Avrupa
‘Turan Taburu’, ‘Kazak Rambo’, Azeriler ve ‘Ateş Grubu’: Ukrayna’da savaşan Türk paramiliterler

Rusya’nın Ukrayna’daki operasyonu, Türkiye’de de yakından takip ediliyor. Bu ilginin, yazının konusunu da oluşturan sebeplerinden biri ise, Türk milliyetçiliği üzerindeki, kökleri İkinci Dünya Savaşına kadar dayanan Amerikan hegemonyası.
Soğuk Savaş döneminin sözde ‘komünizm tehlikesiyle’ Amerikan çıkarlarının etkisine giren Turancı ideoloji, şimdilerde ise Rus karşıtlığı zemininde ve Ukrayna’da aşırı sağa yönelik sempatiyle birlikte ‘Rus yayılmacılığına karşı mücadele’ ekseninde ve yine Amerikan çıkarları doğrultusunda varlık gösteriyor.
Türkiye’de bu propagandayı, Ukrayna yanlısı Kırımlıların ‘Kırım davası’ anlatısı ve Ukrayna ordusu bünyesinde savaşan sözde Türk kökenli savaşçılar oluşturuyor.
Son dönemde ise, bu çevreleri heyecanlandıran bir gelişme daha yaşandı: Turan Taburu.
‘Turan’ Taburu hakkında ne biliyoruz?
Kasım 2022’de kuruluşunu ilan eden bu taburun, Türk medyasında kendine geniş yer bulsa da, üzerindeki sis perdesi henüz tam anlamıyla kalkmış değil.
‘Turan’ Taburu, Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan’dan gönüllüler tarafından oluşturulduğu belirtilen, Ukrayna ordusuna bağlı bir birim. Tabur, kuruluşunu ilan ettiği videosunda ‘Bozkurt’ işareti yaparak ‘Putin ve Kadirov rejimini içeride ve dışarıda yok edeceklerini’ ilan etmişti.
Kırgızistan vatandaşı Almaz Kudabek tarafından yönetilen taburun bünyesinde ayrıca Tatarları ve Uygurları da barındırdığı belirtiliyor.
Berberlikten cepheye: Almaz Kudabek kimdir?
Taburuyla ilgili olarak New York Times’a verdiği bir röportajda, “Biz sadece Ruslarla savaşmak istiyoruz. Onların ne olduklarını biliyoruz” diyen Kudabek’in, Rusya’da tamirci ve kuaför olarak çalışırken daha sonra Ukrayna’ya gittiği biliniyor.
Kırgızistan’ın Ukrayna Büyükelçisi İdris Kadyrkulov’a göre, Kudabek’e anavatanına dönmesi teklif edildi, ancak o bunu reddetti ve bölgesel savunma birimine katıldı.

Öte yandan, Kırgızistan Ulusal Güvenlik Devlet Komitesi, ‘Kırgızistan’ın Rusya ile Ukrayna arasındaki olaylarda tarafsızlığını sürdürdüğünü’ hatırlatarak, ‘bu vatandaşın ifadesinin Kırgızistan’ın resmi makamlarının pozisyonuyla çeliştiğini’ açıklamıştı.
Kırgız makamları ayrıca, Kudabek hakkında ‘Kırgızistan vatandaşının yabancı bir devletin topraklarında silahlı çatışmalara katılması veya terör eylemi gerçekleştirmek için eğitim alması’ başlıklı 256. maddesi kapsamında soruşturma başlatıldığını ilan etmişti.
Kudabek, Ukrayna’ya gelme ve Rusya’ya karşı savaşma hikayesini, Ukrayna medyasına verdiği röportajda, kendi ifadeleriyle şöyle anlatıyor:
“2021 yılına kadar Ukrayna’yı yalnızca bir ülke olarak biliyordum. Mesleğim berberlik, 17 yaşımdan beri berberlik yapıyorum ve memleketimde kendi berber dükkanım vardı, maddi imkansızlıklar nedeniyle kapatmak zorunda kaldım. Sonra Ukraynalı bir arkadaşım Kiev’de bir salon açmamı önerdi. Buraya gelip yerel pazarı anlamak için bir süre çalışmaya karar verdim. Böylece kendimi Kiev’de buldum ve yaşamak için burada kaldım.
Herkes gibi ben de 24 Şubat’ta patlamalarla uyandım. Panik başladı, komşuların güvenli bir yer bulmasına yardım ettim, onlara sığınaklara ve metroya kadar eşlik ettim. Bana her zaman iyi huylu davranan, barınma ve çalışmama yardım eden bu insanların durumunu görünce öylece ayrılamazdım. Burada, Ukrayna’da iyi insanlar yaşıyor ve ben onları korumaya karar verdim.
Neredeyse hemen yabancılar için tabur aramaya başladım. Lvov’da bir tane olduğunu öğrendim ve oraya koştum. KGAÖ üyesi Kırgızistan pasaportum olduğu için beni almadılar. Bana Avrupa Birliği’nden veya ABD’den gelen insanların yabancı tabura katılabileceği söylendi. Birçok askerlik sicil ve askere alma ofisine gittim ve yine de beni reddettiler. Sonuç olarak, bir gönüllü taburu buldum ve onlar bana doğrudan şunu söylediler: ’Savaşmak istiyorsan, kendi ihtiyaçlarını karşılamalısın’. Böylece Kiev’e döndüm ve 28 Şubat’ta görev yerimdeydim.”
Birkaç yıldır Kiev’de yaşayan kaçak Kazak muhalif Aidos Sadikov ise, ‘Turan’ Taburu hakkında Kasım 2022’de yaptığı açıklamada, Taburda Azeriler, Kırgızlar, Uygurlar ve Kazakların bulunduğunu söylemişti. Sadikov ayrıca, taburun ‘350 militandan oluştuğunu’ açıklamıştı. Ancak, Kudabek’in Ukraynalı Radyo NV’ye (https://www.youtube.com/watch?v=SE51q3YhYCs) verdiği bir röportaja göre ise, militanların sayısı 600’ü geçmiş durumda ve Herson, Artyomovsk ve Zaporijya bölgelerinde faaliyet yürütüyorlar. Kudabek ayrıca, tabur üyelerinin Rusya içinde sabotaj eylemleri gerçekleştirdiğini açıkladı.
Kudabek, aynı röportajda Kırgızistan’da müebbet hapisle yargılandığını, özel servislerin arkadaşlarını ve tanıdıklarını sorguya çektiğini’ ve Çeçen lider Kadirov’un kendisi için ‘500 bin dolar ödül koyduğunu’ da iddia etti.
‘Düşman aynı’
Öte yandan, Ukrayna yönetiminin Türki halkardan militan istihdam etmesi yeni değil. Ukrayna destekli Kırımlılardan oluşan Numan Çelebicihan Taburu başta olmak üzere, Ukrayna ordusu bünyesinde savaşan çok sayıda Azerbaycanlı ve Kırımlı asker bulunuyor.
Daha önce de, ‘Ukrayna Azerbaycanlıları Radası Genel Sekreteri Jeyhun Mammadov’un açıklamasına göre, yaklaşık 500 Azerbaycanlının Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafında savaştığı, bunlardan 20’sinin çatışmalar sırasında öldüğü öğrenildi.
Harkov’da faaliyet gösteren ‘Dostlug’ derneği yönetim kurulu üyesi Azad Omarov da, Azerbaycanlıların ‘ya mali yardım sağlayarak, ya yerel öz savunma birimlerinin bir parçası olarak ya da savaş hattında tüm cephelerde Ukraynalılarla birlikte olduğunu’ söylemişti ve “Sonuçta herkes çok iyi biliyor ki, savaş Azerbaycan’da da olsa, Ukrayna’da da olsa düşman aynı” ifadelerini kullanmıştı.
‘Kazak Rambo’
‘Turan’ Taburu’na paralel olarak, daha önce kendini ‘Kazak Rambo’ olarak tanıtan Zhasulan Duysembinov isimli Kazak askerin önderliğinde ayrı bir ‘Kazak Taburu’ kurulması da gündeme gelmişti. Ukrayna vatandaşlığı bulunmayan Duysembin’e Zelenskiy imzalı kararnameyle 3. derece Cesaret Nişanı verilmişti.

Eski Kazak asker, 2019’da Ukrayna’ya giderek ordu bünyesinde paralı asker olarak çalışmaya başlamıştı. Ancak, Duysembinov’un da Kudabek önderliğindeki ‘Turan’ Taburu’na katıldığı iddia ediliyor.
Türk Lejyonu
Ukrayna’da ‘Türk Lejyonu’ tartışmaları, ilk olarak Azerbaycanlı paralı asker Magomed Cafarov’un Ukrayna medyasına yaptığı açıklamayla başlamıştı. Jafarov, açıklamasında Rusya’ya karşı savaşmak üzere bir ‘Türk Lejyonu’ oluşturulacağını söylemişti. Ancak bu lejyonun, Kudabek önderliğindeki ‘Turan Taburu’ olduğu tahmin ediliyor. Zira Türk Lejyonu’nun bu isimle varlık gösterdiğine ilişkin henüz net bir veri yok.
‘Ateş’ grubu
Türk kökenli olduğu iddia edilen yapılar arasında bir diğer dikkat çekeni ise ‘Ateş Grubu’ isimli, Kırım Tatarlarından oluştuğu iddia edilen bir yapılanma. Grubun iddiasına göre, üyeler Rus ordusu bünyesinde yer alan Tatarlardan oluşuyor ve ‘Kırım’ın özgürlüğü için’ Rus ordusuna içeriden sabotaj eylemleri düzenleniyor.

Grubun Telegram kanalında, üzerlerinde Rus askeri üniforması bulunan bazı kişilerin, yine üzerlerinde Rus askeri işaretleri bulunan askeri araç ve ekipmanlara zarar verdiğini gösteren içerikler yayınlanıyor. Ayrıca, gruba dahil olduğu iddia edilen bir üyenin Rus pasaportuyla birlikte paylaştığı fotoğraflar da servis ediliyor.
Ancak, grubun yayınladığı içeriklerde, zarar verilen ekipmanın Rus ordusunun aktif kullandığı ekipmanlardan olup olmadığı belli değil. Yayınlanan görsellerin çekim açıları, içeriklerde Ukrayna güçlerinin ele geçirdiği Rus ekipmanların kullanılmış olabileceği yönünde şüpheler de barındırıyor.
‘Ateş Grubu’, daha önce Kırım’da bir askeri depoda yaşanan patlamayı üstlenmişti ve Sivastopol’de bir donanma hastanesinde iş bulup 13 Rus askerini öldürdüklerini iddia etmişti. Ancak, grubun yayınladığı ölüm listesinde yer alan isimlerin gerçekte var olmadıkları ortaya çıkarılmıştı.
Öte yandan, Rus hacker grupları da, ‘Ateş’ isimli bir grubun gerçekte var olmadığını, grubun Telegram kanalını Ukrayna ordusu psikolojik savaş birimi tarafından kullanıldığını iddia ediyor.
Grubun Ukrayna ordusu tarafından yönetildiğini ve grubun koordinatörü olarak tanınan ‘Kırım Tatarı Aysu’nun ise gerçekte Psikolojik Operasyonlar Merkezi’nin bir çalışanı olan Valeria Olegovna Salogub isimli bir Ukraynalı olduğu belirtilmişti. (https://t.me/hackberegini/1056)

Bütün bunlar ne anlama geliyor?
Ukrayna’da, Azerbaycan başta olmak üzere çok sayıda ‘Türki’ insanın yaşadığı ve hatta ordu mensubu haline gelerek Rusya’ya karşı savaştığı biliniyor. Ancak, bölgede savaşan ‘Türk’ grupları, diğer yabancı lejyonlarla karşılaştırıldığında çok fazla soru işareti barındırıyor.
’Turan Taburu’ ve diğer Türkçü yapılanmaların dışında, Ukrayna’da Radikal İslamcı Çeçenler (Ejnad El Kavkaz), Radikal İslamcı Kırımlılar, Gürcü Taburu ve Uluslararası Lejyon gibi ülke dışından silahlı güçlerin de faaliyet yürüttükleri biliniyor. Ancak, söz konusu ‘Türki’ yapılanmalarda, önderleri ve birkaç öne çıkan militan dışında, grubun saha faaliyetlerine ilişkin herhangi bir bilgi paylaşımı bulunmuyor. Örneğin, tabur komutanı Kudabek’in anlatımları dışında, grubun savaştığı belirtilen bölgelerde yayın yapan Ukrayna yanlısı mecraların hiçbirinde, ‘Turan’ Taburu’na ilişkin herhangi bir video veya görsel paylaşım yapılmadığı görülüyor.
Aynı şekilde, ilan edilen kuruluş tarihinden bu yana geçen yaklaşık 3 ay içerisinde, ‘Turan’ Taburu’yla ilgili herhangi bir ölüm haberinin paylaşılmaması da dikkat çekiyor.
Bunun dışında, Turan Taburu’nu gösteren en güncel video ise, Rusça yayın yapan ‘Türk Uyanış Cephesi isimli’ bir YouTube kanalında yayınlanan 28 Aralık 2022 tarihli bir silah tanıtımı videosu.
Sonuç olarak, Kudabek gerçekten Ukrayna ordusu saflarında savaşan bir gönüllü olsa da, ‘Turan’ Taburu’nun gerçekte ne kadar bir tabur olduğu konusu muamma. Gerek eski Sovyet coğrafyasındaki tarihsel ayrılıkçı rolü, gerek Türkiye kamuoyundaki etkisi düşünüldüğünde, Turancılık fikrinin ve bu fikir üzerinden bir ‘dava’ anlatısı inşa edilmesinin, Batı istihbaratı ve Ukrayna özel servislerinin işine geldiği ise su götürmez bir gerçek. Bu zeminde, Turan Taburu’nun aslında var olmayışı, var olsa dahi anlatılandan çok daha az bir güce sahip oluşu güçlü ihtimaller arasında.
Hikayedeki bütün boşluklara rağmen, sözde ‘Türk savaşçılara’ olduklarından daha fazla gösterilmesinin, Batı’nın Türk dünyasını ‘Rusya ve bölgeyi istikrarsızlaştırma aracı’ olarak kullanmaya çalışmasıyla doğrudan ilgisi var.
Bu çaba ise yeni değil. Batı emperyalizmi, 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde hem ‘Türk dünyasını’, hem de bu dünyada Türkiye’ye biçilen ‘önderlik’ rolünü ‘komünizm tehlikesine karşı’ bir merkez üssü olarak kullanmaya çalıştı. Yakın tarihte bu çaba, kahverengi vebanın ‘Türkistan Lejyonu’nda, Nazilerin yenilgisinin ardından ‘Türkçülük’ ideolojisiyle CIA saflarında Amerikan çıkarları için çalışan Ruzi Nazar’larda ve Sovyet halklarında yayılmaya çalışan gerici-milliyetçi ayrılıkçı akımlarla birçok kez tekrarlandı.
Aynı çaba, Ukrayna tarihindeki aşırı sağ figürlere verilen destekle paralel bir düzlemde ilerledi. Ukrayna’da da, başta Stepan Bandera olmak üzere, Sovyet karşıtı ayrılıkçılık yine aşırı sağcı bir milliyetçi düzlemde ilerledi.
Nazi Almanyası ile işbirliği yaptıkları için Sovyetler tarafından sürülen Türkçü ve İslamcı gruplar ve yine aynı şekilde Nazilerin safında savaşıp mağlup olan Ukraynalı aşırı sağcılar, aynı merkezden yönetilmeye devam edildi.
Yani, bölgede bugün yaratılmak istenen ‘Rus zulmüne karşı Türk-Ukrayna birliği’ illüzyonunun ‘Sovyet karşıtlığı’ temelinde tarihsel bir arka planı bulunuyor. ‘Sovyet tehdidine’ karşı kurulan NATO nasıl Sovyetler yıkıldığı halde aynı hızla Rusya’ya karşı faaliyetlerine devam ettiyse, bu faaliyetlerin Rus jeopolitiğindeki en ilgili parçalarının yeniden tarih sahnesine çıkarılması şaşırtıcı değil. Önümüzdeki dönemde, gerek ‘Turan Taburu’ gibi yapıların, gerekse Kırım Tatarları üzerinden Ukrayna’daki ‘Türkçülük’ temelli çıkışların devamı gelecektir.
Ukrayna’da bir yıla yaklaşan çatışmaların kısa zamanda bitmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda, bu savaşta kritik bir ‘arabulucu’ pozisyonuna oturan Türkiye’nin ve Türk kamuoyunun ‘Türklük davası’ saikleriyle Ukrayna yanlısı bir pozisyona çekilmeye çalışılacağı aşikar. Başta AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gibi, Türkiye siyasetinin hakim ideolojisi olan milliyetçiliğin önde gelen temsilcilerinin ise şimdilik bu konuya temkinli yaklaştığı görülüyor. Bu dengeyi ise, Türkiye’nin ABD ve NATO ile devam eden gerilim başlıklarının geleceği belirleyecek. Şimdilik, jeopolitik çıkarlar ideolojinin üzerinde.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı












