Bizi Takip Edin

Amerika

Trump Bloomberg’e konuştu: “Trumponomics” düşük faiz ve vergi demektir

Yayınlanma

Eski ABD Başkanı ve bu sene kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump, Bloomberg’e ekonomi politikalarını merkeze alan bir mülakat verdi.

Kendi ekonomi politikalarını “Trumponomics” diye adlandıra eski başkan, bunun “düşük faiz oranları ve vergiler” anlamına geldiğini savundu.

Bunun “işlerin hallolması ve iş dünyasının ABD’ye geri dönmesi için muazzam bir teşvik” olduğunu savunan Trump, daha fazla sondaj ve daha az regülasyon sözü verdi.

Trump güney sınırını kapatacağını, daha iyi ticaret koşulları için hem ABD’nin hasımlarını hem de müttefiklerini sıkıştıracağını, kripto endüstrisini serbest bırakacağını ve “pervasız” Büyük Teknoloji şirketlerini dizginleyeceğini söyledi.

JPMorgan CEO’su Dimon’a Hazine’nin anahtarını vermeyi düşünüyor

İş dünyası ve küresel ekonomi üzerine geniş kapsamlı röportajında Trump, kazanması halinde Jerome Powell’ın Mayıs 2026’ya kadar sürecek olan Federal Rezerv başkanlığı görev süresini tamamlamasına izin vereceğini söyledi.

Trump kurumlar vergisi oranını %15’e kadar düşürmek istediğini ve artık TikTok’u yasaklamayı planlamadığını da kaydetti.

Eski başkan, seçilmesi halinde JPMorgan yönetim kurulu başkanı ve icra kurulu başkanı Jamie Dimon’u Hazine Bakanı olarak değerlendireceğini de ilan etti.

Bloomberg’e göre Trump, Tayvan’ı Çin’e karşı koruma fikrine ve ABD’nin Rusya’yı, Ukrayna’ya savaş açtığı için cezalandırma çabalarına soğuk baktığını söyledi ve “Yaptırımları sevmiyorum,” dedi.

Trump, hakkında açılan üç federal davada hüküm giymesi halinde kendisini affetmeyeceği konusunda ısrar etti ve “Bunu düşünmem bile,” dedi.

Bloomberg, 15 Temmuz’da Trump’ın atadığı bir federal yargıcın, gizli belgeleri yanlış kullandığı yönündeki suçlamaları reddettiğini hatırlattı.

Trump, “doğru işler için doğru kişileri seçmenin önemi” de dahil olmak üzere, iktidar mekanizmasına artık çok daha iyi anladığına inandığını vurguladı.

Trump, “Harika insanlarımız vardı ama ikinci kez seçmeyeceğim insanlar da vardı. Şimdi herkesi tanıyorum. Artık gerçekten deneyimliyim,” dedi.

Trump, ekonomik mesajını kasım ayında Demokratları alt etmenin en iyi yolu olarak görüyor. Vergi indirimleri, daha fazla petrol, daha az regülasyon, daha yüksek gümrük vergileri ve daha az dış mali taahhütlerden oluşan gündeminin, kendisine seçimi kazandıracak kadar kararsız eyalet seçmenine hitap edeceğini düşünüyor.

Kamuoyu yoklamaları şimdiden Siyah ve Hispanik erkeklerin, gıda, konut ve benzin fiyatlarının tarihsel olarak yüksek olmasından bıktıkları için Cumhuriyetçi Parti’ye kaydıklarını gösteriyor. Bazı uzmanlar bu rakamların abartılı olduğunu düşünse de Siyah erkeklerin %20’si Trump’ı destekliyor.

Her iki durumda da Biden, çok düşük işsizlik oranı ve artan ücretleri içeren ekonomik sicilini kilit seçmenlere anlatmakta zorlanıyor.

İş dünyasının “istikrar ve kesinliğe” önem verdiğini hatırlatan Bloomberg, Trump’ın ilk başkanlığında ikisini de pek bulamadıklarını, ama bu kez kampanyasının daha profesyonelce yürütüldüğünü belirtti.

Buna rağmen Bloomberg’e göre Trump, hâlâ iş dünyasına güven verecek ayrıntılı bir ekonomi politikası gündemi oluşturmadı. Bu boşluk, ikinci bir Trump dönemi planlayanlar arasında kafa karışıklığı yarattı.

Fed’in “bağımsızlığı” tartışması

Nisan ayı sonlarında Trump’ın gayri resmi politika danışmanlarından bazıları Wall Street Journal’a (WSJ) Fed’in bağımsızlığını ciddi şekilde kısıtlamaya yönelik patlayıcı bir taslak teklif sızdırdı. Daha önce Powell’a yönelik saldırıları göz önünde bulundurulduğunda, Trump’ın bu fikri onayladığı sonucuna varıldı.

Aslında Trump kampanyası ne öneriyi ne de sızıntıyı desteklemediği konusunda ısrar etti ve kampanyanın üst düzey yöneticileri bu konuda çok öfkeliydi. Fakat Bloomberg’e göre bu olay, Trump’ın henüz şekillenmemiş politikasının bir sonucuydu ve Heritage Foundation gibi düşünce kuruluşlarından uzmanların ayrıntıları doldurmak ve nüfuz elde etmek için mücadele etmesine neden oldu. Diğer muhafazakâr politikacılar da doların değerini düşürme ya da düz vergi uygulama önerilerini gündeme getirdiler.

Faiz politikası ne olacak?

Öte yandan Trump’ın faiz politikasına dair fikirleri var. Eski başkan, Fed’in kasım seçimlerinden önce faiz oranlarını düşürmekten kaçınması ve ekonomiye ve Biden’a destek vermemesi gerektiği konusunda uyardı.

Wall Street yıl sonundan önce iki faiz indirimi bekliyor, bunlardan biri de seçimlerden önce olacak. Ama Trump, “Bu yapmamaları gerektiğini bildikleri bir şey,” dedi.

Trump, ABD’yi daha fazla petrol ve gaz sondajına açarak fiyatları, dolayısıyla enflasyonu düşüreceğini söyledi.

Göç-ekonomi bağı: Trump siyah seçmene göz kırpıyor

Trump, sert göç kısıtlamalarının yerel ücretleri ve istihdamı artırmanın anahtarı olduğuna inandığını belirtti.

Göçmenlik kısıtlamalarını, ekonomiyi nasıl yeniden şekillendireceği konusunda “hepsinden büyük [faktör]” olarak nitelendiriyor ve özellikle oylarını kazanmak istediği azınlıklar için fayda sağladığına inanıyor.

Trump, “Siyahlar ülkeye gelen milyonlarca insan tarafından yok edilecek. Bunu şimdiden hissediyorlar. Ücretleri çok düştü. İşleri ülkeye yasadışı yollardan gelen göçmenler tarafından ellerinden alınıyor,” dedi.

Eski başkan, ülkedeki siyah nüfusun, yaşananlar yüzünden öleceğini ileri sürdü ve “Bunu durdurmak istiyorum,” dedi.

Vergi indirimleri

Trump’ın “dönüm noktası” niteliğindeki 2017 Vergi Kesintileri ve İstihdam Yasasını (Bloomberg’e göre tahmini maliyeti 4,6 trilyon dolar) yenileme ve kurumlar vergisini daha da düşürme arzusu da var.

Bloomberg’in iddiasına göre Trump’ın bu planlarının bütçe açğını artırma ihtimali daha fazla.

Yine aynı yayın, Trump’ın bu konuda “ayrıntılı bir plan” sunmadığını iddia ediyor.

Trump, Amerikan zenginleriyle ilişkilerini geliştiriyor

Haberde, Trump’ın ilk döneminde ve ikinci adaylık serüveninde yaşananlar nedeniyle Amerikan iş dünyasının ona tavır aldığını fakat bu durumun değiştiği vurgulandı.

13 Haziran’da, aralarında Jamie Dimon, Tim Cook, Brian Moynihan gibi önemli isimlerle birlikte Trump’ın bir araya getirdiğini hatırlatan Bloomberg, kendisine Businessweek’in LVMH Louis Vuitton CEO’su Bernard Arnault’nun kapağında yer aldığı temmuz sayısı sunulduğunda, Trump’ın dünyanın en zengin adamlarından biri olan Arnault’dan “İnanılmaz bir adam, sanırım bir arkadaşım,” diye bahsettiğini aktardı.

Bloomberg, “Tüm şirketler dünyası kaynaklı eleştirmenlerine ve düşmanlarına rağmen Trump, yönetim kurulu odasında ya da Wall Street’te destekten yoksun değil. Key Square Capital Management LLC’nin CEO’su ve Trump’ın üst düzey bağışçılarından Scott Bessent ‘Trump ekonomisi çok iyiydi. En üstteki ve en alttaki insanlar için işe yaradı. Piyasa iyiydi. Gerçek ücretler arttı. Çok iyi bir dönemdi’,” diye yazdı.

Dış politika: Avrupa’ya ticaret eleştirisi

“‘Avrupa Birliği’ kulağa çok hoş geliyor,” diyor Trump.

Dış politikada Çin’e karşı gümrük tarifelerini artırmayı vaat eden Trump, Avrupa konusunda da ilginç açıoklamalar yaptı.

“İskoçya’yı ve Almanya’yı seviyoruz. Bütün bu yerleri seviyoruz. Ama bunu geçtiğinizde, bize şiddetle davranıyorlar,” diyen Trump, ekonomik adaletin kritik bir ölçütü olarak gördüğü 200 milyar doları aşan ticaret açığının temel nedenleri olarak Avrupa’nın ABD otomobillerini ve tarım ürünlerini ithal etme konusundaki isteksizliğinden söz eetti.

Meseleyi bir “pazarlık” konusu olarak gördüğünün altını çizen Trump, Angela Merkel ile arasında geçen bir konuşmayı aktardı: “Şu anda Münih’in ortasında kaç tane Ford ya da kaç tane Chevrolet var?” Bloomberg’e göre cevabı Merkel’in Alman aksanını taklit ederek verdi ve “Çok fazla olduğuna inanmıyorum,” dediğini söyledi.

Muhammedn bin Selman ile ilişkileri çok iyi

Suudi Arabistan hakkındaki görüşlerini “daha dostane” olarak nitelendiren Bloomberg’e göre Trump, son altı ay içinde Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüştüğünü söyledi ama görüşmelerin niteliği ve sıklığı konusunda ayrıntı vermekten kaçındı.

ABD’nin petrol ve doğal gaz üretimini artırmasının, enerji alanındaki üstünlüğünü korumak isteyen Suudileri rahatsız edeceğinden endişe edip etmediği sorulduğunda Trump, bir kez daha kişisel ilişkilerine işaret ederek böyle düşünmediğini söyledi

Veliaht Prens için, “O beni sever, ben de onu severim. Her zaman korunmaya ihtiyaçları olacak… doğal olarak korunmuyorlar,” diyen eski başkan, “Suudileri her zaman koruyacağını” vurguladı.

Trump, Biden ve eski Başkan Barack Obama’yı ABD’nin Suudi Arabistan ile ilişkilerini bozmakla suçladı ve bu ülkeyi “önemli bir düşmana doğru ittiklerini” söyledi.

Trump, “Artık bizimle değiller. Çin ile birlikteler. Ama Çin ile birlikte olmak istemiyorlar. Bizimle birlikte olmak istiyorlar,” iddiasında bulundu.

Bloomberg’e göre Trump’ın Suudilerle daha yakın ilişkileri tercih etmek için Amerikan dış politikasının ötesinde nedenleri var. 1 Temmuz’da Trump Organization ve DAR Global, Cidde’de bir Trump Tower ve lüks otel inşa etme planlarını açıkladı.

Damadı Jared Kushner tarafından kurulan bir yatırım fonu da Suudi hükümetinin varlık fonundan 2 milyar dolarlık bir yatırım aldı.

Amerika

ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

Yayınlanma

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.

The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.

Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.

Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.

Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”

Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.

Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.

Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.

Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.

Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.

Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.

Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.

Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.

OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.

Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.

Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.

Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.

Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu.

Vance, “siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edeceğim türden bir oyun oynamayacağını” söyledi.

ABD’li siyasetçi, bu açıklamaları, yorumcuyla olan ilişkisini sürdürmesi nedeniyle ortaya çıkan endişelere ve “bu konuların çoğunu ele almaktan kaçındığı” yönündeki suçlamalara yanıt vermesi istendikten sonra yaptı.

Özellikle Cumhuriyetçi büyük Yahudi bağışçılar, Carlson’ın programını giderek daha fazla “antisemitik komplo teorilerini ve Holokost inkârını yaymak” için kullandığını öne sürüyor.

Vance, Carlson’un Başkan Donald Trump’a yönelik saldırılarını ve Michigan’daki Senato yarışında eski Kongre üyesi Mike Rogers yerine Demokrat aday Abdul El-Sayed’e destek verdiğini ifade eden son açıklamalarını eleştirmiş olsa da ilişkiyi koparmadı.

JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

Vance, “Bakın, hiçbir konuyu görmezden gelmiyorum. Tucker Carlson ile arkadaş olduğumuzu herkes biliyor. Tucker’ın benim katılmadığım bazı şeyler söylediği çok açık bence,” dedi.

Başkan Yardımcısı, Carlson ile olan dostluğunu bir kez daha kabul ettikten sonra, tüm Amerikalılara siyasi görüş ayrılıklarına bakılmaksızın kişisel ilişkilerini sürdürmeleri çağrısında bulundu ve “bu konudaki tutumunun”, kendisinin ve eşi Usha Vance’in 2024 seçim kampanyası sırasındaki deneyimlerinden etkilendiğini açıkladı:

“Başkan yardımcısı adayı olduğum zamanı hatırlıyorum; benim için kişisel olarak en zor olan şey, insanların bana saldırması değil, insanların eşime saldırmasıydı; hatta onun kalbini tanıyan, ne kadar iyi bir insan olduğunu bilen arkadaşları bile ona saldırdı. Kendime şöyle dediğimi hatırlıyorum: ‘Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi görüş ayrılıklarının, kimlerin arkadaşımız olacağını ve olmayacağını belirlemesine izin vermemiz ne kadar trajik bir durum. Evet, Tucker benim arkadaşım. Tucker, birçok konuda aynı fikirde olmasak da benim arkadaşım. Ve siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edecek bir oyun oynamayacağım. Bence bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin gitmesi gereken korkunç bir yoldur.”

Vance, biriyle siyasi olarak, “hatta çok önem verdiğiniz bir konuda bile anlaşmazlık” yaşasanız da “o kişiyle yine de arkadaş olmanız gerektiğini” ileri sürdü.

Başkan Yardımcısı, “Çünkü cumhuriyetin varlığı, farklı bakış açılarına sahip insanların birbirleriyle konuşabilmesine bağlı. Ben hayatımı bu şekilde yaşamaya çalışıyorum ve herkesi de aynısını yapmaya teşvik ediyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinden üniversitelere İsrail boykotu cezası

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara katılan yükseköğretim kurumlarının federal fonlarını kesmeyi öngören yasa tasarısını kabul etti. Genel Kurulda perşembe günü yapılan oylamada 169 oya karşı 237 oyla kabul edilen düzenleme Senatoya gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara dahil olan üniversitelerin federal mali yardımlardan mahrum bırakılmasını öngören tartışmalı yasa tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin öncülük ettiği düzenleme, Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı nedeniyle Tel Aviv yönetimine yönelik hesap verebilirlik çağrılarını ve üniversite yerleşkelerinde Filistin ile sergilenen dayanışmayı hedef alıyor.

“2026 Ekonomik ve Akademik Özgürlüğü Koruma Yasası” başlıklı düzenleme, perşembe günü yapılan oylamada 169’a karşı 237 oyla kabul edildi.

Tasarıya yalnızca iki Cumhuriyetçi milletvekili karşı çıkarken, 33 Demokrat Partili vekil parti çizgisinin dışına çıkarak tasarı lehinde oy kullandı. Yasa teklifi bu aşamadan sonra Senatoya iletilecek.

H.R. 4795 sayılı yasa teklifi, federal öğrenci yardımı programlarından yararlanan yüksekokul ve üniversitelerin İsrail’e yönelik ticari boykotlara girişmesini yasaklıyor.

Uluslararası araştırmalar ve yabancı dil programları için “Title VI” fonu alan kurumların ise öğrencilerin veya öğretim üyelerinin işgal altındaki topraklardaki akademik programlara katılmasını engellemediğini ya da İsrailli öğrenci ve akademisyenlerin kendi yerleşkelerine girişini kısıtlamadığını belgelemesi şart koşuluyor.

Yasa tasarısının ortak sponsorluğunu Kuzey Carolina’dan Cumhuriyetçi Milletvekili Virginia Foxx ile New Jersey’den Demokrat Milletvekili Josh Gottheimer üstlendi.

Temsilciler Meclisi Eğitim Komisyonu Başkanı Tim Walberg, vergi mükelleflerinin parasının “İsrail’e karşı ayrımcılık yapan” kurumlara kesinlikle aktarılmaması gerektiğini savundu.

İsrail yönetiminin güçlü destekçilerinden Gottheimer ise BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketinin “tek bir ülkeyi ve tek bir dini hedef alan” bir kampanya olduğunu dile getirdi.

Tasarının muhalifleri, düzenlemenin fiilen var olmayan bir soruna çözüm aradığını ve anayasa tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.

Komisyondaki en kıdemli Demokrat Milletvekili Bobby Scott, ABD’deki hiçbir yüksekokul veya üniversitenin küresel BDS hareketine fiilen katılmadığına dikkat çekti. Scott, öğrenci ve akademisyen topluluklarının BDS’ye destek açıkladığını ancak üniversite yönetimlerinin bu talepleri uygulamaya koymayı reddettiğini hatırlattı.

Scott, Genel Kuruldaki değerlendirmesinde, “Antisemitizm nerede ortaya çıkarsa çıksın onunla mücadele etmeliyiz; ancak bunu koruma altındaki ifade özgürlüğünü cezalandırarak ya da bir öğrencinin görüşünü üniversite politikasıyla bir tutarak yapmamalıyız” ifadelerini kullandı.

BDS hareketine karşı olan New Yorklu Demokrat Milletvekili Jerrold Nadler de tasarıya aleyhte oy verdi. Nadler, katıldığı görüşleri korumanın tek yolunun katılmadığı görüşlerin de ifade edilmesini savunmaktan geçtiğini kaydetti.

Liberal Yahudi kuruluşu J Street de yasa teklifine karşı çıkan aktörler arasında yer aldı. Kuruluş, düzenlemenin İsrail yönetimi ile işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı şirketlere yönelik boykotları bir tuttuğu uyarısında bulundu.

J Street, tasarının İsrail’i istisnai bir konuma yerleştirdiğini, Yahudi öğrencileri korumaya hiçbir katkı sunmadığını ve antisemitizmle mücadele etmek yerine bu sorunu daha da alevlendirme riski taşıdığını bildirdi. Tasarıya Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ise açık destek verdi.

Oylama, öğrenci ve öğretim üyelerinin İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşına karşı yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü protestoların ardından geldi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 7 Ekim 2023 operasyonu ve İsrail’in ardından başlattığı askeri harekat neticesinde düzenlenen saldırılarda 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, bölgedeki üniversiteler, okullar ve sivil altyapının büyük bölümü yerle bir edildi.

Üniversite yerleşkelerinde kurulan çadır kamplarında katliama son verilmesi ve üniversitelerin işgal ile savaştan kâr sağlayan şirketlerle olan mali yatırımlarını geri çekmesi talep ediliyordu.

Washington yönetimi ve müttefikleri söz konusu protestoları sıklıkla antisemitizm olarak niteledi. Trump yönetimi ise üniversiteleri çeşitli soruşturmalarla ve federal fonları dondurma tehditleriyle hedef aldı.

Kasım ayındaki ara seçimleri ve Trump’ın görev süresinin son iki yılında Kongre’deki çoğunluğu korumayı hedefleyen Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri, Gazze’deki kitlesel ölümler arttıkça İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran Demokratlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmek için bu konuyu gündemde tutuyor.

Temmuz ayında, Gazze’deki harekatın soykırım boyutuna ulaştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde, Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat vekil ABD’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik bazı askeri yardımların kesilmesini öngören bir girişime destek vermişti.

Eleştirmenler, son yasa tasarısının 30’dan fazla ABD eyaletinde daha önce kabul edilen ve kamu yüklenicileri ile kamu kurumlarını İsrail’i boykot etmeyeceklerine dair taahhütte bulunmaya zorlayan BDS karşıtı yasal sürecin bir devamı olduğunu savunuyor.

İfade özgürlüğü savunucuları, bu eyalet yasalarının Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi ile çeliştiğini uzun süredir dile getiriyor.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen düzenleme ise bu baskıyı federal düzeydeki tüm öğrenci mali yardım sistemine genişletmeyi amaçlıyor.

ABD’de hiçbir üniversitenin resmi olarak BDS kararı almamasına karşın yasa teklifi, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren kuruluşlar da dahil olmak üzere, İsrail yönetimiyle araya konacak sınırlı ticari veya akademik mesafeyi dahi federal fonların kesilme gerekçesi haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English