Diplomasi
‘Xi-Biden görüşmesi oyun değiştirici nitelikte değil, ancak yine de önemli’

İstanbul Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ASEAN Merkezi Başkanı Sibel Karabel, San Francisco’daki APEC Zirvesi’nde gerçekleşen Xi-Biden görüşmesini Harici’ye değerlendirdi: “İki dünya gücünün açık, diplomatik ilişki kurması sadece Çin ve ABD için değil, tüm dünya için önemli.”
ABD Başkanı Joe Biden ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında uzun süredir merakla beklenen görüşme gerçekleşti. İkili kameralara samimi pozlar verdi. Başkanlar arası temas ve askeri iletişimin yeniden başlatılması konusunda anlaşıldı. Ancak bu ilerlemeye rağmen Biden’ın, gazetecilere yaptığı açıklamada Xi’nin “bir diktatör olduğu yönündeki görüşünü değiştirmediğini” söylemesi kamuoyunda tepki çekti.
Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi vesilesiyle çarşamba günü San Francisco’nun dışındaki tarihi Filoli kır evinde bir araya gelen ABD Başkan Joe Biden ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping dört saatten fazla bir süre görüştü.
Liderler, yasadışı fentanil üretiminin engellenmesi, askerden askere iletişimin yeniden başlatılması ve başkanlık hattı açılması da dahil olmak üzere birçok alanda anlaşmaya vardılar. Ayrıca yapay zeka konusunda hükümetler arası diyaloğa girme ve iki ülke arasında doğrudan uçuşlar ekleme konusunda da anlaştıkları kaydedildi.
Uzmanlara göre en önemli gelişme iki hükümetin, dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos 2022’de Tayvan’ı ziyaret etmesinin ardından Çin’in kesmiş olduğu askeri temasları yeniden başlatma kararı alması.
APEC kapsamında gerçekleşen Xi-Biden zirvesini Harici’ye yorumlayan İstanbul Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi ASEAN Merkezi Başkanı Sibel Karabel, görüşmeden önceki konjonktüre, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri bağlamında masada yer alması beklenen temel başlıklara ve görüşme sonrası bu başlıkların ne tarz bir yola evrildiğine bakarak bir değerlendirme yapmanın daha sağlıklı olacağını ifade etti.
Trump dönemi ve Biden dönemi
Karabel, iki liderin geçen yıl Bali’de gerçekleşen buluşmasıyla, bu yılki görüşmesini karşılaştırdı:
“İki lider ilk kez geçen sene kasım ayında Bali’deki G20 Zirvesi’nde bir araya gelmişti. Xi Jinping’in ABD’ye önceki ziyareti Trump dönemindeydi. Hatırlarsak Florida’da görüşmüşlerdi. Her iki ortamı kıyasladığımız vakit, APEC zirvesindeki ortamın çok daha resmi bir ortam olduğunu görüyoruz. Xi ve Trump’ın görüşmesi her ne kadar resmi olsa da APEC Zirvesi’ne kıyasla daha farklı bir ortamda gerçekleşmişti ve o dönemde ticaret savaşları tırnak içinde çok fazla gündemdeydi ve şimdiki yeni çatışma alanları, örneğin Ukrayna, gündemde yoktu. Şimdi ise genel jeopolitik konjonktüre baktığımız vakit, Ukrayna, Filistin-İsrail savaşı gibi bir takım farklı gündemlerin de eklendiğini görüyoruz.
Bunun dışında ayrıca Trump döneminden Biden yönetimine kalan yaklaşık 370 milyar dolarlık tarifelerin Biden yönetimi tarafından kaldırılmadığını görüyoruz. Biden yönetiminin Çin’le ilişkilerine özellikle teknolojik rekabette baskı kurması öne çıkıyor. Özellikle de yarı iletkenlerle ilgili. Çin’in ileri teknolojiye erişimine yönelik yeni kısıtlamalar 16 Kasım 2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.”
From #Bali to #SanFrancisco, the journey has not been easy. Let's build on #Bali and deliver #SanFrancisco vision. 🇨🇳🇺🇸 pic.twitter.com/iJQrXE13du
— Hua Chunying 华春莹 (@SpokespersonCHN) November 16, 2023
Görüşme öncesi sıcak gündemler
Sibel Karabel, görüşme öncesi iki ülke arasında öne çıkan çatışma noktalarını şöyle sıraladı:
“Hali hazırda aslında görüşmeyi değerlendirmeden önce Amerika Birleşik Devletleri ve Çin ilişkilerindeki temel noktalara da değinmemiz gerekiyor. Bu iki önemli nokta, Trump yönetiminden kalan tarifeler ve ABD’nin özellikle Japonya, Güney Kore, Tayvan ve hatta Hollanda’yı da içine alan bir yarı iletkenlerde tedarik zinciri birliği kurmaya çalışması. Yani ABD’nin Çin’in bu ileri teknolojilerdeki erişimini engellemeye ve kısıtlamaya yönelik hamleleri.
Bunun dışında Tayvan hadisesi çok önemli. Pekin’in bu konudaki tek Çin politikasının geri dönülemez olacağı aşikar. Tayvan Çin’in kırmızı çizgisi. ABD Başkanı Biden’ın ise bu konudaki gaflarını biliyoruz. İkili ilişkilerde en önemli kırılma noktası dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos 2022’deki Tayvan ziyareti oldu. Bu ziyaret sonrasında Çin’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu görüşmede aslında ihtiyatla üzerinde durduğu, askeri iletişimi tek taraflı kestiğini açıklaması çok önemli bir noktaydı.
Bunun dışında yapay zekayla ilgili uluslararası standartlaşma ve normların geliştirilmesiyle ilgili konuların masada olması bekleniyordu. Ayrıca narkotikle ilgili özellikle yasadışı fentanil satışı ile ilgili konuların konuşulması bekleniyordu.
Şimdi bu genel çerçevede jeopolitik denklemi de göz önünde bulundurduğumuzda, bu noktadaki ilişkiler bağlamında bu görüşmenin yön değiştirici, oyun değiştirici olacağını beklemek makul bir bekleyiş değil. Ancak, bu saydığımız maddelerle ilgili özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin pek çok girişimi oldu.
Son dönemde Blinken’dan Jake Sullivan’a, Lloyd Austin’e kadar üst düzet ABD’li siyasetçiler uğraştı. Özellikle Austin, Çin Savunma Bakanı ile görüşmek istemiş ancak Çin tarafından bir yanıt gelmemişti. ABD bir yandan yarı iletkenler ve farklı spesifik alanlarda Çin’i çevrelemeye yönelik özellikle Asya Pasifik müttefikleriyle birlikte hamleler yapıyor. Ancak diğer taraftan diplomatik kanalları açık tutma konusunda, özellikle bu askeri iletişim konusunda bir çaba olduğunu görüyoruz.
Baktığımız zaman Çin’in de bu diplomatik hamlelere karşı açık olduğu ve açık olacağı imasını çıkarabiliyoruz yapılan konuşmalardan. Kapalı kapılar arar ardında olan görüşmeler ve basına açık olan görüşmeler önemli. Bu görüşmelerden bahsettiğimiz çerçevede neler elde edildi? Buna bakmak gerekiyor.”
Anlaşmaya varılan başlıklar
Karabel, Xi ve Biden’ın görüşmesinde öne çıkan anlaşma noktalarını ise şöyle sıraladı:
“En önemlisi karşılıklı askeri irtibatın yani iletişimin yeniden sağlanacak olması. Karşılıklı savunma koordinasyonu, çalışma grubu ve konsültasyon anlaşması deniyor. Konsültasyon anlaşmasının yürürlüğe sokulması ve savunma bakanları düzeyinde askeri irtibatın sağlanacak olması en önemlisi.
Önemli beklentilerden bir diğer bu fentanil gibi uyuşturucu maddeleriyle. Bir takım yasal mekanizmaların tekrar gözden geçirileceği belirtiliyor. Bu gerçekten önemli.
Ayrıca iki taraf için önemli konulardan bir tanesi yapay zekayla ilgili. Yapay zekanın standartlaştırılması konusunda çalışmalar var. Bu konuda rekabetin işte devam etmesi ve yönetilmesiyle ilgili konuşulmaların olduğu belirtiliyor.”
Liderlerden, ‘rekabeti uygun bir şekilde yönetme’ mesajı
Öte yandan bu gelişmelere rağmen iki lider tarafından ortak bir bildiri yayınlanmadığına dikkat çeken Sibel Karabel şöyle devam etti:
“Xi Jinping’in büyük çokuluslu şirketlerin yöneticileriyle katıldığı yemek resepsiyonunda yaptığı konuşma önemliydi. O konuşmaya baktığımız zaman, Çin’in Soğuk Savaş mantalitesine kesinlikle sahip olmadığı ve belirli bir hegemonya peşinde olmadığı yönünde vurgular var. Burada Xi’nin önemli bir mesajı daha var. Her iki taraf birbirini ya da bir taraf diğerini tehdit olarak görürse, burada aslında zımni bir gönderme var, istenmeyecek sonuçlarla karşılaşılabileceği mesajı verdi. Aslında Çin’in doğrudan hem diplomatik kanalları açık tutacağı hem de ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi noktasında açık ve net bir tavrı olduğunu belirtmiş oluyor. Xi’nin konuşmasında, farklılıklara rağmen her iki ülkenin de birbirine ket vurmadan yükselebileceği mesajı vardı. Bu da önemli.
Biden ve diğer ABD’li üst düzey temsilciler tarafından verilen mesajların içeriğine bakıldığı ise şu görülüyor, bir rekabet var, ancak bu rekabetin çatışmaya gitmemesi için yönetilmesi gerekiyor.”
‘Sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor’
Sonuç olarak zirvenin öneminin anlaşılması için başta masada olması muhtemel konu başlıklarıyla masada olanların ve konuşulanların kıyaslanması gerektiğine işaret eden Karabel, bu görüşmenin ‘büyük bir oyun değiştirici’ nitelikte olmadığını söyledi. Ancak en azından, Biden ve diğer liderlerin dediği gibi, “karşılıklı olarak iletişim kanallarının açık olması, diplomasinin yürütülmesi” açısından önemli olduğunu belirtti.
Bunun rekabet olmayacağı anlamına gelmediğini, hatta aksine rekabetin devam edeceğini söyleyen Karabel, “önemli olan rekabetin iyi yönetilmesi ve özellikle Xi’nin vurguladığı Soğuk Savaş mantalitesinin dışında bir rekabetin yürütülmesi” dedi.
Kavramsal olarak ilişkide bir fikir birliği dinamiğinin mevcut göründüğünü ifade eden Karabel, “hassas kırmızı noktaların ihlal edilmemesinin” yapısal olarak ilişkinin dinamiklerinin daha uygun ilerlemesi için “şart” olduğunu vurguladı.
Karabel değerlendirmesini şöyle tamamladı: “İki dünya gücü arasındaki bu noktalar çok önemli. Çünkü bu ilişki sadece Çin ve ABD’yi ilgilendirmiyor. Karşılıklı küresel bağımlılığı da dikkate aldığımız vakit diğer tüm ülkeleri de ilgilendiren bir ilişki ağı mevcut. Dolayısıyla bu görüşme olumlu olarak nitelendirilebilir. En azından ikili ilişkilerin gelişmeye açık olduğu söylenebilir. Sonuçları itibariyle belirle anlaşmaya varılan alanlarda eylem bakımdan nasıl ilerleneceği de dikkate alınmalı.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı












