Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Şaraa, ekonomiyi ağabeyine ve intihar bombacısının kardeşine emanet etmiş

Yayınlanma

Reuters tarafından yapılan bir araştırma, Suriye’nin yeni ekonomik düzenini, Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa’nın ağabeyi Hazım eş-Şaraa’nın denetiminde gizli bir komitenin kurduğunu ortaya çıkardı. Komitenin önde gelen isimlerinden birinin, ailesi cihatçı faaliyetlerle bilinen ve Avustralya’nın terör finansmanı nedeniyle yaptırım uyguladığı İbrahim Succariye olduğu tespit edildi.

Reuters haber ajansının yaptığı araştırma, Suriye’nin yeni ekonomik düzenini şekillendiren gizli komitenin önde gelen isimlerinden birinin, Avustralya’nın terör finansmanı suçlamasıyla yaptırım listesine aldığı İbrahim Succariye olduğunu ortaya çıkardı.

Succariye’nin kardeşi Ahmed, Suriye’deki ilk Avustralyalı intihar bombacısı olarak biliniyor. Diğer kardeşi Ömer ise Nusra Cephesi’ne on binlerce dolar göndermekten Avustralya’da hapis cezasına çarptırılmıştı.

Şam’ın düşmesinden sonra kurulan ve kamuoyundan gizlenen bu komitenin tüm faaliyetlerini, Suriye’nin yeni Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa’nın ağabeyi Hazım eş-Şaraa’nın denetlediği tespit edildi.

Komite, Esad döneminde haksız kazanç elde etmekle suçlanan ve uluslararası yaptırım listelerinde yer alan sermayedarlarla gizli pazarlıklar yaparak ülke ekonomisinin kilit noktalarını ele geçiriyor.

Gizli komite milyarlarca dolarlık varlığa el koydu

Reuters‘ın 100’den fazla sermayedar, arabulucu, siyasetçi, diplomat ve araştırmacıyla yaptığı görüşmelerin yanı sıra mali kayıtlar, e-postalar ve yeni şirket tescillerine dayanarak hazırladığı araştırmaya göre, bu gizli komite şimdiye kadar 1,6 milyar doların üzerinde varlığa el koydu.

Bu rakam, üç büyük sermayedardan alınan en az 1,5 milyar dolarlık varlık ve bir zamanlar Esad’ın yakın çevresinin kontrolündeki ülkenin ana telekom operatörü gibi şirketlerden elde edilen en az 130 milyon dolarlık hisseleri içeriyor.

Komitenin varlığı ve faaliyetleri hükümet tarafından hiç duyurulmadı.

Yeni yönetim, eski güvenlik aygıtını dağıtmış olsa da, ekonominin aile üyeleri ve takma adlar kullanan şahıslar tarafından yönetilmesi, bir saray oligarşisinin yerini bir başkasının aldığına işaret ediyor.

Kriket ve şavurma seven ‘şeyh’

Komitenin lideri olan ve Ebu Meryem el-Avustrali kod adını kullanan şahsın gerçek kimliğinin İbrahim Succariye olduğu anlaşıldı.

Şam’da bir iş insanıyla yaptığı görüşmede belinde tabancayla oturan ve hafif Avustralya aksanıyla konuşan Succariye, sosyal medyada kendisini “kriket ve şavurma seven bir iş insanı” olarak tanıtıyor.

Avustralya hükümeti, Reuters‘a yaptığı açıklamada İbrahim Succariye’nin yaptırım listesinde olduğunu teyit etti ancak mahremiyet gerekçesiyle şahsın mevcut rolünden haberdar olup olmadığı konusunda yorum yapmaktan kaçındı.

Avustralyalı savcıların Yargıtay’a sunduğu belgelere göre Succariye, kardeşi Ahmed’in Suriye’de bir ordu kontrol noktasına bombalı kamyonla intihar saldırısı düzenlemesinden bir gün önce, 2013’te memleketi Brisbane’den ayrılmıştı.

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Esad dönemi sermayedarlarıyla ‘Makyavelist’ pazarlıklar: ‘Biz Fidel Castro değiliz’

Komite, Esad döneminde servet kazanan sermayedarları mahkemeye çıkarmak yerine, onlarla özel anlaşmalar yapma yolunu seçti

Bir komite üyesi, Esad döneminden kalma karmaşık mali davalarda mahkumiyet için yeterli kanıt bulmanın zor olacağını ve potansiyel yatırımcıları korkutmamak için şirketlere doğrudan el koymaktan kaçındıklarını belirtti.

Bu nedenle, nakit para toplamak ve ekonominin kontrolünü kesintisiz bir şekilde ele geçirmek için iş insanlarıyla pazarlık yapılmasına karar verildi.

Görüşmelere aşina bir bankacı, yeni yöneticilerin Küba ekonomisini kamulaştıran “Fidel Castro gibi değil, daha ziyade Makyavelist” bir yaklaşım benimsediğini söyledi.

Bu anlaşmalar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla bağlantılı bir havayolu patronu ve eski Suriye ordusunun boşalttığı kasabalardan metal hurdası toplamakla suçlanan bir sermayedar dahhil isimlerin, bir bedel karşılığında kovuşturmadan kurtulmasını ve kârlarının bir kısmını ellerinde tutmasını sağlıyor.

Şaraa’nın ağabeyi operasyonun başında

Tüm bu ekonomik yeniden yapılandırma operasyonunu denetleyen isim ise Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa’nın ağabeyi Hazım eş-Şaraa.

LinkedIn profiline göre daha önce Irak’ın Erbil kentinde PepsiCo’nun genel müdürlüğünü yapan Hazim’ın, resmi bir hükümet görevi bulunmuyor. Ancak şubat ayında Suudi Arabistan’a yapılan resmi ziyarette kardeşinin yanında yer almış ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a ilk tanıştırılan kişi olmuştu.

Devlet Başkanı Şaraa’nın 9 Temmuz’da kurulduğunu duyurduğu ve doğrudan kendisine bağlı olacak ulusal varlık fonunu da Hazım eş-Şaraa’nın yöneteceği belirtiliyor.

Batılı dört üst düzey diplomat, ekonomik gücün geçmişi bilinmeyen karanlık figürlerin elinde toplanmasının, Suriye’nin küresel finans sistemine yeniden entegre olma çabaları önünde engel teşkil edebileceğini ve yabancı yatırımları caydırabileceğini söyledi.

Öte yandan Reuters‘ın ulaştığı sermayedar Muhammed Hamşo, komiteyle görüştüğünü doğruladı ancak anlaşma duyurulana kadar başka yorum yapmayacağını belirtti. Hamşo, “İş dünyası liderlerini ve yatırımcıları Suriye’ye bakmaya teşvik ediyorum. Ülke, serbest piyasa ekonomisini benimsiyor ve çeşitli ve gelecek vaat eden yatırım fırsatları için verimli bir zemin sunuyor,” diye konuştu.

Suriye-Suudi Yatırım Forumu başladı: 6 milyar dolarlık anlaşma

Ortadoğu

Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Yayınlanma

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.

Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.

Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.

Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.

Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.

ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

Yayınlanma

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.

İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.

Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Üç aşamalı görüşmeler sürüyor

Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.

Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.

Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı

İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.

Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.

ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.

İsrail çekilme için şartlarını sıraladı

Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.

Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.

Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.

Ron Arad dosyası da gündemde

El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.

Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.

Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi

İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.

Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.

El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Yayınlanma

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.

Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.

CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.

Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.

Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.

İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı

Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.

İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı

Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.

Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.

CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.

Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.

Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English