Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rusya, Suriye’deki askeri üsleri konusunda HTŞ ile anlaşmaya yakın

Yayınlanma

Rusya, Suriye’deki iki stratejik askeri üssünü korumak için radikal gruplarla gayri resmi müzakereler yürütüyor. Üslerin önemi sadece bölge kontrolü değil, aynı zamanda Afrika’daki etkisini sürdürmek için kullanılan lojistik desteğe dayanıyor.

Rus yetkililer, Suriye’de iktidarı ele geçiren silahlı gruplarla Tartus ve Hmeymim’deki iki önemli askeri üssün kontrolünü sürdürmek için anlaşmaya yaklaştı.

Bloomberg‘in Moskova, Avrupa ve Orta Doğu’daki müzakerelere hâkim kaynaklara dayandırdığı haberine göre, söz konusu kritik görüşmeler devam ediyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, Tartus’taki deniz limanı ve Hmeymim hava üssünde konuşlanmaya devam etmek amacıyla Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki gruplarla gayri resmi bir mutabakat sağlandığını düşünüyor.

Ancak kaynaklar, bölgedeki siyasi istikrarsızlık nedeniyle bu durumun hızla değişebileceğini vurguluyor.

Rusya, 2017 yılında 47 yıllık bir kira sözleşmesiyle elde ettiği bu üsleri, dost Afrika ülkeleriyle ilişkilerini pekiştirmek için kullanıyor.

Örneğin, 2018’de Hmeymim hava üssü üzerinden oluşturulan hava köprüsü, Wagner üyelerinin Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki (OAC) operasyonlara katılmasını sağladı.

Bir yıl sonra Wagner güçleri, Libya’nın doğusundaki askeri lider Halife Hafter’in Trablus’u ele geçirme girişimine destek verdi. Rusya, Sudan’daki çatışmalarda da etkin bir rol oynamaya çalışıyor.

Suriye üzerinden Mali, Burkina Faso ve Nijer’e personel ve askeri malzeme sevkiyatı yapılırken, bu ülkelerdeki darbelerin ardından Batı ile bağların kopması Rusya’nın Afrika’daki etkisini artırıyor.

Bloomberg’in Maxar uydu görüntülerine dayandırdığı haberine göre, Rusya’nın uçak, helikopter ve teçhizatı hâlâ Hmeymim hava üssünde bulunuyor.

Fakat son günlerde iki fırkateynin limanı terk ederek kıyıdan 7-12 kilometre açıkta konumlandığı bildirildi. Bu, olası bir saldırıya karşı teçhizat ve malzemelerin korunduğu anlamına geliyor. Buna karşın tam bir tahliye henüz gözlemlenmedi.

Suriye hezimeti ve Rusya: Birkaç soru ve yanıt

Diplomasi

Kolombiya’nın yeni lideri Espriella Avrupa sağı ile iç içe

Yayınlanma

Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella, Avrupa’daki aşırı sağ partilerle yakın bağlar kuruyor.

Ön seçim sonuçlarına göre, insan hakları aktivisti Iván Cepeda’yı az farkla geride bırakarak Pazar günü yapılan Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan De la Espriella, ocak ayında Madrid’e giderek sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile görüşmüştü.

Espriella ayrıca Vox’un parti vakfı tarafından kurulan, İspanya ile Latin Amerika’daki aşırı sağcı grupları birbirine bağlayan Foro Madrid adlı örgüte katıldı.

Şili Cumhurbaşkanı José Antonio Kast ve Venezuela’nın ABD destekli muhalefet lideri María Corina Machado gibi diğer aşırı sağcı isimler de bu şebekenin bir parçası.

Vox, Latin Amerika’daki aşırı sağ ile Avrupa’daki aşırı sağ arasındaki temasları kolaylaştırıyor; örneğin, Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa için Vatanseverler (PfE) ile olan temaslar gibi.

ABD Başkanı Donald Trump, Kolombiya’daki seçim kampanyasına açıkça müdahale ederek De la Espriella’yı destekledi. De la Espriella, “solun kökünü kazımak” istiyor.

De la Espriella: Mafya ve uyuşturucu baronlarının avukatı

Abelardo de la Espriella, 2002’den 2010’a kadar Kolombiya Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve bugün hâlâ ülkede önemli bir etkiye sahip olduğu düşünülen aşırı sağcı siyasetçi Álvaro Uribe’nin yakın arkadaşı olarak kabul ediliyor.

Uzun yıllardır milyoner olan De la Espriella, kariyerini avukatlık yaparak inşa etti. Diğerlerinin yanı sıra, kötü şöhretli aşırı sağcı paramiliterleri, onlara yakın politikacıları ve uyuşturucu baronlarını temsil etmişti.

Örneğin müvekkillerinden biri, 2008 yılında ABD’ye iade edilen ve orada 15 yıl hapis cezasına çarptırılan paramiliter ve uyuşturucu baronu Salvatore Mancuso’ydu.

İspanyol günlük gazetesi El País, de la Espriella’yı “Mafyanın avukatı” olarak nitelendirmişti.

Geçtiğimiz Temmuz ayında, solcu siyasetçileri ve aktivistleri “ortadan kaldırmak” için “elinden gelen her şeyi yapacağını” açıklamış ve “Bu veba ortadan kaldırılmalıdır,” demişti.

Seçim kampanyası afişlerinden birinde, yere devrilmiş seçim rakibi Iván Cepeda’nın sırtına diz çökmüş ve onu acımasızca yere bastırırken gösteriliyordu.

Son olarak ise bir kadın gazeteciye vücudunun alt kısmının fotoğrafını göstermesinin ardından kendini savunmak zorunda kaldı.

Fotoğrafta, dar pantolonunun cinsel organ bölgesinde belirgin bir şişkinlik görülüyordu. Gazeteciye, “Yaklaş da bana ne gördüğünü söyle” dediği bildirildi.

Gerilla örgütleri ile “müzakere” dönemi kapanıyor mu?

De la Espriella’nın seçim kampanyası sırasında resmen savunduğu siyasi hedefleri, Kolombiya devletinin ABD Başkanı Donald Trump’ın planları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına denk geliyor.

De la Espriella, Kolombiya’nın bir yandan gerilla gruplarının kalıntıları, diğer yandan uyuşturucu kartelleriyle yaşadığı şiddetli iç çatışmaları, görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun yaptığı gibi müzakereler yoluyla çözmeyi artık amaçlamadığını, bunun yerine askeri güce başvuracağını açıkladı.

Örneğin, gerilla mevzilerine hava saldırıları düzenlenmesi veya koka tarlalarına kötü şöhretli glifosat herbisitinin püskürtülmesinden söz ediliyor.

Bir analize göre, böyle bir şiddet politikasının sonuçları, özellikle “kırsal bölgeler için” muhtemelen “felaket” niteliğinde olacak.

Ayrıca de la Espriella, muhtemelen özel sektör kontrolünde olacak şekilde, ücra bölgelerde on adet “mega hapishane” inşa etme planlarını açıkladı.

Bu tesislerin modelinin, insan hakları örgütlerine göre koşulların çok kötü olduğu, Başkan Nayib Bukele yönetimindeki El Salvador’daki hapishaneler olduğu söyleniyor.

İktisadi açıdan de la Espriella, devlet harcamalarında ciddi kesintiler yapılmasını savunuyor; yüzde 40’lık bir azaltma söz konusu. 

İktisadi politikasında rol modeli olarak Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei gösteriliyor.

ABD’den bağımsız dış politika hedefi rafa kalkıyor

Dış politikada de la Espriella, Kolombiya’yı bir kez daha ABD’nin açık egemenliği altına sokmaya çalışıyor.

Yeni lider bu amaçla, “Kolombiya Planı 2.0”u duyurdu. 2000’li yıllarda uygulanan orijinal Kolombiya Planı, ABD’den milyarlarca dolarlık silah alımının yanı sıra ABD kuvvetleriyle ortak yurt içi askeri operasyonları da içeriyordu. Sonuç, şiddetin dramatik bir şekilde tırmanması olmuştu.

De la Espriella ayrıca, ABD’nin “Amerika Kalkanı” girişimine katılma niyetini de açıkladı; bu girişim, Latin Amerika ve Karayipler’deki aşırı sağcı hükümetlerin yönettiği devletler ile ABD arasında kurulan ve Trump yönetimi tarafından geçtiğimiz mart ayında kurulan bir ittifak.

Trump ise de la Espriella’dan övgüyle bahsetti ve seçim kampanyası boyunca onu açıkça destekledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundaki zaferinin hemen ardından, sosyal medyada seçim sonucunun Kolombiya’nın ABD ile ilişkileri açısından çok önemli olduğunu açıkladı ve de la Espriella’ya “tam ve eksiksiz destek” verdi.

Kolombiya seçim kampanyasında Trump yönetimi, salt sözlü desteğin ötesine geçti. 

Seçimlerden kısa bir süre önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’ye sığınma başvurusunda bulunan Kolombiyalı aktivist Beto Coral’ın tutuklanmasını emretti ve onu sınır dışı ettirmeyi planlıyor.

Bunun nedeni, Coral’ın de la Estriella aleyhinde kamuoyuna açıkça konuşmuş olmasıydı. Rubio, bu hamleyi, Coral’ın ABD’de kalmasının “ABD’nin dış politika çıkarlarını zedeleyeceği” gerekçesiyle savundu.

Avrupa sağı ile Latin Amerika sağının “kolaylaştırıcısı”: Vox

De la Espriella, yalnızca ABD’de değil, Avrupa’da da aşırı sağ ile iyi bağlantılara sahip.

3 Kasım 2025’te Bogotá’da de la Espriella’nın cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemek amacıyla düzenlenen büyük bir etkinliğe katılanlar arasında, Avrupa Parlamentosu üyesi ve aşırı sağcı Se Acabó La Fiesta (SALF) partisinin kurucusu İspanyol Alvise Pérez de vardı.

Bu partinin Avrupa Parlamentosu’ndaki iki üyesi Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) grubuna üye.

13 Ocak’ta de la Espriella, Latin Amerika ile iyi bağları olan aşırı sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile Madrid’de bir araya geldi.

Aynı gün de la Espriella, Vox’a bağlı ve resmi olarak Abascal’ın başkanlığını yürüttüğü Fundación Disenso tarafından 2020 yılında kurulan Foro Madrid’e de katıldı.

Foro Madrid, Latin Amerika’daki aşırı sağ güçleri bir araya getiriyor ve bunları İspanya’daki aşırı sağla, özellikle de Vox ile ilişkilendiriyor.

Vox ise, aralarında Fransa’nın Ulusal Birlik (RN) partisi, İtalya’nın Lega partisi ve Macaristan’dan Fidesz’in de bulunduğu Avrupa çapında bir ittifak olan Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun üyesi.

Bu da, Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanının Avrupa’nın aşırı sağıyla yakından bağlantılı olduğu anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English