayabilir

Avam Kamarası’nın yaz tatili 16 Temmuz’da başlayacak. Dolayısıyla, Greater Manchester Belediye Başkanı iken geçen hafta sonu yapılan ara seçimlerde milletvekili seçilen Andy Burnham’ın önümüzdeki ayın ortasında başbakan olması bekleniyor.

Öte yandan Burnham’ın karşısına Wes Streeting’in çıktığı bir İşçi Partisi liderlik yarışması olması durumunda, yeni başbakan ağustos ayı sonuna kadar göreve başlayacak.

Avam Kamarası, yaz tatilinin ardından 1 Eylül’de yeniden toplanacak.

Starmer, konuşmasını, “ülkedeki en büyük işi” bırakıp bir baba ve eş olarak “en önemli işe” daha fazla zaman ayıracağını söyleyerek sonlandırdı.

Halefine “tam ve kesin desteğini” vereceğini söyleyen Starmer’ın konuşmanın sonunda ağlamak üzere olduğu görüldü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English