Amerika
Senato’da İran savaşı oylaması Cumhuriyetçileri böldü

Cumhuriyetçi Senatör Lisa Murkowski, ilk kez Trump yönetiminin İran politikasına karşı oy kullanarak ABD güçlerinin İran savaşından çekilmesini isteyen girişime destek verdi. Senato’daki kıl payı oylama, Cumhuriyetçi Parti içinde savaşın sürmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri varlık ve Kongre onayı olmadan yürütülen operasyonlara yönelik rahatsızlığın arttığını ortaya koydu.
Cumhuriyetçi Alaska Senatörü Lisa Murkowski’nin ABD Kongresi’ndeki son oylamada aldığı tutum, Washington’da dikkat çeken bir kırılma yarattı.
Murkowski, ilk kez pozisyon değiştirerek ABD güçlerinin İran savaşından çekilmesini isteyen çağrılara katıldı.
Bu adım, Başkan Donald Trump yönetiminin Tahran politikası ve savaşın sürdürülmesine yönelik rahatsızlığın artık Cumhuriyetçi Parti içinde de daha görünür hale geldiğine işaret etti.
Murkowski, son aylarda İran dosyasında Trump yönetimine karşı açık biçimde saf tutmaktan kaçınıyordu. Ancak oylamanın ardından yaptığı açıklamalar, Cumhuriyetçi çevrelerde savaşın gidişatına ilişkin kaygının büyüdüğünü ortaya koydu.
Senatör, Punchbowl News’e yaptığı açıklamada, “Hükümetten, ABD’nin çatışmadaki pozisyonuna ilişkin daha fazla açıklık bekliyordum” dedi. Murkowski, “Bana hiçbir açıklama yapılmadı” ifadesini de kullandı.
ABD Senatosu çarşamba günü, İran savaşına katılan Amerikan güçlerinin geri çekilmesini öngören Demokrat Parti destekli karar tasarısını kıl payı farkla reddetti.
Tasarı, savaşın şubat ayı sonunda başlamasından bu yana Senato’daki en yakın oylamalardan birinde 49’a karşı 50 oy aldı.
Murkowski bu tutumda yalnız kalmadı. Daha önce de benzer çizgide oy kullanan Kentucky Cumhuriyetçi Senatörü Rand Paul ile Maine Cumhuriyetçi Senatörü Susan Collins de tasarı lehine pozisyon aldı. Pensilvanya Senatörü John Fetterman ise tasarıya karşı çıkan tek Demokrat oldu.
Oylama sonucu, Beyaz Saray’ın Tahran ile ateşkes sağlandığını ve “çatışmaların sona erdiğini” açıklamasına rağmen, Kongre’de Amerikan askeri operasyonlarının sürmesine yönelik rahatsızlığın giderek arttığını gösterdi.
Ancak bu değerlendirme Kongre’de geniş çaplı kuşkuyla karşılanıyor. Bazı milletvekilleri, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesinin ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasının devam etmesinin, savaşın fiilen sona ermediğini gösterdiğini düşünüyor.
Tartışmalar aynı zamanda anayasal yetki meselesini de yeniden gündeme taşıdı.
Demokratlar ve sayıları giderek artan bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın sınırlarını aştığını belirtiyor. Söz konusu yasa, geniş çaplı askeri angajmanların 60 günü aşması halinde Kongre onayı alınmasını zorunlu kılıyor.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Senato üyeleri önündeki açıklamaları da itirazların dozunu artırdı. Hegseth, yönetimin Kongre onayına ihtiyaç duymadan İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatma konusunda kendisini hukuken yetkili gördüğünü söyledi. Bu açıklama, bazı Cumhuriyetçiler arasında da rahatsızlık yarattı.
Murkowski de yönetimin gerekçelerine yönelik kuşkularını açık biçimde dile getirdi. Senatör, Amerikan gemileri ile askeri unsurlarının bölgede kalmaya devam ettiğine dikkat çekerek, “Çatışmaların sona erdiği izlenimi oluşmuyor” dedi.
Gözlemciler, Murkowski’nin tutum değişikliğinin Cumhuriyetçi Parti içinde savaş konusunda daha geniş bir çözülmenin başlangıcına işaret edebileceğini değerlendiriyor.
Özellikle Kongre denetiminin artırılması ve çatışmayı sona erdirecek açık bir plan hazırlanması yönündeki çağrıların giderek yükseldiği belirtiliyor.
Buna karşılık Cumhuriyetçi Parti yönetimi, savaş yanlısı çizgide birlik görüntüsünü korumaya çalışıyor. Cumhuriyetçi Senatör John Barrasso, yönetimin politikasını savunarak, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin kapanmasının yarattığı ekonomik baskının “İran’a, ABD’den daha fazla zarar verdiğini” söyledi.
Barrasso, “İran ekonomisi yaşam destek ünitesine bağlı” ifadesini kullandı.
Ancak parti içindeki kaygılar yalnızca dış politika düzeyiyle sınırlı değil. Cumhuriyetçiler arasında, savaşın ekonomik sonuçlarına ilişkin endişelerin de büyüdüğü belirtiliyor.
Özellikle akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş ve küresel enerji piyasalarındaki dalgalanma, kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde siyasi açıdan hassas başlıklar arasında görülüyor.
Demokratlar ise Cumhuriyetçi Parti içindeki bu huzursuzluğu siyasi baskı aracına dönüştürmeye hazırlanıyor.
Kongre’nin savaş yetkileri konusunda art arda oylamalar yapılmasını isteyen girişimlerin başını çeken Demokrat Senatör Tim Kaine, Senato’nun başkana “Bu savaşı durdur” diyebileceği anın yaklaştığını söyledi.
Demokratların ayrıca her hafta yeni oylamalar düzenlemeyi ve ABD ordusunun bütçesine ilişkin yasa tasarılarında askeri operasyonların finansmanına sınırlama getirmeyi planladığı belirtildi. Bu girişimlerin, siyasi baskıyı doğrudan yasama araçlarına dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
Demokrat Senatör Jeff Merkley de Cumhuriyetçi Parti içinde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, savaşa verilen destekte “aşınma, heyecan kaybı ve artan kuşkular” görüldüğünü söyledi.
Gözlemcilere göre, Trump yönetimini savaşı sona erdirmeye zorlayacak bir yasal düzenlemenin kısa vadede kabul edilme ihtimali hâlâ sınırlı.
Ancak Kongre’deki son gelişmeler, savaşın başlangıcındaki siyasi desteğin artık aynı ölçüde sağlam olmadığını ve Beyaz Saray’ın ilk kez Cumhuriyetçi Parti içinde büyüyen bir itiraz dalgasıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
Amerika
Pentagon, Tomahawk çiplerinde tedarik sorunu yaşıyor

Financial Times’ın haberine göre ABD’li savunma şirketleri, Tomahawk füzelerinde kullanılan mikroelektronik bileşenlerin yerli tedarikinde zorluklarla karşılaşıyor. SkyWater Technology yöneticisi Jim Will, geçmişte bu çipleri üreten ABD’deki fabrikanın artık faaliyet göstermediğini söyledi. Pentagon ise mühimmat üretimini artırma çabaları kapsamında yeni nesil savunma şirketleriyle anlaşmalar yapıyor.
ABD’nin önde gelen savunma şirketlerinin, Tomahawk seyir füzelerinin üretimi için ihtiyaç duyulan yerli mikroelektronik tedarikçilerini bulmakta ciddi zorluklar yaşadığı bildirildi.
Minnesota merkezli çip üreticisi SkyWater Technology şirketinin Direktörü Jim Will, Financial Times (FT) gazetesine yaptığı açıklamada, tedarik zincirindeki aksamaları doğruladı.
Jim Will konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Tomahawk füzelerindeki elektronik aksam iki yıllık değil, 10 veya 15 yıllık teknolojilere dayanıyor. Ancak üretimin yurt dışına kaydırılması veya diğer belirsiz nedenlerden dolayı, 10 yıl önce bu çipleri üreten Amerikan fabrikası artık mevcut değil” ifadelerini kullandı.
Haberde, Pentagon’un üretimi artırma planları kapsamında, geleneksel yöntemler yerine ticari usullere ve teknolojilere daha fazla ağırlık veren yeni nesil savunma şirketlerine yöneldiği kaydedildi.
ABD’li savunma yüklenicilerinin, İran’daki savaş sürecinde tükenen askeri stokları hızla yenileme baskısı altında olduğu ve Pentagon’un mühimmat üretimini artırma taleplerini karşılamakta zorlandığı belirtildi.
Üretimdeki bu gecikmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile ülkenin önde gelen savunma sanayisi yöneticileri arasında yapılacak toplantının ana gündem maddesi olması bekleniyor.
Ulusal Savunma Sanayii Birliği Başkan Yardımcısı Jen Stewart, Washington’da şirketlerin önündeki engellerin kaldırılması ve daha hızlı hareket edilmesi konusunda partiler üstü bir uzlaşma olduğunu ifade etti.
Stewart, buna karşın ABD’deki savunma işletmelerinin sayısının 1990’lardan bu yana ciddi oranda azaldığına dikkat çekti.
FT’nin aktardığı bilgilere göre ABD hükümeti, Mayıs ayında Anduril, CoAspire, Leidos ve Zone 5 firmalarıyla, 2027 yılından itibaren başlamak üzere üç yıl boyunca düşük maliyetli seyir füzeleri üretilmesi amacıyla bir çerçeve anlaşma imzaladı.
Gelişmelerin öncesinde ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Ford ve General Motors dahil bazı otomotiv üreticilerinin Patriot ve Tomahawk füzeleri ile diğer silah sistemlerinin üretimine başlayabileceğini belirtmişti.
Savunma teknolojileri alanında faaliyet gösteren Anduril Industries şirketinin Üst Yöneticisi (CEO) Brian Schimpf ise 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, ABD’nin mevcut ihracat kontrol sisteminin gözden geçirilmesi çağrısında bulunmuştu.
Schimpf, askeri ticaret alanındaki katı kuralların düşük maliyetli ve etkili silahların seri üretimini engellediğini savunmuştu.
Amerika
ABD’de CEO maaşlarında rekor artış

The Wall Street Journal’ın 391 üst düzey yöneticiyi kapsayan araştırmasına göre, 70 yönetici geçen yıl 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti. Gazete, bu artışın temel nedeninin şirket performansına ve piyasa değerine bağlanan hisse ve opsiyon paketleri olduğunu yazdı. Bazı yöneticilerin yıllık tazminat paketleri 200 milyon doların üzerine çıktı.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) hazırladığı yeni sıralamaya göre, ABD’deki üst düzey yöneticilerin tazminat paketlerinde dikkat çekici bir artış yaşandı.
Gazetenin araştırmasına göre 100 milyon doların üzerinde gelir elde eden yönetici sayısı belirgin şekilde yükselirken, bazı yöneticilerin yıllık kazançları 200 milyon dolar eşiğini de geçti.
Gazete, toplam 391 üst düzey yöneticinin verilerini inceledi.
Araştırmaya göre bu yöneticilerden 70’i 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti.
Listenin zirvesinde yer alan Elon Musk’ın tazminat paketinin değeri 158 milyar dolar olarak hesaplandı. WSJ, bu tutarın sıralamadaki diğer tüm yöneticilere yapılan ödemelerin toplamının 16 katına karşılık geldiğini yazdı.
Gazetenin hesaplamalarına göre geçen yıl 200 milyon doların üzerinde tazminat paketi alan yöneticiler arasında Figma’nın kurucusu ve yöneticisi Dylan Field 864 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.
Onu 821 milyon dolarla yatırım ortaklığı Welltower’ın yöneticisi Shankh Mitra, 741 milyon dolarla gayrimenkul işlem platformu Opendoor Technologies’in CEO’su Kaz Nejatian, 248 milyon dolarla siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın CEO’su George Kurtz ve 205 milyon dolarla yarı iletken üreticisi Broadcom’un CEO’su Hock Tan izledi.
Yaşlı bakım evleri, hastaneler ve polikliniklere yatırım yapan Welltower’da ise dört üst düzey yönetici 100 milyon doların üzerinde tazminat paketi aldı.
Bu dört yöneticiye verilen toplam ödeme 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin finans direktörü Tim McHugh’un tazminat paketi ise 167 milyon dolar olarak hesaplandı.
Araştırmaya göre S&P 500 şirketlerindeki CEO’ların medyan yıllık geliri 17,9 milyon dolarla rekor seviyeye çıktı. Listede yer alan yöneticilerin yarısından fazlası bir önceki yıla göre yüzde 9,8’in üzerinde gelir artışı elde etti.
WSJ, bu yükselişin temel nedeninin nakit ödemelerden ziyade “moonshot packages” olarak adlandırılan uzun vadeli hisse ve opsiyon planları olduğunu belirtti.
“Moonshot” ifadesi, son derece iddialı ve dönüştürücü hedefleri ifade etmek için kullanılıyor. Bu tür planlarda yönetim kurulları, üst düzey yöneticilere belirli miktarda hisse veya opsiyon tahsis ediyor; ancak bu ödüller yalnızca şirketin piyasa değerinde çok büyük artışlar gerçekleşmesi halinde hak ediliyor.
Gazete ayrıca CEO ücretleri ile hissedar getirileri arasında güçlü bir ilişki bulunmadığını da kaydetti.
Örnek olarak Robinhood’u gösteren WSJ, şirketin CEO’sunun yıllık ücretinin 3 milyon dolar olduğunu, ancak geçmiş yıllarda verilen hisse bazlı ödüllerin şirket hisselerindeki yükseliş sayesinde yaklaşık 1,1 milyar dolar değerine ulaştığını aktardı.
Amerika
ABD’de Altın Kubbe savunma sistemi ilk sınavını geçti

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Altın Kubbe füze savunma programı kapsamındaki ilk kritik testlerin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Hegseth, sistemin ileri yönlendirilmiş enerji teknolojileri kullanarak insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil yaklaşan hedefleri otonom şekilde tespit edip imha ettiğini belirtti. Altın Kubbe projesi, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız sistemlere karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir savunma ağı olarak geliştiriliyor.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik füze savunma sistemi testlerinin başarıyla tamamlandığını duyurdu.
Hegseth, “Bugün Amerika için Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik testler tam başarıyla sonuçlandı ve buna bizzat tanıklık etme fırsatı buldum” ifadelerini kullandı.
Savaş Bakanı, testlerde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını belirterek sistemin yaklaşan hedefleri otonom biçimde tespit edip imha ettiğini söyledi.
Hegseth’e göre testlerde insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil tüm hedefler vuruldu ve süreç planlandığı takvime uygun şekilde yürütüldü.
Hegseth ayrıca yeni nesil teknolojilerle askeri unsurların entegrasyonunu sahada gözlemlediğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, 40. ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu hayata geçirdiğini ifade eden Hegseth, “Altın Kubbe ile Savunma Bakanlığı ülkemizi daha önce hiç olmadığı kadar güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçek, güçlü ve planlandığı şekilde ilerliyor” dedi.
Today, the first milestone test of Golden Dome for America (GDA) was a full mission success — and I was honored to witness it firsthand.
Cutting edge directed energy was harnessed and the Dynamic Defense Autonomous Defeat (DDAD) system flawlessly and autonomously cued, targeted,…
— Secretary of War Pete Hegseth (@SecWar) June 24, 2026
Altın Kubbe nedir?
Altın Kubbe, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarına karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi olarak tasarlanıyor.
Program, yaklaşan tehditleri tespit etmek, takip etmek ve gerektiğinde önlemek için geniş bir uydu ağı kurulmasını öngörüyor. Sistemin yüzlerce uydu içerebileceği belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, küresel ölçekte bir füze savunma sistemi oluşturulmasına ilişkin kararı Ocak 2025’te imzaladı. Trump daha önce sistemin görev süresinin sona ereceği 2029 yılına kadar devreye alınmasını hedeflediğini açıklamıştı.
Projenin koordinasyonu Mayıs 2025’te ABD Uzay Kuvvetleri Generali Michael Guetlein’e verildi. Pentagon’un, Guetlein’in liderliğinde program planını Eylül 2025’te tamamladığı bildirildi.
Uzay tabanlı savunma ağı hedefleniyor
Trump, sistemin kara, deniz ve uzay tabanlı yeni nesil teknolojilerden oluşacağını açıkladı. Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı haberine göre proje, füze tespiti ve takibi için 400 ila 1.000’in üzerinde uydu ile bunları imha etmek amacıyla kinetik önleyiciler veya lazerlerle donatılmış yaklaşık 200 saldırı uydusunun konuşlandırılmasını öngörüyor.
Japonya merkezli Nikkei, Japonya’nın da projeye katılabileceğini ve füze tespit sistemlerinde yapay zeka ile kuantum teknolojilerinin kullanılmasının değerlendirildiğini yazdı.
Trump, Altın Kubbe’nin maliyetini 175 milyar dolar olarak açıklarken, projeye yönelik ilk 25 milyar doların ekonomik düzenleme paketi “One Big Beautiful Bill” (Büyük, Güzel Yasa) içinde yer aldığını söyledi.
Buna karşılık ABD Kongresi Bütçe Ofisi, sistemin önümüzdeki 20 yıldaki toplam maliyetinin 831 milyar dolara ulaşabileceğini hesapladı.
Bloomberg ise Aralık 2025’te yayımladığı değerlendirmede, Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin birleşik kapasitesine karşı tam kapsamlı koruma sağlayacak bir sistemin maliyetinin 1,1 trilyon dolara çıkabileceğini öngördü.
Reuters, Nisan 2025’te Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin, yazılım firması Palantir ve insansız sistem üreticisi Anduril ile birlikte sistemin temel bileşenleri için yürütülen yarışta öne çıktığını aktardı.
Northrop Grumman, L3Harris Technologies, Boeing, RTX ve Lockheed Martin de potansiyel yükleniciler arasında gösteriliyor.
Guardian: Sistem aşamalı devreye alınacak
The Guardian daha önce yayımladığı haberinde, Trump’ın açıklamalarına rağmen Altın Kubbe’nin 2028 sonuna kadar tam kapasiteyle hizmete girmesinin beklenmediğini yazdı.
Habere göre sistem aşamalı olarak devreye alınacak; ilk aşamada Pentagon veri entegrasyonuna odaklanacak, daha sonra uzay tabanlı silah sistemlerinin geliştirilmesine geçilecek.
Kaynaklara göre ABD’nin yaklaşık 18 ay içinde yaklaşan füze tehditlerini takip edecek askeri uydu ve uzay iletişim ağını kurması mümkün görülüyor. Bu ağın Altın Kubbe’nin temelini oluşturacağı değerlendiriliyor.
Rusya ve Çin’den tepki
Altın Kubbe projesi Rusya ve Çin’in tepkisini çekti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Mayıs 2025’te yaptığı açıklamada projenin stratejik istikrarı zayıflattığını belirtirken, Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova sistemi ABD’nin önleyici saldırı doktrininin “son derece tehlikeli” bir yansıması olarak nitelendirdi. Kremlin ise yeni füze savunma sistemi geliştirilmesini ABD’nin egemenlik hakkı olarak değerlendirdi.
Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zhang Xiaogang, projenin uzayda silahlanma yarışını hızlandırabileceği uyarısında bulundu. Rusya ve Çin daha sonra ortak açıklamalarında, uzayın silahlı çatışma amacıyla kullanılmasına yönelik girişimlere karşı olduklarını bildirdi.
Kuzey Kore de projeye karşı çıkarak bunun uzayda nükleer çatışma riskini artırabileceğini savundu. Kanada Başbakanı Mark Carney ise ülkesinin projeye yatırım yapma ihtimalini değerlendirdiğini açıkladı. Japonya da programda yer alma seçeneğini inceleyen ülkeler arasında bulunuyor.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını7 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak











