Avrupa
Macaristan, Rusya’yı resmen “tehdit” ilan etti

Macaristan Başbakanı Péter Magyar tarafından imzalanan resmi talimatta Rusya’nın eylemleri ülke, Avrupa ve dünya düzeni için bir tehdit olarak tanımlandı. Bu kararla Budapeşte, nisan ayında görevi devreden Viktor Orbán döneminin Moskova yanlısı dış politika çizgisinden resmen uzaklaştı.
Macaristan, dış politikasında köklü bir rota değişikliğine giderek Rusya’yı resmi düzeyde bir “tehdit” olarak tanımladı. Budapeşte’nin benimsediği bu yeni yaklaşım, eylül ayında düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kuruluna katılacak Macar delegasyonu için hazırlanan direktiflerde yer aldı.
Magyar Nemzet gazetesinin aktardığına göre, Başbakan Péter Magyar tarafından imzalanan söz konusu direktifler resmi gazete niteliğindeki Magyar Közlöny’de yayımlandı.
Nisan ayında gerçekleşen hükümet değişiminin ardından Rusya yanlısı tutumuyla bilinen Viktor Orbán’ın yerine başbakanlık koltuğuna oturan Magyar, aylar sonra ülkesinin yeni dış politika çizgisini resmiyete döktü.
Yayımlanan belgelerde, “Rusya’nın eylemleri Macaristan, Avrupa ve dünya düzeni için bir tehdit teşkil etmektedir” ifadesine yer verildi.
Belgelerde ayrıca Budapeşte’nin Kiev için “kalıcı bir barış ve uzun vadeli güvenlik garantileri” sağlayacak müzakerelere zemin hazırlayabilecek her türlü çabayı desteklediği kaydedildi.
Der Spiegel’in değerlendirmesine göre Tisza Partisi lideri Magyar başkanlığındaki yeni hükümet, bu adımla Rusya ve Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sadık bir destekçisi konumundaki Orbán kabinesinin politikasından uzaklaşıyor. Orbán, görev süresi boyunca Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’ya uyguladığı yaptırımların hafifletilmesi için girişimlerde bulunmuş ve Ukrayna’ya yönelik destek kararlarını engellemişti.
Magyar’ın seçim zaferinin ardından Kremlin, ikili ilişkilerde Rusya’nın Macaristan’daki yeni hükümetin atacağı somut adımları esas alacağını açıklamıştı.
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, NATO ve AB ülkelerinin “radikal askerileşme” politikalarını meşrulaştırmak için “sözde Rus askeri tehdidine ilişkin asılsız iddialara” başvurduğunu söylemişti.
Batı’nın artık Rusya ile “savaşa hazırlandığını” açıkça dile getirdiğini ve askeri bütçelerini artırdığını savunan Putin, Moskova’nın her türlü tehdide zamanında ve uygun bir yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Devlet silahlanma programı kapsamında nükleer üçlünün ve kara kuvvetlerinin modernize edildiğini, Hava-Uzay Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetlerinin muharebe potansiyelinin arttığını da sözlerine eklemişti.
Putin daha önceki açıklamalarında da Avrupalı liderlerin Rusya ile olası savaş iddialarını “saçmalık, kaba ve küstahça bir yalan” olarak nitelemiş, Rusya’nın Avrupa ülkelerine karşı hiçbir zaman saldırgan niyetler taşımadığını savunmuştu.
Ukrayna’daki çatışmaya Batılı ülkelerin Moskova’yı doğuya doğru genişlememe vaadiyle aldatmasının yol açtığını belirten Putin, Batı’nın faturayı Rusya’ya kesmeye ve ülkesini saldırgan göstermeye çalıştığını iddia etmişti.
Magyar ayrıca Szijjártó’nun Rusya ile bağlantılarına yönelik bir soruşturma başlatıldığını da duyurdu.
Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre Orbán’ın AB içindeki nüfuzu, sağlanan mali kaynakların kesilmesiyle birlikte hızla geriliyor.
Haberde, eski başbakanın Macaristan’daki 16 yıllık iktidarı boyunca “Brüksel balonu” içinde faaliyet gösteren ve müttefiklerine zemin sunan kuruluşlara milyonlarca kaynak aktararak kilit bir figür haline geldiği belirtildi.
Orbán’ın Brüksel’de etki yaratma girişimlerinin başında, kendisi tarafından kurulan sağ muhafazakar Mathias Corvinus Collegium (MCC) enstitüsünün bu şehirde açılan şubesi yer aldı.
2022’de faaliyete geçen MCC Brüksel, kendini “AB düşünce kuruluşları dünyasındaki ender muhafazakar seslerden biri” olarak konumlandırmış ve göçten toplumsal cinsiyet ideolojisine kadar tartışmalı sosyokültürel konularda etkinlikler düzenlemişti.
MCC’nin faaliyetleri, Orbán hükümeti tarafından tahsis edilen 1 milyar dolarlık bir vakıf fonuyla finanse ediliyordu ve Brüksel şubesinin yıllık bütçesi 6 milyon doları aşıyordu.
Ancak siyasetçinin nisan ayındaki seçimleri kaybetmesinin ardından kurumun kaynakları iade etmesi ve faaliyetlerini durdurması istendi; bu durum Brüksel şubesinin fonunun kesilmesine neden oldu.
MCC Brüksel Başkanı Frank Furedi’nin potansiyel sponsorlarla temas halinde olduğu kaydedildi. Furedi, faaliyetlerin ölçeği daralsa bile enstitünün daha mütevazı bir yapıyla varlığını sürdürebileceğini ifade etti.
Bloomberg’e konuşan Furedi, “Şu an bizi destekleme nezaketini gösterecek her yerden, gerekirse bizzat şeytanın kendisinden bile yardımı kabul etmeye hazırız” dedi.
Orbán hükümeti 2021 yılında Brüksel’in merkezinde, ABD ve İngiltere büyükelçiliklerinin yakınında bulunan ve geçmişte Belçika Maliye Bakanlığına ev sahipliği yapan 18. yüzyıldan kalma bir malikane satın almıştı.
Macaristan Evi (Hungary House) adıyla etkinlik mekanı olarak tasarlanan bina, ülkenin 2024 yılındaki AB dönem başkanlığından hemen önce açılmıştı.
Macaristan’ın AB, Belçika ve NATO temsilciliklerinden ayrı bir konumda yer alan bu binanın şu anda boş durduğu aktarıldı.
Avrupa Parlamentosunda 11 koltuğa sahip olan Orbán’ın partisi Fidesz de belirsiz bir konuma sürüklendi. 2019 yılında merkez sağ Avrupa Halk Partisinden (EPP) çıkarılan Fidesz ve Orbán, 2024 yılında Avrupa Parlamentosunda Avrupa Vatanseverleri (Patriots for Europe) adlı yeni sağ grubun kurulmasında kilit rol oynamıştı.
Bloomberg’e göre Orbán’ın iktidardan ayrılması, Jordan Bardella liderliğindeki ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik partisinin de yer aldığı bu grubu en görünür destekçilerinden birinden yoksun bıraktı.
Avrupa
İtalya, Ukrayna’ya yaklaşık 3 milyar euroluk yeni silah paketi hazırlıyor

İtalya, kendi ordu envanterinden Aster 30 önleme füzeleri, Kronos radarı ve yerli SAMP/T bileşenlerini kapsayan yaklaşık 3 milyar euroluk yeni bir askeri yardım paketi hazırlıyor. Fransa ile ortak yürütülen program kapsamında Ukrayna’nın hava savunmasının güçlendirilmesi ve finansmanın AB fonlarından karşılanması planlanıyor.
İtalyan La Repubblica gazetesinin haberine göre Roma yönetimi, Ukrayna’ya yönelik 13’üncü askeri yardım paketi kapsamında kendi askeri stoklarından Aster 30 önleme füzeleri, Kronos radarı ve Fransa ile ortak geliştirilen SAMP/T hava savunma sistemleri için ülkede üretilen bileşenleri teslim etmeyi planlıyor.
Toplam değerinin yaklaşık 3 milyar euroyu bulacağı belirtilen paketin İtalya tarafından ekim ayına kadar resmiyete dökülmesi hedefleniyor.
Aster 30 füzeleri, Ukrayna’da halihazırda konuşlu bulunan SAMP/T sistemlerinde kullanılmak üzere İtalyan Silahlı Kuvvetleri cephaneliğinden temin edilecek.
Fransa ise kendi ordu envanterinden iki SAMP/T sistemini daha geçici olarak Kiev’e devredecek.
Fransa-İtalya ortak programının, Avrupa Birliğinin 2026-2027 yıllarını kapsayan 90 milyar euroluk “Ukraine Support Loan” (Ukrayna Destek Kredisi) fonundan finanse edilmesi öngörülüyor. Bu bütçenin 60 milyar euroluk bölümü Ukrayna’ya askeri destek sağlanması amacıyla ayrıldı.
Fransız-İtalyan konsorsiyumu Eurosam tarafından geliştirilen SAMP/T Mamba, aynı anda on hedefi imha edebilen mobil bir uçaksavar füze sistemi olarak biliniyor.
Mamba, Avrupa’da üretilen ve balistik füzeleri önleme kabiliyetine sahip tek sistem olma özelliği taşıyor.
Avrupa Birliği programının şartlarına göre, AB ve Avrupa Ekonomik Alanı dışındaki ülkelerden temin edilen bileşenlerin payının yüzde 35’i aşmaması gerekiyor.
Ancak Avrupa’da uygun bir muadilin bulunmaması ya da yerel üreticilerin gerekli hacim ve teslimat sürelerini karşılayamaması durumunda istisnalara izin veriliyor.
Kiev yönetimi daha önce Amerikan Patriot füzeleri ile insansız hava araçlarında kullanılan Çin menşeli bileşenler için bu tür muafiyetler aldı.
Euronews’in aktardığına göre Fransa, program kapsamındaki kaynakların daha büyük bölümünün Avrupalı üreticilere aktarılmasını sağlamak amacıyla bu muafiyetlerin geçerlilik süresinin sınırlandırılmasını istiyor.
Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T sistemi, Amerikan Patriot sistemlerine yönelik temel Avrupa alternatifi olarak değerlendiriliyor.
La Repubblica’ya göre Roma yönetimi, sevkiyatları hızlandırmak ve teslimat listesini gizli tutabilmek amacıyla yeni yardım paketini özel bir kararnameyle yürürlüğe koymayı planlıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, temmuz ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından hava savunmasının güçlendirilmesi konusunda mutabakata varıldığını duyurmuştu.
Söz konusu mutabakat; dört yeni nesil SAMP/T NG sisteminin teslim edilmesini, Fransa’nın iki ilave SAMP/T sağlamasını ve Aster 30 sevkiyatlarının hızlandırılmasını içeriyor.
Paris ve Roma yönetimleri ayrıca Ukrayna’ya bu füzelerin üretimi için lisans verilmesini de kabul etti.
Avrupa
İran’a abluka Alman sanayisini daha da zor duruma düşürebilir

ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü iktisadi savaşın son dönemde tırmanması Alman sanayisinde ciddi üretim düşüşlerini artırabilir.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazartesi günü yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran’ı iktisadi olarak tamamen izole etmeyi ve ülkeyi iktisadi çöküşe sürüklemeyi amaçladığını duyurdu.
Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın ticarete yeniden açılmasının pek olası olmadığını gösteriyor.
German Foreign Policy’de yer alan analize göre Alman şirketleri, Körfez ülkelerinden gelen düşük maliyetli hammaddeler kullanılarak başka ülkelerde üretilen çok sayıda ara ürüne bağımlı durumda.
Hürmüz’deki abluka nedeniyle bu ara ürünler artık daha pahalı kaynaklar kullanılarak üretiliyor ve bu da Alman şirketleri için fiyat artışlarına yol açıyor.
Aynı zamanda, stok seviyeleri de çoğu zaman düşük: Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle ara ürünlerin teslimatı artık mümkün olmazsa, birçok Alman şirketi en fazla üç hafta içinde üretim durmasıyla karşı karşıya kalacak.
Yüksek doğalgaz fiyatları nedeniyle, gaz depolama tesisleri tarihsel olarak en düşük seviyelerde.
Hammaddeler gitgide daha da pahalı hale geldi
İran’da savaşın başlamasından bu yana, hammadde tedarik eden Alman şirketleri için artan riskler ve yükselen fiyatlara dair haberler art arda geliyor.
Tedarik danışmanlığı şirketi Inverto’nun analizine göre, Avrupa şirketlerinin Türkiye’den tedarik ettiği güneş enerjisi sistemleri için kullanılan alüminyum profiller buna bir örnek.
Türkiye’deki üreticiler, ham alüminyumun bir kısmını Körfez ülkelerinden temin ediyor.
Mart ayında Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası nedeniyle bu ülkelerden yapılan ithalat kesintiye uğradığında, üreticiler daha yüksek fiyatlar talep eden diğer tedarikçilere yönelmek zorunda kalmıştı. Ardından bu fiyat artışlarını Avrupa’daki müşterilerine yansıtmışlardı.
Inverto’ya göre, bu müşteriler o zamandan beri birincil alüminyum için eskisine göre yüzde 10 ila 20 arasında daha fazla ödeme yapmak zorunda.
Üstelik bunlar münferit vakalar değil. Pazar araştırma şirketi Civey’in Handelsblatt adına 750 Alman işletme sahibi arasında gerçekleştirdiği bir ankete göre, katılımcıların yüzde 52’si, metaller veya yarı iletkenler gibi temel hammadde veya ara ürün fiyatlarında belirgin artışlar gözlemledi.
Katılımcıların yarısından fazlası, daha sonra bu yüksek fiyatları müşterilerine yansıtmak zorunda kaldı.
Ara ürün meselesi: Çin’den gelen tedariğe de Hürmüz darbesi
Kimya endüstrisi de başka bir örnek sunuyor. Çinli şirketler, birkaç yıldır Almanya’da her türlü kimyasal ve plastiği, köklü Alman şirketlerinden daha düşük fiyatlarla sunabiliyordu.
Bunun nedeni kısmen Çin’in devasa iç pazarının sağladığı ölçek ekonomisi olmakla birlikte, aynı zamanda Almanya’nın Rusya’dan siyasi nedenlerle kopması sonucu doğalgaz fiyatlarında yaşanan önemli artış da rol oynuyor.
Geçen yıl, Almanya’nın Çin’den kimyasal madde ve aktif ilaç bileşenleri ithalatı artmaya devam etti ve zaman zaman bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık üçte bir oranında daha yüksek seviyelere ulaştı.
Fakat mart ayından bu yana bu ithalat tekrar düşüşe geçti; çünkü Çin sanayisi, Alman sanayisine kıyasla Körfez bölgesinden gelen hammaddelere çok daha fazla bağımlı ve dolayısıyla tedarik sorunlarıyla boğuşuyor.
Sonuç olarak, bu ön maddelere ihtiyaç duyan Alman şirketleri artık düşük maliyetli Çin ürünlerini temin edemiyor.
Şirketler bunun yerine Alman kimya şirketleri tarafından üretilen daha pahalı ürünlere güvenmek zorunda kalıyor. Bu durum, maliyetlerinin önemli ölçüde artmasına neden oluyor.
Kimya sektöründeki rahatlama geçici
Çin rekabeti nedeniyle satışlarında düşüş yaşayan BASF, Lanxess ve Evonik gibi şirketler, artık ürünlerini Almanya’da yüzde 30’a varan daha yüksek fiyatlarla tekrar satabiliyor.
Müşterileri zararları üstlenmek zorunda kalırken, bu şirketler 2026’nın ikinci çeyreğinde gelirlerinde önemli bir artış kaydetti: sırasıyla yüzde 7 (Lanxess), yüzde 11 (Evonik) ve yüzde 16 (BASF).
Fakat bu kazançlar, İran ile savaşın yol açtığı sektöre özgü “canlanma” sona erdiğinde ortadan kalkacak “geçici etkiler” olarak görülüyor.
Örneğin Evonik CEO’su Christian Kullmann şu yorumu yaptı: “Bu durum… sektörümüzün karşı karşıya olduğu temel sorunları hiçbir şekilde değiştirmez.”
Büyük Alman şirketleri tedarik zinciri kesintilerine en fazla üç hafta dayanabilir
Handelsblatt’ta yer alan haberlere göre, bazı şirketler Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle teslimatlarda tam bir kesintiyle karşı karşıya kalıyor.
Ocak ayında, sebep ne olursa olsun hammadde temininde ciddi sorunlar yaşadığını belirten şirketlerin oranı oldukça ortalama bir seviye olan yüzde 5,8 iken, nisan ayında bu rakam yüzde 13,8’e fırladı; mayıs ayında ise yüzde 15,9’a ulaştı.
Temmuz ayında ise bu oran, İran ile savaşın ve bununla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukanın sona erme umuduyla birlikte yeniden yüzde 13,8’e geriledi.
Trump yönetimi tarafından İran’a karşı yürütülen iktisadi savaşın son dönemde tırmanması üzerine, bu umut bir kez daha sönüyor.
Buna ek olarak, birçok durumda Alman şirketlerinin stok seviyeleri, uzun süreli ve ciddi bir krizi atlatmaya yetmiyor.
Yukarıda bahsedilen Civey anketine göre, ankete katılan şirketlerin yalnızca yüzde 22’si, İran’daki savaşın başlamasından bu yana, tedarik açıklarını daha uzun bir süre kapatmak amacıyla daha fazla ara ürün ve hammadde stokladı.
Tedarik zinciri danışmanlık firması Proxima tarafından yapılan bir anket de, büyük Alman şirketlerinin yüzde 56’sının tedarik zincirindeki aksaklıklara en fazla üç hafta dayanabileceğini; bu sürenin ardından üretimlerinin durma noktasına geleceğini gösteriyor.
Kış aylarında doğalgaz sıkıntısı baş gösterebilir
Doğalgazda da bir kez daha sıkıntı yaşanması bekleniyor. Alman gaz depolama tesisleri şubat ayında zaten alışılmadık derecede boştu: Doluluk seviyesi sadece yüzde 20,5 idi.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırının ardından doğalgaz fiyatları fırladığından beri işletmeciler depolama tesislerini normalden çok daha yavaş bir şekilde dolduruyor.
Avrupa için geçerli olan TTF vadeli işlem sözleşmesi şu anda megavat-saat başına 65 ile 69 avro arasında dalgalanıyor; şubat ayında ise 30 avro seviyesindeydi.
İşletmeler, sonbaharda savaşın sona ereceği umuduyla fiyatların düşeceği yönünde spekülasyon yapıyorlardı. Artık bunun gerçekleşmesi olası görünmüyor.
Şu anda depolama tesisleri sadece yüzde 50 oranında dolu; bu, istatistiklerin ilk kez derlendiği 2009 yılından bu yana en düşük seviye.
1 Kasım itibarıyla yasal olarak zorunlu kılınan yüzde 80 doluluk seviyesi, sektör çevrelerinde “pratikte ulaşılamaz” olarak görülüyor.
Alman Gaz İletim Sistemi İşletmecileri Birliği, mevcut enjeksiyon hızıyla depolama tesislerinin o tarihe kadar yüzde 70’in altında kalacağı konusunda uyarıyor.
Özel tüketiciler için bariz risklerin yanı sıra, Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) artık “önümüzdeki kışta yaşanacak arz darboğazları” endişesine dikkat çekiyor: “Fiziksel bir gaz kıtlığı ya da fiyatların tavan yapması, sanayi için ciddi bir tehdit oluşturacaktır.”
Aynı anda iki boğaza abluka Almanları zorluyor
Bu arada, genel durum daha da kritik bir hal alabilir. Tedarik danışmanlığı şirketi Proxima’dan bir uzman, Hürmüz Boğazı’na ek olarak, Bab el-Mendeb Boğazı’nın da Yemenli direnişçilerin saldırıları nedeniyle artık sorunsuz bir şekilde geçilemez hale geldiğine dikkat çekiyor.
Uzman, Hürmüz Boğazı’nda petrol ve gaz sevkiyatlarının engellenmesine atıfta bulunarak bir “enerji tehdidi” olduğunu açıklıyor.
Öte yandan Bab el-Mendeb’de ise bir “konteyner tehdidi” söz konusu; buradan tüketim malları, elektronik ürünler ve makine parçaları gibi çeşitli ürünler taşınıyor.
Proxima uzmanı, “Yeni olan şey, her iki boğazın da aynı anda kesintilerden etkilenmesi ve bu kesintilerin ilk kez birbirini pekiştirmesi,” diye açıklıyor.
Avrupa
Almanya savunma bütçesiyle küresel silah şirketlerinin cazibe merkezi oldu

Almanya, askeri harcamalarını hızla artırarak uluslararası savunma şirketleri için küresel bir cazibe merkezine dönüştü. Berlin yönetiminin gelecek beş yıl için 700 milyar euroyu aşan savunma bütçesi ayırması üzerine Avrupa ve diğer bölgelerden çok sayıda sektör devi ülkede temsilcilik açtı. Şirketler, yerel varlık göstermenin jeopolitik kriz dönemlerinde silahlara erişim riskini azaltacağını belirtiyor.
Almanya, askeri harcamalarında gittiği sert artışın etkisiyle uluslararası savunma şirketlerinin odak noktası haline geldi. Financial Times gazetesinin haberine göre, bütçe kaynaklarının genişletilmesi küresel silah ve havacılık üreticilerini Almanya pazarına yönlendirdi.
Geçen yılki seçimleri kazanmasının ardından Başbakan Friedrich Merz, savunma harcamalarını borçlanmayı sınırlandıran katı kuralların kapsamından çıkardı ve Bundeswehr’i Avrupa’nın en güçlü ordusu yapma sözü verdi.
Berlin yönetiminin gelecek beş yıllık dönem için savunma ihtiyaçlarına 700 milyar euronun üzerinde bütçe ayırması, dünyanın en büyük savunma şirketlerinin dikkatini çekti.
Son bir yıl içinde Avrupa ve diğer bölgelerden çok sayıda şirket Almanya’da temsilcilik açtı. Bu kuruluşlar arasında Norveç merkezli havacılık ve savunma ürünleri üreticisi Kongsberg, uydu istihbaratı alanında faaliyet yürüten Finlandiyalı girişim Iceye ve Güney Koreli savunma devi Hanwha Aerospace yer alıyor.
Hassas vuruş kabiliyetine sahip muharebe lazerleri üreten Avustralyalı Electro Optic Systems şirketi de genel merkezini Canberra’dan Avrupa’ya taşımayı planlıyor.
Şirketin CEO’su Andreas Schwer gazeteye yaptığı açıklamada, “Jeopolitik nedenlerle, gelecekte savunma bütçelerindeki kayda değer büyümenin tamamı Avrupa’da gerçekleşecek” değerlendirmesinde bulundu.
Schwer, şirket merkezini Avustralya’dan Orta Avrupa’ya taşıma konusunda kesin kararlı olduklarını belirterek, “Nihai konum henüz seçilmedi ancak değerlendirilen seçenekler arasında en güçlü adaylar Hollanda ve Almanya” diye ekledi.
Hanwha Group Küresel Strateji Direktörü Alex Wong ise Almanya’da ofis açma kararlarını, ortaya çıkan fırsatların boyutunun “kalıcı bir varlığı ve Alman savunma pazarını çok iyi tanıyan uzmanların istihdam edilmesini gerektirmesiyle” açıkladı.
Wong, şirketlerin yerel varlık gösterme arayışını dünya genelindeki eğilimle ilişkilendirdi. Wong’a göre hükümetler, çatışmaların veya jeopolitik gerilimlerin kritik silah türlerine erişimi tehlikeye atması riskini düşürmek amacıyla daha fazla yerelleşmeye yöneliyor.
Alman savunma sanayisi üreticisi Rheinmetall de uluslararası ortaklarla bir dizi anlaşma imzaladı. Bu kapsamda Hollandalı girişim Destinus ile düşük maliyetli seyir füzeleri, Güney Koreli LIG Defense & Aerospace şirketi ile orta ve uzun menzilli hava savunma sistemleri geliştirmek üzere işbirliği yapıldı.
Şirket ayrıca ABD merkezli uydu görüntüsü sağlayıcısı Vantor ile ortaklık kurarken, Alman Hava Kuvvetleri için insansız savaş uçağı geliştirmek amacıyla Boeing’in Avustralya birimiyle de ortak çalışmalar yürütüyor.
Foreign Affairs dergisinde yer alan analize göre, askeri gücünü artırmayı sürdürmesi halinde Almanya 2030 yılına kadar Avrupa’nın yeni hâkim gücü haline gelecek.
Almanya geçen yıl mutlak rakamlar bazında savunmaya diğer tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla harcama yaptı. Ülkenin yıllık askeri harcamalarının 2029 yılında 189 milyar dolara ulaşması ve bu tutarın 2022 yılındaki seviyenin üç katını aşması bekleniyor.
Berlin yönetimi sahip olacağı muazzam askeri gücü tüm Avrupa’nın yararına kullanacağını taahhüt etse de dergi, bu askeri hâkimiyetin kıtada bölünmelere yol açabileceğini belirtiyor.
Almanya’nın büyük bir askeri güce dönüşmesi Fransa ve Polonya’da şimdiden endişe yaratıyor.
Daha önce Foreign Affairs dergisi, Berlin’in kendi gücünü Avrupa’nın askeri yapılarına entegre etmemesi ve Avrupalı komşularının nasıl bir savunma entegrasyonu görmek istediklerini açıkça tanımlamaması durumunda, Almanya’nın yeniden silahlanmasının Avrupa’yı daha parçalı, güvensiz ve zayıf bir yapıya sürükleyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Amerika6 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi1 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını2 hafta önceNikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Görüş1 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var











