Diplomasi
Türkiye, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı 31 kişi ve kuruluşun mal varlığını dondurdu

Türkiye, Cumhurbaşkanı Kararı ile İran’ın nükleer programıyla ilişkili 16 kişi ve 15 kuruluşun ülkedeki mal varlıklarını dondurdu. Resmi Gazete’de yayımlanan karar, Batılı ülkelerin BM yaptırımlarını yeniden devreye sokan ‘tetik mekanizmasını’ başlattığı yönündeki yorumunu temel alıyor.
Türkiye, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen 16 kişi ve 15 kuruluşun mal varlıklarını dondurma kararı aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 1 Ekim 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan karar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) ilgili kararlarına dayandırıldı.
Karar, 7262 sayılı “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” uyarınca alındı. Kararın uygulanmasından Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu olacak.
Mal varlığı dondurulan kişi ve kuruluşların, karara karşı BMGK’ya iletilmek üzere Denetim ve İşbirliği Komisyonuna başvurma hakkı bulunuyor.
Öte yandan Batılı ülkeler ile Rusya ve Çin arasında BM yaptırımlarının hukuki geçerliliği konusunda görüş ayrılığı mevcut.
Batılı ülkeler, İran’ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunarak BM yaptırımlarını otomatik olarak geri getiren “tetik mekanizmasını” başlattıklarını belirtiyor.
Buna karşılık Rusya ve Çin, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve Avrupalı tarafların taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle bu mekanizmanın işletilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu vurguluyor.
Moskova ve Pekin, bu nedenle BM yaptırımlarının geri döndüğü yorumunu tanımadıklarını açıklamıştı.
Listede kimler var?
Resmi Gazete’de yayımlanan kararın ekinde, İran’ın nükleer programının farklı aşamalarında görev alan bilim insanları, yöneticiler ve bu programla bağlantılı kritik kurumlar detaylı bir şekilde sıralanıyor.
Listede, İran’ın nükleer faaliyetlerinde doğrudan rol oynadığı belirtilen 16 kişinin mal varlıklarının dondurulmasına karar verildi.
Bu isimler arasında uranyum zenginleştirme, reaktör yönetimi ve malzeme tedariki gibi alanlarda çalışan uzmanlar öne çıkıyor.
— Davud Ağa-Cani: Natanz’daki Pilot Yakıt Zenginleştirme Tesisinin (PFEP) müdürü.
— Behman Asgarpur: Arak Operasyon Müdürü.
— Seyid Hüseyin Hüseyni: Arak’taki ağır su araştırma reaktörü projesinde görevli bir İran Atom Enerjisi Kurumu (AEOI) yetkilisi.
— Cafer Muhammedi: AEOI’nin teknik danışmanı ve santrifüjler için vana üretiminden sorumlu.
— Seyyid Cabir Safdari: Natanz Zenginleştirme Tesisleri Müdürü.
— Kasım Süleymani: Saghand Uranyum Madeni Uranyum Madenciliği Operasyonları Direktörü.
Listede ayrıca santrifüj bileşenleri üretimi, uranyum dönüştürme ve nükleer yakıt araştırma gibi alanlarda görevli diğer üst düzey yetkililer de yer alıyor.
Hedefteki kurum ve kuruluşlar neler?
Karar kapsamında, İran’ın nükleer programının ana omurgasını oluşturan 15 kurum ve şirketin de mal varlıkları donduruldu.
Bu kuruluşlar arasında araştırma merkezleri, finansal yapılar ve tedarikçi şirketler bulunuyor.
— İran Atom Enerjisi Kurumu: Programın ana yönetim organı.
— Bank Sepah ve Bank Sepah International: İran’ın Havacılık ve Uzay Sanayii Örgütüne finansal destek sağladığı belirtiliyor.
— İsfahan Nükleer Yakıt Araştırma ve Üretim Merkezi (NFRPC): Zenginleştirme ile ilgili faaliyetlerde bulunan bir AEOI birimi.
— Kavoşyar Company: Nükleer program için vakum odası fırınları ve laboratuvar ekipmanı temin etmeye çalıştığı ifade edilen bir AEOI iştiraki.
— Novin Energy Company: AEOI bünyesinde faaliyet gösteren ve nükleer programla bağlantılı kuruluşlara fon aktardığı belirtilen şirket.
— Tamas Company: Uranyum çıkarma, zenginleştirme ve işleme faaliyetlerinden sorumlu bir çatı kuruluş.
Listede ayrıca Arak’taki ağır su reaktörünün tedarikçisi olan Mesbah Energy Company ve santrifüj programında yer aldığı belirtilen Pars Trash Company gibi kritik öneme sahip başka şirketler de bulunuyor.
Tetik mekanizması nedir? Süreç nasıl ilerledi?
2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), Tahran’ın nükleer programına sınırlamalar getirirken karşılığında ağır BM yaptırımlarının kaldırılmasını öngörüyordu.
Aynı yıl kabul edilen 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla bu anlaşma uluslararası hukuk zeminine taşındı.
Kararda yalnızca yaptırımların kaldırılması değil, aynı zamanda “snapback” olarak bilinen özel bir düzenleme de yer aldı. Türkçeye “tetik mekanizması” olarak geçen bu hüküm, İran’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal etmesi halinde, kaldırılan tüm BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesini sağlayan bir sigorta niteliği taşıyordu.
Mekanizma, Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelerin veto hakkını aşacak şekilde tasarlanmıştı. Normal koşullarda bir yaptırım kararının alınabilmesi için Konsey’de yeni bir oylama yapılması ve daimi üyelerin vetosuna takılmaması gerekiyor.
Ancak snapback düzenlemesi, süreci tersine çeviriyor: Taraflardan biri İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdiğinde, 30 gün içinde aksi yönde bir karar alınmazsa yaptırımlar otomatik olarak geri dönüyor. Yani bu durumda herhangi bir ülkenin vetosu süreci durduramıyor.
Buna ek olarak, 2231 sayılı karar bu hakkın kullanım süresini de sınırlamıştı. Mekanizmanın tetiklenebilmesi için son tarih 18 Ekim 2025’ti. Bu tarihten sonra snapback imkanı ortadan kalkacaktı.
2018’de ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle başlayan kriz, sonraki yıllarda daha da derinleşti. İran, Washington’ın yaptırımlarını gerekçe göstererek zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırmaya ve gelişmiş santrifüjler kullanmaya başladı.
Bu yılın yaz aylarında İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları ve Tahran’ın buna misilleme açıklamaları geldi. Aynı dönemde İran’ın UAEA ile işbirliğini sınırlandırdığı iddiaları Batılı başkentlerde kaygıyı artırdı. Avrupa’nın üç büyük gücü —Fransa, Almanya ve İngiltere (E3)— bu tablo karşısında snapback mekanizmasını işletme kararı aldı.
28 Ağustos 2025’te Londra, Paris ve Berlin yönetimleri BM Güvenlik Konseyi’ne resmi bildirimde bulunarak İran’ın anlaşma yükümlülüklerini “önemli ölçüde ihlal ettiğini” duyurdu. Bu bildirim, tetik mekanizmasını harekete geçiren adım oldu.
Bildirimle birlikte 30 günlük bir süreç başladı. Bu süre içinde Konsey, yaptırımların yeniden devreye girmesini engelleyecek bir karar almazsa, eski yaptırımlar otomatik olarak yürürlüğe girecekti. Ne var ki, Konsey’de böyle bir karar çıkması ihtimali baştan zayıftı. Zira herhangi bir daimi üye buna onay vermediğinde karar bloke edilebiliyor, bu da otomatik snapback’in yolunu açıyordu.
Eylül ortasına gelindiğinde Güvenlik Konseyi’nde snapback’i engelleyecek bir karar çıkmadı. Bunun üzerine 17 Eylül civarında, daha önce kaldırılmış olan tüm BM yaptırımları otomatik olarak yeniden yürürlüğe girdi. Silah ambargosu, nükleer teknoloji transferi yasağı, belirli kişi ve kuruluşlara seyahat kısıtlamaları ve malvarlığı dondurmaları yeniden devreye sokuldu.
Avrupa Birliği de 29 Eylül’de aldığı kararla bu adımı destekledi ve kendi düzeyinde ek yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Böylece İran, uluslararası tecridin sertleştiği yeni bir döneme girmiş oldu.
İran, Rusya ve Çin’den tepkiler
Tahran yönetimi, süreci “hukuken geçersiz” ilan etti. İran Dışişleri Bakanlığı, E3’ün girişimini “siyasi ve keyfi” olarak nitelendirdi.
Yetkililer, mekanizmanın kötüye kullanıldığını ve asıl yükümlülüğünü yerine getirmeyen tarafın ABD ve Avrupa olduğunu savundu. Ayrıca UAEA denetimleri konusunda işbirliğini kısıtlayabileceklerini ima ederek baskıya karşı direnç gösterdi.
Snapback süreci uluslararası alanda da tartışma yarattı. Rusya ve Çin, E3’ün adımına sert tepki gösterdi.
Her iki ülke, Güvenlik Konseyi’nde snapback’in ertelenmesine dönük bir girişimde bulundu. Ancak mekanizmanın yapısı gereği bu çabalar sonuçsuz kaldı. Süre dolunca yaptırımlar kendiliğinden yürürlüğe girdi. Yine de Rusya ve Çin, bu yaptırımları tanımadıklarını duyurdu.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









