Diplomasi
NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı

NATO üyeleri salı günü, gözetleme uçakları ve gelişmiş insansız hava araçları satın almak üzere on milyarlarca dolarlık savunma sanayi anlaşmalarını açıkladı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye’de düzenlenen tarihi NATO zirvesinin açılışında, “Bu, iyi harcanan bir paradır,” dedi.
Salı öğleden sonra zirve için Ankara’ya inen Trump, daha önce NATO’yu ABD’nin liderliği ve silahları olmadan işlev göremeyecek “kağıttan kaplan” olarak nitelendirmişti.
Financial Times’a göre etkileyici videolar ve yüksek sesli tekno müziğin eşlik ettiği sahnede Rutte, Avrupa müttefiklerinin kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk almaya ciddi olduklarını Trump’a ikna etmek için çaba gösterirken anlaşmaları duyurdu.
Rutte’nin açıkladığı girişimlerin bazıları ABD’li şirketlerle yapılan büyük sözleşmeleri içeriyordu ama bunlardan bağımsız olanlar da çoktu.
En pahalı kalemlerden biri, İsveçli Saab ve Kanadalı Bombardier’in liderliğindeki bir konsorsiyumdan 10 adede kadar gözetleme uçağı satın alınmasına yönelik anlaşmaydı.
Her biri 400 milyon ila 450 milyon dolar arasında maliyeti olan “GlobalEye” uçakları, NATO’nun 14 adet AWACS erken uyarı radar gözetleme uçağından oluşan filosunun yerini alacak.
Saab Başkanı Micael Johansson, erken versiyonları halihazırda hizmette olan uçakların, anlaşma yakında sonuçlandırılırsa 2030’dan itibaren teslim edilebileceğini söyledi.
Fakat Rutte, müttefiklerin Northrop Grumman MQ-4C Triton yüksek irtifa gözetleme insansız hava araçlarından en fazla 5 adet satın alacağını da duyurdu.
Norveç, Finlandiya, Almanya ve Danimarka, ABD Savunma Bakanlığı’nın son tedarik rakamlarına göre her biri yaklaşık 270 milyon dolar maliyetli olan bu insansız hava araçlarının satın alınması için bir niyet mektubu imzaladı.
Rutte, “Transatlantik bir savunma-sanayi devrimine ihtiyacımız var. Makinelerin uğultusu bir kükremeye dönüşmeli. Para hazır ve çok daha fazlası da yolda. Ancak bu paranın işe yaraması gerekiyor… güvenlik durumu bunu gerektiriyor,” dedi.
Bu ses getiren savunma sanayi anlaşmaları, Rutte’nin geçen ayın sonlarında, bazı Avrupa ve Kanada ülkelerinin savunma harcamalarının taahhütlerinin gerisinde kaldığına dair ABD’nin endişelerini gidermek amacıyla Washington’a yaptığı ziyaretin ardından geldi.
Beyaz Saray’da Rutte, “Trump Trilyonu” başlıklı bir grafik gösterdi; bu grafik, Avrupa ve Kanadalı müttefiklerin 2017’den bu yana savunma harcamalarını 1,2 trilyon dolar artırdığını ortaya koyuyordu.
Fakat Trump, Rutte’nin sunumundan pek etkilenmemiş görünüyordu ve bazı NATO müttefiklerinin İran savaşına katılmayı reddetmesinden hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Trump, “Onların parasına ihtiyacımız yok. Sadece sadakat istiyorum,” dedi.
NATO zirvesi öncesinde üst düzey bir ABD’li yetkili, Trump’ın “müttefiklerimizin savunma taahhütlerini ne ölçüde yerine getirmediklerini önceden değerlendirdiğini ve bu mesajı bizzat ileteceğini” belirtti.
ABD’li yetkili, NATO müttefiklerinin “daha yetkin olmaları” gerektiğini ve “Lahey savunma taahhüdünü mümkün olduğunca çabuk hayata geçirmeleri” gerektiğini de ekledi.
Lahey taahhüdü, 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 5’ini savunmaya ayırmayı öngörüyor ve Rutte pazartesi günü yaptığı açıklamada, zirvede müttefiklerin bu hedefe ulaşmak için “açık, somut ve inandırıcı planlar” sunmalarının isteneceğini belirtti. Ayrıca, ikna edilmesi gereken ülkeler varsa “bunu yapmanın yollarımız var” diye uyardı, ama ayrıntılara girmedi.
Trump’ı rahatlatmanın yanı sıra, üst düzey bir Avrupalı yetkili, savunma anlaşmalarındaki bu yoğunluğun amacının “kapasitemizi artırmak, müttefikler arasında birlikte çalışabilirliği sağlamak ve bize saldırmaya niyetlenen herkesi caydırma konusunda genel olarak ilerleme kaydetmek” olduğunu söyledi.
Ne var ki bazı anlaşmalar, NATO’nun yeni silahların transatlantik ortak üretimi konusundaki çabalarında karşılaşılan zorlukları da ortaya koydu.
Alman silah şirketi Rheinmetall ve ABD’li silah devi Lockheed Martin, Almanya’da roket ve füze üretimi planında ilerleme kaydedildiğini duyurdu.
Fakat aylar süren tartışmaların ardından, bu gelişme, Rheinmetall CEO’su Armin Papperger’in bir yıldan fazla bir süre önce dile getirdiği beklentilerin gerisinde kaldı.
Bu beklentiler arasında, Ukrayna şehirlerini Rus balistik füze saldırılarından korumada hayati öneme sahip olduğu kanıtlanan Patriot hava savunma sistemlerine ait PAC-3 önleme füzelerinin lisanslı üretimi de yer alıyordu.
Bunun yerine, iki şirket yalnızca daha az yüksek teknolojili ürünlerden biri olan ATACMS füzeleri konusunda ilerleme kaydettiğini duyurdu. ABD, bu füzeleri aşamalı olarak kullanımdan kaldırıp daha yüksek teknolojili bir halefiyle değiştiriyor.
Ayrı bir duyuruda ise Avrupa topraklarında özel bir PAC-3 bakım tesisi kurulmasına yönelik planlar açıklandı. Fakat Avrupa’da lisanslı olarak PAC-3 önleme füzeleri üretme hedefi, hâlâ ulaşılması zor bir hayal olarak kaldı.
ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Michael Duffey, kesin bir taahhüt yerine gazetecilere şunları söyledi: “ABD dışında üretim olasılığına açık olmaya devam ediyoruz.”
Londra tarafından yapılan açıklamada ise Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin, NATO’nun savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla uzun menzilli hassas silahlar geliştirmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca 50 milyar dolardan fazla harcama yapacağını belirtti.
Starmer, bugün Ankara’da Birleşik Krallık öncülüğündeki girişimi açıklayacak ve ülkeler, ek ayrıntıları içeren ortak bir bildiri yayınlayacak.
Türk savunma şirketleri Palantir ile işbirliği yapacak
ASELSAN, ROKETSAN, STM ve TÜBİTAK, Ankara’da düzenlenen 2026 NATO Zirvesi sırasında NATO’nun beş yeni büyük ölçekli çok uluslu programına katıldı.
Türkiye Savunma Sanayii Genel Müdürü Haluk Görgün, ASELSAN, ROKETSAN, STM ve TÜBİTAK’ın NATO’nun aşağıdaki beş yeni büyük ölçekli programına katılımcı olarak yer alacağını duyurdu. Bu programlar şöyle:
- Saldırı Kabiliyetleri
- Entegre Hava ve Füze Savunması (IAMD)
- Uzay ve Gözetleme
- Savunma Sanayii için Kritik Malzemeler
- İnsansız Hava Aracı Üstünlüğü
Saldırı kabiliyetleri programında, ana tedarikçiler olarak Almanya’dan Diehl ve Türkiye’den ROKETSAN’ın yer alacağı anlaşılıyor. Programa katılan ülkeler arasında Türkiye, Kanada, Çekya, Danimarka, Fransa, Yunanistan, İtalya, Norveç, Slovakya, İsveç ve Birleşik Krallık bulunuyor.
Entegre Hava ve Füze Savunması (IAMD) 26,27 milyar dolarlık bütçesiyle devasa bir program olarak görülüyor. IAMD programı, ASELSAN, Raytheon, ROKETSAN, Anduril UK, Rheinmetall, Palantir ve Athea’yı görevlendirecek. Katılımcı ülkeler Türkiye, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Yunanistan ve Romanya.
Yaklaşık 4 milyar dolar değerindeki Uzay ve Gözetleme programı kapsamında ASELSAN, Isar Aerospace, MLS, ROKETSAN ve TÜBİTAK görevlendirildi. Programın katılımcıları Türkiye, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç.
Diplomasi
İran savaşı 50 yıllık petrodolar döngüsünü çöküşe sürüklüyor

AQR Capital Management eski Finansal Piyasa Araştırmaları Başkanı Aaron Brown, Japan Times gazetesinde yayımlanan analizinde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının 50 yıllık petrodolar döngüsünü iki taraflı olarak çöküşe sürüklediğini yazdı.
Brown, Orta Doğu’daki çatışmanın küresel sermaye akışını tersine çevirdiğini ve ABD Hazine tahvillerinin geleneksel güvenli liman niteliğini sarstığını belirtti.
Kissinger’ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile vardığı anlaşmayı hatırlatan Brown, sistemin işleyişini şu sözlerle aktardı:
“Petrol tüketicileri enerji için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ile Abu Dabi’ye akıyor ve oradan Washington’ın borcuna geri dönüyordu. 50 yıl boyunca bu petrodolar döngüsü, Amerikan borçlanma maliyetlerini sessizce sübvanse etti ve doların dünyanın rezerv para birimi rolünü pekiştirdi.”
“ABD ile İsrail’in İran savaşı bu düzeni her iki ucundan kırdı”
Brown, ithalatçı ülkeler tarafında 28 Şubat’ta İran’a düzenlenen saldırının ardından yabancı merkez bankalarının art arda haftalarca net tahvil satıcısı olduğunu vurguladı.
New York Federal Rezerv Bankası’ndaki yabancı varlıkları kısa süre önce yaklaşık 82 milyar dolar gerileyerek 2,7 trilyon dolara indi; bu miktar 2012’den bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.
Gelişmeler tahvil faizlerine de yansıdı. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son krizlerin aksine güvenli liman alımlarıyla düşmek yerine, şubat ayı sonundaki yüzde 3,9 seviyesinden birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine tırmandı.
Bank of America faiz masası ise durumu “Yabancı resmi sektörler ABD Hazine tahvillerini satıyor” tespitiyle özetledi.
Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin ağır bir mali baskıyla karşılaştığını kaydeden Brown, mekanizmayı şöyle açıkladı:
“Dolar cinsinden petrol fiyatı bir noktada varil başına 100 doları aşarken, para birimleri dolar karşısında zayıfladı. İç petrol fiyatlarını daha da artıracak değer kaybını sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale ediyor. Bu ise dolar gerektiriyor. Bir merkez bankasının sahip olduğu en likit dolar varlığı Hazine tahvilleridir. Dolayısıyla satıyorlar.”
“Körfez üreticileri bu kez petrolünü dışarı çıkaramıyor”
Makalede, Mart 2020’deki koronavirüs salgını sırasında yabancı merkez bankalarının 109 milyar dolarlık rekor tahvil satışı yaptığı, ancak Fed’in takas hatlarını devreye sokmasıyla durumun hızla düzeldiği ifade edildi.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresindeki askeri hareketliliği, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in iflası ve 7 Ekim 2023’teki gelişmeler sırasında sermayenin tahvillere yöneldiğini belirten yazar, mevcut krizin yapısal farklar içerdiğini savundu.
Normal petrol şoklarında artan fiyatların üreticilerin gelirini yükselttiğini ve bu gelirin tahvillere geri aktığını aktaran Brown, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Hürmüz Boğazı’nın kapanması, herkesin petrolüyle birlikte Körfez ülkelerinin varillerini de mahsur bıraktı. Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve BAE mart ayında üretimi topluca günlük en az 10 milyon varil kıstı. Suudi Arabistan ve BAE alternatif boru hatlarıyla daha düşük hacimlerde ihracat yapabiliyor, ancak bu hatlar tam kapasitede dahi boğazın normal geçiş hacminin sadece dörtte birini karşılıyor ve aktif İran İHA ile füze tehdidi altında bulunuyor.”
Katar’ın Ras Laffan tesisine yönelik saldırılar sonrasında sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında mücbir sebep ilan ettiğini hatırlatan Brown, Körfez İşbirliği Konseyi’nin hidrokarbon ihraç edip küresel varlıklara yatırma modelinin tamamen kilitlendiğini belirtti.
Makalede, “Petrodolar döngüsü iki hareketli parça gerektirir: kazanılan dolarlar ve yatırılan dolarlar. İkisi de durdu” ifadelerine yer verildi.
“Alternatifi olmaması ile tartışmasız güvenli liman olması aynı şey değil”
Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD tahvili yer alıyordu. Brown, bu ülkelerin hem petrol gelirlerinin azaldığını hem hava savunmasına yoğun harcama yaptığını hem de Washington’a aylar önce verdikleri yatırım taahhütlerini gözden geçirdiğini kaydetti.
Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi de bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının, ABD varlıklarına odaklanan Körfez varlık fonları dahil, mevcut taahhütlerde mücbir sebep maddelerinin geçerliliğini incelediğini aktardı.
Savaşın uzun vadeli yapısal eğilimleri hızlandırdığına dikkat çeken Brown, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerindeki payının 2010’ların başındaki yüzde 50 düzeyinden yaklaşık yüzde 32’ye indiğini yazdı.
Merkez bankalarının 2025 yılı başlarında net satıcı konumuna geçtiğini ve 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının rezervlerinde ABD tahvillerinden daha fazla altın tuttuğunu aktaran yazar, savaşın bu sinyalleri güçlendirdiğini dile getirdi.
Brown, ABD tahvillerinin derinlik ve likidite açısından toptan terk edilmeyeceğini, ancak nitelik değiştirdiğini belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:
“Kaliteye kaçış eğilimi her zaman şu siyasi varsayıma dayanıyordu: Küresel bir krizde ABD, taraf olan bir savaşçı değil; istikrar sağlayıcı ya da seyircidir. Ancak bizzat ABD savaşın tarafı olduğunda hesaplar değişir. Kissinger’ın 1974 anlaşması Soğuk Savaş’ı, Körfez Savaşları’nı, finansal krizleri ve salgını atlattı; ancak bu savaşı atlatamadı. Petrodolar döngüsü her zaman finansal giysiler kuşanmış siyasi bir düzenlemeydi. Siyaset değiştiğinde, finans da onu takip ediyor.”
Diplomasi
Ukrayna ve İran’daki savaşlar küresel fuel oil açığını tetikliyor

Ukrayna ve İran’daki savaşların rafinerileri vurması, 2026’nın üçüncü çeyreğinde küresel ölçekte ciddi bir fuel oil açığı riskini beraberinde getirdi. Reuters’ın haberine göre günlük açığın 218 bin varile ulaşabileceği öngörülürken, tırmanan yakıt fiyatları deniz taşımacılığı ve enerji santrallerinde maliyetleri hızla artırıyor.
Küresel piyasalar, Ukrayna ve İran’daki savaşların petrol rafinerilerini hedef alması nedeniyle 2026’nın üçüncü çeyreğinde ciddi bir fuel oil açığıyla karşı karşıya kalabilir.
Özellikle deniz taşımacılığı ve elektrik santrallerinde yaygın kullanılan bu yakıt türünde arzın daralması, taşımacılık maliyetlerini ve enerji üretim giderlerini doğrudan yukarı çekiyor.
Reuters ajansının haberine göre, Rusya ve Ortadoğu’daki rafinerilere yönelik saldırılar tesislerin operasyonel dengesini bozdu ve deniz yolu ticaretini sekteye uğrattı.
Rafinerilerin üretim kapasitelerinde motorin ile diğer hafif petrol ürünlerine ağırlık vermesi de fuel oil tedarikindeki düşüşü hızlandırdı. Denizcilik sektöründe yakıt maliyetlerinin tırmanması, küresel navlun piyasasında zincirleme fiyat artışlarına yol açıyor.
Tedarik kesintilerinden en sert darbeyi Asya pazarının alması bekleniyor. Zira bölge, İran’daki savaş yüzünden akışı zaten zedelenen Basra Körfezi sevkiyatlarına yüksek oranda bağımlılık taşıyor.
Piyasa analiz platformu Kpler, dünyanın en büyük gemi yakıt ikmal merkezi konumundaki Singapur’un gereksinim duyduğu yakıtın yarısından fazlasını dışarıdan ithal ettiğini kaydediyor. S&P de Avrupa ve ABD genelindeki rafineri kapasitelerinde daralma öngörüyor.
Danışmanlık kuruluşu Energy Aspects, 2026’nın üçüncü çeyreğinde günlük fuel oil açığının 218 bin varile kadar tırmanabileceğini hesaplıyor.
Küresel piyasada benzer bir arz açığı son olarak 2025’in üçüncü çeyreğinde görülmüş, ancak o dönemdeki açık günlük yalnızca 6 bin varil düzeyinde kalmıştı.
Gemi yakıt ikmalinde sıkça tercih edilen düşük kükürtlü fuel oil fiyatları, denizcilik platformu ZeroNorth verilerine göre, İran’daki savaşın başlangıcından bu yana yüzde 76 artarak varil başına 130 dolara dayandı. Bu ivme, aynı zaman diliminde Brent ham petrolünde kaydedilen fiyat artışını yüzde 40 oranında aştı.
Chevron Üst Yöneticisi Mike Wirth, daha önce yaptığı değerlendirmede, 2026’nın üçüncü çeyreğinde kalorifer yakıtı dahil olmak üzere petrol ürünlerinde yeni fiyat artışları yaşanabileceği uyarısını dile getirmişti.
Wirth, kış mevsimi öncesinde ülkelerin stok tamamlama çabasına girmesiyle birlikte akaryakıt piyasasındaki koşulların daha da zorlaşacağını vurguladı.
Dünya genelindeki tedarik krizinden en büyük ticari avantajı sağlayan aktörlerin başında ise Hindistan ve ABD rafinerileri geliyor.
Reuters ajansı, bu iki ülkenin yakıt ihracatını aralıksız artırdığını, yükselen fiyatlar ve azalan arz sayesinde eskiden Rusya ile Ortadoğu’ya bağımlı olan pazarlara daha fazla ürün sevk ettiğini bildirdi.
Nitekim ABD, 7 Ağustos ile biten haftada motorin ve fuel oil ihracatında günlük 1,9 milyon varile ulaşarak rekor tazeledi.
Diplomasi
Ukrayna Maliye Bakanı: Bütçede 2022 yılından beri en zor dönemi yaşıyoruz

Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, ülkesinin 2022 yılından bu yana en ağır bütçe kriziyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Savaşın 2027 yılına kadar sürebileceği varsayımıyla hazırlanan bütçede finansman açığı 32,6 milyar euroya ulaşırken, Kiev yönetimi açığı kapatmak için AB’ye dondurulan Rus varlıklarını kullanma çağrısı yaptı.
Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Euronews televizyonuna verdiği mülakatta, ülkesinin 2022 yılından bu yana en zorlu bütçe tablosuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Sıcak paraya erişimde ciddi sıkıntılar çektiklerini belirten Marçenko, “2022’den bu yana böyle bir durum yaşamamıştık; o dönemde de ciddi likidite açığı çekiyorduk. Şimdi yeniden 2022’deki senaryoya yaklaşıyoruz” dedi.
Gelişmenin dış borç verenleri etkilemeyeceğini taahhüt eden Marçenko, olumsuz sonuçların yerel düzeyde, özellikle de altyapı inşaatlarında doğrudan hissedileceğini vurguladı.
Marçenko, “Likidite sorunlarını şimdiden görüyoruz ve bütçede kaynak açığı bekliyoruz. Bunun sonuçları olacak” ifadelerini kullandı.
Yeni bütçenin, savaşın 2027 yılına kadar süreceği varsayımıyla hazırlandığını aktaran Ukraynalı bakan, finansman açığının 32,6 milyar euroya ulaşacağını hesapladıklarını kaydetti.
Daha önce Kiev’i ziyaret eden Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti de benzer verileri paylaştı.
Marçenko, açığı kapatabilmek adına Avrupa ülkelerine çağrıda bulunarak dondurulan yaklaşık 300 milyar dolarlık Rus varlığının devreye sokulmasını öngören Ukrayna planının ele alınmasını istedi.
Söz konusu tasarı, Belçika makamları ile takas kurumu Euroclear üzerindeki hukuki riskleri hafifletmek amacıyla bu ülkede tutulan kaynakların yönetim biçiminde değişikliğe gidilmesini içeriyor.
Planın detaylarına değinen Bakan Marçenko, “Bunu müzakere etmek istiyoruz. Plan, Rusya ile olası adli ihtilafların sorumluluğunu sadece Belçika’nın değil, 27 AB üyesi ülkenin ortaklaşa üstlendiği yeni koşullar yaratıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Savaşın uzaması ve Batılı bağışçılarla yürütülen temaslar sürerken Ukrayna’nın savunma harcamalarındaki finansman açığı giderek büyüyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ülkenin 2027 bütçe açığı önceki tahminlerin üzerine çıkabilir.
IMF, çatışmaların 2026 yılı sonunda biteceği varsayımından hareketle haziran ayında finansman açığının gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 17,8’ine denk geleceğini öngörmüştü.
Bu projeksiyonun yukarı yönlü revize edilmesi beklenirken, ilave açığın hangi kaynaklardan kapatılacağı henüz netleşmedi.
Ek kaynak arayışı, dondurulan Rus varlıklarının kullanımını bir kez daha gündemin üst sıralarına taşıdı. İspanya, Polonya, Hollanda ve İsveç dışişleri bakanları bu seçeneğe geri dönülmesi çağrısı yaptı.
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesindeki 210 milyar euroluk Rus varlığını süresiz dondurdu.
Bunun üzerine Rusya Merkez Bankası, Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Rusya Merkez Bankasının taleplerini yerinde buldu, 3 Haziran’da ise icra takibi başlattı.
Varlıklarına yönelik tasarrufları hukuka aykırı gören Moskova yönetimi ise bu adımlara tepkili. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu kaynaklara el koyma girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve karşılıksız kalmayacağını açıklamıştı.
Ukrayna Maliye Bakanlığı, haziran ayı sonunda yaptığı çalışmayla 2026-2029 döneminde ülkenin ihtiyaç duyacağı toplam dış finansman miktarının 145,9 milyar dolar olduğunu saptadı.
AB, Ukrayna için 90 milyar euroluk kredi paketini onayladı. Bu paketin 30 milyar eurosu doğrudan bütçe desteğine, 60 milyar eurosu ise savunma harcamalarına ayrıldı.
Kiev yönetimi 3,2 milyar euroluk ilk dilimi 25 Haziran’da teslim aldı; askeri harcamalara dönük yaklaşık 6 milyar euronun ise ilerleyen süreçte iletilmesi hedefleniyor.
Ukrayna parlamentosu, 2026 bütçesini yaklaşık 1,9 trilyon grivna (47,5 milyar dolar) açıkla kabul etti.
Kyiv Independent gazetesinin aktardığı veriler, AB kredisi hesaba katılsa dahi Ukrayna ordusunun 19,6 milyar euroluk savunma finansmanı açığıyla yüzleşebileceğini gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”












