Bizi Takip Edin

Amerika

Sam Altman: AI konusunda bize güvenin

Yayınlanma

OpenAI’ın patronu Sam Altman, insanların şirketine ve benzeri kuruluşlara doğru şeyi yapacaklarına dair daha fazla güven duymaları gerektiğini söyledi.

Altman, salı günü San Francisco’da düzenlenen Salesforce’un Dreamforce konferansında, “Dünya, doğru olanı yapacağımıza güvenmeli çünkü bu doğru olan şey ve biz bunun öneminin farkındayız,” dedi.

Öte yandan Altman, araçların yeteneklerinin hızla gelişmesi nedeniyle insanların yapay zeka konusundaki endişelerinin haklı olduğunu da belirtti.

Altman, yapay zeka şirketlerinin kendi kendilerini denetleyebilecek durumda olduklarını söyledi.

“Bunu doğru bir şekilde halledeceğiz,” diyen Altman, şirketlerin “uyum ve güvenliği yeteneklerin çok ötesinde” tutamazlarsa “hızlarını yavaşlatacaklarını ya da duracaklarını” da sözlerine ekledi.

Altman, “sektör genelinde yeni teknolojilerle birlikte bir dereceye kadar kazaların kaçınılmaz olduğunu” savundu.

Büyük şirketlerin “yapay zekayı yavaşlatma” çağrısı hisseleri vurdu

CEO, federal kurumlar tarafından yürütülen kaza raporlamaları, bunlardan çıkarılan dersler ve düzenlemeler sayesinde hava yolculuğunun ne kadar güvenli hale geldiğine dikkat çekti ve şöyle devam etti:

“Muhtemelen, ne yazık ki, herhangi bir yeni teknolojiyle ilgili kazalar kaçınılmaz ve bu konuda şeffaf bir raporlama kültürüne sahip olmalıyız.”

Altman, şirketlerin “güvenli bir şekilde ilerleyemeyeceğimiz bir noktaya gelirsek, hızımızı azaltmaya veya durmaya” hazırlıklı olmaları gerektiğini söyledi.

Sosyal medyayı “ibretlik bir örnek” olarak gösteren Altman, sosyal platformların gerçek faydalar sağladığını, fakat toplum üzerindeki, özellikle de gençler üzerindeki etkilerinin “sadece olumlu” olmadığını söyledi.

Kısa videoları, doğası gereği kötü olmasa da yine de tehlikeli olabilecek bir teknoloji örneği olarak öne çıkardı.

“Kısa videoların doğası gereği kötü olduğunu düşünmüyorum, ancak tehlikeli olduklarını düşünüyorum,” diyen Altman, sorumluluğun ebeveynler, şirketler ve hükümetler arasında paylaşıldığını da ekledi.

Altman, bu tür videoları izleyerek rahatlamayı sevdiğini ancak çocuklarının izlemesine izin vermeyeceğini belirtti.

OpenAI CEO’su, yapay zeka teknolojisini “tanrılardan gelen ateş”e benzeterek, dünyanın sohbet robotları ve kodlama ajanlarından sonra, yapay zekanın insanların adına proaktif olarak işleri yürütebileceği üçüncü bir dalganın eşiğinde olduğunu söyledi:

“İnsanları gerçekten daha yetenekli ve daha güçlü kılacak harika ürünleri nasıl geliştireceğimizi anlamak konusunda henüz yolun başındayız.”

Yapay zeka: Finansal bir balon

İnsan işlerinde büyük bir atalet olduğunu ve teknolojinin tam anlamıyla yaygınlaşmasının yıllar alacağını belirtti.

Bu arada Washington’da konuşan Senatör Bernie Sanders ve eski Trump danışmanı Steve Bannon, ikisi de yapay zekanın daha sıkı bir şekilde denetlenmesi çağrısında bulundu.

Altman’ın yorumlarının ardından Mark Zuckerberg X’te bir yazı yayınlayarak, her yapay zeka şirketinin güvenlik konusunda “kendi adımlarını atma” yeteneğine ve motivasyonuna sahip olduğunu belirtti.

Meta CEO’su, “Uyum konusuna odaklanmayan her laboratuvar geride kalacaktır,” diye yazdı:

“Modelleri zarar verirse laboratuvarlar önemli bir sorumlulukla karşı karşıya kalır, bu nedenle bunu önlemek için de güçlü bir motivasyonları vardır. Uyum, insan etik fikirlerini ve ilkelerini yapay zekaya entegre etmeyi amaçlayan bir alandır. Başka bir deyişle, yapay zekayı insanların değer verdiği şeylerle uyumlu tutmayı hedefler.”

Nvidia CEO’su Jensen Huang, aynı konferansta, teknolojinin yeni sürümlerinin piyasaya sürülüp sürülmeyeceğine yapay zeka şirketlerinin karar vermesi gerektiğini ve bu kararın dış güçler tarafından yönetilmemesi gerektiğini söyledi.

“Yeni yasalara veya düzenlemelere ihtiyacımız yok,” diyen Huang, inovasyon hızı ile yapay zeka ürünlerinin güvenliği arasında “yanlış bir seçim” yapılmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Huang ayrıca, güvenliğin bir “mühendislik sorunu” olduğunu ve şirketlerin bir ürüne olan güvenlerini yitirmeleri halinde “bir ara vermeleri” gerektiğini savundu.

Amerika

Trump, İsrail’e tarihin en büyük bomba sevkiyatına hazırlanıyor

Yayınlanma

Trump yönetiminin İsrail’e 2,8 milyar dolar değerinde, yaklaşık 900 kilogram ağırlığında 40 bin ağır bomba göndermeye hazırlandığı bildirildi.

Paketin ABD’nin modern tarihindeki en büyük konvansiyonel bomba sevkiyatı olabileceği belirtiliyor.

Washington Post’un ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberine göre silah paketi, 20 bin MK-84 ve 20 bin BLU-117 bombasının yanı sıra 20 bin I-2000 delici savaş başlığını kapsıyor.

İşlem resmi olarak “silah satışı” şeklinde tanımlansa da finansman ABD’nin Yabancı Askerî Finansman programından karşılanacak.

Bu program kapsamında Washington, İsrail’in Amerikan silahlarını satın almak için kullanacağı parayı kendisi sağlıyor.

Trump yönetimi, Kongre’ye onay baskısı yapıyor

Önerilen silah sevkiyatı hakkında Kongre komisyonlarına gayriresmi bildirimde bulunuldu. Trump yönetiminin, paketin onaylanması için Kongre yetkililerine baskı yaptığı bildirildi.

Muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson, habere ilişkin değerlendirmesinde planlanan sevkiyatın benzeri görülmemiş boyutlarına dikkat çekerek kararı sert biçimde eleştirdi.

Carlson, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu, modern ABD tarihinde konvansiyonel patlayıcı mühimmatın tek seferde gerçekleştirilen en büyük sevkiyatı gibi görünüyor” dedi.

Carlson, Amerikan ölçü birimiyle 40 bin tona, metrik sistemle yaklaşık 36 bin 300 tona karşılık gelen sevkiyatı İkinci Dünya Savaşı bombardımanlarıyla karşılaştırdı.

ABD Sekizinci Hava Kuvvetlerinin Mart 1945’te Berlin’e düzenlediği saldırıda yaklaşık 3 bin ton, Tokyo’ya yönelik Meetinghouse Harekâtı’nda ise yaklaşık 1600 ton bomba kullanıldığını hatırlattı.

Carlson: İsrail, İkinci Dünya Savaşı mı yürütüyor?

Carlson, planlanan sevkiyatın büyüklüğünün tarihsel bir benzerinin bulunmadığını belirterek bu silahların bölgede kullanılmasının askeri gerekçesini sorguladı.

Carlson, “Bunun hiçbir haklı gerekçesi de yok” diyerek sevkiyatın boyutunun İsrail’in “İkinci Dünya Savaşı yürüttüğünü” düşündürecek düzeyde olduğunu ifade etti.

Silahların yoğun nüfuslu bölgelerde kullanılmasının ağır sonuçlar doğuracağını vurgulayan Carlson, MK-84 bombasının binaları yıkabilecek ve derin kraterler açabilecek güçte olduğunu belirtti.

Carlson ayrıca İsrail ordusunun Gazze’de bu bombalardan yüzlercesini kullandığını hatırlattı.

“Vergi mükelleflerinin parasıyla İsrail’e hediye”

Carlson, silahların Yabancı Askeri Finansman programıyla karşılanacak olmasına dikkat çekerek işlemin geleneksel bir silah satışından ziyade Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla İsrail’e verilen bir hediye olduğunu savundu.

ABD Senatörü Chris Van Hollen da silah paketine karşı çıkacağını açıkladı. Van Hollen, İsrail güçleri Gazze ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürürken Trump yönetiminin vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen bombaları İsrail’e göndermek istediğini söyledi.

Trump yönetimi, henüz sonuçlanmayan silah sevkiyatı hakkında ayrıntılı açıklama yapmayı reddetti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Avrupa ve Orta Doğu’ya verdiği askeri yardımları Amerika kıtasına kaydıracak

Yayınlanma

Trump yönetimi, Orta ve Güney Amerika’daki muhafazakâr eğilimli hükümetleri desteklemek amacıyla Avrupa ve Orta Doğu’daki ülkelere sağlanan on milyonlarca dolarlık ABD askeri yardımını kesiyor.

Dışişleri Bakanlığı salı günü Kongre’ye, Slovakya, Kuzey Makedonya, Tunus ve Irak’a ayrılan 52 milyon dolarlık dış askeri finansmanı Panama, Peru, Ekvador ve Kolombiya’ya yeniden tahsis edeceğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio geçen hafta Kolombiya, Ekvador ve Peru’yu ziyaret etti ve Trump yönetiminin dış politikasında “Batı Yarımküre”ye öncelik vererek uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele ve yasadışı göç konularına ağırlık verdiği için bu ülkelere ek destek sözü verdi.

Bu, Başkan Donald Trump’ın NATO müttefiklerinin savunma bütçelerine yeterince harcama yapmadıkları ve diğer konulardaki şikayetlerine yanıt olarak Avrupa’ya ayrılan fonların veya asker sevkiyatlarının azaltılmasına yönelik bir dizi adımın en sonuncusu.

Hem Kuzey Makedonya hem de Slovakya NATO üyesi.

Fakat bu gelişme, yönetimin “Batı Yarımküre”ye özel bir önem verip sağcı hükümetlerle sıkı bir işbirliği içine girmesiyle aynı zamana denk geliyor.

Yabancı askeri finansman, alıcı ülkelere ABD vergi mükelleflerinin paralarını sağlayarak, bu ülkelerin Amerikan savunma şirketlerinden askeri teçhizat satın almalarına imkân tanıyor.

Dışişleri Bakanlığı, bu fonların “kendi bölgemizde uyuşturucu terörizmiyle mücadele etmek ve Panama Kanalı’nın güvenliğini sağlamaya devam etmek” için kullanılacağını belirterek, “Batı Yarımküre”nin tarihsel olarak ABD’nin askeri yardım programlarında ihmal edildiğini de ekledi.

“Bu fonlar, düşmanların yarımküremizde stratejik dayanaklar kurmasını engelleyecek,” diyen bakanlık, Latin Amerika’daki varlığını güçlendirmeye yönelik çabalarını giderek artıran Çin’e üstü kapalı bir gönderme yaptı.

Bu fon aktarımının Tunus, Irak, Kuzey Makedonya veya Slovakya’ya yönelik yabancı askeri finansmanı ortadan kaldırmadığı belirtildi; fakat bu ülkelere ayrılan kesin tutarın ne kadar olduğu netleşmedi.

Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığı, mevcut finansman dağılımının “yönetimin Batı Yarımküre’ye verdiği öncelikle” uyuşmadığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Gatun Gölü’nde su çekildi: Panama Kanalı gemi trafiğini kısıyor

Yayınlanma

Panama Kanalı yönetimi, El Niño hava olayının tetiklediği şiddetli kuraklık nedeniyle günlük gemi geçiş kotasını Ekim ayından itibaren yüzde 18 düşürme kararı aldı. Kararla birlikte günlük azami geçiş sayısı 36’dan 29,5’e gerileyecek. Küresel deniz ticaretinin yüzde 5’ini taşıyan su yolunda kısıtlamaların yıl sonunda daha da artması bekleniyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Panama Kanalı, El Niño hava olayının tetiklediği şiddetli kuraklık nedeniyle Ekim ayından itibaren günlük gemi geçiş kapasitesini Ağustos seviyesine kıyasla yüzde 18 oranında düşürecek.

Yeni kısıtlamayla birlikte kanaldan geçen günlük gemi sayısı 36’dan 29,5’e gerileyecek.

Küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 5’ine ve ABD konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 40’ına aracılık eden su yolunda kuraklık baskısı giderek artıyor.

Kanal yetkilileri, su seviyesindeki düşüş gerekçesiyle günlük gemi geçiş sınırını Eylül ayında 36’dan 32’ye çekmişti.

Kanal havuzlarının çalışması Gatun Gölü’nden sağlanan tatlı suya dayanıyor. Yetkililer, Eylül ayında yaptıkları açıklamada gölün su toplama havzasına beklenen tahminlerin altında yağış düştüğünü duyurdu.

El Niño’nun yılın ilerleyen dönemlerinde zirve noktasına ulaşmasıyla birlikte mevcut kısıtlamaların daha da sertleşmesi bekleniyor.

Düşük su seviyesi nedeniyle 2023 yılında da günlük geçiş kotası 38’den 22’ye kadar indirilmişti.

Söz konusu kısıntı su yolunda uzun kuyruklar oluşturmuş, taşımacılık şirketlerini alternatif rotalara yönelmek zorunda bırakmıştı.

Küresel deniz taşımacılığındaki tablo, ABD ile İsrail’in İran ile yürüttüğü savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer aksaklıkları sebebiyle ek bir baskıyla karşı karşıya kaldı.

Panama Kanalı İdaresi Başkan Yardımcısı Ilya Espino de Marotta, El Niño’nun derinleştirdiği kuraklık nedeniyle geçişlere yönelik yeni kısıtlamaların gündeme gelebileceğini belirtti.

De Marotta, 2023–2024 döneminde su rezervlerini korumak amacıyla geçiş sayısını kısmak zorunda kaldıklarını, bu durumun kanaldan planlanandan 2 bin 700 daha az gemi geçmesine yol açtığını aktardı.

Günlük gemi geçişlerinin 29 seviyesine kadar gerileyebileceğine işaret eden De Marotta, dört ya da beş aylık kısa vadeli kısıtlamaların küresel ticarete ağır bir darbe vurmayacağını, ancak beş ila yedi yıl sürecek bir krizin çok ciddi bir sınamaya dönüşeceğini vurguladı.

The Wall Street Journal gazetesi Ağustos ayı sonunda yayımladığı haberde, son kuşağın en sert El Niño dalgasının deniz taşımacılığından bakır madenciliğine ve balık yemi üretimine kadar pek çok sektörü etkileyerek küresel ekonomide büyük sarsıntı yarattığını yazdı.

Bilim insanları Haziran ayında bu doğa olayının başladığını duyururken, okyanus sıcaklıkları da kayıt altındaki en yüksek seviyeye ulaştı.

Pasifik Okyanusu’nun ekvatoral kesimindeki su sıcaklığının normalin en fazla 3 derece üzerine çıkmasıyla gelişen bu doğa olayı El Niño olarak adlandırılıyor.

Suyun yaklaşık aynı derecede soğuduğu zıt döngüye ise La Niña ismi veriliyor.

İspanyolcada sırasıyla “erkek çocuk” ve “kız çocuk” anlamına gelen bu hava hareketleri her iki ila yedi yılda bir tekrarlanarak gezegen genelinde iklim koşullarını doğrudan etkiliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English