Bizi Takip Edin

AVRUPA

Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz konuşma, eski Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı ve eski İtalya Başbakanı Mario Draghi’nin, 16 Nisan 2024 günü Brüksel’de düzenlenen Avrupa Sosyal Haklar Sütunu (EPSR) Üst Düzey Konferansta yaptığı konuşmanın dökümüdür. Draghi, geçen sene Avrupa Komisyonu tarafından AB’nin ‘rekabet edebilirliğine’ ilişkin bir rapor hazırlamakla görevlendirilmişti. Draghi’nin çağrısını yaptığı ‘radikal değişim’, daha önce ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın ve ECB Başkanı Christine Lagarde’ın konuşmaları (bakınız ve bakınız) ile uyumlu görünüyor. Draghi, temel olarak ABD ve Çin’in rekabetinin AB ekonomisini ‘bozduğunu’ öne sürüyor; Avro bölgesi krizi sonrasındaki kemer sıkma politikalarını eleştiriyor; AB ve Çin ile yatırım ve rekabet yarışına girebilmek için tekelleşme ve daha sıkı bir AB bütünleşmesi talep ediyor; bunun bir uzantısı olarak da devlet-sermaye ilişkilerinin yeniden yapılandırılarak işbirliğinin yoğunlaştırılması gerektiğine işaret ediyor. Eski İtalyan başbakanı, ‘ortak’ AB politikasının mümkün olmadığı yerlerde, daha dar bir kadronun bu işi kotarması gerektiğine işaret ediyor, ki bu özellikle savunma (veya siz adına savaş deyin) politikalarında kendini gösterme potansiyeli taşıyor. Elbette burada, Almanya ve Hollanda gibi ‘mali açıdan muhafazakâr’ AB ülkelerinin, İtalya ve Fransa gibi görece daha borçlu ülkelerin ‘ortak borçlanma’ taleplerine yönelik direnişi belirleyici olacak. Ama gidişat, savunma politikaları ve sermaye piyasaları söz konusu olduğunda AB’nin merkeziyetçiliğe/tekelleşmeye doğru bir adım daha atmak istemesidir. Son olarak, metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


Mario Draghi: Gerekli olan radikal bir değişimdir

Bir anlamda raporumun tasarımının ve felsefesinin nasıl şekillendiğini ilk kez sizlerle paylaşma fırsatı buluyorum.

Rekabet gücü uzun bir süredir Avrupa için tartışmalı bir konu olmuştur.

Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman 1994 yılında rekabet gücüne odaklanmayı ‘tehlikeli bir saplantı’ olarak nitelendirmişti. Krugman’a göre uzun vadeli büyüme, başkalarına karşı göreceli konumunuzu iyileştirmeye ve büyümeden pay almaya çalışmaktan ziyade, herkesin yararına olan üretkenliği artırmaktan geçer.

Kamu borcu krizinden sonra Avrupa’da rekabet edebilirlik konusunda izlediğimiz yaklaşım onun bu görüşünü kanıtlar nitelikteydi. Ücret maliyetlerini birbirimize göre düşürmeye çalışan kasıtlı bir strateji izledik  ve bunu döngüsel bir maliye politikasıyla birleştirdiğimizde, net etki yalnızca kendi iç talebimizi zayıflatmak ve toplumsal modelimizin altını oymak oldu.

Fakat asıl mesele rekabetçiliğin hatalı bir kavram olması değildir. Mesele Avrupa’nın yanlış bir odak noktasına sahip olmasıdır.

Savunma ve enerji gibi derin ortak çıkarlarımızın olduğu sektörlerde bile rakiplerimizi kendi içimizde görerek, içe döndük. Aynı zamanda dışarıya da yeterince bakmadık: pozitif bir ticaret dengesiyle, ciddi bir politika sorunu olarak dış rekabet gücümüze yeterince dikkat etmedik.

İyi bir uluslararası ortamda, küresel düzeyde oyun alanına ve kurallara dayalı uluslararası düzene güvendik ve başkalarının da aynısını yapmasını bekledik. Fakat şimdi dünya hızla değişiyor ve bu bizi gafil avladı.

En önemlisi, diğer bölgeler artık oyunu kurallarına göre oynamıyor ve rekabetçi konumlarını güçlendirmek için aktif olarak politikalar geliştiriyorlar. Bu politikalar en iyi ihtimalle yatırımları bizim ekonomimiz pahasına kendi ekonomilerine yönlendirmek; en kötü ihtimalle de bizi kalıcı olarak kendilerine bağımlı kılmak için tasarlanıyor.

Örneğin Çin, yeşil ve ileri teknolojilerde tedarik zincirinin tüm parçalarını ele geçirmeyi ve içselleştirmeyi hedefliyor ve gerekli kaynaklara erişimi güvence altına alıyor. Bu hızlı tedarik genişlemesi, birçok sektörde önemli ölçüde kapasite fazlasına yol açıyor ve sektörlerimizi baltalamakla tehdit ediyor.

ABD ise, Avrupalı firmalar da dahil olmak üzere yüksek değerli yerli üretim kapasitesini kendi sınırları içine çekmek için geniş ölçekli sanayi politikasını kullanırken, rakiplerini dışlamak için korumacılığı ve tedarik zincirlerini yeniden yönlendirmek ve güvence altına almak için jeopolitik gücünü kullanıyor.

[Avrupa] Komisyon[u] bu boşluğu doldurmak için elinden gelen her şeyi yapsa da, AB düzeyinde eşdeğer bir ‘Endüstriyel Mutabakat’a [Industrial Deal] hiçbir zaman sahip olamadık. Bu nedenle, devam etmekte olan bir dizi olumlu girişime rağmen, hâlâ birçok alanda nasıl yanıt vereceğimize dair genel bir stratejiden yoksunuz.

Yeni teknolojilerde liderlik için giderek artan kıyasıya bir yarışa nasıl ayak uyduracağımıza dair bir stratejiden yoksunuz. Bugün savunma dahil olmak üzere dijital ve ileri teknolojilere ABD ve Çin’den daha az yatırım yapıyoruz ve dünya çapında ilk 50 arasında sadece dört küresel Avrupalı teknoloji oyuncumuz var.

Geleneksel endüstrilerimizi düzenlemeler, sübvansiyonlar ve ticaret politikalarındaki asimetrilerin neden olduğu eşit olmayan bir küresel oyun alanından nasıl koruyacağımıza dair bir stratejiden yoksunuz.

Enerji yoğun sektörler buna bir örnektir.

Diğer bölgelerde bu sektörler sadece daha düşük enerji maliyetleriyle değil, aynı zamanda daha az regülasyon yüküyle karşı karşıyadır ve bazı durumlarda Avrupalı firmaların rekabet etme kabiliyetini doğrudan tehdit eden büyük sübvansiyonlar almaktadır.

Stratejik olarak tasarlanmış ve koordineli politika eylemleri olmadan, bazı sektörlerimizin kapasitelerini azalarak bitirmesi veya AB dışına taşınması mantıklıdır.

Ayrıca bağımlılıklarımızı artırmadan hedeflerimizi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynak ve girdilere sahip olmamızı sağlayacak bir stratejiden de yoksunuz.

Avrupa’da haklı olarak iddialı bir iklim gündemimiz ve elektrikli araçlar için katı hedeflerimiz var. Fakat rakiplerimizin ihtiyacımız olan kaynakların çoğunu kontrol ettiği bir dünyada, böyle bir gündemin kritik minerallerden bataryalara ve şarj altyapısına kadar tedarik zincirimizi güvence altına alacak bir planla birleştirilmesi gerekiyor.

Organizasyonumuz, karar alma mekanizmalarımız ve finansmanımız ‘dünün dünyası’ –Covid öncesi, Ukrayna öncesi, Ortadoğu’daki çatışmalar öncesi, büyük güç rekabetinin geri dönüşü öncesi– için tasarlandığından müdahalemiz kısıtlı kaldı.

Fakat bugünün ve yarının dünyasına uygun bir AB’ye ihtiyacımız var. Bu nedenle Komisyon Başkanı’nın benden hazırlamamı istediği raporda önerdiğim şey radikal bir değişimdir, çünkü ihtiyaç duyulan şey budur.

Nihayetinde Avrupa ekonomisi genelinde bir dönüşüm gerçekleştirmemiz gerekecek. Karbondan arındırılmış ve bağımsız enerji sistemlerine; entegre ve yeterli bir AB tabanlı savunma sistemine; en yenilikçi ve hızlı büyüyen sektörlerde yerli üretime ve üretim temelimize yakın olan derin teknoloji ve dijital inovasyonda lider bir konuma güvenebilmeliyiz.

Fakat rakiplerimiz hızla ilerlerken biz de önceliklerimizi değerlendirmeliyiz. Yeşil, dijital ve güvenlik sorunlarına en fazla maruz kalan sektörlerde acil eylemlere ihtiyaç vardır. Raporumda Avrupa ekonomisindeki bu makro sektörlerden on tanesine odaklanıyoruz.

Her sektör özel reformlar ve araçlar gerektirmektedir. Yine de analizimizde politika müdahaleleri için ortaya çıkan üç ortak konu var.

İlk ortak konu ölçeğin etkinleştirilmesidir. Başlıca rakiplerimiz ölçek yaratmak, yatırımları artırmak ve en önemli sektörlerde pazar payı elde etmek için kıta büyüklüğünde ekonomiler olmalarının avantajını kullanmaktadır. Biz de Avrupa’da aynı doğal büyüklük avantajına sahibiz, ama parçalanma bizi geride tutuyor.

Örneğin savunma sanayinde ölçek eksikliği, Avrupa’nın endüstriyel kapasitesinin gelişimini engelliyor; bu da yakın tarihli Avrupa Savunma Sanayi Stratejisinde kabul edilen bir sorun. ABD’deki ilk beş oyuncu, büyük pazarın %80’ini temsil ederken, Avrupa’da bu oran %45’tir. 

Bu fark büyük ölçüde AB savunma harcamalarının parçalı olmasından kaynaklanmaktadır.

Devletler birlikte çok fazla alım yapmıyor –ortak alımlar harcamaların %20’sinden azını oluşturuyor– ve kendi pazarımıza yeterince odaklanmıyorlar: son iki yılda yapılan alımların neredeyse %80’i AB dışından yapıldı.

Yeni savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için ortak alımlarımızı artırmalı, harcamalarımızın koordinasyonunu ve ekipmanlarımızın birlikte çalışabilirliğini artırmalı ve uluslararası bağımlılıklarımızı önemli ölçüde azaltmalıyız.

Ölçeği kullanmadığımız bir başka örnek de telekomünikasyondur. AB’de yaklaşık 450 milyon tüketiciden oluşan bir pazarımız var, fakat kişi başına düşen yatırım ABD’dekinin yarısı kadar ve 5G ve fiber dağıtımında geride kalıyoruz.

Bu uçurumun bir nedeni, ABD’de üç ve Çin’de dört mobil ağ grubuna karşılık, Avrupa’da 34 mobil ağ grubuna sahip olmamızdır –ve bu muhafazakâr bir tahmindir, aslında çok daha fazlasına sahibiz– genellikle ulusal ölçekte faaliyet gösteriyoruz. Daha fazla yatırım yapılabilmesi için Üye Devletler arasında telekom düzenlemelerini daha da uyumlu hale getirmemiz ve konsolidasyonu engellemek yerine desteklememiz gerekiyor.

Ölçek, farklı bir şekilde, en yenilikçi fikirleri üreten genç şirketler için de çok önemlidir. Bu şirketlerin iş modeli, hızlı büyüyebilmelerine ve fikirlerini ticarileştirebilmelerine bağlıdır ki bu da büyük bir iç pazar gerektirir. 

Ayrıca ölçek, AB hasta verilerinin standartlaştırılması ve sahip olduğumuz tüm bu veri zenginliğine ihtiyaç duyan yapay zeka kullanımı yoluyla yeni, yenilikçi ilaçlar geliştirmek için de gereklidir – keşke bunlar standartlaştırılabilse.

Avrupa’da geleneksel olarak araştırma alanında çok güçlüyüz fakat inovasyonu pazara sunma ve yaygınlaştırma konusunda başarısızız. Bu engeli, diğer hususların yanı sıra, banka kredilerindeki mevcut ihtiyati düzenlemeleri gözden geçirerek ve teknoloji alanındaki startup’lar için yeni bir ortak düzenleyici rejim oluşturarak aşabiliriz.

İkinci konu ise kamu mallarının sağlanmasıdır. Hepimizin fayda sağlayacağı, fakat hiçbir ülkenin tek başına gerçekleştiremeyeceği yatırımlar söz konusu olduğunda, birlikte hareket etmemiz için güçlü bir gerekçe vardır, aksi takdirde ihtiyaçlarımıza göre eksik hizmet sunarız: örneğin iklimde, savunmada ve diğer sektörlerde de eksik hizmet sunarız. 

Avrupa ekonomisinde koordinasyon eksikliğinin yatırımların verimsiz bir şekilde düşük kalmasına neden olduğu birçok tıkanma noktası bulunmaktadır. Enerji şebekeleri ve özellikle de ara bağlantılar buna bir örnektir.

Entegre bir enerji piyasası firmalarımız için enerji maliyetlerini düşüreceğinden ve gelecekteki krizler karşısında bizi daha dirençli kılacağından –Komisyon’un REPowerEU bağlamında takip ettiği bir hedef– bunlar açıkça kamu yararınadır.

Fakat dahili bağlantılar [interconnections] planlama, finansman, malzeme tedariki ve yönetişim konularında koordine edilmesi zor kararlar alınmasını gerektirmektedir; dolayısıyla ortak bir yaklaşım üzerinde mutabık kalmadıkça gerçek bir Enerji Birliği oluşturmamız mümkün olmayacaktır.

Bir başka örnek de süper bilgisayar altyapımızdır. AB, dünya standartlarında yüksek performanslı bilgisayarlardan (HPC’ler) oluşan bir kamu ağına sahiptir, ama özel sektöre yayılma şu anda çok çok sınırlıdır.

Bu ağ özel sektör tarafından kullanılabilir –örneğin yapay zeka girişimleri ve KOBİ’ler– ve karşılığında elde edilen mali faydalar HPC’leri yükseltmek ve AB bulut genişlemesini desteklemek için yeniden yatırılabilir.

Bu kamu mallarını belirledikten sonra, kendimize bunları finanse edecek araçları da sağlamamız gerekir. Kamu sektörünün oynayacağı önemli bir rol var ve özellikle savunma gibi parçalı harcamaların genel etkinliğimizi azalttığı alanlarda AB’nin ortak borçlanma kapasitesini nasıl daha iyi kullanabileceğimiz konusunda daha önce konuşmuştum.

Fakat yatırım açığının büyük bir kısmının özel yatırımlarla kapatılması gerekecektir. AB’de özel tasarruflar çok yüksektir, fakat bu tasarruflar çoğunlukla bankalardaki mevduatlara aktarılmakta ve daha büyük bir sermaye piyasasında olabileceği kadar büyümeyi finanse etmemektedir. Bu nedenle Sermaye Piyasaları Birliği’nin (CMU) ilerletilmesi genel rekabet gücü stratejisinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Üçüncü konu ise temel kaynak ve girdilerin tedarikinin güvence altına alınmasıdır.

İklim hedeflerimizi, artık güvenemeyeceğimiz ülkelere bağımlılığımızı artırmadan gerçekleştireceksek, kritik mineral tedarik zincirinin tüm aşamalarını kapsayan kapsamlı bir stratejiye ihtiyacımız var.

Şu anda bu alanı büyük ölçüde özel aktörlere bırakırken, diğer hükümetler tüm zinciri doğrudan yönetiyor veya güçlü bir şekilde koordine ediyor. Ekonomimiz için de aynı şeyi sağlayacak bir dış ekonomi politikasına ihtiyacımız var.

Komisyon bu süreci Kritik Hammaddeler Yasası ile başlattı fakat hedeflerimizi daha somut hale getirmek için tamamlayıcı tedbirlere ihtiyacımız var. Örneğin, öncelikle ortak tedarik, güvenli çeşitlendirilmiş tedarik, havuzlama ve finansman ve stoklama için özel bir AB Kritik Mineral Platformu öngörebiliriz.

Güvence altına almamız gereken bir diğer önemli girdi de –ki bu özellikle siz sosyal ortakları ilgilendiriyor– vasıflı işçi arzımızdır.

AB’de şirketlerin dörtte üçü doğru becerilere sahip çalışanları işe almakta zorlandıklarını bildirirken, işgücümüzün %14’ünü temsil eden 28 meslekte şu anda işgücü açığı olduğu tespit edilmiştir.

Yaşlanan toplumlar ve göçe yönelik daha az olumlu tutumlar nedeniyle bu becerileri kendi içimizde bulmamız gerekecek. Becerilerin uygunluğunu sağlamak ve esnek beceri geliştirme yollarını şekillendirmek için birden fazla paydaşın birlikte çalışması gerekecektir.

Bu konudaki en önemli aktörlerden biri de siz sosyal ortaklar olacaksınız. Değişim zamanlarında her zaman çok önemli oldunuz ve Avrupa, işgücü piyasamızın dijital çağa uyum sağlamasına yardımcı olmak ve çalışanlarımızı güçlendirmek için size güvenecek.

Bu üç konu, kendimizi nasıl örgütlediğimiz, birlikte ne yapmak istediğimiz ve neleri ulusal düzeyde tutmak istediğimiz hakkında derinlemesine düşünmemizi gerektiriyor. Fakat karşı karşıya olduğumuz güçlüğün aciliyeti göz önüne alındığında, tüm bu önemli soruların cevaplarını bir sonraki Antlaşma değişikliğine kadar erteleme lüksüne sahip değiliz.

Farklı politika araçları arasında tutarlılığı sağlamak için, ekonomi politikalarının koordinasyonuna yönelik yeni bir stratejik aracı şimdi geliştirebilmeliyiz.

Ve eğer bunun mümkün olmadığını görürsek, belirli durumlarda, Üye Devletlerin bir alt kümesiyle ilerlemeyi düşünmeye hazır olmalıyız. Örneğin, 28. rejim(*) şeklinde güçlendirilmiş işbirliği, CMU’nun yatırımları harekete geçirmesi için ileriye dönük bir yol olabilir. Fakat kural olarak, Birliğimizin siyasi bütünlüğünün birlikte hareket etmemizi gerektirdiğine inanıyorum – muhtemelen her zaman. Ve aynı siyasi uyumun şu anda dünyanın geri kalanındaki değişimler tarafından tehdit edildiğinin farkında olmalıyız.

Rekabet gücümüzü yeniden tesis etmek tek başımıza ya da sadece birbirimizi yenerek başarabileceğimiz bir şey değildir. Daha önce hiç olmadığı şekilde bir Avrupa Birliği olarak hareket etmemizi gerektiriyor.

Rakiplerimiz tek bir stratejiyle tek bir ülke gibi hareket edebildikleri ve gerekli tüm araç ve politikaları bu stratejinin arkasında sıralayabildikleri için bize fark atıyorlar.

Onlarla boy ölçüşebilmek için Üye Devletler arasında yenilenmiş bir ortaklığa ihtiyacımız var; Birliğimizi yeniden tanımlamak, 70 yıl önce Kurucu Atalarımızın Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu kurarken yaptıklarından daha az iddialı değil.

Teşekkür ederim.


(*) 28. rejim: Özetle, 28. rejim, üye devletlerin ulusal yasal rejimlerinin yanında yer alan AB kurallarının ayrı bir yasal çerçevesidir. AB’de yerleşik taraflar, işlemlerini ilgili üye devletin ulusal hukuku yerine böyle bir çerçevenin yönetmesini tercih edebilirler. Şu anda AB’de 27 üye devlet bulunduğundan, bu tür çerçeveye ‘28. rejim’ adı veriliyor. (ç.n.)

AVRUPA

Fransa ve Almanya, Ukrayna’ya kredi vermek için Rusya’nın dondurulan rezervlerine el koyabilir

Yayınlanma

Politico‘nun haberine göre Fransa ve Almanya, Ukrayna’ya yeni krediler sağlamak amacıyla Rusya’nın dondurulan rezervlerine belirli şartlar altında el koyma olasılığını görüşmeye başladı. Güvenlik ortamındaki değişiklikler ve Almanya’daki potansiyel hükümet değişikliği, bu konudaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. G7 ülkeleri daha önce bu rezervlerden elde edilecek gelecekteki gelirleri Ukrayna’ya kredi sağlamak için kullanma konusunda anlaşmıştı.

Fransa ve Almanya, Ukrayna’ya yeni krediler vermek için Rusya’nın dondurulan rezervlerine el koyma olasılığını değerlendiriyor.

Politico‘nun haberine göre, Paris ve Berlin, belirli koşullar altında Rusya’nın dondurulan rezervlerine el koyma olasılığını tartışmaya başladı.

Rezervler konusundaki tartışmalar uzun süredir devam ediyordu, ancak Batı Avrupa ülkelerinin yetkilileri, hukuki ve finansal sonuçlardan duydukları endişe nedeniyle şimdiye kadar bu yönde bir adım atmaktan kaçınıyordu.

Fakat Donald Trump’ın gelişiyle güvenlik alanında yaşanan ani değişim, Avrupalıları Ukrayna’ya yardım etmek için yeni yollar aramaya itiyor.

Politico‘ya konuşan ve Paris’teki ve Paris-Berlin arasındaki görüşmeler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir Fransız yetkili, Fransa hükümeti üyelerinin, Rusya Merkez Bankası’nın rezervlerine el koyarak bunları Ukrayna’ya verilecek krediler için teminat olarak kullanma konusunu kendi aralarında ve Alman yetkililerle görüştüklerini belirtti.

Yetkili, “G7 ülkeleri geçen yıl, rezervlerden elde edilecek gelecekteki gelirleri Kiev’e 50 milyar dolar tutarında kredi sağlamak için kullanma konusunda anlaşmıştı. Şimdi Fransız yetkililer, bu amaçla rezervlerin kendisini de kullanmayı düşünüyor,” dedi.

Baltık ülkeleri ve Kuzey Avrupa ülkeleri, rezervlere el konulup derhal Ukrayna’ya devredilmesi konusunda defalarca ısrar etti.

Fakat Almanya, Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkeleri, bunun uluslararası hukuku ihlal edeceğini ve avroya ve avro bölgesi devletlerinin tahvillerine yapılan yatırımlara olan güveni zedeleyebileceğini savunarak buna karşı çıktı. Avrupa Merkez Bankası da benzer bir uyarıda bulunmuştu.

Almanya’daki yetkililerin pozisyonu, hükümet değişikliğiyle birlikte değişebilir.

Şubat ayındaki seçimleri kazanan ve yeni hükümeti kuran Hristiyan Demokrat Birliği’nden üst düzey milletvekili Norbert Röttgen, geçtiğimiz günlerde Rus varlıklarının Kiev’e yardım için kullanılması çağrısında bulundu.

Röttgen’in aktardığına göre, Belçika’daki saklama kuruluşu Euroclear’da 2024 sonu itibarıyla 183 milyar avro değerinde Rus varlığı dondurulmuş durumda.

G7’nin bu varlıklardan elde edilecek gelecekteki gelirlerle ilgili 50 milyar dolarlık anlaşmasının yanı sıra, Avrupa Birliği’nin kararıyla Euroclear, Rus varlıklarının yatırımından elde edilen kârı da geçmiş dönemler için Ukrayna’ya ödüyor.

Euroclear, 2024’ün ilk yarısında 1,55 milyar avro transfer ederken, şubat ayının başlarında mart ayında ikinci yarı için 2 milyar avro daha transfer edeceğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Avrupalı parlamenterlerden Macaristan’ın oy hakkını askıya alma çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu’nun Volt Partisi üyeleri, Macaristan’ın ortak kararları sürekli veto etmesi nedeniyle ülkenin Avrupa Birliği’ndeki oy hakkının elinden alınmasını talep etti. Avrupa liderlerine sunulacak dokuz maddelik planda, Macaristan’ın oy hakkının alınmasının yanı sıra, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın tam yetkili bir AB Dışişleri Bakanı olarak atanması da öneriliyor.

Pan-Avrupa’cı parti Volt’un üyeleri, Macaristan’ın ortak kararları düzenli olarak veto etmesi nedeniyle Avrupa Birliği’ndeki (AB) oy hakkının elinden alınması çağrısında bulundu.

Politico‘nun haberine göre, bu fikir, Avrupa parlamenterlerinin 6 Mart’taki AB zirvesi öncesinde Avrupalı liderlere sunacağı bir planda yer alıyor.

Haberde yer alan bilgilere göre plan dokuz maddeden oluşuyor. Macaristan’ın oy hakkının elinden alınması teklifinin yanı sıra, belgede AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın tam yetkili bir AB Dışişleri Bakanı olarak atanması önerisi de bulunuyor.

Volt ayrıca, ortak bir Avrupa ordusu kurulmasını ve AB anlaşmalarının yeniden gözden geçirilmesini sağlayarak AB’nin yeni üye alımı ve savunma alanlarındaki yetkilerinin genişletilmesini teklif ediyor.

Şubat ayının sonlarında Avrupalı diplomatlar Reuters‘e Macaristan’ın 8 Rus vatandaşının Avrupa Birliği yaptırım listesinden çıkarılması konusunda ısrar ettiğini ve Ukrayna üzerinden doğalgaz geçişiyle ilgili müzakereler için yeni garantiler talep ettiğini aktardı. Aksi takdirde Budapeşte, Rusya’ya yönelik yaptırımların uzatılmasını veto etmekle tehdit etti.

Fakat müzakereler sonucunda Budapeşte ve Brüksel arasında bir anlaşmaya varıldı: Avrupa Komisyonu, Macaristan’ı Ukrayna üzerinden AB’ye Rus gazı geçişiyle ilgili görüşmelere dahil etmeyi kabul etti.

Macaristan’ın, Ukrayna’ya yardım da dahil olmak üzere önemli AB kararlarını bloke etmek için düzenli olarak veto hakkını kullanması nedeniyle, Avrupalı parlamenterler daha önce de ülkenin AB Konseyi’ndeki oy hakkının elinden alınması çağrısında bulunmuştu.

Özellikle Volt üyeleri, Avrupa Birliği’nin çıkarlarına aykırı eylemleri nedeniyle Budapeşte’ye karşı yaptırım önlemleri öngören bir plan önermişti.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Polonya’da PiS’in cumhurbaşkanı adayı Rusya ile tüm ilişkileri kesmek istiyor

Yayınlanma

Haftalardır Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i sert bir dille eleştiren Polonya’daki Hukuk ve Adalet (PiS) partisinin cumhurbaşkanı adayı Karol Nawrocki, şimdi de Rusya’ya karşı sert bir tutum takındı ve hatta Moskova ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi çağrısında bulundu.

Wirtualna Polska’ya verdiği son röportajda Nawrocki, Vladimir Putin ve Zelenskiy ile müzakere masasına oturabileceğini ve hatta Polonya’nın çıkarına olması halinde Putin’in elini sıkabileceğini söylemişti.

Nawrocki, “Trump, Zelenskiy, Putin ve ben masaya oturur, Ukrayna’nın Rusya Federasyonu ile Polonya arasında istikrarlı bir tampon olup olmayacağını tartışırdık,” demişti.

Pazartesi günü (3 Mart) Radyo ZET’e verdiği mülakatta ise Polonya’nın Rusya ile diplomatik ilişkilerini kesip kesmemesi gerektiği sorusuna olumlu yanıt verdi. Nawrocki, “Benim görüşüm barbar bir devletle diplomatik ilişkileri sürdürmenin Polonya için iyi olmadığı yönünde,” dedi.

Ardından, salı günü Polsat News tarafından Rusya’ya yönelik tutumundaki belirgin çelişki sorulduğunda, “İdeal bir dünyada, Rusya gibi devletler –post-Sovyet, yeni-emperyal, zalim ve barbar– diplomatik ilişkilerde bulunmamalı ve izole edilmelidir,” diye konuştu.

Son haftalarda Zelenskiy’i eleştiren Nawrocki’nin bu konudaki tutumu daha da çelişkili. Radyo ZET’e verdiği aynı röportajda Ukrayna Devlet Başkanı’nın “Polonya da dahil olmak üzere müttefiklerine karşı uygunsuz bir şekilde davrandığını” belirtti.

PiS adayı, “Savaşın başlangıcında Ukrayna’nın yalnız bırakıldığını iddia etti, bu da Polonya halkının ve Polonya cumhurbaşkanının önemli çabalarını tanımadığını gösteriyor,” diye ekledi.

Nawrocki Trump’a güveniyor

Salı günü Kuzey Polonya’nın Mikołajki kentinde düzenlenen Yerel Yönetimler Kongresinde konuşan Karol Nawrocki, Donald Trump’ın Polonya da dahil olmak üzere Orta Avrupa’nın güvenliğini sağlayacağına inandığını belirtti.

Cuma günü Beyaz Saray’da Trump ve Zelenskiy arasında yaşanan tartışmaya atıfta bulunan Nawrocki, Ukrayna liderinin “ülkemizin başbakanı Donald Tusk’ın da dahil olduğu AB’deki Amerikan karşıtı isyanın baskısına boyun eğmeyi göze alamayacağını” söyledi.

Tusk cuma günkü olayların ardından X’te “Sayın Başkan Zelenskiy, sevgili Ukraynalı dostlar, yalnız değilsiniz” diye yazmıştı.

Tusk ayrıca Nawrocki’nin “ister aptallıktan ister hesaplamadan olsun, Polonya’da Rus çıkarlarını gözetmeyi” amaçlayan bir aday olduğunu öne sürmüştü.

Tusk’ın adayı Ukrayna’ya desteğin devamında yana

Nawrocki’nin seçimlerdeki başlıca rakibi Tusk’ın Sivil Platformundan (PO) Rafał Trzaskowski, sürekli olarak Ukrayna yanlısı bir duruş sergiliyor.

Salı günü parlamentodaki bir brifing sırasında kendisine ABD’nin Ukrayna’ya yardımını askıya alması sorulduğunda “bunun bir tür sinyal olmasını” umduğunu ifade etti.

“Böyle bir kararın alınmış olmasından üzüntü duyuyorum ama her şeyden önce bu karar bizi bir sonuç çıkarmaya sevk etmeli. Avrupa olarak Ukrayna’ya yardım etmek için daha fazlasını yapmalıyız” dedi.

PiS adayın değiştirildiğini yalanladı

Bu arada SW Research tarafından Wprost weekly için yapılan bir anket, Polonyalıların çoğunun aşırı sağcı Konfederasyon’un adayı Sławomir Mentzen’in Nawrocki yerine Trzaskowski ile birlikte ikinci tura yükselme şansına sahip olduğuna inandığını ortaya koyuyor.

Opinia24 tarafından yapılan bir başka ankete göre ise eski Başbakan Mateusz Morawiecki (PiS), özellikle Avrupa’da bir ekonomik kriz yaşanması halinde, Nawrocki’den daha fazla destek alabilecek bir potansiyel cumhurbaşkanı adayı.

Bununla birlikte PiS lideri Jarosław Kaczyński, partinin adayını değiştirmeyi düşündüğü yönündeki iddiaları reddetti.

Kaczyński, Nawrocki’nin pazar günkü seçim mitinginde, “Bu bizim adayımız. Başka bir adayımız yok,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English