Diplomasi
Schiller Enstitüsü, yeni bir güvenlik mimarisini masaya yatırdı

Schiller Enstitüsü tarafından Berlin’de düzenlenen konferansta, dünyanın topyekûn bir nükleer savaş tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısı yapıldı. Konuşmacılar, tek kutuplu düzenin çöküşüne ve BRICS öncülüğündeki çok kutuplu dünyanın yükselişine dikkat çekerek, tek çıkış yolunun tüm ülkelerin güvenlik ve kalkınma çıkarlarını gözeten yeni bir küresel mimari olduğunu vurguladı. Konferansta, Afrika’nın kalkınması için ‘Vaha Planı’ ve ‘Gündem 2063’ gibi projelerde BRICS ile Avrupa arasında işbirliği yapılması çağrısında bulunuldu.
Schiller Enstitüsü tarafından Berlin’de düzenlenen uluslararası konferansta, dünyanın topyekûn bir nükleer savaşın eşiğinde olduğu ve tarihin geri dönülemez bir noktaya yaklaştığı uyarısı yapıldı.
“BRICS ve Avrupa Arasında Afrika İçin Vaha Planı ve Gündem 2063’ü Uygulamak Üzere İşbirliği” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, tek kutuplu dünya düzeninin çöküşü ve BRICS ülkelerinin öncülük ettiği çok kutuplu bir dünyanın yükselişi ele alındı.
Konferansta konuşan siyasetçiler, akademisyenler ve eski istihbarat yetkilileri, mevcut jeopolitik gerilimlerden çıkışın tek yolunun, tüm ülkelerin güvenlik ve kalkınma çıkarlarını gözeten yeni bir küresel mimari inşa etmekten geçtiğini vurguladı.
Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı Helga Zepp-LaRouche, açılış konuşmasında dünyanın, küresel bir nükleer savaş felaketinin kaçınılmaz hale gelebileceği bir “punctum saliens” yani “dönüm noktasına” hiç bu kadar yakın olmadığını belirtti.
Mevcut krizin kökenlerinin, 1971’de ABD Başkanı Nixon’ın Bretton Woods sistemini yıkarak kuralsız para politikalarına geçmesine dayandığını ifade eden Zepp-LaRouche, bu sürecin yeni bir depresyon, faşizm ve dünya savaşına yol açacağı yönündeki öngörülerin bugün gerçekleştiğini söyledi.
Zepp-LaRouche, “Tarihe müdahale etmek, iyi bir plana sahip olmak ve onu uygulamak için yeterli gücü seferber etmekle mümkündür,” diyerek karamsarlığa karşı eylem çağrısında bulundu.
‘Rus-Alman uzlaşısı paramparça oldu’
Konferansın en çarpıcı konuşmalarından birini yapan Moskova Ekonomi Yüksek Okulu Dünya Askeri Ekonomi ve Strateji Enstitüsü’nden analist Dmitriy Trenin, Avrupa’nın Ukrayna’daki vekalet savaşında Rusya için “ana düşman” konumuna geldiğini belirtti.
Bu durumun, Rusya’nın Ukrayna’da kazanmaya başlaması ve ABD’nin olası bir Trump yönetimi altında odağını Asya’ya kaydırmasıyla ortaya çıktığını savunan Trenin, “Avrupa, Rusya’yı kapıdaki düşman rolüne sokarak kendisini bir güç merkezi olarak konsolide etmeye çalışıyor,” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı yönündeki varsayımın “saçma” olduğunu söyleyen Trenin, mevcut durumun 1962 Küba Füze Krizi’nden çok daha tehlikeli olduğunu vurguladı.
Trenin, “Rus-Alman uzlaşısı artık yok, paramparça oldu ve bu bir trajedi. Bu kriz, NATO’nun Ukrayna’ya doğru genişlemesi, Minsk Anlaşması’nın hiçe sayılması ve İstanbul’daki barış taslağının sabote edilmesi gibi önlenebilecek adımlar nedeniyle yaşandı. Eğer 11. saatte ortak bir çaba göstermezsek, bu kriz uçuruma bakana kadar durmayacak,” diye konuştu.
Çin’in yükselişi ve yeni dünya düzeni
Çinli akademisyen Profesör Zhang Weiwei ise dünyanın halihazırda çok kutuplu olduğunu ve BRICS ülkelerinin satın alma gücü paritesine göre GSYİH’sinin G7’yi geçtiğini belirtti.
Avrupa’yı ABD’ye bağımlı olmakla ve Çin’e karşı “derin bir güvensizlik” beslemekle eleştiren Zhang, “Avrupa konuşuyor, Çin yapıyor,” dedi.
Çin’in yoksullukla mücadele, Afrika’daki altyapı projeleri ve Taklamakan Çölü’nün yeşillendirilmesi gibi alanlardaki başarılarına dikkat çeken Zhang, Çin felsefesinin Batı’nın “böl ve yönet” anlayışının aksine “birleş ve kalkın” ilkesine dayandığını söyledi.
Zhang, “Batı felsefesi ‘dost ya da düşman’ der, Çin felsefesi ise ‘dost ya da potansiyel dost’ der. Bütün farkı yaratan da budur,” ifadelerini kullandı.
‘Afrika için yeni bir kapışma yaşanıyor’
Konferansa video mesajla katılan Afrikalı konuşmacılar, kıtanın geleceğine dair hem umutları hem de kaygıları dile getirdi.
Nelson Mandela Vakfı Başkanı Dr. Naledi Pandor, bu konferansın, sömürgeciliği onaylayan tarihi “Berlin Konferansı”nın aksine, Berlin’e özgürlük, adalet ve barış sesini getirdiğini söyledi.
Afrika’nın çok kutuplu bir dünyaya ve reforme edilmiş bir Birleşmiş Milletler’e inandığını belirten Pandor, kıtanın kalkınma planı olan “Gündem 2063” ile Schiller Enstitüsü’nün “Vaha Planı”nın birbirini tamamladığını ve küresel toplumun çatışma odaklı gündemden kalkınma odaklı bir gündeme geçmesi gerektiğini vurguladı.
Kenyalı akademisyen Patrick Lumumba ise daha eleştirel bir tutum sergileyerek, Afrika’da ABD, Çin, Rusya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi pek çok aktörün dahil olduğu “yeni bir kapışma” yaşandığını söyledi.
Lumumba, “Bu durum, 1884’teki Berlin Konferansı’nı andırıyor. Tek fark, dilin daha şekerli olması. Afrika, kendi içindeki bölünmüşlük ve zayıf kurumlar nedeniyle manipülasyona açık,” değerlendirmesini yaptı.
Çok kutupluluğun eski hegemonların yerine yenilerini koymak anlamına gelip gelmeyeceğini sorgulayan Lumumba, “BRICS içinde hegemon kim olacak? Çin mi, Hindistan mı? Afrika ülkeleri yine piyon mu olacak?” diye sordu.
Savaş lobisi ve eylem çağrısı
Öte yandan eski CIA analisti Ray McGovern, ABD’de savaşı körükleyen yapıları “Askeri-Endüstriyel-Kongre-İstihbarat-Medya-Akademi-Düşünce Kuruluşu Kompleksi (MICIMATT)” olarak tanımladı.
Bu yapının temel taşının medya olduğunu belirten McGovern, savaştan kâr eden şirketlerin medyayı kontrol ettiğini ve bu nedenle alternatif medya ağlarının hayati önem taşıdığını söyledi.
McGovern, “Nuh prensibini hatırlamalıyız: Yağmur yağacağını tahmin edenlere artık ödül yok. Ödüller sadece gemi inşa edenler için,” diyerek bilgi sahibi olmanın yetmediğini, harekete geçmek gerektiğini vurguladı.
Konferansın genelinde, mevcut tehlikelere rağmen umudun yitirilmemesi ve barış için aktif çaba gösterilmesi gerektiği mesajı öne çıktı.
Helga Zepp-LaRouche, konuşmasını Alman şair Friedrich Schiller’in “Deutsche Größe” adlı parçasından alıntılarla sonlandırarak, “Gerçek zafer, kılıçla fethetmek değil, hakikatin şimşeğini kullanarak akılları özgürleştirmektir,” dedi ve tüm halklar için adalet ve akıl özgürlüğü mücadelesi çağrısında bulundu.
Diplomasi
ABD söz verdiği ağır yaptırımları devreye sokamadı, İran genişletilmiş yaptırımlara misilleme sözü verdi

İran, Washington’ın ülkenin “ekonomik can damarını” keseceğini söylediği genişletilmiş ABD yaptırımlarına misillemede bulunacağını açıkladı. Tahran aynı zamanda başlıca ticaret ortaklarının Washington’ın baskı kampanyasına direneceğine güvendiğini belirtti.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazartesi günü yeni önlemleri açıkladı ancak en ağır yaptırımları devreye sokmaktan kaçındı. Bessent, İran’la ticarete devam eden ülkelerin dolar temelli finans sisteminin dışına itilme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi.
Bessent, hedef alınacak ülkelerin isimlerini vermeyi veya yaptırımların ne zaman yürürlüğe gireceğini açıklamayı reddetti; bunun yerine ülkelere yeni direktife uyum sağlamaları için zaman tanıyacağını söyledi.
ABD Hazine Bakanlığı 60 kişi, kuruluş ve gemiye yönelik yeni yaptırımlar açıkladı ancak listede İran’ın petrol ticaretini kolaylaştırdığı düşünülen herhangi bir Çinli finans kuruluşu yer almadı.
Açıklama öncesinde İran, herhangi bir ABD ekonomik önlemine karşı hem olası bir askeri yanıt hem de Körfez’den petrol ihracatının daha da azaltılması tehdidinde bulunmuştu.
Yaptırımlar açıklandıktan sonra İran Ekonomi Bakanı Ali Madanizadeh, “ABD yaptırımlarına karşı tamamen hazırlıklıyız” dedi.
Devlet televizyonuna konuşan Madanizadeh, “Doğal olarak düşmanlar bize karşı ekonomik bir terör saldırısı başlatmayı amaçlıyor ancak bizim de kendi araçlarımız var ve oyunun nasıl oynanacağını biliyoruz. Savunmamız artık o kadar da savunmacı değil; düşmanlar saldırımızı beklesin” ifadelerini kullandı.
Madanizadeh, ne Çin’in ne de Rusya’nın ABD’nin önlemlerini “kabul ettiğini” belirterek diğer ülkelerin de bunlara direneceği öngörüsünde bulundu.
Press TV’nin haberine göre İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhebbi de İran’ın altyapısının tehdit edilmesi halinde ABD’nin hayati çıkarlarına ve enerji geçiş noktalarına ağır darbeler vuracaklarını söyledi.
İran ve ABD haziran ayında geçici bir barış anlaşması imzaladı ancak İslamabad Memorandumu olarak bilinen anlaşma kısa sürede aksadı.
Pakistan ordusu salı günü yaptığı açıklamada, arabulucu Pakistan’ın Tahran’la yürüttüğü son görüşmelerde çatışmanın daha fazla tırmanmasının önlenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması gibi önlemlere odaklanarak “önemli ilerleme” sağladığını bildirdi.
Genelkurmay Başkanı Asım Münir’e Tahran ziyaretinde eşlik eden İçişleri Bakanı Mohsin Naqvi, X hesabında, “İran Cumhurbaşkanı hükümetinin bakış açısını açık bir şekilde paylaştı ve gündemdeki konular hakkında son derece yapıcı bir görüş alışverişinde bulunduk” dedi.
DİPLOMATİK ÇÖZÜME DAİR PEK İŞARET YOK
Enerji fiyatlarını yükselten ve kamuoyunda destek görmeyen savaşı sona erdirmekte zorlanan Başkan Donald Trump yönetimi, İran’ın onlarca yıldır ekonomisini ağır şekilde yıpratan ancak ülke liderliğini caydırmayan ABD ve uluslararası yaptırımlarının birçok katmanına maruz kalmış olmasına rağmen, daha fazla ekonomik baskıya bel bağlıyor gibi görünüyor.
Tarafların haftalardır büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmemesine rağmen savaşın diplomatik bir çözüme ulaşacağına dair çok az işaret var. ABD, İran’ın Körfez’de ve daha yakın zamanda müttefikleri aracılığıyla Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılarını sona erdirmenin yeni yollarını arıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırılar başlatmasının üzerinden neredeyse altı ay geçti. Çoğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti.
Savaş İran’ın konvansiyonel askeri kapasitesinin önemli bir bölümünü zayıflatmış, ülkeye ekonomik zarar vermiş ve dönemin Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ölümüne yol açmış olsa da İran, Körfez’deki ABD müttefiklerine ve üslerine saldırabilecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerini tehdit edebilecek ölçüde füze ve insansız hava aracı kapasitesini korudu.
ABD ve İsrail’in ortadan kaldırmayı amaçladığı İran’ın nükleer programının mevcut durumu ise tam olarak bilinmiyor.
Pazartesi günkü gelişmelere rağmen petrol fiyatları varil başına 2 dolardan fazla geriledi. Bununla birlikte yatırımcılar Orta Doğu’dan kaynaklanabilecek yeni arz kesintileri ihtimaline karşı hazırlıklı olmaya devam etti.
ÇİN’İN PETROL TİCARETİ
İran’a yönelik daha ağır yaptırımlar uygulamaktan neden kaçındığı ve hedef alınacak ülkeleri neden açıklamadığı sorulan Bessent, “Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim?” yanıtını verdi.
Bessent, ülkelere ve şirketlere İran’la bağlarını koparmaları için zaman tanımak istediğini söyledi.
Bessent daha önce, birkaç yıldır İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’den işbirliği talep etmişti. Bununla birlikte İran limanlarına yönelik ABD ablukasının temmuz ortasında yeniden başlatılması, İran’ın Çin’e petrol akışını şimdiden azaltmış durumda.
Uzmanlara göre Washington, gelecek ay Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında yapılması beklenen görüşmeler öncesinde Çin bankalarına yönelik herhangi bir yaptırıma Pekin’in karşılık vermesinden çekiniyor. Özellikle Çin’in kritik mineral ihracatına getirebileceği kısıtlamalar hassas bir konu olarak görülüyor.
Pazartesi günü Çin bankaları hakkında sorulan bir soruya Bessent, “Bugün burada hiç kimsenin ABD yaptırımlarının erişiminin üzerinde olmadığını açıkça belirtmek istiyoruz” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise yaptırım ve baskı taktiklerinin fayda sağlamadığını belirterek Pekin’in Çin’in çıkarlarını korumak için gerekli olanı yapacağını açıkladı.
Diplomasi
ABD, yapay zeka yatırımlarında Avrupa ile arasındaki farkı artırıyor

ABD’deki yatırımların, Avrupa’dakinden üç kat daha hızlı artma eğiliminde olduğu görülüyor.
Son altı yıl göz önüne alınarak yapılan tahminler, iki ekonomi arasında yapay zeka kaynaklı bir uçurumun açıldığını vurguluyor.
Oxford Economics’in tahminlerine göre, ABD’de yeni ekipman ve tesislere yönelik kurumsal harcamaların 2021 ile gelecek yılın sonu arasında reel olarak yüzde 40 artması öngörülüyor.
Danışmanlık şirketi, yapay zeka ekipmanlarına yönelik artan harcamaların tahminlerindeki temel itici güçler olduğunu belirtti.
ABD’deki bu artış, Avro bölgesindeki sadece yüzde 12’lik reel artışla karşılaştırılırken, aynı dönemde Almanya’daki kurumsal yatırımların neredeyse durma noktasına gelmesi bekleniyor.
Bu rakamlar, yüksek teknolojili ekipman ve tesislere yönelik Amerikan harcamalarındaki patlamaya ayak uydurmakta zorlanan Avrupa’nın karşı karşıya olduğu zorluğu vurguluyor.
Kıta, 2022’nin sonlarında ChatGPT’nin piyasaya sürülmesiyle başlayan büyük dil modellerinin yükselişinden önce bile, ABD’nin hızla artan BT yatırımlarının gerisinde kalmıştı.
Fakat bu rakamlar, Uluslararası Ödemeler Bankası ve diğer kurumlar maliyetli bir “yatırım çöküşü” riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunurken, yapay zekaya riskli bir bahis oynayan ABD için de soru işaretleri yaratıyor.
Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var
Google, Meta, Microsoft ve Amazon, daha fazla yapay zeka altyapısı kurmak için yarışırken, yalnızca 2026 yılında 725 milyar dolardan fazla yatırım yapmaya hazırlanıyor.
Oxford Economics’in tahminleri, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin Eylül 2024’te rekabet gücü üzerine dönüm noktası niteliğinde bir rapor yayınlamasından bu yana, Avrupa’nın yatırım açığını kapatma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini, hatta hiç ilerleme kaydetmediğini gösteriyor.
Draghi, dijitalleşme, karbonsuzlaşma ve artan savunma harcamalarının, yatırımlarda “1960’lar ve 70’lerde son kez görülen” seviyelere “benzeri görülmemiş” bir artış gerektirdiği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Draghi, gerekli artışın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Marshall Planı’nın sağladığı yatırım artışından daha büyük olduğunu belirtmişti.
Oxford Economics’te ekonomist olan Daniel Harenberg, “ABD daha dinamik ve girişimci bir ekonomiye sahip; bu nedenle daha hızlı ilerliyor ve yapay zeka yarışında daha fazla kazanç elde ediyor. Avrupa ise çok daha yavaş,” dedi.
Avrupa ayrıca ABD ile arasında büyük ve giderek artan bir verimlilik açığıyla karşı karşıya.
Manchester Üniversitesi’nden Profesör Bart van Ark, bu yaz Sintra’da düzenlenen ECB Forumu’nda ECB politika yapıcılarına, “ABD son dönemde Avrupa’nın daha da önüne geçti” dedi.
Van Ark’ın analizine göre, 2018 ile 2025 yılları arasında ABD’de çalışılan saat başına GSYİH 14 dolar artarken, Avrupa’da bu artış sadece 2 dolar oldu.
“Bu fark sadece dijital sektörle sınırlı değil,” diye ekleyen van Ark, ABD’nin üstün performansının toptan ve perakende ticaretin yanı sıra profesyonel hizmetler dahil diğer sektörlere de yayıldığını vurguladı.
Gelgelelim van Ark, daha fazla yatırımın tek başına Avrupa’nın verimlilik sorunlarını çözmesinin pek olası olmadığını savundu.
Avrupa’nın “daha derin sorunu”, inovasyonun farklı sektörlerdeki işletmelerin yeni fikir ve araçları benimsemesiyle “uygun şekilde bağlantılı olmaması”ydı.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, geçen yıl yaptığı bir konuşmada, bölgenin imalat sektörüne dayalı büyümesinin “yavaş yavaş ortadan kaybolan bir dünyaya yönelik” olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.
Avrupa Komisyonu’na göre, Avrupa, yapay zeka (AI) kullanımını düzenleyen katı yasalar çıkaran dünyadaki ilk ülkelerden biri oldu ve 2024 Yapay Zeka Yasası, bu teknolojiye ilişkin “tarihteki ilk yasal çerçeve” haline geldi.
Eleştirmenler, katı kuralların inovasyonu engelleyebileceği ve yapay zeka yatırımlarını caydırabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki yıl önceki bir konuşmasında “Değişen dünyaya ayak uyduramıyoruz” diyerek, Avrupa’nın “aşırı düzenleme” yaptığı ve “yeterli yatırım yapmadığı” uyarısında bulunmuştu.
Bank J Safra Sarasin’in baş ekonomisti Karsten Junius, “Avrupa, en son teknoloji dalgasını kaçırdı,” dedi.
Bununla birlikte, ABD’deki yatırım patlaması büyük ölçüde yapay zekaya yönelik harcamaların devam etmesine bağlı ve bu durum, getirilerin beklentileri karşılayamaması halinde bir düzeltmeye açık hale getirir.
Merkez bankalarına danışmanlık yapan Uluslararası Ödemeler Bankası, Haziran ayında yapay zeka harcamalarından elde edilen getirilerin beklentileri karşılamaması halinde uzun süreli bir “yatırım çöküşü” yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Junius, Avrupa’nın ABD ile arasındaki muazzam yatırım açığının en azından kısmen geçici bir fenomen olduğuna inandığını belirtti.
“ABD’deki yapay zeka yatırımları bu ölçekte sonsuza kadar devam etmeyecek,” diyen Junius, geçmişte de bilgi teknolojisi ve yarı iletken teknolojisi alanlarında yatırım döngülerinin yaşandığını ve “bunların devam edeceğini” ekledi.
Fakat sorun, Avrupa’daki inovasyon ve hızın yetersizliği nedeniyle daha da kötüleşti. Junius, bunun kısmen katılaşmış işgücü piyasalarına bağlı olduğunu belirtti:
“Avrupa, en son teknolojilerde arayı kapatamazsa, ABD’ye kıyasla göreli yaşam standartlarımız düşmeye devam edecek.”
Diplomasi
Ermenistan’ın yeni anayasasında bağımsızlık bildirgesi yer almayacak

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, önümüzdeki aylarda yayımlanacak yeni anayasa metninde Bağımsızlık Bildirgesi’ne herhangi bir atıf bulunmayacağını açıkladı. Bildirgenin anayasadan çıkarılması, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalanması için Bakü’nün temel talepleri arasında yer alıyor.
Ermenistan’ın yeni anayasa metninin önümüzdeki aylarda yayımlanacağı ve bu metinde Bağımsızlık Bildirgesi’ne yer verilmeyeceği bildirildi.
Armenpress’in aktardığına göre Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, “Daha önce de söylediğim gibi, yeni anayasada 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’ne hiçbir atıf yer almamalıdır” dedi.
Söz konusu düzenleme, cumhuriyetin mevcut anayasasının birinci maddesini kapsıyor. Bu madde, cumhuriyetin Yüksek Konseyi tarafından 23 Ağustos 1990 tarihinde kabul edilen Bağımsızlık Bildirgesi’ne atıf içeriyor.
Bildirgenin giriş kısmında ise Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ’ın 1989 tarihli “Yeniden Birleşme Hakkında” başlıklı ortak kararına gönderme yapılıyor.
Bildirgeye yapılan atfın Ermenistan Anayasası’ndan çıkarılması, Azerbaycan’ın barış anlaşmasını imzalamak için öne sürdüğü temel şartlardan biriydi.
“Karabağ hareketine dönüşe izin veremeyiz”
Başbakan Paşinyan, yeni anayasada bildirgeye atıf yapılmasının Karabağ hareketine geri dönülmesi anlamına geleceğini ifade etti.
Karabağ hareketini Ermenistan için vahim bir hata olarak niteleyen Paşinyan, “Halkımızın barış için oy kullandığı 2026 ulusal seçimlerinin ardından, barış gündeminin artık ulusal bir gündem haline geldiği bir dönemde buna kesinlikle izin veremeyiz” diye konuştu.
Paşinyan ayrıca, Azerbaycan ile barışı korumanın ve güçlendirmenin hükümet için öncelikli görev olduğunu kaydetti.
Paşinyan, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalamak amacıyla anayasayı değiştirmeye hazır olduğunu 2024 sonbaharında dile getirmişti. Barış anlaşmasının metni Mart 2025’te uzlaşmaya bağlanmış ve aynı yılın ağustos ayında paraf edilmişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını7 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor










