Bizi Takip Edin

Diplomasi

Stubb: NATO Ukrayna’nın Rusya topraklarındaki saldırılarını destekliyor

Yayınlanma

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Rusya’nın ekonomik gerileme nedeniyle savaşı durdurmayacağını, bunun ancak Rus kamuoyunun değişmesiyle mümkün olacağını iddia etti. Stubb, aralarında ABD’nin de bulunduğu NATO üyelerinin, Moskova’yı müzakere masasına dönmeye zorlamak amacıyla Ukrayna’nın Rusya topraklarına yönelik genişleyen saldırılarını desteklediğini belirtti.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, Rusya’daki toplumsal algının değişmeye başladığını öne sürdü.

Stubb, aralarında ABD’nin de yer aldığı NATO ülkelerinin, Moskova yönetimini müzakere masasına geri döndürmek amacıyla Ukrayna’nın Rusya topraklarındaki derinlikli hedeflere yönelik genişleyen operasyonlarını desteklediğini ifade etti.

Rusya tarafının nükleer silah kullanımı dahil olası misilleme adımlarına yönelik endişelere rağmen, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin insansız hava araçlarıyla yürüttüğü harekatın ABD’nin savaşa yönelik stratejik yaklaşımını değiştirdiği ve Kiev’in müzakere konumunu güçlendirdiği bildirildi.

Süreci değerlendiren Stubb, şu ifadeleri kullandı:

“Amerikalı dostlarımız dahil herkes, Ukrayna’nın sahada üstünlük sağladığını görüyor. Bu durum, barış sürecinde arabuluculuk yapmaya çalışan aktörlerin stratejik bakış açılarını değiştirdi.”

Bütün NATO liderlerinin Ukrayna’nın bu adımları atma gerekçesini anladığını belirten Stubb, baskının artırılarak sürdürülmesi gerektiği yönünde ortak bir kanaat olduğunu dile getirdi.

Finlandiya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’nın askeri, siyasi ve finansal açıdan savaşın başlangıcından bu yana en güçlü konumunda bulunduğunu, Rusya’daki mevcut huzursuzluğun temel nedeninin de bu durum olduğunu sözlerine ekledi.

Haziran ayında düzenlenen G7 zirvesinde, Avrupa ülkeleri ile ABD’nin Ukrayna’nın konumunun güçlendiği konusunda fikir birliğine vardığı aktarıldı.

Bloomberg’e konuşan G7 temsilcileri, Rusya’nın sahada askeri bir zafer kazanamayacağına yönelik ortak bir görüşün şekillendiğini bildirdi.

Bunun, Donald Trump’ın Ağustos 2025’te Anchorage kentinde Putin ile yaptığı görüşmenin ardından ihtilafa yönelik paylaştığı değerlendirmelere kıyasla pozisyonunda ciddi bir değişiklik olduğunu gösterdiği kaydedildi.

The Economist dergisinin Beyaz Saray’a yakın kaynaklara dayandırdığı haberlerde de çatışmanın gidişatına yönelik benzer yaklaşım değişikliklerinin tespit edildiği aktarıldı.

Çin ve bazı NATO üyelerinin, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin başlattığı uzun menzilli saldırı harekatına, Moskova’nın yanıt olarak gerilimi yükseltmesinden çekinerek başlangıçta temkinli yaklaştığı ifade edildi.

Olası riskleri değerlendiren Stubb, “Tırmanma her zaman ihtimal dahilinde ve biz farklı senaryoları inceliyoruz” açıklamasını yaptı. Finlandiya Cumhurbaşkanı, hafta sonu Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile bir araya geldiğini belirterek, “Nükleer tırmanma konusu açıldığında, Çin tarafının yanıtı çok kararlıydı ve birçok uyarı sinyali içeriyordu” dedi.

Öte yandan Financial Times’ın uluslararası ilişkiler baş yorumcusu Gideon Rachman, Batılı siyasetçilerin artık bu tehditleri savaşın başlangıcındaki kadar ciddi bulmadığını yazdı.

Siyasetçilerin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Putin’i nükleer silah kullanmaması yönünde uyardığı kanısında olduğu aktarıldı.

Batılı yetkililerin ayrıca, Moskova’nın nükleer silah kullanması durumunda Batı’nın savaşa doğrudan müdahale etme riskinin farkında olduğunu düşündüğü belirtildi.

Rachman, nükleer tehditlerin sıkça tekrarlanmasının caydırıcılık etkisini azalttığına işaret ederek, Batılı bir yetkilinin “Putin bu para biriminin değerini düşürdü” şeklindeki ifadesine yer verdi.

Öte yandan Savaşın sona ermesi için bu noktada bir fırsat doğduğunu savunan Stubb, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Savaş bireysel bir mesele haline geldiğinde… Rus halkı buna karşı çıkacaktır. Bu durum bize, sanırım hepimizin canıgönülden istediği müzakere masasına geri dönme fırsatını verecektir. Hepimiz bu savaşın sona ermesini istiyoruz.”

Diplomasi

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik “bütün parayı biz harcıyoruz” çıkışları özellikle ikinci başkanlık döneminde damga vurdu.

2025’te Lahey’de düzenlenen zirvede üye ülkeler, 2035 yılına kadar GSYİH’nin yıllık %5’ini savunmaya ayırma taahhüdünde bulundular. Bu, 2014’teki Galler zirvesinde verilen %2 sözüne göre büyük bir sıçramaya işaret ediyordu.

Bu %5’lik taahhüt, savunma yatırımlarının iki temel kategorisini kapsıyor. İlki, “temel savunma ihtiyaçları”: Müttefikler, üzerinde mutabık kalınan NATO savunma harcamaları tanımına dayalı olarak, GSYİH’nin en az %3,5’ini temel savunma ihtiyaçlarını karşılamak ve NATO Yetenek Hedefleri’ni yerine getirmek için ayırmayı kabul ettiler. 

İkincisi ise “savunma ve güvenlikle ilgili harcamalar”: Bu başlıkta da üye ülkeler, kritik altyapıyı korumak, şebekeleri savunmak, sivil hazırlık ve dayanıklılığı sağlamak, inovasyon ve savunma sanayi tabanını güçlendirmek gibi daha geniş kapsamlı savunma ve güvenlikle ilgili yatırımlara GSYİH’nın %1,5’ine kadar kaynak ayıracaklar.

NATO’nun kendi verilerine göre 2025 yılında, Avrupalı müttefikler ve Kanada savunma harcamalarını 90 milyar doların üzerinde artırdı ki bu, 2024 yılına kıyasla yaklaşık %20’lik bir artışa tekabül ediyor.

Yine NATO’nun resmi aktarımına göre Avrupalılar ve Kanada son on yılda savunma alanındaki toplu yatırımlarını istikrarlı bir şekilde artırdılar: 2014’te toplam GSYİH’lerinin %1,4’ü olan bu oran, 2025’te %2,3’e yükseldi ve bu yıl savunma harcamaları için toplamda 571 milyar dolardan fazla yatırım yaptılar.

NATO istatistiklerine bakılırsa ABD, GSYİH içerisindeki savunma harcamaları oranları bakımından her zaman yüzde 3,5 ila 4’ün üzerinde görünüyor. Elbette mutlak olarak bakıldığında Amerikan ordusunun harcamaları ile baş edebilecek herhangi bir NATO gücü yok.

Öte yandan Trump döneminde iyice görünür hale gelen “yük paylaşımı” sorunu yeni başlamadı. Soğuk Savaş’ın detant dönemlerinde yaşanan tartışmaları bir kenara bırakırsak, 1990’ların sonundan itibaren büyük boyutlara ulaşmaya başlayan Amerikan savunma harcamaları ve kamu borcu, Afganistan ve Irak işgallerinin ardından kontrolden çıkmaya başlamış; Çin’in yükselişi ve ABD’nin Asya’ya askeri olarak da yöneleceğini ilan etmesiyle birlikte Avro-Atlantik hattındaki “güvenlik mimarisi”nin nasıl dönüşeğine dair açık bir tartışma başlamıştı.

Bush’un çağrısı

2008’de Romanya’da düzenlenen NATO zirvesine katılan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, başta Irak ve Afganistan olmak üzere İran ve Kuzeydoğu Asya’yı da kapsayan uzun bir tehdit listesi sıraladıktan sonra, Avrupa’nın “füze tehdidinden” korunması için yapılması gerekenleri sıralıyordu.

Bush şöyle diyordu:

“Güçlü bir NATO İttifakı oluşturmak için güçlü bir Avrupa savunma kapasitesi de gereklidir. Bu nedenle bu zirvede, Avrupalı ortaklarımızı hem NATO hem de AB operasyonlarını desteklemek üzere savunma yatırımlarını artırmaya teşvik edeceğim. Amerika, Avrupalıların kendi savunmalarına yatırım yapmaları halinde, birlikte harekete geçtiğimizde daha güçlü ve daha yetkin olacaklarına inanmaktadır.”

Yakın zamanda, Ankara zirvesi için George W. Bush Presidential Center adına yazılan bir makalede, “yük paylaşımı” konusuna bir kez daha değinildi. Eski bir Dışişleri çalışanı olan Elizabeth Kennedy Trudeau imzasıyla yayınlanan yazıda, daha önceki tartışmalara istinaden, “Günümüzde, yük paylaşımı konusundaki bitmek bilmeyen tartışmanın artık teorik bir mesele olmadığı son derece açıktır ve kamuoyundaki algı da budur,” diyor.

Trudeau’ya göre “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik devam eden saldırganlığı”, “Orta Doğu’daki istikrarsızlık”, “Çin’in giderek artan hırsları” ve siber tehditler, dezenformasyon ve savunmasız tedarik zincirleri gibi ortaya çıkan yeni tehdit alanları, jeopolitik manzarayı kökten değiştirmiştir. Dolayısıyla NATO da bu yeni duruma uyum sağlamak zorundadır.

Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarına artırdığına işaret eden yazar, Kıta’nın “kolektif savunma”da daha fazla sorumluluk almaya başladığını memnuniyetle kabul ederek, “Bunun nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO’dan uzaklaşması değil; daha güçlü bir Avrupa’nın bu güçlü ittifakı daha da güçlendirmesidir,” diyor.

Obama’nın savunma bakanı Gates’ten sert çıkış

Fakat ABD’den Eski Kıta’ya dönük en sert eleştiri Barack Obama’nın liderliği döneminde geldi.

Dönemin Savunma Bakanı Robert Gates, bir üniversitede yaptığı konuşmada Avrupalıların askeri güç kullanımına yönelik istestiksizliklerinin “NATO’nun etkili bir şekilde savaş yürütme yeteneğini kısıtladığını” öne sürmüştü.

O dönem, NATO ittifakının temel görev planının yeniden yazılması gündemdeydi. Konuşmasında Gates, örgütte kapsamlı reformlar yapılması çağrısında bulunuyordu. Gates, NATO’nun İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da patlak verebilecek çatışmaları önlemedeki başarılarının, yeni bir dizi endişeye yol açtığını söylüyordu:

“Halkın ve siyasi sınıfın büyük bir kısmının askeri güce ve bunun getirdiği risklere karşı olduğu Avrupa’nın demilitarizasyonu, 20. yüzyılda bir nimetken, 21. yüzyılda gerçek güvenlik ve kalıcı barışın sağlanmasının önünde bir engel haline geldi.”

Gates, NATO üyelerinin güçlü ordularını sürdürmedikleri ve kuvvetlerini modernize etmek için gerekli bütçe taahhütlerini vermedikleri takdirde Avrupa’nın tehditlere karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulunuyordu.

Bakan, “Gerçek ya da algılanan zayıflık, sadece yanlış hesaplamalara ve saldırganlığa yol açmakla kalmaz; daha temel bir düzeyde, bunun sonucunda ortaya çıkan finansman ve yetenek eksiklikleri, ortak tehditlerle yüzleşmek için birlikte hareket etmeyi ve savaşmayı zorlaştırır,” diyordu.

Gates, NATO’yu “yaşam ya da ölümle sonuçlanan gerçek dünyadaki yükümlülükleri olan bir askeri ittifak” olarak tanımlıyor ve ittifakın stratejik misyonunu “yeniden düşünme ve yeniden şekillendirme” yönündeki mevcut çabanın kritik bir dönemde gerçekleştiğini belirtiyordu.

“Şu anda ittifak, çok ciddi, uzun vadeli ve sistemik sorunlarla karşı karşıya. NATO’nun bütçe krizi buna bir örnektir ve NATO’nun tehditleri algılama, ihtiyaçları belirleme, önceliklendirme ve kaynak tahsisi konusundaki daha derin sorunların bir belirtisidir.”

Sonraki yıl Brüksel’de yaptığı bir konuşmada, Libya’da Muammer Kaddafi’yi devirmeye yönelik NATO hava saldırılarına katılmadığı için Almanya’yı da eleştiren Gates, “kendi ayakları üzerinde” durmaya isteksiz Avrupalılara karşı ABD Kongresinde sabrın tükenmeye başladığı uyarısında bulunuyordu:

“Açık gerçek şu ki, ABD Kongresinde ve daha geniş anlamda Amerikan siyasi camiasında, kendi savunmalarında ciddi ve yetkin ortaklar olmak için gerekli kaynakları ayırmaya ya da gerekli değişiklikleri yapmaya görünüşe göre isteksiz olan ülkeler adına giderek daha değerli hale gelen fonları harcamaya yönelik istek ve sabır azalacak.”

O dönem NBC’de yayınlanan bir haberde, “Bu değerlendirme, Avrupalıların, son altmış yıldır güvenliklerinin büyük bir kısmını güvendiği ABD ile olan savunma ilişkilerinin geleceğini sorgulamasına neden olabilir,” yorumu yapıldığını hatırlatalım.

Üstelik tartışma, Avrupa’daki ABD birliklerinin önemli ölçüde azaltılması kapsamında bir Amerikan muharebe tugayının Avrupa’dan çekilmesinin hemen ardından ortaya çıkmıştı.

Gates, konuşmasının ardından düzenlenen soru-cevap oturumunda, kendi kuşağının NATO’ya olan “duygusal ve tarihsel bağlılığının” “zamanla azaldığını” da söylüyordu.

Gates, isim vermeden, “Avrupa savunma bütçelerindeki kesintilerin ardından artan güvenlik yükünü Amerikan vergi mükelleflerinin üstlenmesini görünüşe göre istekli ve hevesli olan ülkeler”i sert bir dille eleştiriyordu.

Hillary Clinton’dan uyarılar

Benzer bir tema, o dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından da dillendiriliyordu. Clinton, “NATO, ortak savunmanın bedelini ödemeye ve yükünü üstlenmeye istekli –ve muktedir– üye ülkelerin oranının giderek azaldığı, iki kademeli bir ittifaka dönüşüyor,” diyordu.

İşin ilginci bu değerlendirme, eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in Norveç’te düzenlenen yıllık ulusal konferansta yaptığı değerlendirmeye çok benziyordu: Rasmussen, bu konferansta “NATO savunma harcamalarının üçte ikisini ABD’nin karşıladığını” belirtmişti.

2010’daki “NATO’nun Geleceği” konuşmasında Clinton, şunları söylüyordu:

“Ayrıca Bakan [Robert] Gates’ten de şunu duyacaksınız: Avrupa ülkelerinin, kişi başına düşen savunma harcamalarında –bizim ulaşmanızı istediğimiz seviyeye, yani bizim seviyemize değil, çoğunuzun şu anki seviyesinden daha yükseğe– henüz taahhütte bulunmamasının tarihsel ve tamamen anlaşılabilir nedenlerine rağmen, bunun dürüstçe tartışılması gereken bir konu olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu yeni tehditler karşısında karşılaşacağımız altyapı sorunlarının çoğu –enerji güvenliği veya siber güvenlik gibi– NATO aracılığıyla bir ağ oluşturabilmemiz için üye ülkelerin daha fazla yatırım yapmasını gerektirecek. Bu işi NATO’nun yapmasından ziyade, üye ülkelerin yatırımlarını koordine etmek ve bunlarla birlikte çalışmak söz konusu olacak.”

Avrupa’da ayrışma

Lahey zirvesi ile koyulan %5’lik harcama alt sınırının Avrupa’daki devletlere yansımaları ise farklı oluyor.

Reuters karardan beri iki grubun ortaya çıktığına işaret ediyor: Birincisi, harcamaları artırmak için mali esnekliğe sahip olan Almanya ile çoğunlukla İskandinav ve Doğu Avrupa ülkeleri; ikincisi ise aynı şeyi başarmakta zorlanan birkaç büyük aktör.

Bruegel ekonomi düşünce kuruluşunun araştırmacısı Guntram Wolff, Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük üç ekonomisi hakkında, “Örneğin Birleşik Krallık bu durumu idare edemiyor. Fransa da edemiyor, İtalya da,” diyor.

Reuters’ın pazartesi günü yapılacak kabine toplantısı öncesinde elde ettiği bir bütçe taslağına göre, Almanya, savunma kalemlerini katı borçlanma sınırlarından muaf tutan bir kural değişikliğinden yararlanarak, bugünden 2030’a kadar harcamalarını iki katına çıkararak 200 milyar avronun (228,38 milyar dolar) üzerine çıkaracak.

Rusya’nın oluşturduğu tehdit algısının en yoğun olduğu ülkeler olan Polonya, Litvanya ve Estonya, yeni hedefleri gerçekleştirme yolunda şimdiden önemli ilerleme kaydetmiş durumda. Özellikle Varşova, geçen yıl GSYİH’sinin %4,3’ünü savunmaya ayırmıştı.

Diğer yandan, bu girişim siyasi ve mali engellerle karşı karşıya. Britanya geçen hafta, kısmen diğer alanlardaki kesintilerle finanse edilecek 15 milyar sterlinlik ek savunma harcaması planını açıkladı. 

Fakat bu tutarın üçte birinin finansmanının hâlâ sağlanmamış olduğu ortaya çıktı ki bu durum, muhtemel yeni başbakan Andy Burnham için erken bir bütçe sorunu yaratıyor.

Öte yandan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, zirvede, Roma’nın Avrupa’nın en büyük borç yüklerinden birine sahip olmasına rağmen, 2026 yılında temel ve temel olmayan savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,8’ine çıkaracağını açıklayacak.

Fakat gelecek yıl yapılacak genel seçimler öncesinde artan askeri harcamaların birçok seçmen tarafından hoş karşılanmaması nedeniyle, artışın büyük kısmı polis görevleri gibi iç güvenlik harcamalarından karşılanacak.

Fransa ise nisan ayında açıkladığı ayrıntılı planlarla, genel bütçe açığını Avro bölgesi kurallarına uygun hale getirmeye çalışırken, savunma harcamalarını şu anki yaklaşık %2 seviyesinden on yılın sonuna kadar GSYİH’nin %2,5’ine çıkaracak. Cumhurbaşkanlığı seçimleri de gündemdeyken, Macron yönetiminin bu fazlalığı nasıl yaratacağı merak konusu.

İspanyol hükümetinin ise savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,1’inden fazla tutmama konusundaki kararlılığından vazgeçeceği düşünülmüyor. Yeni kaynakların büyük ölçüde sivil uygulamalara yönelik teknolojilere yönlendirilmesi planlanıyor.

Dahası bazı ülkeler NATO karargahına “güven vermiyor” gibi görünüyor: NATO yetkilileri, Çekya, Slovenya ve Arnavutluk’un, GSYİH’nın %2’si olan eski ittifak hedefine ulaştıkları yönündeki iddialarını sorguladı ve bu ülkelerden harcama rakamlarını gözden geçirip yeniden sunmalarını istedi. 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Avrupa’nın “NATO 3.0” sınavı

Yayınlanma

NATO’nun 36. liderler zirvesi, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının ve ittifakın geleceğine yönelik tartışmaların gölgesinde 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla düzenlenecek zirvede, savunma harcamalarının artırılması baskısı ve Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların geleceği masaya yatırılacak. Türkiye ise ev sahipliği yapacağı bu zirveyi ittifak içindeki artan savunma sanayisi gücünü ve stratejik konumunu pekiştirmek için bir fırsat olarak görüyor.

NATO liderleri, ittifakın geleceğine dair yapısal tartışmaların ve Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki bütçe gerilimlerinin gölgesinde, 36. liderler zirvesi için 7-8 Temmuz’da Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geliyor.

Türkiye’nin 2004 yılındaki İstanbul zirvesinden sonra ev sahipliği yapacağı bu ikinci NATO zirvesine, ABD Başkanı Donald Trump dahil 32 üye ülkenin liderlerinin yanı sıra davetli yaklaşık on ülkenin heyetleri katılacak.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara’da toplam ekonomik büyüklüğü yaklaşık 70 trilyon doları bulan 40’tan fazla ülkenin temsilcilerinin toplanacağını bildirdi.

Katılımcılar arasında ABD Başkanı Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştirmesi beklenen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin yanı sıra Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ile İstanbul İşbirliği Girişimi ortakları Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temsilcileri yer alıyor. Avrupa Birliği ise zirvede Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından temsil edilecek.

Zirve kapsamında ayrıca Trump’ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara ile görüşmesi planlanıyor ancak el Şara’nın ittifak etkinliklerine doğrudan katılıp katılmayacağı henüz netleşmedi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili, Trump’ın Ankara’da Zelenski ile yapacağı görüşmenin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temas kurabileceğini aktardı. Yetkili, ABD Başkanı’nın Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek konusunda “yoğun bir aciliyet” hissettiğini belirtti.

Trump, 6 i̇mza öncesinde yaptığı açıklamada Ukrayna’da çözüme “tahmin edilenden çok daha yakın” olunduğunu ifade etmişti. Rusya liderinin yardımcısı Yuri Uşakov da iki liderin gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Trump’ın Ankara’daki zirveye katılımını da dikkate alarak Ukrayna konusunu ele aldıklarını doğrulamıştı.

Müttefikler savunmaya ne kadar bütçe ayırdı?

Washington yönetimi için Ankara zirvesi, müttefiklerin geçen yıl Lahey’de alınan kararları ne ölçüde uyguladığını denetleme fırsatı taşıyor. Lahey zirvesinde Trump’ın baskısıyla müttefikler, savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’ine (yüzde 3,5 doğrudan askeri harcamalar, yüzde 1,5 ise altyapı ve siber güvenlik gibi ilgili alanlar) çıkarma taahhüdünde bulunmuştu.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, müttefiklerin Ankara’da ilk “başarı karnelerini” alacaklarını belirterek, “Başkan Trump, tüm müttefiklerin yüzde 5 hedefine ulaşmak için derhal ve hızlı adımlar atmasını bekliyor” dedi.

Trump, zirve öncesinde sosyal medya platformu Truth Social üzerinden müttefiklerini hedef alarak, ABD’nin NATO’ya diğer tüm ülkelerden “açık ara” daha fazla yatırım yaptığını ancak karşılığında hiçbir avantaj elde edemediğini yazdı.

2025 yılı savunma bütçelerine atıfta bulunan Trump, ABD’nin 999 milyar dolar harcamasına karşın İngiltere’nin 90,5 milyar, Fransa’nın 66,5 mlyar, İtalya’nın 48,8 milyar ve Polonya’nın 44,3 milyar dolar harcadığını belirtti.

Trump, “Almanya dahil diğerleri çok daha az harcıyor. Bize yardıma gelmediler” diyerek özellikle İran krizinde Avrupa ülkelerinin ABD uçaklarına hava sahası ve üs açmamasını eleştirdi.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in eleştirilerine tepki gösteren Trump, Federal Cumhuriyet’teki ABD askerlerinin sayısını azaltma tehdidinde bulunmuş ve mayıs ayında 5 bin ABD askerinin Almanya’dan çekileceği açıklanmıştı.

Aynı dönemde Polonya’daki 4 bin askerin rotasyonu durdurularak mevcut güç 6 bine indirilmiş, ancak Trump daha sonra Polonya’nın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile ilişkiler temelinde bu ülkeye 5 bin ek asker göndereceğini duyurmuştu.

Pentagon, Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçirmek için altı ay sürecek bir çalışma başlatırken, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in askerleri tamamen çekme önerisi Beyaz Saray’da kabul görmedi.

Pentagon’un ocak ayında yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin önceliği Çin’i çevrelemeye ve Batı Yarımküre’ye vereceğini, Avrupa’nın ise kendi savunma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

“NATO 3.0” olarak adlandırılan bu yeni modelde, savunma harcamalarını hızlı artıran müttefiklere ABD silah alımlarında ve liderlikle temaslarda öncelik verilmesi planlanıyor.

Türkiye’nin “merkez ülke” arayışı

Ev sahibi Türkiye için bu zirve, ittifak içindeki konumunu güçlendirme arayışını temsil ediyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye’nin artık güneydoğu sınırında bir “cephe ülkesi” olmaktan çıkıp NATO’nun merkezine taşındığını vurguladı.

Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Rutte de Türk savunma sanayisini tüm ittifaka örnek göstererek Ankara’nın bu alanda bir devrim gerçekleştirdiğini ifade etmişti.

Türkiye’nin savunma ihracatı 2020’den bu yana yaklaşık dört kat artarak 10 milyar dolar seviyesine ulaştı. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alınmasının ardından F-35 programından çıkarılan ve Avrupa’daki bazı tedarik zincirlerinden dışlanan Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma ticaretindeki kısıtlamaların kaldırılmasını beklediğini ve Türkiye’nin Avrupa güvenliğine katkısının hak ettiği değeri görmesi gerektiğini belirtti.

Ukrayna’ya yardımların ölçeği nasıl şekillenecek?

Zirve öncesinde WSJ’ye konuşan Genel Sekreter Rutte, Kanada ve Avrupalı müttefiklerin önümüzdeki iki yıl içinde savunma harcamalarını 250 milyar dolar daha artıracağını açıkladı.

Mart ayında yayımlanan rapora göre, Avrupalı üyeler askeri harcamalarını geçen yıl yüzde 20 artırarak 2025’te toplam 574 milyar dolara (GSYİH’nin yüzde 2,33’ü) ulaştırdı. Polonya GSYİH’sinin yüzde 4,4’ünü savunmaya ayırarak başı çekerken, onu Litvanya (yüzde 4), Letonya (yüzde 3,7), Estonya (yüzde 3,4), Danimarka (yüzde 3,3) ve Norveç (yüzde 3,2) izledi. Portekiz, Kanada, Belçika, Arnavutluk ve İspanya ise henüz yüzde 2 barajını aşamadı. İspanya, geçen yıl Lahey’de yüzde 5 hedefine karşı çıkan tek ülke olmuştu.

İngiltere’de görevden ayrılmak üzere olan Başbakan Keir Starmer, ülkenin savunma bütçesini 2029’a kadar yıllık 80 milyar sterline (GSYİH’nin yüzde 2,7’si) çıkarma taahhüdünde bulundu ve Prince of Wales uçak gemisini İzlanda açıklarındaki NATO tatbikatına gönderdi.

Ancak İngiliz basınında yer alan analizlere göre bu adımların Trump’ın müttefiklere yönelik sert tutumunu değiştirmesi beklenmiyor. Trump, görev süresinin bitimine bir gün kala Starmer’ın istifasını ima eden paylaşımlar yapmış, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile de “uzaklaştırma kararı gerekiyor” diyerek alay etmişti. Trump’ın Ankara’da G7 liderleriyle resmi bir ikili görüşme programı bulunmuyor.

Avrupa ülkeleri, Haziran ayındaki G7 zirvesinde sağlanan ortak mutabakatı Ankara’da da sürdürerek Trump’ı Ukrayna’ya destek konusunda ikna etmeyi hedefliyor. Reuters’ın ele geçirdiği sonuç bildirgesi taslağına göre NATO, Ukrayna’ya 2026 yılı için 70 milyar euro askeri yardım ve sonraki yıl için en az aynı seviyede destek taahhüt etmeye hazırlanıyor.

Rusya ise Batı’nın Kiev’e yönelik silah sevkiyatlarının çatışmayı uzattığını savunarak bu yardımlara karşı çıkmaya devam ediyor.

Ukrayna ile Trump arasında Patriot kavgası

The Telegraph’ın haberine göre zirve organizatörleri, Trump’ı kızdırmamak adına Ukrayna konusunu resmi gündemde arka plana itmeyi planlıyor.

Zelenski’nin Patriot füzelerinin Ukrayna’da lisanslı üretimi konusunda Washington’dan onay alıp alamayacağı belirsizliğini koruyor.

Zelenski, 6 Temmuz’daki ulusa sesleniş konuşmasında ABD’nin siyasi iradesinin hava savunma açığını kapatmaya yeteceğini ancak desteğin henüz yetersiz olduğunu belirtti. Trump, temmuz ayında müttefiklerin Ukrayna’ya eldeki sistemleri devredebilmesi için Avrupa’ya 17 yeni Patriot sistemi sevk edileceğini duyurmuştu.

Patriot konusu, Ukrayna ile Polonya arasında da diplomatik krize yol açtı. Polonya Sejm Başkan Vekili Krzysztof Bosak’ın, Polonya’nın ilkbaharda Ukrayna’ya gizlice Patriot füzeleri vermiş olabileceğini iddia etmesi üzerine Polonya Savunma Bakanlığı, 2022’den bu yana yapılan tüm askeri yardımları belgesiyle açıklayacağını duyurdu.

Polonya ayrıca, Kiev’in insansız hava araçları deneyimini paylaşma sözünü tutmadığı gerekçesiyle Ukrayna’ya MiG-29 savaş uçaklarını vermeyi reddetti.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, doğu sınırındaki kendi yükümlülüklerini hatırlatarak bakanlarına Ukrayna’ya yönelik yeni mali taahhütler konusunda “temkinli olmaları” talimatını verdi.

İki ülke arasındaki ilişkiler, Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin, Zelenski’ye verilen Beyaz Kartal Nişanı’nı geri almasıyla daha da gerildi.

Karara gerekçe olarak Ukrayna ordusundaki bir birliğe Polonyalı sivillerin katledilmesinden sorumlu tutulan UPA’nın adının verilmesi gösterildi. Zelenski ödülü posta yoluyla iade ederek Gdansk’taki Ukrayna’nın yeniden inşası konferansına katılmaktan vazgeçti.

Öte yandan ittifak içinde Kiev’e yönelik yardımlara karşı çıkanların sayısı artıyor. Slovakya Başbakanı Robert Fico, “Ukrayna’nın askeri masraflarını ödemeyeceklerini” yinelerken, Çekya Başbakanı Andrej Babis AB’nin Ukrayna’ya yönelik 90 milyar euroluk kredi paketine karşı çıktı ve L-159 uçaklarının teslimatını bloke etti.

Macaristan’ın yeni Başbakanı Peter Magyar da Ukrayna’ya askeri malzeme gönderilmesine karşı duruşunu koruyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NYT: Trump Türkiye ile F-35 takvimini görüşmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO zirvesi için Ankara’ya gerçekleştireceği ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programına yeniden kabul etmeye hazır olduğunu iletmesi bekleniyor. New York Times gazetesinin üst düzey yetkililere dayandırdığı haberde, iki lider arasında konuya ilişkin bir mektup teatisi gerçekleştirilebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO zirvesi kapsamında bir araya geleceği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına yeniden katılmasına izin vermeye hazır olduğunu iletmesi bekleniyor.

New York Times gazetesinin yönetimden dört üst düzey yetkiliye dayandırdığı haberine göre, iki lider arasındaki görüşmede bu yönde bir irade beyanı masaya gelecek.

Salı akşamı başlayacak NATO zirvesine katılmak üzere Ankara’ya gitmeye hazırlanan Trump’ın, burada Erdoğan ile ikili bir görüşme gerçekleştireceği bildirildi.

Zirve öncesinde basına yansıyan haberlere göre, ABD yönetimindeki kaynaklar Trump’ın Kongre tarafından uygulanan yasal kısıtlamaları ve yaptırımları nasıl aşacağı konusunda farklı görüşlere sahip.

Yetkililer, bu kısıtlamaların aşılması ve sürecin başlatılması amacıyla iki lider arasında konuya ilişkin birer mektup teatisi yapılabileceğini kaydediyor.

Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, Washington ile ilişkilerin gerilmesine yol açmış ve ABD Kongresi’nin Ankara’ya yönelik desteğini azaltmıştı. Gelişmeler üzerine Washington yönetimi Türkiye’ye yaptırım uygulamış ve ülkeyi F-35 savaş uçağı ortaklık programından çıkarmıştı.

Kongre, Rus savunma sisteminin ABD yapımı savaş uçakları için bir güvenlik riski oluşturduğunu gerekçe göstererek, Türkiye S-400 sistemine sahip olduğu sürece Ankara’ya hiçbir F-35 satışına izin verilmemesini öngören bir yasayı kabul etmişti.

F-35 konusu, Trump döneminde iki ülke arasında daha yakın ilişkiler kurulmasına rağmen ikili ilişkilerdeki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olmaya devam ediyor.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Kongre’nin çalışmalarına yeniden başlamasının ardından savunma harcamaları için 350 milyar dolar kaynak ayrılmasını öngören “Reconciliation 3.0” bütçe paketinin ve oy kullanma ile seçmen kaydı süreçlerine daha sıkı kurallar getirmeyi amaçlayan SAVE America Act’in kabul edilmesi çağrısını yineledi.

Temsilciler Meclisi ve Senato yönetimine seslenen Trump, bu iki düzenlemenin en önemli öncelik haline getirilmesini talep etti.

ABD Başkanı, Reconciliation 3.0 kapsamında savunma alanı için ayrılan 350 milyar dolarlık kaynağın Kongre yeniden mesaiye başladığında en kısa sürede Bütçe Komisyonu’ndan geçirilmesini sağlamalarını istedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English