Bizi Takip Edin

Asya

Tayvan, askeri okul mezunları için ‘anti-komünist’ eğitimi 24 yıl sonra yeniden başlattı

Yayınlanma

Tayvan, askeri akademi mezunları için “anti-komünist yurtseverlik eğitimi” programını yeniden başlattı. Bu admının Pekin’in “askeri casusluk” girişimlerine karşı atıldığı ifade edilirken, eleştirmenler “Soğuk Savaş ideolojisi” benzetmesi yaptı.

Tayvan’daki sekiz askeri akademinin mezunları için 1 Temmuz’dan itibaren düzenlenen zorunlu beş günlük kurs, 24 yıllık aranın ardından programın eski adını yeniden yürürlüğe koydu.

1965’te başlatılan programın adı 2002’de “yurtseverlik eğitimi” olarak değiştirilmişti. Ancak ordu, “Pekin kaynaklı güvenlik tehditlerine ilişkin farkındalığı artırma” iddiasıyla programı yeniden eski adına döndürdü.

Savunma Bakanlığı, değişikliğin Pekin’in artan askeri baskısı, “birleşik cephe” faaliyetleri ve gri bölge operasyonları nedeniyle yapıldığını açıkladı.

Bakanlık pazar günü yaptığı açıklamada, “Yeni göreve başlayan subayların ulusal güvenlik tehditlerini ve ‘neden savaştıklarını, kimin için savaştıklarını’ daha net anlamaları gerekiyor,” dedi.

Tayvan sadece Pekin tarafından değil, Birleşmiş Milletler ve bağlı pek çok devlet tarafından resmi olarak Çin’in bir parçası olarak kabul ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri dahil çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adanın ayrılıkçı hükümetini desteklemeye ve silah sağlamaya devam ediyor.

Yenilenen müfredat; güvenlik ve istihbarat kurumlarından üst düzey yetkililerin verdiği dersleri içeriyor. Derslerde Pekin’in askeri zorlaması, bilişsel savaş yöntemleri, casusluk ve eleman devşirme taktikleri ele alınıyor.

Tayvan’ın en üst güvenlik bürosuna göre, 2020 ile 2025 yılları arasında casusluk davalarında 159 kişi hakkında iddianame düzenlendi. Haklarında dava açılanların yaklaşık yüzde 60’ını görevdeki ve eski askeri personel oluşturdu.

Endişeler, kamuoyunda geniş yankı uyandıran birkaç casusluk davasının ardından geldi. Geçen yıl, Tayvan liderinin ofisini korumakla görevli seçkin 211. Askeri Polis Taburu’nun üç üyesi dahil dört eski asker, Pekin adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı.

Bir başka davada ise nisan ayında, cephe hattındaki Matsu Adaları’nda görev yapan bir çavuş, Matsu Savunma Komutanlığı’na ait gizli operasyon planlarının fotoğraflarını çekip bunları borçlarını ödemek için yaklaşık 67 bin Tayvan doları (2 bin 100 ABD doları) karşılığında Çin anakarasındaki bağlantılarına ilettiği gerekçesiyle 12 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Pekin’in Tayvan İşleri Ofisi, casusluk suçlamalarını  reddetti. Çin anakarasının karşı casusluk kurumu da Taipei kaynaklı sızma ve etkileme girişimlerine karşı uyarılarda bulundu.

Öte yandan eğitim programının yeniden başlatılması, “anti-komünist” ifadesinin geri getirilmesinin artan güvenlik tehditlerine karşı gerekli bir yanıt mı, yoksa ideolojik eğitime dönüş mü olduğu konusunda tartışma yarattı.

South China Morning Post’a konuşan bazı eleştirmenler, adımın gereksiz siyasi çağrışımlar taşıdığını ve askeri eğitimin Soğuk Savaş dönemine ait terminolojiyi yeniden canlandırmak yerine modern savaş ve savunma teknolojilerine odaklanması gerektiğini söyledi.

İktidardaki Demokratik İlerleme Partisi milletvekili Chen Kuan-ting, “anti-komünist yurtseverlik eğitimi”nin siyasi bir slogana dönüşmemesi, bunun yerine subaylara casusluğu tespit etme ve buna karşı koyma konusunda pratik beceriler kazandırması gerektiğini söyledi.

Taipei merkezli düşünce kuruluşu Çin İleri Politika Çalışmaları Konseyi’nden askeri analist Zivon Wang, beş günlük bir kurstan ordunun tüm hedeflerini gerçekleştirmesini beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Wang, “Bu program esas olarak, yeni göreve başlayan subayların birliklerine katılmadan önce mevcut güvenlik ortamını, özellikle askeri tehdidi ve Çin’in giderek ciddileşen sızma çabalarını anlamasını sağlamaya yönelik bir deklarasyondur,” dedi.

Wang ayrıca, önceki onyıllardaki benzer kurslarda olduğu gibi, programın büyük ölçüde sembolik olduğunu; daha kapsamlı eğitimin ise subaylar birliklerine katıldıktan sonra ordunun sürekli siyasi eğitim sistemi üzerinden verildiğini sözlerine ekledi.

Asya

Hindistan, Bangladeş-Çin liman anlaşmasından endişeli

Yayınlanma

Pekin’in Bangladeş’le Mongla Liman projesine dahil olması, Yeni Delhi’de güvenlik kaygılarına yol açtı. Hint güvenlik analistleri bu liman anlaşmasının Pekin’e Hindistan donanması ve kara kuvvetlerinin hareketlerini izleme imkânı sağlayabileceğinden endişe ediyor.

Bangladeş’in, Hindistan’ın doğu kıyısının kuzey ucuna yakın stratejik Mongla Limanı civarında bir ekonomik bölge geliştirmek üzere Çin’le kısa süre önce önemli bir anlaşma imzalaması Hint güvenlik analistleri arasında kaygı yarattı.

Yeni Delhi merkezli Çin Analiz ve Strateji Merkezi’nde (CCAS) araştırma görevlisi olan Namrata Hasija, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada, “Mongla Limanı, Hindistan sınırına yalnızca 80 kilometre mesafede bulunuyor ve son derece hassas Sundarbans bölgesine yakın konumda” dedi. Sundarbans, yüzde 60’ı Bangladeş’te, geri kalanı ise Hindistan’da bulunan dünyanın en büyük mangrov ormanıdır.

Hasija, Çinli kamu şirketlerinin yeni tesise gelişmiş deniz gözetleme ve elektronik istihbarat sistemleri kurabileceğini söyledi.

Mongla Limanı Ekonomik Bölgesi’ne ilişkin mutabakat zaptı, Bangladeş Başbakanı Tarique Rahman’ın geçen ayın sonlarında Pekin’e yaptığı ziyaret sırasında imzalandı. Bangladeş Yatırım Geliştirme Kurumu tarafından 25 Haziran’da yayımlanan basın açıklamasında, mutabakat zaptının China Civil Engineering Construction Corp. (CCECC) ile teati edildiği ve projenin “Mongla Limanı’na bitişik bölgenin geliştirilmesini ilerleteceği” belirtildi.

Bengal Körfezi’nin iç kesimlerinde yer alan Mongla, Chittagong’un ardından Bangladeş’in ikinci büyük ve ikinci en işlek limanıdır.

Limanın bitişiğindeki 110 dönümlük arazi parseli, başlangıçta Yeni Delhi ile Dakka arasında 2015 yılında yapılan anlaşma uyarınca Hindistan tarafından geliştirilecek bir ekonomik bölge olarak belirlenmişti. Ancak Muhammed Yunus’un geçici hükümeti, gecikmeler ve Ağustos 2024’te Hindistan’a kaçan Başbakan Şeyh Hasina’nın Hindistan yanlısı hükümetinin devrilmesinin ardından ikili ilişkilerin kötüleşmesi nedeniyle projeyi iptal etti.

Emekli tuğgeneral ve Yeni Delhi merkezli danışmanlık şirketi Security Risks Asia’nın direktörü Rahul K. Bhonsle, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada, Hindistan’a daha önce ekonomik bölgeyi geliştirme fırsatı sunulduğunu ancak Hindistan’ın bundan yararlanmadığını söyledi.

Bhonsle, “Dolayısıyla bunların tamamı elbette stratejik bölgeler” dedi. “Bizim yavaş ilerleyişimiz, Çin’in fırsatı değerlendirmesine yol açtı… Çin’in attığı her adım — ister ekonomik, ister askeri, ister siyasi olsun — Hindistan için kesinlikle bir endişe konusudur” diye savundu.

Ancak Çin’in liman projesine müdahil olmasına ilişkin temel hassasiyet, ekonomik bölgenin ne kadar hızlı geliştirileceği olmayabilir. Hasija’ya göre altyapının, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na Hindistan’ın Batı Bengal eyaletindeki Kalküta ve Haldia limanlarından yapılan Hint deniz hareketlerini “hayati önemdeki Siliguri Koridoru yakınlarındaki kara kuvvetleri sinyalleriyle birlikte” izleme imkânı sağlaması bekleniyor.

Siliguri Koridoru, Hindistan’ın kuzeydoğu eyaletlerini ülkenin geri kalanına bağlayan, stratejik açıdan kritik dar bir kara şerididir.

Yunus döneminde dibe vuran Yeni Delhi-Dakka ilişkileri, Rahman liderliğindeki Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin şubat ayında göreve gelmesinin ardından iyileşme belirtileri gösterdi. Ancak yeni Bangladeşli liderlerin genellikle ilk olarak Hindistan’ı ziyaret etmesine rağmen Rahman, ilk dış gezisinde Malezya ve Çin’i tercih etti.

Hindistan’ın, kayıtsız Bangladeşli göçmen olduklarından şüphelenilen kişileri resmi bir geri kabul süreci olmadan geri göndermeye yönelik stratejisi ve devrik lider Şeyh Hasina’nın Hindistan’daki varlığını sürdürmesi, ikili ilişkilerde gerilim kaynakları olmaya devam ediyor. Bangladeş’in aynı zamanda Dakka’nın önemli bir savunma tedarikçisi olan Çin’le yakınlığı da bu bağlamda gelişti.

Himalaya Asya Çalışmaları ve Etkileşim Merkezi Başkanı Vijay Kranti, Çin’in hamleleri nedeniyle Bangladeş’in Hindistan açısından “çok ciddi bir sorun kaynağı” haline geldiğini söyledi.

Kranti, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada, “Çin’in Pakistan’la el ele vermesi çok eski bir hikâye” dedi. “Ancak Çin’in bir anda Bangladeş’e bu kadar yaklaşması çok yeni bir sorun ve Hindistan için büyük bir kaygı nedeni olacak” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Asya

Kırgızistan, ŞİÖ Zirvesi öncesi Bişkeklilere şehri terk etme çağrısı yaptı

Yayınlanma

Kırgızistan yönetimi, 30 Ağustos ile 1 Eylül arasında Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi nedeniyle kent sakinlerinden mümkünse bu dönemi Issık Gölü ya da diğer tatil bölgelerinde geçirmelerini istedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Askat Alagozov, zirve boyunca çok sayıda yolun geçici olarak trafiğe kapanacağını, bu yüzden kentte günlük yaşamın aksayabileceğini söyledi.

Kırgızistan yönetimi, 30 Ağustos ile 1 Eylül arasında başkent Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi ile VI. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış töreni öncesinde kent sakinlerine geçici olarak şehir dışına çıkmaları çağrısı yaptı.

Kazinform’un aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Askat Alagozov, Bişkeklilerden imkanları varsa bu günleri Issık Gölü kıyısında ya da diğer dinlenme bölgelerinde geçirmelerini istedi.

Alagozov, Kırgızistan’ın aynı anda 21 devletin liderini ilk kez ağırlayacağını, bazı liderlerin resmi devlet ziyareti de gerçekleştireceğini söyledi. Zirve süresince güvenlik önlemleri kapsamında kentte yolların düzenli aralıklarla trafiğe kapatılacağını belirten Alagozov, vatandaşların bu nedenle günlük yaşamda çeşitli güçlüklerle karşılaşabileceğini ifade etti.

Alagozov, “Okullarda ve yükseköğretim kurumlarında dersler 15 Eylül’de başlayacak. Bu nedenle 1 Eylül’e kadar Bişkek’e dönmek için acele etmeye gerek yok. Kırgızistan vatandaşları tatillerini 15 Eylül’e kadar planlayabilir” dedi.

Kırgızistan bu yıl Şanghay İşbirliği Örgütü dönem başkanlığını yürütüyor. Ülke bu kapsamda ŞİÖ Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

31 Ağustos ile 6 Eylül arasında düzenlenecek VI. Dünya Göçebe Oyunları’na ise 90 ülkeden sporcuların katılması bekleniyor. Oyunların açılış töreni, başkentte inşa edilen yeni stadyumda yapılacak.

Daha önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de Bişkek’teki ŞİÖ Zirvesi’ne katılacağı açıklanmıştı.

Kırgızistan ayrıca Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kuruluşunun 25. yılı anısına basılan gümüş koleksiyon parasını tedavüle çıkardı.

Öte yandan Bişkek, zirve hazırlıkları kapsamında ŞİÖ üyesi ülkelerin Güvenlik Konseyleri sekreterlerinin 21. toplantısına ve üye ülkelerin bilim ile teknoloji alanındaki bakanlık ve kurumlarının yöneticilerini bir araya getiren 10. toplantıya da ev sahipliği yaptı.

Okumaya Devam Et

Asya

Modi hükümeti benzine etanol karıştırılması nedeniyle tepkiyle karşı karşıya

Yayınlanma

Hindistan’da benzine karıştırılan etanol tüketici öfkesini artırdı.

Hindistan hükümetinin benzindeki etanol oranını yüzde 20’ye çıkarma başarısı şimdi siyasi açıdan sıkıntılı bir meseleye dönüşüyor. Modi hükümeti, 2022’de yüzde 10 etanol hedefini yakaladıktan sonra çabalarını hızlandırdı ve 2025’te benzindeki etanol miktarını ikiye katlayarak E20 hedefine, planlanandan beş yıl önce ulaştı. Ancak bu durum birçok tüketiciyi öfkelendirdi ve iktidardaki Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP) uzun süredir destekçisi olanların bile savunmakta zorlandığı meselelerden biri haline gelmiş görünüyor.

Financial Times’ın haberine göre, hükümet ile vatandaşların bu konuda karşı karşıya gelmesinin birkaç nedeni var. Yakıt tüketimi, Hindistanlılar için her zaman önemli bir kriter oldu ve araçlar onlarca yıldır ağırlıklı olarak yakıt verimliliği üzerinden pazarlandı. Etanolün kalorifik değeri daha düşük olduğu için, yakıt verimliliğini azaltıyor. Bazı tüketiciler, tek depo ile gidebildikleri mesafede yüzde 6 ila 10 arasında azalma gördüklerini iddia ederken, otomobil üreticileri yüzde 3 ila 3,5 oranında bir kaybın kaçınılmaz olduğunu kabul ediyor.

İkinci endişe ise yakıttaki etanolün aşındırıcı olabilmesi ve daha sık arızalara, daha yüksek tamir ve parça değiştirme maliyetlerine yol açabilmesi. Bu endişeler, özellikle etanol karışımlı yakıta göre uyarlanmamış olan 2023 öncesi satın alınmış otomobiller için daha belirgin.

Son haftalarda kamuoyundaki tepki belirgin biçimde arttı. Sosyal medyada, pahalı otomobillerin yakıt kalitesi nedeniyle bozulduğu iddia edilen gerçek ve sahte videolar yayıldı. Cumartesi günü üç bakanlık, bu kaygıların bir kısmını gidermek amacıyla otomobil üreticilerinin yöneticileriyle birlikte ortak bir basın toplantısı düzenledi. Ancak bu girişimin etkisi sınırlı kaldı.

Tüketiciler, hükümetin ve sektörün aceleci davrandığını, bu karışımın araçların sağlığı ve verimliliği üzerindeki etkisine ilişkin kapsamlı araştırma yapmadığını savunuyor.

Başsavcı R. Venkataramani’nin, politikada daha fazla şeffaflık ve tüketici güvencesi talep eden kampanyacıların açtığı davayı gören Yüksek Mahkeme’deki savunmasında “deney” ifadesini kullanması da tepkileri artırdı. Sonrasında gelen inkâr, söz konusu açıklamalarının viral olan videosu ve ardından yapılan izahat, tahmin edileceği üzere hükümetin kamuoyu nezdindeki konumuna yardımcı olmadı.

Etanol karışımı, hükümetin ham petrol ithalatını azaltma planlarında kilit rol oynuyor. Bu yılın başlarında Orta Doğu’daki gerilimlerin yol açtığı arz sıkıntıları, bu hedefi daha da acil hale getirdi. Bu ithalat aynı zamanda ülkenin döviz rezervlerinin önemli bir bölümünü eritiyor.

Hükümetin niyeti makul olsa da tüketicileri bu politikaya ikna etmeye yeterince önem vermemesi ciddi bir ihmal gibi görünüyor. E20’yi hızla devreye almadan önce kapsamlı bir çalışma yürütmesi gerekirdi. Bir diğer mesele ise tercih hakkı: Tüketiciler hükümetten yakıta etanol karıştırmayı durdurmasını istemiyor; ancak araçlarına hangi karışımın uygun olduğunu seçme imkânına sahip olmak istiyor. Şu anda böyle bir seçenek yok.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English