Bizi Takip Edin

Diplomasi

Zürih’te adam kaçırma gibi gözaltı: Mahkeme, Abunimah davasında İsviçre polisini haksız buldu

Yayınlanma

Electronic Intifada kurucusu Ali Abunimah’ın geçen yıl Zürih’te sivil polislerce sokak ortasında gözaltına alınması, İsviçre İdare Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı ve yasa dışı bulundu. Parlamento soruşturması, dönemin Federal Polis Şefi Nicoletta della Valle’nin hukuki dayanak olmaksızın giriş yasağı kararı aldırdığını ve emekliliğinin hemen ardından İsrail bağlantılı bir fonla çalışmaya başladığını ortaya koydu.

Filistinli gazeteci ve Electronic Intifada’nın kurucusu Ali Abunimah’ın Ocak 2025’te İsviçre’nin Zürih kentinde maruz kaldığı tartışmalı gözaltı süreci, yargıdan dönerek emsal niteliğinde bir kararla sonuçlandı.

Zürih İdare Mahkemesi, Abunimah’ın sokak ortasında sivil polislerce alıkonulmasını, üç gün boyunca tecrit edilmesini ve ardından sınır dışı edilmesini İsviçre yasalarına ve anayasasına aykırı buldu.

Abunimah, Neutrality Studies kanalında Pascal Lottaz’a verdiği mülakatta, mahkemenin kararını ve sürecin perde arkasındaki siyasi ve istihbari skandalları detaylandırdı.

Mahkeme kararına ilişkin konuşan Abunimah, “Zürih İdare Mahkemesi, tutuklanmamın ve gözaltında tutulmamın İsviçre yasalarına göre yasa dışı, anayasaya göre ise anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Bu, özgürlüğümden keyfi olarak mahrum bırakıldığım anlamına geliyor” dedi.

“Sanki soyguna uğramışım gibi hissettim”

Olay günü, Zürih’te güneşli bir havada ev sahibiyle yürüyüş yaptığı sırada sivil giyimli kişilerce durdurulduğunu anlatan Abunimah, yaşadığı anları bir “adam kaçırma” girişimine benzetti.

Herhangi bir uyarı yapılmaksızın fiziksel müdahaleye maruz kaldığını belirten gazeteci, o anları şu sözlerle aktardı:

“Büyük bir adam beni boynumdan yakaladı. Bir yaya alt geçidindeydik, bu yüzden soyulduğumu düşündüm. Daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti ama o haydut kılıklı adam boynuma yapışınca aklıma gelen ilk şey bu oldu. Sonra birden birkaç kişinin daha beni tuttuğunu hissettim.”

Abunimah, kendisine yönelik bu müdahalenin ardından işaretsiz bir araca bindirilerek hızla olay yerinden uzaklaştırıldığını ve Zürih cezaevine götürüldüğünü belirtti.

Sürecin en çarpıcı boyutu ise İsviçre Federal Polisi (Fedpol) içindeki usulsüzlük iddialarıyla ortaya çıktı.

Parlamento Denetim Komisyonu’nun raporuna göre, Zürih Kantonu’nun Abunimah için talep ettiği giriş yasağı, başlangıçta Fedpol, Ulusal İstihbarat Servisi (NDB) ve Göç Müsteşarlığı tarafından “hukuki dayanak olmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Ancak Abunimah’ın ülkeye girişinden bir gün sonra bu karar, herhangi bir yeni delil sunulmaksızın tersine çevrildi.

Abunimah, bu ani politika değişikliğinin arkasında dönemin Fedpol Şefi Nicoletta della Valle’nin olduğunu belirtti:

“Parlamento soruşturması, dönemin Fedpol Başkanı Nicoletta della Valle’nin ilgili müdür yardımcısına telefon açarak, hiçbir dayanak olmaksızın kararı tersine çevirmesi talimatını verdiğini ortaya koydu. Rapor, bu müdahalenin tamamen usulsüz olduğunu ve prosedüre aykırı işlediğini belirtiyor.”

Skandalın boyutu, Della Valle’nin emekliliğinin hemen ardından aldığı yeni görevle daha da derinleşti.

Abunimah, Della Valle’nin görevden ayrıldıktan birkaç gün sonra, İsrail savunma sanayisine yatırım yapan ve kurucuları arasında Likud partisi üyelerinin bulunduğu “Champel Capital” adlı hedge fonunda göreve başladığına dikkat çekti.

Abunimah, “Bu şirketin kurucusu, Binyamin Netanyahu’nun Likud partisinin bir üyesi olan ve Gazze’deki soykırımı açıkça destekleyen Amir Weitmann’dır” ifadelerini kullandı.

“Savunma Bakanlığı’ndan geliyoruz”

Abunimah, cezaevinde tutulduğu süre boyunca avukatıyla görüştürülmediğini ve tecrit koşullarında tutulduğunu aktardı.

Gözaltının ikinci gününde, kendilerini “İsviçre Savunma Bakanlığı” yetkilisi olarak tanıtan iki kişinin hücresine gelerek kayıt dışı bir sorgu gerçekleştirmeye çalıştığını belirtti.

Abunimah, avukatı olmaksızın konuşmayı reddettiği bu girişimi şöyle anlattı:

“Biri İsviçreli, diğeri Mısır lehçesiyle Arapça konuşan iki adam vardı. Bana polis olmadıklarını, İsviçre Savunma Bakanlığı’ndan geldiklerini söylediler. ‘Neden İsviçre’de bulunduğunuza dair size sorular sormak istiyoruz’ dediler. Avukatım olmadan konuşmayacağımı söyledim.”

Gazeteci, bu kişilerin büyük olasılıkla İsviçre istihbarat servisi mensupları olduğunu ve kendisinden suçlayıcı bir ifade almaya çalıştıklarını vurguladı.

Yaşadığı süreci sadece kişisel bir mağduriyet olarak görmediğini belirten Abunimah, bunu Batı dünyasında Filistin yanlısı seslere yönelik artan baskı ve sansür ikliminin bir parçası olarak değerlendirdi.

Almanya, Fransa ve İngiltere’deki benzer yasaklamalara ve baskınlara atıfta bulunan Abunimah, Batı demokrasilerinin kendi değerlerini yok ettiğini savundu.

Abunimah, sözlerini şu uyarıyla noktaladı:

“Demokrasiyi ortadan kaldırmak için Vladimir Putin’e ya da Xi Jinping’e ihtiyacımız yok; bunu bizzat biz yapıyoruz. Demokrasiyi savunma adı altında, kendi elimizle yok ediyoruz.”

Diplomasi

Modi’den Putin’e Ukrayna çağrısı: “Sonu gelmeyen savaşı bitirin”

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’da bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Ukrayna’daki savaşı sonlandırma çağrısında bulundu. Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi öncesinde konuşan Modi, sonu gelmeyen bir savaştan çatışmaların durdurulmasına geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Modi, Moskova yönetiminin “sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna” doğru adım atması gerektiğini belirtti.

Modi, Putin’in yere baktığı ve ayaklarıyla tempo tuttuğu görüşmede, “Savaşın sürdüğü her gün insanlık fiilen bir adım geriye gidiyor; barışa doğru atılan her adım ise tüm insanlığa gerçek bir barış umudu veriyor” dedi.

Çatışmaların durdurulması gerektiğini vurgulayan Hindistan Başbakanı, “Sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna, düşmanlıkların durdurulmasına geçmemiz gerekiyor. Tam olarak bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı.

İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığına göre Putin ise Modi’ye “Çok teşekkür ederim Sayın Başbakan. Bu yolda ilerliyoruz” sözleriyle yanıt verdi.

Moskova, Rusya’nın savaşı yalnızca kendi şartları doğrultusunda sonlandırmaya hazır olduğunu defalarca dile getirirken, Kiev yönetimi bu şartları kabul edilemez bularak reddediyor.

Modi görüşmede Putin’e “dostum” diye hitap etti ve iki ülke arasında Yeni Delhi yönetiminin resmi olarak “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” şeklinde adlandırdığı büyüyen ekonomik ilişkilerden övgüyle söz etti.

Hindistan, kilit bir ticaret ortağı olmasına rağmen Putin’in yüzüne savaşı bitirmesi gerektiğini doğrudan söyleyen az sayıdaki müttefikten biri olarak öne çıkıyor.

Hindistan, Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’dan büyük miktarlarda indirimli petrol satın alarak Moskova ile yakınlaşmasını sürdürdü.

Yeni Delhi yönetimi ayrıca Ukrayna’nın rafinerilere düzenlediği saldırıların ardından Moskova’ya benzin temin etmek üzere devreye girdi. İki ülke arasındaki ilişkiler savunma, enerji, uzay ve mobilite alanlarındaki bağları da kapsıyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkeler arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yıllık liderler zirvesi pazartesi günü Kırgızistan’da başladı.

Avrasya ülkelerinin katıldığı konferans; siyasi, ekonomik ve uluslararası güvenlik işbirliğine odaklanıyor.

Bişkek’teki zirvede Rusya ve Hindistan liderlerinin yanı sıra Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Pakistan, Özbekistan, Belarus ve Kazakistan liderleri de yer alıyor.

Zirveye ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Genel Sekreteri Kao Kim Hourn’un katılması öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bessent’tan Rus mevkidaşı Siluanov’a Ukrayna şartı

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Rus mevkidaşı Anton Siluanov ile yaptığı görüşmede savaş bitene kadar hiçbir ekonomik taviz veya anlaşmanın müzakere edilmeyeceğini bildirdi. Reuters’a konuşan ABD’li bir yetkili, görüşmenin odak noktasında Başkan Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının yer aldığını aktardı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov arasında gerçekleşen ikili görüşmede, Washington yönetiminin Ukrayna’daki askeri çatışma sona ermeden Moskova ile ekonomik tavizleri veya herhangi bir anlaşmayı müzakere etmeye hazır olmadığı vurgulandı.

Reuters haber ajansının bir kaynağa dayandırdığı habere göre, Siluanov’un “karşılıklı çıkar alanlarını” ele alma girişimine Bessent sözünü keserek, “Çatışma bitene kadar hiçbir şey mümkün değil” yanıtını verdi.

İsmini açıklamayan ABD’li bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada, görüşmenin ana odağında ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının bulunduğunu ifade etti.

Görüşme ABD’nin Asheville kentinde gerçekleşti ve devamının 1 Eylül’de yapılması planlanıyor. Rusya Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarafların mali alandaki Rusya-ABD işbirliği ile G20 çerçevesindeki etkileşim konularını ele aldığı bildirildi.

G20’de aile fotoğrafı krizi

Siluanov, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında da bir konuşma yaptı. Financial Times’ın kaynaklarına göre Rus bakan, bazı üst düzey Avrupalı yetkililerin kendisiyle aynı kareye girmeyi reddetmesi nedeniyle geleneksel “aile fotoğrafı” çekimine katılmadı.

ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri Financial Times’a verdikleri demeçte, Bessent ile Siluanov’un zirve kapsamındaki görüşmesini doğruladı. Bir yetkili, Bessent’ın “Rusya Maliye Bakanı ile verimli bir görüşme yaptığını ve Başkan’ın dünyada barış arayışını desteklediğini” belirtti.

ABD Başkanı Trump ise Siluanov’un etkinliğe katılımını “Bakalım ne olacak” sözleriyle değerlendirdi. Trump, ABD’nin herkesle iyi geçinmek istediğini kaydederek kendisinin bu yönde bir yeteneğe sahip olduğunu dile getirdi.

Almanya’dan Washington’a tepki

Reuters’ın aktardığına göre, Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil G20 toplantısında Avrupa’nın Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım paketi hazırlığında olduğunu hatırlatarak, Siluanov’un varlığının ABD’nin bu alanda işbirliği yapma konusundaki isteksizliğine dair “oldukça endişe verici” bir mesaj verdiğini savundu.

Klingbeil, “Amerikan tarafından, onun burada sıradan bir konuk gibi ağırlanmaması gerektiğine dair daha net açıklamalar almak isterdim” ifadesini kullandı.

Yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiren Rus tarafı ise daha önce ekonomik etkileşim şartına bağlı olmayan bir diyalog beklentisinde olduğunu duyurmuştu. Kremlin, Rusya’nın yaptırımlara yalnızca uyum sağlamakla kalmayıp bu baskıya rağmen gelişmeye devam ettiğini öne sürmüştü.

Bununla birlikte Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, egemen bir ekonominin “ekonomik otarşi anlamına gelmediğini” ifade etmişti. Peskov, kapalı bir ekonominin teorik olarak mümkün olduğunu belirterek, “Ağaç kovuğu arıcılığı yapılabilir, çarıklarla gezilebilir. Peki bu gerekli mi? Hayır. Bize süper bir gelecek lazım. Biz buna layığız ve bunu yapabiliriz” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Yayınlanma

İsrail başbakanının oğlu Yair Netanyahu, Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bu tartışma, İsrail’in Güney Atlantik’teki bu adalar grubu hakkındaki resmi tutumunu netleştirmesi yönünde taleplere yol açtı.

Başbakanın oğlu, Birleşik Krallık’a karşı şiddetli bir saldırıya geçerek Pazartesi günü İşçi Partisi hükümetinin “İsrail’e yönelik ikiyüzlülüğünü ve düşmanlığını” eleştirdi ve bunu “antisemitizm” olarak nitelendirdi.

Buna karşılık, İsrail’in Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ile olan yakın ittifakının, Arjantin’in adalar üzerindeki hak talebini desteklemeyi gerektirdiğini savundu.

Oğul Netanyahu, “Neden Arjantin’in değil de sizin tarafınızı tutmamız gerekiyor ki?” diye sordu.

Pazar günü, Reform UK’den ayrıldıktan sonra bir başka sağcı parti Restore Britain’ın liderliğini üstlenen Rupert Lowe, İsrail’e tutumunu netleştirmesi çağrısında bulundu:

“Netanyahu’nun oğlunun müdahalesinin ardından… Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda İsrail hükümetinin resmi tutumunun ne olduğunu sormak tamamen meşrudur.”

Bu açıklamalar, genç Netanyahu’nun X platformunda İspanyolca bir paylaşımda bulunarak Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğunu belirtmesi ve adaları Arjantin’in tercih ettiği adıyla “Islas Malvinas” olarak adlandırmasının ardından geldi.

Başka bir paylaşımda ise adaları “kıyılarınızdan 8.000 mil uzaktaki bir kaya yığını” olarak nitelendirdi.

Lowe, Netanyahu’nun paylaşımını paylaştı ve ona, “İsrail’de odaklanman gereken yeterince sorunun var,” dedi.

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır ve öyle kalacaktır,” diye ekleyen Lowe, partisinin liderliğindeki herhangi bir hükümetin “bunu sağlamak için gerekirse savaşa gireceğini” söyledi.

Eski Muhafazakâr milletvekili ve bakan Conor Burns da konuya dahil olarak şöyle yazdı:

“Sevgili Nepoyahu, Defol git. Saygılarımla, Birleşik Krallık’taki İsrail’in pek çok dostu (Falkland Adaları’ndaki İngiliz tebaasından daha sert tepkiler de var).”

Milei, X’te Netanyahu’nun birkaç paylaşımını yeniden paylaştı; bu da başbakanın oğlunun “Görünüşe göre, solun propagandasının aksine, İsrail-Arjantin ilişkilerine katkıda bulunmuşum…” demesine neden oldu.

İngiliz Denizaşırı Toprakları’na dahil olan bu ada, Arjantin’in yaklaşık 500 kilometre doğusunda yer alıyor.

1982 yılında Arjantin adalara saldırmış ve 649 Arjantinli asker, 255 İngiliz asker ile üç sivilin hayatını kaybettiği 74 günlük bir savaşı tetiklemişti.

Netanyahu, Lowe’a birkaç paylaşımda yanıt verdi.

Lowe’un, İsrail’den Batı Şeria’yı oluşturan bölgelerin İncil’deki isimleri olan “Yahudiye ve Samiriye’yi” bırakmasını isterken, “dünyanın öbür ucundaki birkaç kaya parçası için savaşa girmeye” hazır olduğunu öne süren Yair, İngiliz siyasetçiyi ikiyüzlülükle suçladı.

Falkland Savaşı sırasında İngiltere’yi yöneten Başbakan Margaret Thatcher’ın eski danışmanı Nile Gardiner, Netanyahu’nun paylaşımını alıntıladı ve “neyse ki” bunun İsrail hükümetinin resmi tutumunu yansıtmadığını belirtti.

Gardiner, “Cesur Falkland Adalıları, son derece cesur İsrail halkıyla tam olarak aynı egemenlik, kendi kaderini tayin etme ve özgürlük haklarına sahiptir. Falkland Adaları her zaman İngiliz olacaktır,” diye yazdı.

Geçen ay, Netanyahu destekçilerinin Arjantin’in adalar grubunu geri alması yönündeki çağrıları sürerken, İsrail’deki İngiliz Büyükelçiliği Haaretz’e şunları söyledi:

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır. Egemenlik Birleşik Krallık’a, kendi kaderini tayin hakkı ise ada sakinlerine aittir.”

Büyükelçilik, 2013’teki referandumda Falkland Adalıların yüzde 99,8’inin “Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullandığını” da ekledi.

Yair Netanyahu, son günlerde İran’dan geldiği iddia edilen bir suikast tehdidinin ardından Miami’deki evinden aceleyle uzaklaştırılıp İsrail’e geri döndüğünün bildirilmesi üzerine manşetlere çıkmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English