Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mali’de neler oluyor?

Yayınlanma

Mali’nin başkenti Bamako’ya düzenlenen koordineli saldırılar ve kuzeydeki stratejik bölgelerin isyancıların kontrolüne geçmesi Batı Afrika’da derin bir sarsıntı yarattı. Savunma Bakanı’nın ölümü ve Rus güçlerinin Kidal’den çekilmesiyle sonuçlanan süreç, 2020’de darbeyle göreve gelen askeri hükümetin geleceğine dair belirsizlikleri artırdı.

Mali’de isyancı grupların ve militanların gerçekleştirdiği koordineli saldırıların, başkent Bamako’ya sızarak Savunma Bakanı’nı öldürmesi ve ülkenin kuzey bölgelerinde kontrolü ele geçirmesinin Batı Afrika’yı sarstı.

Mali’nin çeşitli şehirlerinde yaşayanlar cumartesi sabahı silah sesleri ve patlamalarla uyandı. Saldırıların sorumluluğunu, ayrılıkçı Azawad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile El Kaide bağlantılı JNIM gruplarının oluşturduğu bir ittifak üstlendi.

Taarruzun kapsamı ve FLA’nın kontrolüne geçen kuzeydeki Kidal şehrinden Mali ve Rus birliklerinin çekilmesi, 2020 yılındaki askeri darbeyle iktidara gelen hükümetin dayanıklılığına dair şüpheleri güçlendirdi.

Mali hükümetine liderlik eden Albay Assimi Goita, saldırıların başlamasının ardından birkaç gün boyunca kamuoyu önüne çıkmadı.

Bu durum, askeri yönetimin geleceğinin yanı sıra güvenlik tehditleriyle mücadele amacıyla Mali ve komşu ülkelerde konuşlandırılan Rus birliklerinin rolü hakkında da soruları beraberinde getirdi.

Gelişmeler ışığında bölge için üç muhtemel senaryo öngörülüyor.

Birinci senaryo: Askeri yönetim iktidarda kalarak karşı saldırıya geçecek

Pek çok analist, ordunun büyük şehirlerin, kasabaların ve devlet kurumlarının çoğunu kontrol etmeye devam etmesi nedeniyle bunun kısa vadede en muhtemel sonuç olduğunu değerlendiriyor.

Ancak uzmanlar, ordunun JNIM ve FLA’ya karşı başlatacağı karşı taarruzun önümüzdeki günlerinin belirleyici olabileceğini ifade ediyor.

Global danışmanlık şirketi Control Risks’in kıdemli analisti Beverly Ochieng, böyle bir operasyonun başarısının veya başarısızlığının askeri yönetimin ömrünü tayin edeceğini belirtti.

Taarruzun başlamasından üç gün sonra ulusa seslenen Albay Goita, durumun kontrol altında olduğunu dile getirerek saldırıların sorumlularını etkisiz hale getirme sözü verdi.

Bu konuşma öncesinde sosyal medyada Goita’nın Rusya’nın Bamako Büyükelçisi İgor Gromyko ile görüştüğü fotoğrafların paylaşılması, askeri yönetimin Moskova ile ittifakı hala önemli gördüğü şeklinde yorumlandı.

Ayrıca askeri liderin, saldırıda yaralananların tedavi gördüğü hastaneyi ziyaretine dair görüntüler de kamuoyuna yansıdı.

Buna karşın analistler, Savunma Bakanı Sadio Camara’nın ölümünün olası bir karşı taarruzda birliklerin koordinasyonunu zayıflatabileceğini kaydediyor.

Konrad Adenauer Vakfı Sahel Programı Başkanı Ulf Laessing, Camara’nın ölümünün Rusya ile ilişkilere de olumsuz yansıyabileceğini ifade etti.

Laessing, Camara’nın güç yapısındaki en etkili isimlerden biri olduğunu, Moskova için ana aracı ve Rus paralı askerlerinin Sahel’e konuşlandırılmasının fikir babası olduğunu ekledi.

Hükümet güçleri, ülkenin kilit bölgelerinde kontrolü sağlamak için mücadele ettiklerini bildiriyor. FLA’nın Kidal’den güneye doğru ilerleme niyetini açıklaması nedeniyle bu görevin zorlu olacağı öngörülüyor.

İsyancıların sözcüsü Mohamed Elmaouloud Ramadane, Gao şehrini kontrol altına almak istediklerini belirterek, şehrin girişlerinin düştüğünü ancak askeri kampların henüz ele geçirilmediğini söyledi.

Ramadane, tarihi Timbuktu şehrinin de hedefleri arasında olduğunu ve Gao ile Kidal’in tam kontrolü sağlandığında burayı ele geçirmenin kolay olacağını ifade etti.

Askeri yönetim, yaklaşık altı yıl önce iktidarı ele aldığında halk desteğine sahipti ve güvenlik sorunlarını çözme vaadinde bulunmuştu.

Fakat son bir yılda, JNIM’in başkente yönelik yakıt ablukası ve yürüttüğü ekonomik savaş nedeniyle savunma pozisyonuna geçmek zorunda kaldı. Silahlı grupların ilerleyişi sürerse Mali, askeri yönetimin geleceğini etkileyecek uzun süreli bir çatışma süreciyle yüzleşebilir.

İkinci senaryo: Askeri yönetim Rusya’dan destek alsa da yeni ortaklar arayacak

Ochieng, hafta sonu gerçekleşen saldırıların Rusya’nın Mali’deki güvenilir güvenlik ortağı imajını zedelediğini vurguladı.

Mali’de on yılın başında yaşanan darbenin ardından orduyu destekleyen Fransız güçlerine çekilme talimatı verilmiş, yerlerine isyanın bastırılmasına yardımcı olmaları için Rus askeri personeli gelmişti.

Laessing, Rusya’nın Afrika Kolordusu’nun büyük şehirleri koruyamaması ve Kidal’in düşmesiyle Rusya’nın itibarının büyük bir darbe aldığını belirtti. Mali’nin Rusya’nın desteğinden vazgeçmeyeceği ancak başka ortaklar aramaya başlayabileceği değerlendiriliyor.

Muhtemel seçeneklerden birinin, Afrika’daki nüfuzunu genişletmek isteyen Türkiye ile bağların güçlendirilmesi olabileceği ifade ediliyor.

Ochieng’e göre, Mali’de başkanlık muhafızlarını eğitmek üzere bir Türk güvenlik temsilcisinin görevlendirildiğine dair raporlar bulunuyor.

Savunma alanında halihazırda bağları bulunan Türkiye’nin tedarik ettiği insansız hava araçlarının, 2024 yılında Kidal’in isyancılardan geri alınmasında kilit rol oynadığı bildirilmişti.

Mali’nin, uzun yıllardır gergin olan ilişkilerine rağmen ABD ile yeniden temas kurduğuna dair işaretler de mevcut. Bu yıl ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika İşleri Sorumlusu Nick Cheker, Bamako’yu ziyaret ederek ABD’nin Mali’nin egemenliğine saygı duyduğunu ifade etti ve politikadaki hataları aşmayı hedefleyen yeni bir rota çizdi.

Cheker ayrıca, ABD’nin güvenlik ve ekonomi alanındaki ortak öncelikler konusunda Mali’nin komşuları Burkina Faso ve Nijer ile daha yakın çalışma niyetinde olduğunu söyledi.

Bamako yönetiminin, tamamı askerler tarafından yönetilen Mali, Nijer ve Burkina Faso’dan oluşan Sahel Devletleri İttifakı’na daha fazla dayanabileceği de öngörülüyor. Bu blok Mali’ye destek sözü vermiş olsa da henüz büyük ve birleşik bir askeri güç olarak harekete geçmedi.

Rusya için temel soru, Mali’nin güvenlik bağlarını çeşitlendirmesi durumunda nüfuzunu koruyup koruyamayacağı noktasında toplanıyor.

Bu kriz, askeri ortaklıklar yoluyla Afrika’da etkisini artıran Rusya’nın genel stratejisi için bir dayanıklılık testi niteliği taşıyor. Rus destekli güçlerin kilit müttefikleri koruyamaması halinde bölgedeki diğer hükümetlerin de Moskova’ya ne kadar güvenilebileceği konusundaki yaklaşımlarını gözden geçirebileceği belirtiliyor.

Üçüncü senaryo: Askeri yönetim devrilecek, ancak yerine kimin geçeceği belirsiz

Cumartesi günkü saldırılar, askeri yönetime karşı son yılların en ciddi meydan okumasını oluşturdu. Artan toplumsal hoşnutsuzlukla birlikte yeni saldırıların askeri yönetim üzerindeki baskıyı artırabileceği kaydediliyor.

Olası senaryolardan biri, başka bir subay grubunun yönetime el koyacağı yeni bir askeri darbe olarak görülüyor.

Diğer taraftan, FLA ve JNIM ittifakının mevcut hükümetin yerini alması ihtimali üzerinde durulsa da bu durumda grubun ciddi iç fikir ayrılıklarıyla karşılaşacağı öngörülüyor.

FLA kendisini siyasi ve milliyetçi bir hareket olarak tanımlarken, JNIM silahlı bir İslamcı örgüt yapılanması taşıyor.

Mali’deki ayrılıkçılar ve İslamcı gruplar, Tuareg isyanının İslamcı militanlarca devralındığı 2012 yılından bu yana dönemsel olarak yakınlaşıp uzaklaştılar.

Daha önce bir FLA temsilcisi, JNIM militanlarını kuzenleri olarak nitelendirmiş ve ortak düşmana karşı tek bayrak altında hareket etmeleri gerektiğini söylemişti. Ancak FLA lideri Sayed ben Bella daha sonra yaptığı açıklamada bir birleşmenin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ben Bella, göndere çekilen tüm bayrakların El Kaide’ye değil kendilerine ait olduğunu vurgulayarak, JNIM’in kendileriyle birleşmek istemesi durumunda küresel El Kaide organizasyonundan ayrılması gerektiğini belirtti.

Uzmanlar, bu ideolojik farklılıkların gelecekteki olası bir güç paylaşımı anlaşmasını karmaşıklaştırabileceğini düşünüyor.

Ochieng, JNIM’in son yıllarda El Kaide ile ilişkilendirilen radikal söylemlerden büyük ölçüde kaçındığına dikkat çekti. Analist, geçmişte El Kaide ile bağlantısı olan bir grubun iktidara geldiği Suriye modeline benzer bir durumun yaşanabileceğini değerlendiriyor.

Suriye’deki yeni liderliğin bazı radikal gruplarca fazla seküler bulunarak eleştirildiği, JNIM’in de FLA ile ittifakı nedeniyle benzer suçlamalarla karşılaştığı aktarılıyor.

Gelecekte, ayrılıkçıların kuzeyde tam kontrol sağlayamaması ve ülkenin geri kalanındaki olaylardan uzaklaşamaması durumunda, JNIM ve FLA arasındaki ideolojik kopuşun yeni bir gerilim kaynağı olabileceği ifade ediliyor.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English