Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mali’de neler oluyor?

Yayınlanma

Mali’nin başkenti Bamako’ya düzenlenen koordineli saldırılar ve kuzeydeki stratejik bölgelerin isyancıların kontrolüne geçmesi Batı Afrika’da derin bir sarsıntı yarattı. Savunma Bakanı’nın ölümü ve Rus güçlerinin Kidal’den çekilmesiyle sonuçlanan süreç, 2020’de darbeyle göreve gelen askeri hükümetin geleceğine dair belirsizlikleri artırdı.

Mali’de isyancı grupların ve militanların gerçekleştirdiği koordineli saldırıların, başkent Bamako’ya sızarak Savunma Bakanı’nı öldürmesi ve ülkenin kuzey bölgelerinde kontrolü ele geçirmesinin Batı Afrika’yı sarstı.

Mali’nin çeşitli şehirlerinde yaşayanlar cumartesi sabahı silah sesleri ve patlamalarla uyandı. Saldırıların sorumluluğunu, ayrılıkçı Azawad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile El Kaide bağlantılı JNIM gruplarının oluşturduğu bir ittifak üstlendi.

Taarruzun kapsamı ve FLA’nın kontrolüne geçen kuzeydeki Kidal şehrinden Mali ve Rus birliklerinin çekilmesi, 2020 yılındaki askeri darbeyle iktidara gelen hükümetin dayanıklılığına dair şüpheleri güçlendirdi.

Mali hükümetine liderlik eden Albay Assimi Goita, saldırıların başlamasının ardından birkaç gün boyunca kamuoyu önüne çıkmadı.

Bu durum, askeri yönetimin geleceğinin yanı sıra güvenlik tehditleriyle mücadele amacıyla Mali ve komşu ülkelerde konuşlandırılan Rus birliklerinin rolü hakkında da soruları beraberinde getirdi.

Gelişmeler ışığında bölge için üç muhtemel senaryo öngörülüyor.

Birinci senaryo: Askeri yönetim iktidarda kalarak karşı saldırıya geçecek

Pek çok analist, ordunun büyük şehirlerin, kasabaların ve devlet kurumlarının çoğunu kontrol etmeye devam etmesi nedeniyle bunun kısa vadede en muhtemel sonuç olduğunu değerlendiriyor.

Ancak uzmanlar, ordunun JNIM ve FLA’ya karşı başlatacağı karşı taarruzun önümüzdeki günlerinin belirleyici olabileceğini ifade ediyor.

Global danışmanlık şirketi Control Risks’in kıdemli analisti Beverly Ochieng, böyle bir operasyonun başarısının veya başarısızlığının askeri yönetimin ömrünü tayin edeceğini belirtti.

Taarruzun başlamasından üç gün sonra ulusa seslenen Albay Goita, durumun kontrol altında olduğunu dile getirerek saldırıların sorumlularını etkisiz hale getirme sözü verdi.

Bu konuşma öncesinde sosyal medyada Goita’nın Rusya’nın Bamako Büyükelçisi İgor Gromyko ile görüştüğü fotoğrafların paylaşılması, askeri yönetimin Moskova ile ittifakı hala önemli gördüğü şeklinde yorumlandı.

Ayrıca askeri liderin, saldırıda yaralananların tedavi gördüğü hastaneyi ziyaretine dair görüntüler de kamuoyuna yansıdı.

Buna karşın analistler, Savunma Bakanı Sadio Camara’nın ölümünün olası bir karşı taarruzda birliklerin koordinasyonunu zayıflatabileceğini kaydediyor.

Konrad Adenauer Vakfı Sahel Programı Başkanı Ulf Laessing, Camara’nın ölümünün Rusya ile ilişkilere de olumsuz yansıyabileceğini ifade etti.

Laessing, Camara’nın güç yapısındaki en etkili isimlerden biri olduğunu, Moskova için ana aracı ve Rus paralı askerlerinin Sahel’e konuşlandırılmasının fikir babası olduğunu ekledi.

Hükümet güçleri, ülkenin kilit bölgelerinde kontrolü sağlamak için mücadele ettiklerini bildiriyor. FLA’nın Kidal’den güneye doğru ilerleme niyetini açıklaması nedeniyle bu görevin zorlu olacağı öngörülüyor.

İsyancıların sözcüsü Mohamed Elmaouloud Ramadane, Gao şehrini kontrol altına almak istediklerini belirterek, şehrin girişlerinin düştüğünü ancak askeri kampların henüz ele geçirilmediğini söyledi.

Ramadane, tarihi Timbuktu şehrinin de hedefleri arasında olduğunu ve Gao ile Kidal’in tam kontrolü sağlandığında burayı ele geçirmenin kolay olacağını ifade etti.

Askeri yönetim, yaklaşık altı yıl önce iktidarı ele aldığında halk desteğine sahipti ve güvenlik sorunlarını çözme vaadinde bulunmuştu.

Fakat son bir yılda, JNIM’in başkente yönelik yakıt ablukası ve yürüttüğü ekonomik savaş nedeniyle savunma pozisyonuna geçmek zorunda kaldı. Silahlı grupların ilerleyişi sürerse Mali, askeri yönetimin geleceğini etkileyecek uzun süreli bir çatışma süreciyle yüzleşebilir.

İkinci senaryo: Askeri yönetim Rusya’dan destek alsa da yeni ortaklar arayacak

Ochieng, hafta sonu gerçekleşen saldırıların Rusya’nın Mali’deki güvenilir güvenlik ortağı imajını zedelediğini vurguladı.

Mali’de on yılın başında yaşanan darbenin ardından orduyu destekleyen Fransız güçlerine çekilme talimatı verilmiş, yerlerine isyanın bastırılmasına yardımcı olmaları için Rus askeri personeli gelmişti.

Laessing, Rusya’nın Afrika Kolordusu’nun büyük şehirleri koruyamaması ve Kidal’in düşmesiyle Rusya’nın itibarının büyük bir darbe aldığını belirtti. Mali’nin Rusya’nın desteğinden vazgeçmeyeceği ancak başka ortaklar aramaya başlayabileceği değerlendiriliyor.

Muhtemel seçeneklerden birinin, Afrika’daki nüfuzunu genişletmek isteyen Türkiye ile bağların güçlendirilmesi olabileceği ifade ediliyor.

Ochieng’e göre, Mali’de başkanlık muhafızlarını eğitmek üzere bir Türk güvenlik temsilcisinin görevlendirildiğine dair raporlar bulunuyor.

Savunma alanında halihazırda bağları bulunan Türkiye’nin tedarik ettiği insansız hava araçlarının, 2024 yılında Kidal’in isyancılardan geri alınmasında kilit rol oynadığı bildirilmişti.

Mali’nin, uzun yıllardır gergin olan ilişkilerine rağmen ABD ile yeniden temas kurduğuna dair işaretler de mevcut. Bu yıl ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika İşleri Sorumlusu Nick Cheker, Bamako’yu ziyaret ederek ABD’nin Mali’nin egemenliğine saygı duyduğunu ifade etti ve politikadaki hataları aşmayı hedefleyen yeni bir rota çizdi.

Cheker ayrıca, ABD’nin güvenlik ve ekonomi alanındaki ortak öncelikler konusunda Mali’nin komşuları Burkina Faso ve Nijer ile daha yakın çalışma niyetinde olduğunu söyledi.

Bamako yönetiminin, tamamı askerler tarafından yönetilen Mali, Nijer ve Burkina Faso’dan oluşan Sahel Devletleri İttifakı’na daha fazla dayanabileceği de öngörülüyor. Bu blok Mali’ye destek sözü vermiş olsa da henüz büyük ve birleşik bir askeri güç olarak harekete geçmedi.

Rusya için temel soru, Mali’nin güvenlik bağlarını çeşitlendirmesi durumunda nüfuzunu koruyup koruyamayacağı noktasında toplanıyor.

Bu kriz, askeri ortaklıklar yoluyla Afrika’da etkisini artıran Rusya’nın genel stratejisi için bir dayanıklılık testi niteliği taşıyor. Rus destekli güçlerin kilit müttefikleri koruyamaması halinde bölgedeki diğer hükümetlerin de Moskova’ya ne kadar güvenilebileceği konusundaki yaklaşımlarını gözden geçirebileceği belirtiliyor.

Üçüncü senaryo: Askeri yönetim devrilecek, ancak yerine kimin geçeceği belirsiz

Cumartesi günkü saldırılar, askeri yönetime karşı son yılların en ciddi meydan okumasını oluşturdu. Artan toplumsal hoşnutsuzlukla birlikte yeni saldırıların askeri yönetim üzerindeki baskıyı artırabileceği kaydediliyor.

Olası senaryolardan biri, başka bir subay grubunun yönetime el koyacağı yeni bir askeri darbe olarak görülüyor.

Diğer taraftan, FLA ve JNIM ittifakının mevcut hükümetin yerini alması ihtimali üzerinde durulsa da bu durumda grubun ciddi iç fikir ayrılıklarıyla karşılaşacağı öngörülüyor.

FLA kendisini siyasi ve milliyetçi bir hareket olarak tanımlarken, JNIM silahlı bir İslamcı örgüt yapılanması taşıyor.

Mali’deki ayrılıkçılar ve İslamcı gruplar, Tuareg isyanının İslamcı militanlarca devralındığı 2012 yılından bu yana dönemsel olarak yakınlaşıp uzaklaştılar.

Daha önce bir FLA temsilcisi, JNIM militanlarını kuzenleri olarak nitelendirmiş ve ortak düşmana karşı tek bayrak altında hareket etmeleri gerektiğini söylemişti. Ancak FLA lideri Sayed ben Bella daha sonra yaptığı açıklamada bir birleşmenin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ben Bella, göndere çekilen tüm bayrakların El Kaide’ye değil kendilerine ait olduğunu vurgulayarak, JNIM’in kendileriyle birleşmek istemesi durumunda küresel El Kaide organizasyonundan ayrılması gerektiğini belirtti.

Uzmanlar, bu ideolojik farklılıkların gelecekteki olası bir güç paylaşımı anlaşmasını karmaşıklaştırabileceğini düşünüyor.

Ochieng, JNIM’in son yıllarda El Kaide ile ilişkilendirilen radikal söylemlerden büyük ölçüde kaçındığına dikkat çekti. Analist, geçmişte El Kaide ile bağlantısı olan bir grubun iktidara geldiği Suriye modeline benzer bir durumun yaşanabileceğini değerlendiriyor.

Suriye’deki yeni liderliğin bazı radikal gruplarca fazla seküler bulunarak eleştirildiği, JNIM’in de FLA ile ittifakı nedeniyle benzer suçlamalarla karşılaştığı aktarılıyor.

Gelecekte, ayrılıkçıların kuzeyde tam kontrol sağlayamaması ve ülkenin geri kalanındaki olaylardan uzaklaşamaması durumunda, JNIM ve FLA arasındaki ideolojik kopuşun yeni bir gerilim kaynağı olabileceği ifade ediliyor.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English