Amerika
Pentagon ve güç ideolojisi: Batı medeniyetini kurtarmak

“İsraf” ve “hantallık”… Silikon Vadisi’ndeki muhteris yeni Pentagon müşterilerinin, geleneksel silah şirketlerine ve ürünlerine yönelttikleri eleştiriler böyle özetlenebilir.
Elbette buna bir de “Nietzsche’ci” diyebileceğimiz bir güç ideolojisi eşlik ediyor. Peter Thiel’in “woke” zihniyetini Hıristiyanlığa benzettiğine daha önce işaret etmiştik. Kurbandan yana olma, merhamet, kitle/köle kültürü… Bunlar Nietzsche’nin Hıristiyanlığa atfettiği olumsuz niteliklerdi ve Silikon Vadisi çetesi, bu antidemokratik/antisosyalist “aristokratik isyancının” söylediklerini neredeyse harfi harfine tekrar ediyor.
Pentagon ve genel olarak savunma sanayii, bu güç ideolojisinin hem bir oyun alanı, hem de gerçeklik testine tabi tutulduğu yer olarak öne çıkıyor. Silikon Vadisi’nin transhümanist filozof-kralları, hem kavga ediyor, hem uzlaşıyor.
Önceki yazıda, savunma sanayiinde inovasyon söz konusu olduğunda Vadi’nin abartılı fütürizmine karşı bir de daha konvansiyonel görüşler bulunduğuna değinmiştik. Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçinin bu iki anlayışın arasında bir yerde durduğu anlaşılıyor. İşin garibi, bu orta yol, tuhaf sonuçlara yol açıyor.
Tuhaf sonuçların en çok öne çıkanı, ABD’nin İsrail’den devşirdiği “Demir Kubbe” konsepti. Trump ve bazı Kongre üyeleri, ayrıca etkili MAGA’cılar, ABD’nin kendi Demir Kubbe’sine sahip olması gerektiğine inanıyorlar.
27 Ocak’ta Başkan Trump, Pentagon’un “Anavatan’a yönelik herhangi bir yabancı hava saldırısını caydırmak ve vatandaşlarını ve kritik altyapısını bunlara karşı korumak” için “yeni nesil bir füze savunma kalkanı” inşa edeceğini açıkladı.
Başkan Savunma Bakanlığına ABD’yi “eş, yakın ve haydut düşmanlardan gelebilecek balistik, hipersonik, gelişmiş seyir füzeleri ve diğer yeni nesil hava saldırılarına” karşı savunmak üzere “Amerika için Demir Kubbe” önerisinde bulunmak için 60 günü olduğunu söyledi.
Trump’ın başkanlık emrini, makul bir askeri görevden çok pazarlama aldatmacası olarak görenler mevcut. Nitekim Pentagon, Trump’ın duyurusundan dört gün sonra “Amerika için Demir Kubbe” kararnamesini ele almak üzere “endüstrinin yeteneklerini anlamak” için savunma sanayii şirketlerine bir anket gönderdi.
ABD savunma şirketleri, yapabileceklerini abartmalarıyla da biliniyor. “5’li çete” mensubu ve İsrail’deki Demir Kubbe’nin ortaklarından RTX, memnuniyetini gizlemedi. Şirket CEO’su Chris Calio, Trump’ın emrinden bir gün sonra, “Bugün İsrail’in Demir Kubbe’sinin önemli bir ortağıyız. Bu, Raytheon’un temelini oluşturuyor ve bu konuda en iyiler arasında yer alıyorlar… Bunu bizim için önemli bir fırsat olarak görüyoruz, tam da bizim kaptan köşkümüzde olan bir şey,” diye konuşuyordu.
Demek ki askeri-endüstriyel kompleks bozuluyor, yeniden yapılıyor. Ama biz şimdilik Demir Kubbe fantezisine dönelim: “Amerika için Demir Kubbe”, İsrail’in daha az sayıda, daha yavaş ve daha kısa menzilli roket ve füzeleri savuşturmak için kullandığı çok daha mütevazı Demir Kubbe sistemini örnek alıyor. İsrail’in resmi yüzölçümü 21.937 kilometrekare; Atlantik’ten Pasifik’e, Alaska’dan Meksika sınırına kadar uzanan ABD’ninki ise 9.867.000 kilometrekare!
Ama daha önemlisi, maliyet. Nükleer uzman Joe Cirincione’nin hesaplamalarına göre, başta Pentagon olmak üzere tüm devlet kurumlarında “israf”ın önüne geçmek ve devleti küçültmek için harekete geçen Trump yönetiminin bu askeri proje için yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyacı var.
ABD’nin şu anda füze savunması için harcadığı yıllık meblağ yaklaşık 10 milyar dolar.
Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker da, bu kapsamda Pentagon’a 200 milyar dolar ek bütçe ayrılmasını istiyor. Demir Kubbe’nin yanı sıra gemi inşası, denizaltılar ve yeni nesil savaş uçakları gibi alanlardaki kilit yatırımlar da senatör için önemli sayılıyor.
Burada bir gariplik daha bulunuyor. ABD Kongresi’ndeki senatörler ve temsilciler, kendi eyaletlerindeki savunma sanayii tesislerinin üretime devam etmesi için bazen Pentagon’un istemediği ürünlerin bile piyasaya sürülmesine izin verebiliyorlar. 14 Şubat tarihli bir Wall Street Journal makalesi de buna dikkat çekiyor: Geçmişte Pentagon servisleri, finansmanı kendi istedikleri daha yeni programlara kaydırmak amacıyla potansiyel kesinti listeleri ortaya koyuyorlardı. Bölgelerindeki askeri harcamaları tutmak isteyen Kongre üyeleri ise daha sonra bu kesinti önerilerini rutin olarak reddediyorlardı.
WSJ, “Sonuç, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana sürekli büyüyen bir Pentagon bütçesi oldu,” diye yazıyor.
Elon Musk’ın DOGE’si geldiğinde işler tersine dönebilir mi? Trump yönetiminin, Pentagon’un 850 milyar dolarlık bütçesinin %8’ini, yani yaklaşık 68 milyar dolar, büyük ölçüde bürokratik şişkinlikten yeni silahlara kaydırmak istediği söyleniyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, DOGE’yi memnuniyetle Pentagon’a davet ettiklerini söylüyor ve “Karargâhta ele alınması gereken israflar, fazlalıklar ve personel sayısı var,” diyor.
Demek ki Amerikan savaş kapasitesi daha keskin hale getirilmek isteniyor. Bunun için eski ile yeninin, geleneksel ile hiper-modernin iç içe geçmesi gerekiyor. Forbes şubat ayında şöyle yazıyor: Bir araştırma şirketine göre, havacılık ve savunma alanındaki küresel yapay zeka pazarının bugün yaklaşık 28 milyar dolar iken 2034 yılına kadar 65 milyar dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Bu da %9,91’lik bir yıllık bileşik büyüme oranı anlamına geliyor. Kuzey Amerika tek başına bu pazarın 10,43 milyar dolarını temsil ediyor ve yıllık %10,02 ile daha da hızlı büyüyor.
Ama öncelik Silikon Vadisi çetesinde. Vadi, oynayacağı yeri biliyor: Palantir’in baş teknoloji şefi Shyam Sankar, ABD ile Çin arasındaki rekabeti, “Yapay Zeka silahlanma yarışı” olarak tanımlıyor.
Geleneksel donanım yerine yazılım, insansız hava araçları ve robotlara öncelik vererek askeri tedariki modernize etmeye yönelik bir baskı görme ihtimali artıyor.
Dolayısıyla, Trump yönetimi çelişkili dünyamızın cisimleşmiş hali gibi görünüyor. Musk “israf” diyor, ama Hegseth savunma harcamalarını Biden döneminde son kabul edilen bütçenin (895 milyar dolar) dahi çıkarmaktan söz ediyor. Pentagon’un başına da USAID’e olanların geleceğinden korkanlara, bakanlığının USAID olmadığını söyleyerek garanti veriyor ve ekliyor: “USAID’nin pek çok sorunu var… Önce Amerika ile bağlantısı olmayan küreselci gündemleri takip ediyor. Savunma Bakanlığı böyle değil.”
Demek ki tüm dünyaya yayılan üsleriyle, işgal ve darbe girişimleriyle Pentagon, “küreselci” bir gündemi takip etmiyor.
***
Perry Anderson, New Left Review’un son sayısında “fikirlerin gücü” üzerine yazdığı makalede, “doktrini daha zayıf ve çığırtkanları daha az” olduğu halde, neoliberalizmin dayanak aldığı liberalizmden çok daha güçlü ve yaygın bir ideoloji haline nasıl geldiğini sorduktan sonra, “her marksistin” bildiği bir cevap olduğunu söylüyor:
“Her marksistin aşina olduğu cevap, gelişmiş bir toplumun maddi altyapısının, geri kalan her şeyin dayandığı şey olduğudur; bu olmadan bürokrasi, ordu, meclis, medya, hastane ya da okul, hapishane, yüksek ya da alçak kültür olamaz: her işin yürüyebilmesi için, işleyen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, istenmediği takdirde liberal anayasalardan ya da parlamentolardan, liberal gazetelerden ya da podcast’lerden, liberal sanatlardan ya da inançlardan vazgecilebilirken, işleyen bir iktisadi sistemden vazgeçilemez. Bu, herhangi bir siyasi ya da kültürel düzenin olmazsa olmazıdır.”
İşleyen bir iktisadi sistem, şimdilerde kimileri “askeri Keynesçilik” de diyor(*), büyük veri-yapay zeka-risk sermayesi üçgeninde şekilleniyor. Amerikan “güvenlik devleti”nin ve Pentagon’un yarattığı ucube, Silikon Vadisi, “hakkı olanı” talep ediyor.
Bu tezgahta yer çok ve uzlaşının adresi Pentagon: 7 Mart’ta Bloomberg’in geçtiği bir habere göre, Palantir 178 milyon dolarlık sözleşmesinin bir parçası olarak ABD ordusuna mobil savaş istasyonları teslim etmeye başladı. “İnovatif” Anduril ve “5’li çete” mensubu Northrop Grumman gibi alt yüklenicilerle birlikte geliştirilen ürün, dışarıdan bakıldığında sağlam bir askeri kamyon gibi görünüyor. İçeride ise açılır kapanır masalar, çoklu ekranlar ve sunucularla tamamlanmış bir çalışma alanı hissi veriyor.
Palantir’in Titan isimli (Taktik İstihbarat Hedefleme Erişim Düğümü”nün İngilizce kısaltması) aracını geliştirmesi, ilk kez bir yazılım şirketinin Pentagon’un ana savunma yüklenicisi olarak çalışması anlamına geliyor.
Risk sermayedarları destekli yeni şirketlerin savunma sektörüne girmesiyle birlikte, yapay zekanın militarize edilmesi ve Pentagon’un Çin’le “Büyük Güç Rekabeti” için var olan hevesinin hızlandırılması gibi “ayrıcalıkları” da ortaya çıkıyor. Risk sermayesi, Büyük Teknoloji ve özel sermaye arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, bu birlikteliğin yakın zamanda bazı geleneksel Pentagon yüklenicilerini satın almaya başlayabileceğine bile işaret ediyor.
Sen Jose Devlet Üniversitesinden Roberto J. González, Büyük Teknoloji’nin ezici mali gücü göz önüne alındığında, Microsoft ve Amazon gibi şirketlerin “geleneksel” askeri-endüstriyel kompleksin parçalarını satın almaya başlaması ve Northrop Grumman ve RTX gibi “geleneksel” firmaların gelecek vaat eden savunma teknolojisi girişimlerini satın almaya başlamasının daha olası bir senaryo olduğunu düşünüyor.
Örneğin Pentagon’un seçkin “emektarları”, Red Cell Partners ve Shield Capital gibi girişim sermayesi şirketlerini tercih ediyor. Özel sermaye devi KKR’nin ortaklarından biri de eski CIA şefi David Petraeus.
Pentagon, “Stratejik Sermaye Ofisi” adında bir bölümü de sessiz sedasız açtı. Bu ofis, kamu fonlarını savunma sanayii tabanının “kârlı olmayan” yönlerine yatırmak ve Pentagon’un çok önemli “ulusal güvenlik” uygulamalarına sahip olduğunu düşündüğü teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmak için var gibi görünüyor.
Pentagon’un araştırma bütçesini artırmasıyla birlikte, sadece 2021 ve 2023 yılları arasında risk sermayesinin savunma firmalarına 100 milyar dolar civarında fon sağladığı hesaplanıyor. González, “Günümüzün teknoloji devlerinin neredeyse tamamı savunma sanayinden bir DNA taşıyor ve Pentagon ile uzun bir işbirliği geçmişine sahipler,” diyor. González’in araştırmasının başlığı: “Büyük Teknoloji ve Silikon Vadisi Askeri-Endüstriyel Kompleksi Nasıl Dönüştürüyor?” Tablo tamamlanıyor.
***
Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki sözümona “kültür savaşları”nın en silik olduğu yerin de savaş sanayii olduğu anlaşılıyor.
Trump’ın ve Hegseth’in ordudaki “trans ideolojisini” tersine çevirmeye yönelik hamleler yaptığını reddetmiyorum. Ama bunun, yani Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki sözde “kültür savaşının” Amerikan ulusal çıkarlarını baltaladığına ilişkin anlatının tamamen palavra olduğunun altını çizmek istiyorum.
“Kültür farklılıkları”, California-Silikon Vadisi şirketleri ile ordu arasındaki ortaklıkları hiç engellemiyor. González hatırlatıyor: NSA’in en uzun süre görev yapan direktörü olan Keith Alexander, Amazon’un yönetim kurulu üyesi. Google’ın eski yöneticilerinden Eric Schmidt, hâlâ LinkedIn’den Reid Hoffman’ın da üyesi olduğu Pentagon’un Savunma İnovasyon Kurulu’nun kurucu başkanıydı.
González’e göre var olan “kültürel bölünme” bu şirketler ile Pentagon arasında değil, bu şirketlerdeki çalışanlar ile Pentagon arasında; bu çalışanlar, yaptıkları iş “terörle mücadele” görevlerinde insansız hava araçları tarafından derlenen video görüntülerini tarayan veri eleme yazılımı gibi şeylere katkıda bulunduğunda ahlaki tehlike yaşarlar: “Ben buna kültürel bir bölünme demezdim. Ben buna sınıf savaşının, ironik hale getirecek kadar gerçek bir mekanda tezahürü derdim.”
***
Güç ideolojisi ve “Nietzsche’ci yıkım projesi” uzlaşmanın zeminini oluşturuyor. Somut çıktıları ise Batı medeniyetini korumak, Amerika’nın küresel hegemonyasını garanti altına almak ve Çin’e karşı bir haçlı seferini örgütlemek.
Yine González yazıyor. Biraz uzun ama alıntalamaya değer:
“[Bu üstyapı] birkaç unsurdan oluşuyor: yapay zekanın etkinliği hakkında görkemli iddialarda bulunan bir yapay zeka yutturmaca makinesi; Çin’in askeri ve teknolojik yeteneklerinin abartılması; Amerika’nın tek başına dünyanın demokratik toplumlarını koruma yeteneğine (ve görevine) sahip olduğu fikri; ve ABD hakimiyetini korumanın en iyi yolunun, şirketlerin ihtiyaçlarına öncelik veren büyük ölçüde düzenlenmemiş bir serbest piyasadan geçtiğine dair sarsılmaz bir inanç. Askeri yapay zekaya olan talebin artmasında rol oynayan bu bakış açıları, teknoloji yöneticileri, risk sermayedarları, düşünce kuruluşu analistleri, akademik araştırmacılar, gazeteciler ve Pentagon liderlerinden oluşan birbirine bağlı bir şebeke tarafından yayılıyor. Birkaç yıl içinde bu grup, medya ortamını korkutucu bir senaryo ile doyurdu: Amerika’nın, ‘Yapay Zeka silahlanma yarışında’ Çin’i geride bırakamazsa küresel jeopolitik ve iktisadi üstünlük için destansı bir mücadeleyi kaybetmenin eşiğinde olduğunu iddia ediyorlar. Bu cazip fikir Soğuk Savaş anlatılarını anımsatıyor ve ABD’nin teknoloji sektöründeki askeri harcamalarını meşrulaştırmaya ve hızlandırmaya hizmet ediyor.”
Anderson’ın “işleyen bir iktisadi sistem” ve onun üst yapısına ilişkin tespitini hatırlatalım. Amerikan askeri harcamaları, yapay zeka yatırımları ve vampir risk sermayesi(**) ile desteklenen bir “serbest piyasa” mekanizması bu; sosyal Darwinizm per se de diyebiliriz.
(*) Elbette, Keynesçiliğin tarihte yalnızca askeri yoldan, yani 2. Dünya Savaşı ile, mümkün hale geldiği de iddia edilebilir.
(**) González araştırmasına şu noktaya dikkat çekiyor: “Doğaları gereği, VC [risk sermayesi] firmaları bir ürünü hızlı bir şekilde pazara sunarak ve ardından girişimi satıp veya halka açıp ‘nakde çevirerek’ yatırımdan hızlı geri dönüşler elde etmeye çalışırlar. Bu da VC tarafından finanse edilen savunma teknolojisi şirketlerinin hızlı bir şekilde prototip üretme ve ardından yeterli testler yapılmadan üretime geçme baskısı altında oldukları anlamına geliyor. VC firmaları ‘Pentagon yetkililerine yeni savaş yöntemleri satmakla’, bu yaklaşım stratejik bir çerçeveye uyduğu için değil, kendi iş modelleriyle uyumlu olduğu için ilgilenmektedir.”
Amerika
Trump, Venezuela’da kalıcı asker konuşlandırmak istiyor

ABD’li yetkililer, Trump yönetiminin Venezuela ile, ülkede olası bir uzun vadeli ABD askeri varlığının temelini atacak bir anlaşma üzerinde müzakere ettiğini belirtti.
New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, Marco Rubio yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı’nın, “kuvvetlerin statüsü anlaşması” (SOFA) olarak bilinen askeri anlaşmaya ilişkin görüşmelere öncülük ettiğini belirtti.
Venezuela’daki uzun vadeli ABD asker varlığına ilişkin sayılar ve konumlar da dahil olmak üzere tüm ayrıntılar, gelecekteki anlaşmalarda belirlenecek.
Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, 100’den fazla ülkeyle kuvvetlerin statüsü anlaşmaları müzakere ettiğini belirtti.
ABD, bazı ülkelerdeki üslerde on binlerce asker bulundururken, diğerlerinde sadece birkaç danışman veya birim bulunduruyor.
Açıklamada, bu anlaşmaların “ABD kuvvetlerinin, gemi ziyaretleri, eğitim, tatbikatlar ve insani yardım gibi güvenlik ortaklarımızla karşılıklı olarak kararlaştırılan faaliyetlerde çalışabilmesi için net ve öngörülebilir bir yasal çerçeve sağlayarak savunma işbirliğini teşvik ettiği” belirtildi.
Ocak ayında ABD askerlerinin Venezuela’ya düzenlediği gece baskınında onlarca kişiyi öldürmesi ve ülkenin lideri Nicolás Maduro’yu kaçırmasından bu yana, Venezuela’nın üst düzey yetkilileri Donald Trump’a boyun eğmiş durumda.
Pazartesi günü Washington’da yaptığı bir konuşmada Trump, “Venezuela’yı fethetmek”ten bahsetti.
New York Times’a göre müzakereler, ABD hükümetinin Latin Amerika’da giderek artan askerileştirilmiş politikalarının en son tezahürü.
Trump ve üst düzey danışmanları, Kolombiya, Ekvador ve Venezuela’daki güçlerle ortak operasyonlar da dahil olmak üzere, bölge genelinde operasyonlar yürütülmesi için askerlere talimat vermişti.
ABD ordusu ayrıca Karayipler ve doğu Pasifik’te sivil teknelere yönelik onlarca saldırı düzenledi; birçok hukuk uzmanı bu saldırıları yargısız infaz olarak nitelendiriyor.
Trump yönetimi, bölgedeki birçok sağcı hükümetle daha yakın güvenlik bağları kurdu ve Orta ve Güney Amerika’daki üslerde asker ve askeri varlık bulunduruyor.
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Ekim ayı sonlarında bazı Kongre danışmanlarına Venezuela ile yakında başlayacak müzakereler hakkında resmi bir brifing verdi.
Pazartesi günü, Rubio, Washington’da Venezuela’nın yeni dışişleri bakanı Oliver Blanco ile bir araya geldi.
Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ikili görüşmede ülkenin siyasi grupları arasındaki uzlaşma görüşmeleri, gelecekte seçimlerin yapılma olasılığı ve siyasi tutukluların serbest bırakılması konusu ele alındı.
Bakanlığın toplantı özetinde askeri bir anlaşmaya ilişkin müzakerelerden bahsedilmedi.
Venezuela, Karayipler’e kıyısı ve Kolombiya, Brezilya ve Guyana ile kara sınırları bulunması nedeniyle bölgesel bir operasyon üssü olarak son derece elverişli.
ABD ordusu ve diğer Amerikan kurumları, uyuşturucu kaçakçılığını durdurmak amacıyla Kolombiya’da operasyonlar yürütüyor.
Buradaki sorulardan biri, ABD’nin Venezuela’da Amerikan askeri üsleri kurup işletmeyi mi, yoksa Venezuela üslerine asker yerleştirmeyi mi planladığı.
Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Karakas’ta yaptığı açıklamada, ABD’nin Venezuela ile güvenlik işbirliğini genişletmeyi beklediğini ama üslerin kurulmasına ilişkin ciddi bir tartışmanın “çok, çok uzak bir ihtimal” olduğunu vurguladı.
Yetkili, şu anda Venezuela hükümetiyle üsler konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Amerika
Teksas’ta 32 yıl sonra Demokratları zafere götüren Gina Hinjosa kimdir?

Demokrat Partili Gina Hinojosa, Teksas valilik seçimini kazanarak eyalette 32 yıldır süren Cumhuriyetçi Parti hakimiyetine son veren ilk Demokrat oldu. Dördüncü dönemi hedefleyen Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott yenilgiyi kabul ederken Hinojosa, eyalet meclisindeki sandalye dağılımı sayesinde güçlü bir veto yetkisiyle göreve başlayacak.
Demokrat Partili Gina Hinojosa, Teksas valilik seçimini kazanarak eyalette 32 yıldır süren Cumhuriyetçi Parti yönetimine son veren ilk Demokrat oldu.
Dördüncü dönemini hedefleyen mevcut Vali Greg Abbott, Hinojosa’yı telefonla arayarak yenilgiyi kabul etti. Associated Press (AP) haber ajansı da eyaletteki seçimi Hinojosa’nın kazandığını duyurdu.
Seçim zaferinin ardından destekçilerinin tezahüratları eşliğinde sahneye çıkan Hinojosa, “Başardık. Bu zaferin yarattığı sarsıntı da dahil olmak üzere, Teksas’ta her şey daha büyüktür. Bu gece dünyayı şaşırttık.” dedi.
Valilik görevini ocak ayında devredecek olan Abbott ise destekçilerine teşekkür ederek görevi devralacak Hinojosa ve ekibine geçiş sürecinde yardımcı olacağını belirtti.
Abbott, “Buraya çıkmadan hemen önce, eyaletteki bütün bölgelerin ayrıntılarını inceledikten sonra Gina Hinojosa’yı arayıp kendisini Teksas valilik yarışını kazandığı için tebrik etme kararı aldım. Halen sayılacak oylar var ancak matematiksel olarak bu seçimi kazanmamız mümkün görünmüyor.” diye konuştu.
ABD Başkanı Donald Trump, kaybettiği seçimin ardından sosyal medyada Abbott’ı hedef aldı.
Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, “Teksas Valisi Greg Abbott, siyasi hayatının son altı ayında yalnızca adı Cumhuriyetçi olan birine (RINO) dönüşmeseydi kaybetmezdi. Eski formülüne geri döndü ve sonuç hiç hoş olmadı!” değerlendirmesini yaptı.
Hükümet ve Plan II alanında öğrenim gören Hinojosa, valilik yarışına şansı daha düşük gösterilen aday olarak başladı.
Önceki üç rakibini açık farklarla mağlup eden Abbott, yarışa büyük bir bağış toplama avantajıyla girdi. Hinojosa ise görevdeki valiyi geçmek amacıyla seçim kampanyasında eğitim ve veri merkezleri konularına ağırlık verdi.
Teksas genelindeki Demokrat zaferleri valilikle de sınırlı kalmadı; AP, ABD Senatosu yarışında Demokrat James Talarico’nun Cumhuriyetçi Ken Paxton karşısında kazandığını bildirdi.
Siyasete oğlunun okulunu kurtarmak için adım attı
Rio Grande Vadisi’nde doğup büyüyen yerli bir Teksaslı olan Gina Hinojosa, Brownsville devlet okullarında eğitim gördü.
Teksas Üniversitesinden mezun olmasının ardından George Washington Üniversitesinde hukuk öğrenimini tamamladı.
Kariyerine ailelerin ve işçilerin haklarını savunan bir sivil haklar ve sendika avukatı olarak başlayan Hinojosa, çalışanların adil ücret ve özlük haklarına kavuşması için çalıştı.
Hinojosa, 2005 yılında Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Tom DeLay hakkında kara para aklama suçlamasıyla açılan davayı yürüten hukuk ekibinde görev aldı.
Hinojosa, başlangıçta kamu görevine aday olma planı yapmıyordu. Ancak eyalet bütçesindeki kesintiler nedeniyle oğlunun gittiği ilkokul kapanma tehlikesiyle karşılaşınca diğer velileri bir araya getirdi.
Austin Bağımsız Okul Bölgesi Yönetim Kuruluna adaylığını koyarak seçimi kazanan Hinojosa, oğlunun okulunun yanı sıra bölgedeki diğer tüm devlet okullarının eğitime devam etmesini sağladı.
Kurul üyeleri, 2015 yılında Hinojosa’yı Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlendirdi.
Eyalet meclisinde eğitime bütçe mücadelesi verdi
Kamu hizmetine okul yönetiminde başlayan Hinojosa, Teksas Temsilciler Meclisinde Austin bölgesini dokuz yıl boyunca temsil etti.
Eyalet meclisinde 2017 yılında insan ticareti mağdurlarına destek amacıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Komisyonuna 3 milyon dolar aktarılmasını önerdi.
Öneri Temsilciler Meclisinden geçse de Senato görüşmelerinde bütçeden çıkarıldı. 2019 yılında ise afetzedelerin yardım başvurusu yapmasını sağlayan bir sistem kuran HB 1307 sayılı yasa tasarısını hazırlayarak yasalaşmasını sağladı.
Ayrıca Travis bölgesindeki yoksullara sağlık hizmeti verilmesi için yaklaşık 1 milyar dolarlık federal fon ayrılmasına öncülük etti.
Eğitim odaklı girişimlerini mecliste de sürdüren Hinojosa, 2019 yılında kamu okullarına 11 milyar doları aşan yatırım ayrılması sürecinde yer aldı.
2023 yılındaki yasama döneminde ise öğretmen maaşlarına 15 bin dolar, destek personeline 5 bin 500 dolar zam yapılmasını ve öğrenci başına ayrılan bütçenin 6 bin 160 dolardan 8 bin 947 dolara çıkarılmasını hedefleyen 40 milyar dolarlık “Geleceğimizi Tam Fonlayın Yasası” teklifini sundu.
Vali Abbott, özel okul kuponu uygulaması geçmedikçe kamu eğitimi bütçesini artırmayacağını açıkladı ve okullara ek bütçe aktarılamadı.
2025 yılı şubat ayında bu kesintileri gösteren bir internet sitesi açan Hinojosa, Abbott’ın suçlamasına karşı “Yüzüme karşı yalancı de.” çağrısıyla bir video paylaştı.
Seçim zaferi yeni bir yasama dengesi getirdi
Hinojosa, meclisteki görev süresi boyunca Demokrat parlamenterlerle birlikte oy hakkı kısıtlamalarını durdurmak ve seçim bölgeleri haritalarını engellemek amacıyla eyalet dışında eylemlere katılmıştı.
Başsavcı Ken Paxton’ın Hinojosa ve diğer vekilleri görevden alma talebiyle açtığı dava ise Teksas Yüksek Mahkemesince yetkisizlik gerekçesiyle reddedildi.
Ocak ayında valilik koltuğuna oturacak olan Hinojosa; binlerce eyalet görevlisini atama, yasa tasarılarını imzalama veya veto etme ve afet durumu ilan etme yetkilerine sahip olacak.
Cumhuriyetçilerin Teksas Meclisinin her iki kanadında da üçte iki çoğunluğu elde edememesi nedeniyle yeni vali, yasama sürecinde veto gücünü etkin bir şekilde kullanabilecek.
Çocukluğunda büyükannesinden “No te dejes” (Boyun eğme) ilkesini öğrendiğini dile getiren Hinojosa, konuşmasını “Teksaslılara özgü o kararlılıkla her şeyin mümkün olduğunu gösterdik.” sözleriyle tamamladı.
Amerika
Tıp doktorluğundan Senatoya: Abdul El-Sayed kimdir?

Michigan’daki yarışta Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup eden tıp doktoru Abdul El-Sayed, ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü oldu. El-Sayed, evrensel sağlık sigortası ve İsrail’e askeri yardımın sonlandırılması talepleriyle biliniyor.
Abdul El-Sayed, ABD’nin Michigan eyaletinde Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü unvanını kazandı.
Demokrat Parti’nin sol kanadında yer alan 42 yaşındaki El-Sayed, hem partisinin yerleşik düzenine yönelttiği eleştirilerle hem de Cumhuriyetçilerin ve Donald Trump’ın hedef aldığı seçim kampanyasıyla öne çıktı.
Mısır kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olarak 1984 yılında Detroit’in banliyösü Rochester Hills’te doğan El-Sayed’in ilk dili Arapça oldu. Lise yıllarında güreş, Amerikan futbolu ve lakros takımlarının kaptanlığını yürüten El-Sayed, Michigan Üniversitesinde biyoloji ve siyaset bilimi eğitimi aldı; lakros sporunu üniversite takımında da sürdürdü. Ardından Rhodes bursuyla Oxford Üniversitesinde ve Michigan Üniversitesinde tıp eğitimi gördü; tıp doktorası derecesini Columbia Üniversitesinden aldı.
Epidemiyolojiden Detroit Sağlık Departmanına
Siyasete atılmadan önce kamu sağlığı epidemiyolojisi alanında çalışan ve akademide doçentlik kadrosuna yönelen El-Sayed, daha sonra Detroit Sağlık Departmanının başına getirildi. 2018 yılında, 32 yaşındayken Flint su krizindeki çalışmalarından esinlenerek Michigan Valiliği adaylığı için görevinden istifa etti. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi sol Demokrat isimlerin desteğini almasına karşın, partisinin ön seçiminde Gretchen Whitmer’a 20 puandan fazla farkla kaybetti.
Ardından Wayne County Kamu Sağlığı Direktörlüğü görevini yürüten El-Sayed, 2026 yılındaki Senato yarışında şansını yeniden denedi.
Demokrat Partinin emekliye ayrılan Senatörü Gary Peters’ın yerine geçmek için başlatılan ön seçim yarışında ilk olarak El-Sayed, Michigan Eyalet Senatörü Mallory McMorrow ve Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens yarıştı. McMorrow’un temmuz ayında adaylıktan çekilmesinin ardından yarış, Stevens ile El-Sayed arasında geçti.
İsrail yanlısı lobi örgütü AIPAC’e bağlı United Democracy Project adlı bağımsız harcama komitesinin (Super PAC) Stevens’ı desteklemek ve El-Sayed’i durdurmak için 30 milyon dolar harcadığı ön seçimi, El-Sayed yaklaşık yüzde 1 farkla kazandı.
Obama’nın desteğini aldı
Eski ABD Başkanı Barrack Obama, El-Sayed’in Senato kampanyasına destek verdi.
El-Sayed, aralarındaki ilişkiyi zaman zaman kendi babasıyla kurduğu bağa benzeterek her başlıkta aynı görüşü paylaşmasalar dahi Obama’nın açtığı yol ve sunduğu katkı nedeniyle “derin bir minnettarlık duyduğunu” dile getirdi.
El-Sayed, Barack Obama’nın 2004 yılındaki Demokratik Ulusal Kurultay (DNC) konuşmasını takip ettikten sonra ilk kez bir siyasetçide kendisini gördüğünü kaydetti. Her iki ismin de Afrika kökenli babalara sahip olması, alışılmışın dışında isimler taşıması ve benzer fiziksel özellikleri paylaşması, El-Sayed’in sıklıkla dikkat çektiği unsurlar arasında yer aldı.
El-Sayed, geçmişte Obama yönetiminin bazı adımlarına yönelik eleştirilerini açıkça paylaştı. Özellikle dış politika kararlarını ve sağlık reformundaki sınırlılıkları hedef alan siyasetçi, bir dönem kendisine yakıştırılan “yeni Obama” nitelemesinden rahatsızlık duyduğunu dile getirdi.
El-Sayed, bu dönemde yaptığı değerlendirmede “Ben Obama değilim.” ifadesini kullandı. Obama döneminde yürürlüğe giren Sağlık Sigortası Reformu’nu (Affordable Care Act – ACA) ise geliştirilmeye muhtaç bir “başlangıç evi” olarak tarif etti.
İsrail’e askeri yardımları kampanyanın merkezine taşımıştı
El-Sayed, siyasi çizgi olarak kendisini demokratik sosyalist şeklinde tanımlamasa da Bernie Sanders çizgisine yakın bir ekonomik popülizmi savunuyor. Herkes için sağlık sigortası (Medicare for All) tasarısını destekleyen, şirket tekellerini eleştiren ve seçim harcamalarını serbest bırakan Citizens United kararının iptalini isteyen Michiganlı siyasetçi, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza dairesinin (ICE) lağvedilmesini talep ediyor.
Dış politikada ise El-Sayed, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını doğrudan “soykırım” olarak niteledi ve ABD’nin bu ülkeye yönelik koşulsuz askeri yardımlarının kesilmesini savundu.
Nisan ayında CNN’e verdiği demeçte, “On binlerce insanı öldürmek sizi fazlasıyla kötü yapar. Hangisinin diğerinden daha kötü olduğunu tartışmıyoruz. Hamas: kötü. İsrail hükümeti: kötü. İkisini de söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.
El-Sayed, seçim konuşmalarında bütçe önceliklerine değinerek “Vergilerimizin burada; buradaki okullar, sağlık sistemi ve altyapı için harcanmasını istiyoruz. Paramızın apartheid, soykırım ya da savaş yürütmek için gönderilmesini istemiyoruz.” görüşünü dile getirdi.
Genel seçim sürecinde Donald Trump ve Cumhuriyetçi çevrelerin hedefi olan El-Sayed, “cihatçı”, “komünist” ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün mensubu olmakla itham edildi.
Trump, El-Sayed’in Senatoya girmek için metal detektöründen geçmesi gerekeceğini iddia etti; Başkan Yardımcısı JD Vance ise El-Sayed’in ABD’ye hiçbir bağlılığının olmadığını öne sürdü.
Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers da El-Sayed’i kararsız bir eyalet için aşırı solda konumlandırmaya çalıştı. Genel seçim sürecinde taraflar ekim ayı ortasına kadar 220 milyon doları aşkın reklam harcaması yaptı.
Seçim gecesi Detroit’te eşi Sarah Jukaku ile birlikte zafer konuşması yapan El-Sayed, kendisine yöneltilen suçlamalara yanıt vererek “Ben Müslüman bir senatör olmak için yarışmıyorum. ABD Senatosu için yarışıyorum ve tesadüfen Müslümanım.” dedi.
Ocak ayında göreve başlayacak olan El-Sayed, anayasa gereği yemin törenini yönetecek olan Başkan Yardımcısı Vance’e seslenerek “JD, habibi, ocak ayında bana yemin ettirmekle anayasal olarak yükümlü olman leziz bir ironi barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu








