Bizi Takip Edin

Amerika

Zohran Mamdani, New York’un yeni belediye başkanı

Yayınlanma

Zohran Mamdani, New York Belediye Başkanlığı için yürüttüğü kampanyayı zaferle taçlandırdı ve oyların yüzde 50,4’ünü alarak birinci oldu.

New York Seçim Kurulu’nun verilerine göre, haziran ayında Demokrat Parti ön seçimlerinde Mamdani’ye yenilen ve bağımsız aday olarak seçimlere giren, yarışın son saatlerinde Başkan Donald Trump’ın desteğini kazanan eski Vali Andrew Cuomo ise yüzde 41,6 oyda kaldı.

Curtis Sliwa ise yüzde 7,1 oyla üçüncü sırada yer aldı.

1 Ocak’ta Mamdani, şehrin ilk Müslüman belediye başkanı ve David Dinkins’ten sonra modern tarihte “demokratik sosyalist” olarak tanımlanan ikinci belediye başkanı olacak.

Mamdani’nin seçim kampanyası, özellikle konut sorununda düşük maliyetli barınma mesajına ilgi duyan sol eğilimli, genç seçmenler tarafından desteklendi. Demokratik ön seçimlerde, Mamdani’nin New York’un soylulaştırılmış mahallelerinde iyi oy aldığı görülüyordu.

Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından Brooklyn Paramount Tiyatrosunda kalabalık bir dinleyici kitlesine hitap eden Mamdani, dinleyicilerinin “ilerici işçi sınıfı seçmenler, göçmenler ve Demokrat Parti içinde kendilerini tanıyamayan renkli halklardan” oluştuğunu söyledi.

Mamdani, kentteki siyasetin, hizmet ettiği halkın ihtiyaçlarını daha iyi yansıtacak şekilde yakında değişeceğini de sözlerine ekledi.

Zohran Mamdani: Canavarın ininde bir ‘nepo bebek’

Mamdani Trump’a da seslendi

Seçilmiş belediye başkanı, “Bu yeni çağ, çok uzun süredir birbiriyle çelişen yetkinlik ve şefkat ile tanımlanacak. Hükümetin çözemeyeceği kadar büyük bir sorun ve ilgilenemeyeceği kadar küçük bir endişe olmadığını kanıtlayacağız,” dedi.

Mamdani, 1 Ocak’tan itibaren “herkese yardım eden bir şehir yönetimi başlatacaklarını” sözlerine ekledi.

Mamdani, kampanya sırasında 273 New York mahallesindeki 3 milyondan fazla eve gitmek için 100.000’den fazla gönüllüyü harekete geçirmeyi başardı.

Mamdani, zafer konuşmasında ABD’deki sosyalist siyasetin tarihi figürlerinden Eugene Debs ve Fiorello Henry La Guardia’yı anarak, yönetiminin “yaşam maliyeti krizini çözmek için en iddialı gündemi” belirleyeceğini söyledi.

Demokratik sosyalist, “Sendikaların yanında yer alacak ve işçi haklarını genişleteceğiz, çünkü Donald Trump gibi biz de, çalışanların sağlam haklara sahip olduğu zaman, onları sömürmeye çalışan patronların çok küçük hale geldiğini biliyoruz,” diye söz verdi.

New York’un, “göçmenlerin şehri olmaya devam edeceğini” vurgulayan Mamdani, kentin göçmenler tarafından inşa edildiğini, göçmenler tarafından güçlendirildiğini ve “bu geceden itibaren bir göçmen tarafından yönetilen bir şehir” olacağını kaydetti.

Seçim öncesi Trump’ın sert hücumlarına uğrayan Mamdani, başkana da seslendi ve “Öyleyse beni dinleyin, Başkan Trump, herhangi birimize ulaşmak için hepimizi geçmeniz gerekecek,” diye ekledi.

Beyaz Saray’ın göçmenlere yönelik baskınlarını artırması üzerine Mamdani, sınır dışı edilmelere karşı çıkarak, seçimlerdeki güçlü tabanını işaret etti ve görevdeyken bu konuda sert önlemler alacağına söz verdi.

Mamdani, “Şehrimizin siyasetinde sıklıkla unutulan, bu hareketi kendilerininmiş gibi benimseyenlere teşekkür ederim. Yemenli bodega sahiplerinden Meksikalı abuelalara, Senegalli taksi şoförlerinden Özbek hemşirelere, Trinidadlı aşçılardan Etiyopyalı teyzelere, evet teyzelere kadar herkesten bahsediyorum,” dedi.

Başkana “despot” dedi, Trump meydan okumayı kabul etti

Zaferini “despot” olarak nitelendirdiği Trump’ı yenmenin yolu olarak nitelendiren Mamdani, kalabalığın coşkuyla alkışlaması eşliğinde, “Donald Trump, izlediğini biliyorum, sana dört kelime söyleyeceğim: Sesini aç,” dedi.

Öte yandan Trump, Mamdani’nin New York belediye başkanlığı seçimlerinde zafer kazanmasının ardından, “Demek böyle başlıyor…” yazarak Mamdani’ye bir uyarıda bulundu.

Trump, Mamdani’nin belediye başkanlığı zafer konuşmasının ortasında, ABD başkanına birkaç kez gönderme yapan kısa bir mesajı Truth Social’da paylaştı.

Bu paylaşım, Trump’ın 2026 ara seçimleri için kampanya başlangıç vuruşunu yaptığı şeklinde yorumlanabilir. Cumhuriyetçiler, Mamdani’yi solcu radikalizmin sembolü olarak Demokratlara karşı bir silah olarak kullanma niyetlerini ortaya koydular.

Mamdani’nin New York’u “mahvetmesini” engellemeyi planladığını ve şehre federal fonları kesmeyi düşündüğünü söyleyen Trump, yönetimi ile yeni belediye başkanı arasında sert bir çatışma olacağına da işaret ediyor olabilir.

Wall Street’ten temkinli destek

Financial Times’a (FT) göre ise New York’un finans elitleri, Müslüman demokratik sosyalist Zohran Mamdani’nin rekor bir katılımla şehrin belediye başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından ona temkinli bir destek verdi

Wall Street’teki pek çok kişi, finans ve emlak devlerinin hakim olduğu bir şehirde zengin sınıfa yönelik eleştirileri ve 1 milyon doların üzerindeki maaşlara ek gelir vergisi getirme vaadi nedeniyle 34 yaşındaki Queens milletvekilini şüpheyle karşılamıştı.

Fakat seçimden önceki son haftalarda Mamdani, kaçınılmaz bir zaferi garantilemek için bir dizi toplantıya katılarak New York’un iş dünyasına yönelik “kur yapma” çabalarını yoğunlaştırdı.

Yatırım bankası Evercore’un emekli başkanı ve Wall Street’in en etkili Demokratlarından biri olan Ralph Schlosstein, acı bir seçim yarışının ardından New York’un bir araya gelme zamanının geldiğini söyledi. 

Schlosstein, “Katılım harika. İnanılmaz. Sanırım belediye başkanlığı seçimlerinde şimdiye kadarki en yüksek katılım. Seçmenleri coşturduğu için ona büyük bir övgü borçluyuz. Umut ve fırsat sundu… Artık herkesin bir araya gelip onun mümkün olduğunca başarılı olmasına yardımcı olma zamanı,” dedi.

Mamdani’yi destekleyen bağımsız bir komite olan OneNYC’nin başkanı Yasser Salem, önümüzdeki haftalarda yeni belediye başkanıyla çalışmaya başlayacak bir iş danışma konseyi kurulmasına yardımcı oldu ve “telefonunun durmadan çaldığını” söyledi.

Fakat birçok finansçı Mamdani’ye şüpheyle yaklaşıyor. Bir hedge fon yöneticisi, Mamdani’nin belediye başkanı olması halinde suç oranının artacağından endişe duyduğunu söyledi ve “Dünyanın en büyük kapitalist şehrinde bir sosyalist olamaz” dedi.

Belediye başkanının seçilmesinden sonra yaptığı açıklamaları takdir ettiğini söyleyen bir başka üst düzey iş adamı ise, “orta yola yönelme hamlesinin biraz samimiyetsiz göründüğünü” savundu ve Mamdani’nin ekonomi ve İsrail-Filistin çatışması konusundaki görüşlerinin esnek olmadığını ekledi. 

Bill Ackman, Mamdani’ye zeytin dalı uzattı

Hedge fon yöneticisi Bill Ackman ve eski belediye başkanı Michael Bloomberg gibi Wall Street devleri ile Palantir’in kurucu ortağı Alex Karp gibi iş dünyası liderleri, Mamdani’nin ana rakibi Andrew Cuomo’nun kampanya fonuna milyonlarca dolar bağışladı.

Mamdani’yi özellikle eleştiren Ackman, salı akşamı yeni belediye başkanına zeytin dalı uzattı ve zaferinden dolayı onu tebrik etti. Milyarder, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda “Artık büyük bir sorumluluğunuz var. New York’a yardımcı olabilirsem, ne yapabileceğimi bana bildirin,” dedi.

Mamdani’nin Wall Street’teki rakipleri, son haftalarda zaferin giderek daha olası hale gelmesi karşısında giderek daha pragmatik hale geldiler ve yeni belediye başkanını desteklemenin daha iyi olacağına karar verdiler.

Mike Bloomberg’in belediye başkanlığı döneminde görev yapmış, Wall Street’te uzun yıllar yönetici olarak çalışmış Robert Steel, şu anda en önemli olanın Mamdani tarafından seçilen belediye binasındaki ınlarca kurum başkanı olduğunu söyledi.

Steel, “Şehri gerçekten yöneten 30 ila 50 kişi var,” dedi. Bir Wall Street ağır topu, daha yüksek vergilere destek verdiğini bile ifade etti.

New York şehrinin mali konularında aktif olarak danışmanlık yapan deneyimli Wall Street finansçısı ve eski ABD Hazine danışmanı Antonio Weiss, “Koalisyonunu genişletme ve ona ulaşma konusunda etkili oldu, bu da onun yönetimine güven duyulmasını sağlayacaktır. Hükümeti daha verimli hale getirmek için gerçek bir çaba ile birleştirilen ve daha sonra daha fazla genç ailenin şehirde kalmasını sağlayan çocuk bakımı gibi bir programa yatırılan küçük bir vergi artışı konusunda tartışma olmamalı,” dedi.

Amerika

ABD’de göçmenlik operasyonunda bir ölüm daha

Yayınlanma

ABD’nin Florida eyaletinde federal göçmenlik memurlarından kaçmaya çalışan bir kişi, otoyolda tırın çarpması sonucu hayatını kaybetti. St. Augustine kentindeki bir akaryakıt istasyonunda ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarıyla karşılaşan araçtaki dört şüpheli yaya olarak kaçmaya başladı. Florida Otoyol Devriyesi Sözcüsü Dylan Bryan, yola fırlayan şüphelilerden birine tırın çarptığı olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

ABD’nin Florida eyaletindeki St. Augustine kentinde salı günü federal göçmenlik memurlarının dahil olduğu olayda, tırın çarptığı bir kişi yaşamını yitirdi.

Florida Otoyol Devriyesi Sözcüsü Çavuş Dylan Bryan, NewsNation televizyonuna yaptığı açıklamada, sabah saat 06.42 sularında bir akaryakıt istasyonunun otoparkında İç Güvenlik Soruşturmaları ve ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarıyla yaşanan karşılaşmanın ardından, araçtaki dört kişinin yaya olarak kaçtığını belirtti.

Sözcü Bryan, araçtaki kişilerden birinin eyalet otoyoluna fırlayarak tırın önüne atladığını bildirdi. Tır sürücüsünün durarak ilk yardım müdahalesinde bulunmasına rağmen, aracın çarptığı şüpheli kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Bryan, olayla ilgili soruşturmanın devam ettiğini sözlerine ekledi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığından NewsNation’a yapılan açıklamada, Florida’nın St. Johns bölgesi yakınlarında bir operasyon yürütüldüğü ve bir Meksika vatandaşının ölümüyle sonuçlanan olayın inceleme altında olduğu kaydedildi.

Olay öncesinde araçta yer alan diğer üç kişiye ne olduğu henüz netlik kazanmadı. Bryan, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, şüphelilerin içinde bulunduğu aracın soruşturma kapsamında çekildiğini ifade etti.

Son olay, 7 Temmuz tarihinden bu yana ICE memurlarının karıştığı üçüncü ölüm vakası olarak kayıtlara geçti.

Geçen hafta salı günü Teksas eyaletinin Houston kentinde, üç ABD vatandaşı çocuğun babası olan ve ülkede yasal statüsü bulunmayan Meksikalı göçmen Lorenzo Salgado Araujo, trafik çevirmesinde ICE memurları tarafından öldürüldü.

ICE sözcüsü, Araujo’nun gözaltından kaçmaya çalıştığını savunmuştu. Araujo’nun ölümü, ICE uygulamalarına yönelik protestolara ve tepkilere yol açtı.

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Pazartesi günü ise Maine eyaletinin Biddeford kentinde ICE memurları, yasal statüsü olmayan bir göçmenin bilinen son adresinde hedefli gözetleme faaliyeti yürüttükleri sırada Joan Sebastian Guerrero’yu ateş ederek öldürdü. Olaydan 12 saat sonra açıklama yapan kurum, Guerrero’nun kaçarak kamu güvenliğine tehdit oluşturduğunu ve memurların bu gerekçeyle ateş açtığını bildirdi.

Konuya vakıf kaynaklar, salı günü NewsNation’a yaptıkları açıklamada, ICE yönetiminin ilk iki ölümün ardından memurlara trafik çevirmelerini geçici olarak durdurma talimatı verdiğini doğruladı.

Ancak ICE, kurumsal taktiklerde önemli bir değişikliğe işaret eden bu kararı doğrulamaktan kaçındı.

Kurumdan yapılan açıklamada, “Memurlarımızın güvenliğini sağlamak ve suçluları sokaklarımızdan uzak tutmak için prosedürlerimizi sürekli değerlendiriyoruz. Kolluk kuvveti taktiklerini ifşa etmeyiz veya tartışmayız” ifadesi kullanıldı.

Eski ICE Vekil Direktörü John Sandweg ise salı günü CNN’e yaptığı açıklamada, kurumun trafik çevirmelerine ara vermesi gerektiğini belirtti.

Sandweg, “Benzer olayların tekrarlanmasını önlemek için ne yapmamız gerektiğine karar verene kadar, araç durdurma uygulamalarına tamamen ara verilmeli ve bu durum derinlemesine incelenmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, veri merkezi taahhüdünü eyaletler ve şirketlerle büyütüyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın yol açtığı enerji talebi artışı karşısında elektrik fiyatlarının yükselmesine yönelik endişeleri gidermek amacıyla başlattığı Tüketiciyi Koruma Taahhüdü’nü Cumhuriyetçi valiler ve büyük enerji şirketleriyle genişletiyor. Montana, Wyoming ve Missouri valilerinin imzaladığı taahhüdün, veri merkezlerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra şebeke geliştirme maliyetlerini de üstlenmesini öngördüğü belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, eyalet yetkilileri ve sektör yöneticilerinden edinilen bilgilere göre, veri merkezlerine yönelik taahhüdünü bazı Cumhuriyetçi valileri ve birkaç büyük enerji şirketini kapsayacak şekilde genişletiyor.

Montana Valisi Greg Gianforte, Wyoming Valisi Mark Gordon ve Missouri Valisi Mike Kehoe, Beyaz Saray’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü adını verdiği belgeyi imzaladı.

Eyalet yetkilileri, bu taahhüdün veri merkezi geliştiricilerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra elektrik şebekesinin iyileştirilmesi ve bakımı için adil pay ödemelerini güvence altına alan bir ilkeler bütününü içerdiğini aktardı.

Politico’ya konuşan konuya vakıf yedi kaynak da elektrik dağıtım şirketlerinin de taahhüdü imzalamasının beklendiğini bildirdi.

Beyaz Saray imza atan tarafları doğrulamayı reddetti ancak taahhüdün yeni destekçiler kazandığını açıkladı. Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Şu an için duyurulacak yeni bir gelişme yok ancak Başkan Trump’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü o kadar etkili oldu ki diğer paydaşlar da buna imza atmak istiyor” ifadesini kullandı.

Bu adım, Trump yönetiminin yapay zeka ve artan enerji fiyatları konusundaki toplumsal endişeleri yatıştırmaya yönelik son girişimi olarak öne çıkıyor.

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine göre, elektrik faturalarındaki artış geçen ay yavaşlamış olsa da ortalama elektrik fiyatları son 12 ayda yüzde 4 artarak ABD’deki genel enflasyon oranını geride bıraktı. Federal tahminler de maliyetlerin önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi valilerin Trump ile birlikte bu sürece dahil olması, veri merkezlerinin ülke genelindeki seçilmiş yetkililer için oluşturduğu siyasi riski ortaya koyuyor.

Bazı Demokrat valilerin çalışma ekibi üyeleri, Beyaz Saray’ın taahhüdü imzalamaları için kendileriyle iletişime geçmediğini belirtti.

Eyaletteki yeni büyük ölçekli veri merkezi inşaatlarının çoğunu durdurmak amacıyla salı günü bir kararname imzalayan New York’un Demokrat Valisi Kathy Hochul’un sözcüsü Ken Lovett, Beyaz Saray’ı iki partiden seçilmiş yetkilileri de harekete geçiren bir konuyu siyasallaştırmakla suçladı.

Lovett yaptığı açıklamada, “Bu yönetimin böylesine kritik bir meselede partizan siyaset yapması maalesef şaşırtıcı değil. Washington’daki Cumhuriyetçiler siyaset yapıp tutmayacakları sözler verirken, Vali Hochul New Yorklular için elektrik kesintilerini önlemek ve maliyetleri düşürmek adına somut adımlar atıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bağlayıcılığı olmayan taahhüt, ilk olarak mart ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir etkinlikte, veri merkezlerinin enerji maliyetlerini tamamen üstlenmeyi taahhüt eden yedi teknoloji şirketinin yöneticileri tarafından imzalanmıştı.

Kamuya açık olmayan planlama hakkında bilgi sahibi olan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen dört kişi, yeni imzacı taraflar için bu hafta yapılması planlanan etkinliğin ertelendiğini aktardı.

Bu kişilerle birlikte süreçten haberdar olan diğer üç kaynak, büyük elektrik şirketlerinin taahhüdü imzalamasının beklendiğini kaydetti.

Southern Co., Duke Energy ve Exelon gibi şirketler, ülkede veri merkezlerinin en yoğun olduğu ve bu durumun elektrik fiyatlarında artış endişesi yarattığı bölgesel şebekelerde faaliyet gösteriyor.

Yatırımcılara ait elektrik şirketlerini temsil eden lobi grubu Edison Elektrik Enstitüsü Sözcüsü Dani Marx, üyelerinin katılıp katılmayacağına yönelik soruları Beyaz Saray’a yönlendirdi.

Yeni imzacılardan bazıları Beyaz Saray’ın takviminden önce hareket etti. Montana Valisi Gianforte geçen hafta taahhüdü imzaladığını duyurdu. Valilik sözcülerine göre Gordon ve Kehoe de belgeye imzalarını attı.

Colorado’nun Demokrat Valisi Jared Polis’in ofisi, taahhüdün içeriğini olumlu bulmalarına rağmen Beyaz Saray’dan kendilerine herhangi bir talep gelmediğini açıkladı. Sözcü Eric Maruyama, “Bu taahhüt olsun ya da olmasın, valimizin önceliği her zaman veri merkezi yatırımlarının Coloradolular için enerji maliyetlerini düşürmesi ve tasarruf sağlaması olmuştur” dedi.

Kuzey Carolina Valisi Josh Stein’ın sözcüsü Kate Schmidt de gönderdiği e-postada, Trump yönetiminden kendilerine bir bildirim ulaşmadığını belirtti.

Schmidt, Beyaz Saray’ın taahhüdünün Stein’ın Enerji Politikası Görev Gücü ile uyumlu olduğunu ve Demokrat valinin, Kuzey Carolina sakinlerinin yüksek enerji tüketim maliyetlerini yüklenmemesi için veri merkezlerinin kendi masraflarını karşılaması gerektiğine inandığını ifade etti.

Çoğunluğu Demokrat valilerden oluşan ABD İklim İttifakı’nın sözcüsü Nikki Burnett ise koalisyon üyesi eyaletlerin, Trump’ın taahhüdünü aşan politikalar uyguladığını ve yükümlülükler üstlendiğini dile getirdi.

Burnett, Vali Hochul’un New York’taki adımının yanı sıra Arizona, Illinois, Massachusetts, New Jersey, Oregon, Pennsylvania ve Virginia’daki girişimleri örnek gösterdi.

Bazı Demokrat valiler, Trump yönetiminin maliyet sorunlarını birlikte çözme çağrılarına daha önce olumlu yanıt vermişti.

Trump ve her iki partiden valilerden oluşan bir grup, ocak ayında ABD’nin en büyük elektrik şebekesi işletmecisi PJM Interconnection’a doğrudan çağrıda bulunarak, bölgedeki aşırı fiyat artışlarını kontrol altına almak amacıyla teknoloji şirketlerine yönelik acil bir elektrik satışı ihalesi düzenlenmesini istemişti.

Mart ayında Amazon, Google, Meta ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerinin yöneticileri, veri merkezlerinin elektrik altyapı maliyetlerinin tamamını ödemeyi taahhüt eden kendi belgelerini imzalamıştı.

Bu taahhütle şirketler, şebeke güvenilirliğine katkıda bulunmak ve kesintileri önlemek amacıyla yedek güç sağlamak için şebeke işletmecileriyle işbirliği yapmayı da kabul etmişti.

Veri merkezlerinin tetiklediği enerji talebi karşısında tüketicileri elektrik faturası artışlarından korumayı amaçlayan bu çerçevenin uygulanması, büyük ölçüde eyalet meclislerinin ve kamu hizmetleri komisyonlarının kararlarına bağlı bulunuyor.

Taahhüt kapsamındaki teknoloji şirketlerine, elektrik dağıtım şirketleri ve eyalet yönetimleriyle tarife yapıları üzerinde müzakere etme görevi de verildi.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki milletvekilleri ise başkanın bu taahhüdünü yasalaştırmak için çalışmalar yürütüyor. Bazı Demokrat kongre üyeleri ise daha ileri giderek ülke genelinde veri merkezi inşaatlarına geçici durdurma kararı getirilmesi çağrısında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Telegram kısa linklerinin kesilme nedeni ABD yaptırımları

Yayınlanma

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa link hizmetinde yaşanan erişim kesintisinin, ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin yaptırım kuralları nedeniyle gerçekleştiği açıklandı. Karadağ merkezli “.me” alan adı yöneticisi, Telegram kurucusu Pavel Durov’un çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, hizmetin yaptırım uyumu sebebiyle geçici olarak durdurulduğunu ve sorunun giderilerek erişimin yeniden sağlandığını bildirdi.

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa linklerinin tarayıcılarda açılmamasıyla başlayan küresel erişim sorununun arkasından ABD yaptırımları çıktı.

Karadağ’ın ulusal internet alan adı olan “.me” uzantısının yöneticileri, Telegram kurucusu Pavel Durov’a verdikleri yanıtta kesintinin ABD Hazine Bakanlığı taleplerinden kaynaklandığını bildirdi.

Telegram kurucusu Pavel Durov, sosyal medya platformu X üzerinden Karadağ alan adı tescil kuruluşuna seslenerek, “t.me linki çalışmayı durdurdu. Buna bir bakabilir misiniz?” çağrısında bulundu.

Yetkili kurumun X hesabından Durov’a verilen yanıtta, “Sabrınız için teşekkür ederiz. t.me adresinin faaliyeti, OFAC kurallarına uyum çerçevesinde geçici olarak durduruldu ancak servis şu an yeniden erişime açıldı” ifadeleri kullanıldı.

OFAC, ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve ABD’nin ulusal güvenliği ile dış politikasına tehdit oluşturduğu değerlendirilen yabancı ülkeler, rejimler, şirketler ve kişilere yönelik ekonomik yaptırımları yöneten Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi olarak biliniyor.

Erişim kesintisi öncesinde, tarayıcılar üzerinden Telegram kanallarına, paylaşımlara ve kullanıcı profillerine yönlendiren kısa linkler açılmıyordu.

Rus teknoloji portalı Kod Durova, sorunun alan adının DNS sisteminden çıkarılmasına yol açan “serverHold” statüsünden kaynaklandığını duyurdu.

Rus bilişim şirketi Timeweb’in Genel Müdürü Andrey Başirov da t.me alan adının Karadağ’ın ulusal internet bölgesinde yer aldığını, sorunun alan adı sahibi kuruluştan kaynaklanması nedeniyle adresin DNS sisteminin dışına çıkarıldığını teyit etti.

TechCrunch internet sitesinin siber güvenlik uzmanı John Aragon’un değerlendirmelerine dayandırdığı analizine göre, t.me adresinin durdurulması, ABD Hazine Bakanlığının fidye yazılımı saldırılarında kullanıldığı belirtilen bir VPN sağlayıcısını yaptırım listesine aldığı günle eş zamanlı gerçekleşti. ABD’nin yaptırım listesinde (SDN) ilgili servisin Telegram kanalının bağlantı adresi de yer alıyordu.

Alan adı kayıt otoritesinin, listedeki spesifik bağlantıyı engellemek yerine yaptırım kurallarına uyum sağlama gerekçesiyle Telegram’a ait tüm t.me alan adının faaliyetini askıya aldığı değerlendiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English