Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dalai Lama’nın Epstein’ın evinde ne işi vardı?

Yayınlanma

Geçtiğimiz sene Daily Beast podcast’inde gazeteciler Joanna Coles ve Michael Wolff, Wolff’un Jeffrey Epstein’in Manhattan’daki malikanesini ziyareti esnasında karşılaştığı ünlü simaların listesini sırayla döküverdiler. Zikredilen isimler; zengin, muktedir ve sapkın erkeklerden mürekkep, birçoğu “Jeffrey’nin Dostları” olarak tanınan bir “eşraf geçidi”ydi. Fakat bu listenin içinde bir isim, fevkalade olağan dışı duruşuyla göze batıyordu: Dalai Lama.

Coles da aynı kanaatte olacak ki Wolff’a sordu: “Sahi, Jeffrey Epstein’in evinde Dalai Lama ile gerçekten karşılaştın mı?”

Wolff, “Elbette” diye yanıtladı.

Dalai Lama’nın orada bulunma sebebi sorulduğunda Wolff, pek çok kişinin Epstein’in etrafında pervane olmasının sebebinin ondan para sızdırmak olduğunu belirtti. Üstelik bu üst sınıf, salon vari ortamın cezbedici, karşı konulmaz bir yanı da vardı: Wolff, “Her daim müstesna bir atmosferdi” diyordu.

Wolff, Epstein’in evinde vakit geçirmeye 2014 yılında başladığını ifade etti. Bu tarih, o meşhur sübyancının, cinsel suçlamalar karşısında son derece lehimde bir savcılık anlaşmasıyla [1] kurtulmasından altı yıl sonrasına tekabül ediyordu. Ki vaktiyle eski Bölge Savcısı Alex Acosta, bu anlaşmanın gerekçesini şöyle izah etmişti: “Bana Epstein’in ‘istihbarata ait olduğu’ ve bu işin peşini bırakmam söylendi.” O dönemde Epstein hakkında muhtemel bir kitap üzerinde çalışan Wolff, artık hayatta olmayan bu cinsel suçlunun varlıklı sosyal muhitine erişim hakkı kazanmıştı. Epstein daha sonraları, Wolff’un Başkan Donald Trump hakkındaki çok satan kitapları için de mühim bir kaynak haline gelecekti.

Michael Wolff hakkında kalem oynatmak, onun güvenilirliğinin muhtelif düşmanları ve ekran yüzleri tarafından sorgulandığına dair bir “ihtiyat kaydı” düşmeyi zorunlu kılar. Wolff, sanatını çok üst düzeyde icra eden bir dedikodu simsarırıdır; haklarında bir kitap yayımlayana dek, etraflarında ünlü bir gazeteci dolaşmasından hoşnutluk duyan tekinsiz politikacılar ve oligarklarla düşüp kalkar. Wolff, pek çok gazetecinin adım dahi atamadığı o mermer döşeli salonlara girmeyi başarır; bu sebeple yorumları, dikkate şayandır.

Bunu bir kenara bırakırsak, Dalai Lama’nın, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in evinde neden bulunmuş olabileceğini bakalım. İnsanlar Epstein ile genellikle iki sebeple hemhal olurlardı: Seks ve para. Wolff, bu vakada sebebin ikincisi olduğunu ima etti. Acaba Dalai Lama yahut onunla iltisaklı bir kuruluş, Epstein’den bir bağış mı almıştı?

Tibetli ruhani lider 2009 yılında, lideri Keith Raniere’in 2019’da yedi ayrı suçtan hüküm giyip 120 yıl hapse mahkûm edildiği istismarcı seks tarikatı NXIVM [2] için düzenlenen bir etkinlikte konuşmuştu. 2009’daki bu zuhuru esnasında Dalai Lama bir konuşma yapmış ve Raniere’in omuzlarına törensel bir Tibet şalı (Khata) yerleştirmişti. Bu gayretleri karşılığında Dalai Lama’nın 1 milyon dolar aldığı rivayet edildi. Anlaşma, kız kardeşi Clare ile birlikte Raniere ve NXIVM’e en az 150 milyon dolar akıtan milyarder mirasçı Sara Bronfman tarafından bağlanmıştı. Sara Bronfman’ın, bilahare yolsuzluk sebebiyle görevden el çektirilecek olan Lama’nın şahsi barış elçisi Lama Tenzin Dhonden ile bir gönül ilişkisi yaşadığı iddia edilmişti.

Bir çocuk seks ticareti şebekesi işlettiğine dair delillere rağmen, Epstein’in servetinin kaynağı hiçbir zaman layıkıyla izah edilemedi. Onunla vakit geçirenler, ne iş yaptığını bilmediklerini ve aslında pek az “hakiki” iş yapıyor gibi göründüğünü söylemişlerdir. Nedendir bilinmez, milyarderler Jeffrey Epstein’e devasa meblağlar vermekten haz alırdı. Les Wexner, Epstein’e on milyonlarca doların yanı sıra -ki sonradan Epstein’in kendisinden 46 milyon doları zimmetine geçirdiğini söyleyecektir- New York’un en kıymetli konutlarından birini verdi. Hakkında tecavüz suçlamasıyla davalar açılan Leon Black ise “vergi danışmanlığı” adı altında Epstein’e 158 milyon dolar ödedi.

Epstein bir borsacı olarak her ne idiyse -bazen denizaşırı ülkelerde mahsur kalmış varlıkları geri kazanan bir “finansal kelle avcısı” olarak tasvir edilirdi- parayı dünya çapında dolaştırma konusunda pek mahirdi. Ve JPMorgan Chase ile Deutsche Bank aleyhine açılan ve dokuz haneli tazminatlarla sonuçlanan mağdur davalarının da gösterdiği üzere, “uysal” bankacıların yardımına mazhardı. Senatör Ron Wyden yakın zamanda, Hazine Bakanlığı’nın elinde, bankaların 1,5 milyar doları aşan Epstein iltisaklı finansal hareketliliğe göz yumduğuna dair belgeler bulunduğunu ve bu belgelerin açıklanması gerektiğini ifade etti. Leon Black’in vergilerine dair uzun soluklu bir soruşturmayı yürüten Wyden, Black’in Epstein’e yaptığı ödemelerin de IRS (Amerikan Gelir İdaresi) tarafından incelenmesi gerektiğini belirtti.

Hülasa, Epstein’in parasının nereden geldiği, nereye gittiği ve hangi gayelere hizmet ettiğine dair bilmediğimiz çok şey var. Ancak para izini gittiği yere kadar sürmek; Epstein’in şebekesi, onun işleyiş tarzı ve ona kimlerin yol verdiği hakkında bize bir şeyler fısıldayabilir. Ve bazen, tek bir 50 bin dolarlık ödeme bile o karanlık dehlize ışık sızdıran bir menfez açabilir.

MIT’nin Epstein ile ilişkisine dair 2020 tarihli resmi raporda, Goodwin Procter hukuk bürosundan iki ortak, “MIT tarafından alınan tüm bağışları; ister bizzat Epstein tarafından (şahsen veya vakıfları aracılığıyla), isterse Epstein’in talimatıyla üçüncü şahıslar tarafından yapılmış olsun” mercek altına aldı. Rapor, 15 yıllık bir süre zarfında Epstein’in, fizik profesörü Seth Lloyd’a ve o dönem Joi Ito’nun başında bulunduğu MIT Medya Laboratuvarı’na toplamda 850 bin dolar bağışladığını tespit etti. Michael Wolff, Joi Ito’nun da Epstein’in evindeki o meşhur toplantılara katılan seçkin misafirlerden biri olduğunu zikretmişti.

Rapor, idari izne ayrıldıktan sonra tekrar ders vermesine müsaade edilen Lloyd’un, şahsi banka hesabına Epstein’den gelen transferleri kabul ettiğini ve bağışların kaynağını gizlemeye çalıştığını iddia ediyor. Benzer şekilde, MIT yetkililerinin de Epstein’in Medya Laboratuvarı’na yaptığı bağışları ve kampüs ziyaretlerini hasıraltı etmeye çalıştığı söyleniyor.

Rapor, MIT personeli ile Epstein arasında üniversite haricinde gelişen ilişkileri incelemiyor. Yazarlar, Epstein’in vekilleri aracılığıyla gelmiş olabilecek bağışlara baktıklarını yazsalar da, bu soruşturmanın ne kadar derinleştiği veya derinleşmesine ne kadar müsaade edildiği meçhul. Eski MIT Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito, kendi risk sermayesi şirketi için Epstein’den en az 1,2 milyon dolar almıştı ki bu husus MIT raporunda ancak bir dipnotta kendine yer bulabilmiştir.

MIT Medya Laboratuvarı, milyarder teknoloji baronları, bilim insanları, yazarlar, hükümet yetkilileri, politikacılar ve TED konuşması yapan STK tiplerinden oluşan yörüngesindeki network ile bir üniversite kuruluşu için fevkalade yüksek bir profile sahipti. Bu durum, Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito’yu, prestij düşkünü Epstein için mühim bir irtibat noktası kılıyordu. MIT raporuna göre ikili sıkı temas halindeydi; hatta Ito bir keresinde, “Epstein kurbanlarının açtığı bir hukuk davasına ilişkin yayımlanan bir dizi makalenin ardından ‘kötü basını nasıl yumuşatabileceği’ hususunda (Epstein ile) strateji geliştiriyordu.” New York Times ve MacArthur Vakfı’nın yönetim kurullarında yer alan Ito, üniversite için Epstein’den mükerrer defalar daha fazla para talep etti. MIT müfettişleri, bu yüklü para taleplerinin karşılık bulmadığını iddia ettiler:

Epstein, görünürde hayırseverlik kisvesi altındaki bağışları; iyilik kazanmak, akademisyenlerin entelektüel prestijini ödünç almak veya normalde izin verilmeyen yerlere para aktarmak için kullandı. MIT raporu, Epstein’in, üniversiteye alarm zillerini çaldırmadan bağış yapıp yapamayacağını görmek için Profesör Lloyd’u (profesörün de iştirakiyle) nasıl kullandığını tarif ediyor.

Yıllar içinde MIT, birtakım Budist ve Tibet inisiyatiflerine ve organizasyonlarına ev sahipliği yaptı. Bunların pek çoğu, 2002’den beri MIT’de çalışan ve Dalai Lama’nın müridi olan Muhterem Tenzin Priyadarshi tarafından yönetilmiştir. 2009’da MIT, “Dalai Lama Etik ve Dönüştürücü Değerler Merkezi” adında “partiler üstü, işbirlikçi bir düşün-ve-yap kuruluşu” tesis etti. En büyük bağışçılarından biri, kısmen Dalai Lama Vakfı tarafından finanse edilen Prajnopaya Vakfı’dır. Küresel bir insani yardım kuruluşu olan Prajnopaya Vakfı, eğitim odaklı Prajnopaya Enstitüsü’nden ayrı olmakla birlikte onunla yakından ilintilidir. Massachusetts’te aynı adresi ve aynı direktörü paylaşırlar: Tenzin Priyadarshi.

Kasım 2013’te, Epstein’i Ito ile ilk tanıştıran Linda Stone, Ito’ya Epstein’in bağışlarını maskelemek için bir 501(c)(3) kuruluşunun kullanılabileceğini öneren bir e-posta gönderdi; gerçi “ifşa sorunları olabilir” diye de eklemişti. MIT raporuna göre Ito bu fikri MIT’nin Geliştirme Başkan Yardımcısı’na götürdü.

2017’de, Education Advance adındaki kâr amacı gütmeyen bir kuruluş, MIT’deki Prajnopaya Enstitüsü’ne 50 bin dolar bağışladı. IRS kayıtlarına göre, bu bağışın parası, aynı yıl Education Advance’e 55 bin dolar veren “J Epstein Virgin Islands FD Inc” adlı bir yapıdan gelmişti. Education Advance, 2017’de ilaveten 1500 dolar daha gelir elde etti ki bu yıl, kuruluşun faaliyette olduğu yegâne yıl gibi görünüyor. IRS dosyalarında başka hiçbir bağış veya fon dağıtımı raporlanmaması, Education Advance’in sırf Prajnopaya Enstitüsü bağışı için “özel olarak imal edildiğini” düşündürüyor. 2017’den sonra Education Advance bir daha Form 990 beyannamesi vermedi, bu da kâr amacı gütmeyen statüsünün iptaline yol açtı.

Education Advance, 2022’de bir Fransız hapishanesinde ölen, tecavüz ve insan kaçakçılığıyla suçlanan Epstein suç ortağı Jean-Luc Brunel tarafından yönetilen modellik ajansı MC2 için çalışan Rus model Svetlana Pozhidaeva’nın gözetimindeydi. Education Advance, Epstein’e ait bir Manhattan binasına kayıtlıydı. Epstein’in evinden çıkarken fotoğraflanan Pozhidaeva, onunla aynı avukatı da paylaşıyordu: Halihazırda Epstein terekesinin eş-yürütücüsü olan Darren Indyke. Fonların ilk kaynağı olan Epstein’in Virgin Adaları merkezli vakfı, bazen Enhanced Education adıyla da anılırdı.

Prajnopaya Enstitüsü işlemi, “2002 ile 2017 arasındaki” yılları kapsayan 2020 MIT raporunda zikredilmemiş. İşlemin varlığı bir yıl önce Daily Beast tarafından haberleştirilmişti. MIT basın ofisi, Prajnopaya Enstitüsü bağışının üniversitenin Epstein ile ilişkisine dair 2020 raporunda neden yer almadığına dair sorulara yanıt vermedi.

MIT’den resmi bir kabulün gelmeyişi, Epstein’in para akışının hâlâ ne denli yetersiz haritalandırıldığının bir başka göstergesidir. Bazı taraflar bunun böyle kalmasını yeğleyebilir. Epstein de hayırseverlik faaliyetlerinin kapsamı hakkında yalan söyleyerek ve abartarak suları bulandırmaya yardım etti; bu aldatmaca, Epstein’in kendisi, vakfı ve bazı ortakları hakkındaki Wikipedia sayfalarında düzenlemeler yapmasını da içeriyordu.

Priyadarshi’nin kendisini arkadaşı olarak tanımlayan Joi Ito ve Medya Laboratuvarı ile uzun süredir ilişkisi var. Birlikte podcast yayınları yaptılar ve MIT’de Farkındalık İlkeleri adlı bir dersi ortaklaşa verdiler. Medya Laboratuvarı’nda başlayan etik programları, daha sonra Priyadarshi’nin üst yönetici olduğu Dalai Lama Merkezi’ne taşındı. Ito ve Priyadarshi birlikte panellere katıldılar. Üretken bir fotoğrafçı olan Ito, Priyadarshi ve Dalai Lama’nın fotoğraflarını paylaştı ve yazılarında onlardan bahsetti. Dalai Lama, kendi adını taşıyan MIT merkezinin ev sahipliği yaptığı en az üç etkinliğe katıldı.

Prajnopaya Vakfı bağışı konusunda beni ilk uyaran MIT ifşaatçısı (whistleblower) ve araştırmacı bilim insanı Dr. Babak Babakinejad, şu açıklamada bulundu:

“MIT Epstein raporu kurumsal olarak şaibelidir. MIT, Epstein’in Medya Laboratuvarı ve bilhassa Open Agriculture (Açık Tarım) ve onun Gıda Bilgisayarları gibi ilişkili girişimleriyle olan bağlantıları hususunda şeffaflığa ısrarla direndi. Bu proje sahtekârlık, çevresel suistimal ve misilleme ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar, devam eden bir davanın parçası olarak aktif şekilde mücadele ettiğim meselelerdir.”

Epstein’in MIT’ye olan ilgisi, sevdiği birkaç programı paraya boğmaktan ibaret değildi. Epstein MIT kampüsünü en az dokuz kez ziyaret etti ve milyarder Reid Hoffman gibi zengin teknoloji ve siyaset figürlerini cezbedebilen MIT Medya Laboratuvarı etkinliklerine katıldı. Epstein, kendisini bilim insanları ve akademisyenlerle buluşturan bir “bağlaç” vazifesi gören edebiyat ajanı John Brockman aracılığıyla tanıştığı MIT profesörleri ve personeliyle vakit geçirdi. Epstein’in 15 yıllık bir dönemde MIT ile ilişkili katkılarının sadece 850 bin dolar tuttuğunu düşünmek güç; hele ki şu an belgelenen bağışların bir zamanlar gizlendiği göz önüne alındığında. Burada gösterildiği üzere, Prajnopaya Enstitüsü bağışı, Epstein’in MIT’ye verdiği gerçek miktarın en az 900 bin dolar olduğu manasına geliyor.

Bildiğim kadarıyla Budizm’den hiç bahsetmemiş veya Tibet kültürü ya da davalarıyla herhangi bir bağı olmamış Epstein’in, MIT’deki bir Budist organizasyonuna neden 50 bin dolar bağışladığı meçhul. Belki nüfuzlu biri ondan rica etti. Belki de bir kez daha, “oltaya bir şeylerin takılıp takılmadığını yokluyordu.”


[1] Orijinal ismiyle plea deal. Anglosakson hukukunda sanığın suçunu kabul etmesi karşılığında cezasında indirim yapılması.

[2] Keith Raniere tarafından kurulan, kişisel gelişim semineri kılıfı altında faaliyet gösteren, kadınların köleleştirildiği ve damgalandığı (branding) modern bir Amerikan tarikatı.

Tibet’in tarihi: Mütevazı spiritüalizmin ardındaki kölelik ve vahşet düzeni

Diplomasi

Avrupa Birliği Çin, BAE ve Türkiye’ye yaptırım uygulamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’nın enerji sevkiyatına kolaylık sağladığından şüphelenilen Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Azerbaycan merkezli şirketlere yönelik yeni yaptırımlar hazırlıyor. Dışişleri bakanlarının 15 Haziran’da onaylaması beklenen ara paket, Rusya’ya yönelik kısıtlamaları genişletmeyi öngörüyor.

Avrupa Birliği, Rusya’nın enerji kaynaklarının sevkiyatına destek sağladığı iddia edilen Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Azerbaycan merkezli şirketlere karşı yaptırım uygulamaya hazırlanıyor.

Politico’nun Avrupalı yetkililere ve AB dış ilişkiler servisinin kurum içi belgelerine dayandırdığı haberine göre, Brüksel bu ülkelerdeki bazı firmaları mercek altına aldı.

Avrupalı yetkililer, yaptırım uygulanması değerlendirilen Çin merkezli şirketlerin sayısının dört olduğunu belirtti. Bu firmaların yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri’nden beş, Türkiye’den üç ve Azerbaycan’dan bir şirkete karşı da yaptırım uygulanması teklif ediliyor.

Avrupa Birliği, söz konusu şirketlerin Rusya’dan yapılan deniz taşımacılığına ve enerji sevkiyatına kolaylık sağladığı görüşünü taşıyor. Politico, yaptırım listesine dahil edilmesi planlanan şirketlerin isimlerini kasıtlı olarak açıklamadığını belirtti.

Hazırlanan bu taslak, Avrupa Birliği’nin yaz aylarında kabul etmesi beklenen 21. yaptırım paketi niteliğini taşımıyor. Haber kaynağına göre bu adım, iki ana paket arasında devreye sokulacak bir ara “mini paket” olarak tasarlandı.

Kaynaklar, bu mini paketin 15 Haziran’da Lüksemburg’da düzenlenecek olan AB dışişleri bakanları toplantısında onaylanmasının beklendiğini aktardı.

Politico daha önce yaptığı yayınlarda, Avrupa Birliği’nin Rus enerji şirketlerine karşı da yaptırım uygulama olasılığı üzerinde çalıştığını yazmıştı.

Gazetenin elde ettiği bilgilere göre önerilen diğer önlemler arasında bankalara ve gemilere yönelik kısıtlamalar ile Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat sınırının dondurulması ihtimali yer alıyor. Ayrıca yaptırım listesine Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in ve bazı diğer gerçek kişilerin de dahil edilebileceği belirtildi.

Yaptırım kararlarının yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Birliği üyesi olan 27 ülkenin tamamının oy birliğiyle onayı gerekiyor. Birlik, 20. yaptırım paketini nisan ayının sonunda onaylamıştı.

Rusya yönetimi ise Batılı ülkeler tarafından uygulanan yaptırımların yasa dışı olduğunu savunuyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB’den Ermenistan’a 50 milyon avroluk yardım

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’nın uyguladığı ticari kısıtlamalar nedeniyle Ermenistan’a 50 milyon avro tutarında bir ekonomik yardım paketi sağlayacağını duyurdu. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Moskova’nın ekonomik ilişkileri siyasi baskı aracına dönüştürdüğünü iddia etti.

Avrupa Birliği, Rusya’nın artan baskısı zemininde Erivan’a 50 milyon avro tutarında bir ekonomik yardım paketi duyurdu.

Daha önce Moskova, Ermenistan’a yönelik olarak Ermeni meyve, sebze, çiçek, balık, maden suyu ve diğer ürünlerinin tedarikine yönelik yasak da dahil olmak üzere bir dizi ticari kısıtlama getirmiş, ayrıca AB ile yakınlaşma rotası nedeniyle “Ukrayna senaryosu” ile tehdit etmişti.

Reuters ajansının aktardığına göre Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya Federasyonu’nun bu eylemlerini “ekonomik zorlama” olarak nitelendirdi ve bu tür önlemlerin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Reuters’ın aktardığına göre von der Leyen, “Moskova, Ermeni mallarının ihracatına yönelik kısıtlamaları uzatarak ekonomik ilişkileri siyasi bir baskı silahına dönüştürüyor. Bu senaryoya fazlasıyla aşinayız. Avrupa’nın Ermenistan’ı kararlılıkla desteklemesinin nedeni tam olarak budur. AB tarafından bir yardım paketi hazırlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı, bu kararın Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile yapılan görüşmenin ardından alındığını kaydetti.

Avrupa Komisyonu Başkanı ayrıca AB’nin Ermenistan’a yönelik desteğinin devam edeceğini bildirdi. Bu kapsamda başta tarım ürünleri olmak üzere bazı Ermeni mallarının ticaretinin kolaylaştırılmasına yönelik hazırlıklar yapılıyor.

Daha önce, neredeyse günlük olarak uygulanan Rus kısıtlamalarını değerlendiren Paşinyan, Erivan’ın Rusya Federasyonu’na girişi yasaklanan ürünlerin bir kısmını başka ülkelere yönlendireceğini açıklamıştı.

Ermenistan Başbakanı’nın ifadelerine göre, ilk partiler halihazırda AB’ye ihraç edildi. Paşinyan, “Bir dizi iş heyeti halihazırda çalışıyor, ilk parti gül ve sebze gönderildi. Hiçbir ürün talepsiz kalmayacak” bilgisini paylaştı.

Avrasya Ekonomik Birliği referandum çağrısı yaptı

Geçen hafta Kremlin’in internet sitesinde Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) liderlerinin ortak açıklaması yayımlandı ve bu metinde Ermenistan’a “mümkün olan en kısa sürede” AB’ye katılım ve birlikten ayrılma konusunda referandum düzenleme çağrısı yapıldı.

Rusya’nın öncülük ettiği organizasyon, Erivan’ın AB’ye katılım hazırlıklarının AEB ülkelerinin ekonomik güvenliği için “önemli riskler” taşıdığını değerlendiriyor.

Buna yanıt olarak Paşinyan, şu an için böyle bir halk oylamasının derhal yapılmasına yönelik bir gerekçe bulunmadığını bildirdi. Bunun öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yalnızca Ermenistan’ın tutumunu belirleyecek bir referandumun yapılmasının iki ülkenin “yumuşak, medeni ve karşılıklı yarar sağlayacak şekilde” ayrılmasına olanak tanıyacağını ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO Ukrayna için füze bütçesini hedefin çok gerisinde bıraktı

Yayınlanma

Ukrayna ordusunun Rusya’nın yoğunlaşan şehir bombardımanları karşısında yaşadığı Patriot füzesi eksikliği kayıpları artırırken, NATO ülkelerinin Kiev için füze alım bütçesini planlananın çok gerisinde bıraktığı belirtildi.

Ukrayna, Rus ordusunun yoğun bombardımanları karşısında Patriot hava savunma sistemleri için füze tedarikinde ciddi bir kriz yaşamaya devam ediyor.

İran savaşı küresel ölçekte Patriot füzesi tedarikini daha da zorlaştırırken, NATO ülkelerinin Ukrayna için ABD’den yapılacak füze alımlarına ayırdığı bütçe de planlanan seviyenin çok gerisinde kaldı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, bu kriz karşısında Avrupa ülkeleriyle yeni füze takas mekanizmaları kurmaya çalışıyor.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, ittifak ortaklarının “Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi” (PURL) programı kapsamında yaklaşık 6 milyar dolar tahsis etmeyi taahhüt ettiğini bildirdi. Bu program çerçevesinde NATO üyeleri, Ukrayna için ABD’den doğrudan silah tedarik ediyor.

Ancak Politico’nun haberine göre, söz konusu bütçenin 5 milyar dolarlık kısmı halihazırda geçen yıl taahhüt edilmişti. Bu durum, NATO’nun 2026 yılının ilk beş ayında ancak 1 milyar dolarlık yeni bir kaynak üzerinde uzlaşabildiğini gösteriyor. Oysa Genel Sekreter Rutte, bu yıl için 12 milyar dolarlık bir finansman hedefi koymuştu.

İttifak yetkilileri ise üye ülkelerin aslında daha fazla kaynak aktarmayı kabul ettiğini, ancak resmi veriler olarak açıklanabilmesi için bu kararların nihai onay süreçlerinden geçmesi gerektiğini savunuyor.

Sürece aşina bir kaynak, Politico’ya yaptığı açıklamada, “Biraz geriden geliyor olsalar da” şu ana kadar ayrılan miktarın Rutte’nin kamuoyuna açıklayabileceği rakamların “milyonlarca dolar” üzerinde olduğunu ifade etti.

Bir NATO resmi sözcüsü konuya ilişkin olarak, “Genel Sekreter, Ukrayna’ya PURL üzerinden verilen desteğin devam edeceğini net bir şekilde ortaya koydu, bu nedenle yakın gelecekte yeni finansman taahhütlerinin açıklanması beklenmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ise PURL programına yeni kaynak sağlamayı kabul eden altı ülke olduğunu bildirdi, fakat “füze teslimatlarının hızını ve hacmini yetersiz” olarak nitelendirdi.

Zelenskiy, Genel Sekreter Rutte ile gerçekleştirdiği görüşmede bu eksikliklerin giderilmesi için “ek önlemleri” ele aldıklarını dile getirdi.

Zelenskiy’nin açıklamalarına göre mevcut problem yalnızca bütçe yetersizliğinden kaynaklanmıyor. ABD’nin İran’daki askeri operasyonlarının ardından küresel sevkiyatların keskin bir şekilde azaldığını belirten Ukrayna Devlet Başkanı, bu durumun Körfez ülkeleri dahil olmak üzere birçok bölgede aktif olarak kullanılan Patriot hava savunma sistemlerinde ciddi bir tedarik açığı yarattığını vurguladı. Ukrayna ordusu için ise Patriot sistemlerinde kullanılan PAC-2 ve PAC-3 füzeleri, Rus füzelerine karşı en etkili önleyici mühimmat konumunda bulunuyor.

Zelenskiy, Patriot füzelerinin teslimat sıralamasında öne geçmek amacıyla “birkaç ülke” ile anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Devlet Başkanı, “Ancak bu sırada onların yerini alabilmeniz için öncelikle sözleşme bedelini ödemiş olmanız gerekiyor, bizim de bu ödemeyi yapmamız lazım” diyerek finansal yükümlülüğe dikkat çekti.

Ukrayna’nın bu kapsamda müzakere yürüttüğü ülkelerden birinin Almanya olduğu belirtiliyor. Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre Kiev, Berlin yönetiminden bu yıl kendi mevcut stoklarından düzinelerce ek Patriot füzesi sağlamasını talep etti. Ukrayna, bunun karşılığında gelecekte üretilecek ve kendisine teslim edilecek füzeleri ilerleyen dönemde Almanya’ya devretmeyi teklif etti.

Kaynaklardan biri, Alman hükümetinin Ukrayna’nın bu takas talebini incelediğini ve henüz nihai bir karar vermediğini aktardı. Berlin’in konuya ilişkin resmi kararını temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO zirvesi öncesinde veya zirve sırasında açıklayabileceği belirtiliyor.

Almanya, nisan ayında Ukrayna için mevcut stoklardan Patriot füzelerinin gönderilmesini ve yeni füze alımlarını da içeren 4 milyar euro değerinde bir askeri yardım paketi açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English