Amerika
Trump’ın sınıf ittifakları: ICE operasyonları hangi şirketlere yarıyor?

ABD çapında göçmenlere yönelik Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri tarafından yapılan operasyonlar, Donald Trump’ın arkasındaki “sınıf ittifakları”na dair ipuçları sunuyor.
Palantir ve Deloitte gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu kurumlar, Donald Trump’ın geçtiğimiz yıl uyguladığı agresif göçmenlik önlemlerinin merkezinde yer alan kurumlarla yaptıkları sözleşmelerden toplamda 22 milyar dolardan fazla kazanç elde etti.
Financial Times’ın (FT) bildirdiğine göre danışmanlar, teknoloji grupları, charter havayolları ve ABD başkanının müttefiki tarafından yönetilen bir duvar inşa şirketi, ICE ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) kurumlarına yapılan harcamalardaki artıştan en çok yararlananlar arasında yer aldı.
Finansman patlaması, Trump’ın geçen ocak ayında ikinci kez göreve başlamasının ardından başladı ve temmuz ayında yasalaşan “büyük ve güzel yasa”nın kabul edilmesinden bu yana hızlandı.
FT’nin hükümet sözleşme verilerini analizine göre, veri istihbarat grubu Palantir, Ocak 2025’ten bu yana ICE’den 81 milyon dolarlık sözleşme aldı.
Danışmanlık firması Deloitte ise aynı dönemde ICE ve CBP’den toplam 100 milyon dolardan fazla yeni sözleşme elde etmiş.
Eyalet ölçeğindeki şirketler büyük sözleşmeler elde ediyor
Cumhuriyetçi bağışçı Tommy Fisher’ın başını çektiği ve ABD’nin güney sınırında bir duvarın bazı bölümlerini inşa etmek üzere sözleşme imzalayan Fisher Sand & Gravel grubu, CBP sözleşmelerinden en fazla kazanç elde eden şirket oldu ve temmuz ayından bu yana 6 milyar dolardan fazla gelir elde etti.
ICE sözleşmelerinden en fazla yararlanan tek şirket, kurum için charter uçuşları düzenleyen CSI Aviation oldu. Bu şirket, Trump’ın geçen ocak ayında göreve dönmesinden bu yana 1,2 milyar dolardan fazla iş aldı.
Bu kazançlar, Trump’ın tarihi yasasının kabul edilmesinden sonraki iki çeyrekte ICE’ın sözleşmelere yaptığı harcamaların önceki altı ayda 1,5 milyar dolardan 3,7 milyar dolara iki katından fazla artmasıyla geldi.
CBP’nin özel sektör şirketlerine yaptığı harcamalar 2025’in ilk ve ikinci yarısı arasında yedi kat arttı. Ajans, sadece bu ay içinde 2 milyar dolarlık yeni sözleşme işi bildirdi ki bu, meblağ 2025 yılının ilk yarısındaki toplamdan daha fazla.
Kurumların sözleşmelerinin çoğu, BT sistemlerinin modernizasyonu veya dış kaynaklı veri merkezi personeli sağlanması gibi rutin işler için ve genellikle önceki yönetimlerden kalma.
Palantir “kendi kendine sınır dışı etme takibi” sistemi oluşturuyor
Fakat diğerleri, Trump yönetiminin belgesiz göçmenleri tespit etmek, tutuklamak ve sınır dışı etmek veya onları “kendi kendilerini sınır dışı etmeye” teşvik etmek için kullandığı yeni taktiklerle ilgili.
On yıldan fazla bir süredir ajansla sözleşmesi bulunan Palantir, federal bir sözleşme duyurusuna göre, nisan ayında “kendi kendine sınır dışı etme takibi” için kullanılacak bir işletim sistemi oluşturmak üzere 30 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı.
Şirket ayrıca, “yasadışı yabancıların seçilmesi ve yakalanması operasyonlarını kolaylaştırmak” amacıyla araçlar sağlamak üzere sözleşme imzaladı.
Palantir CEO’su Alex Karp, daha önce grubun ABD hükümeti için yaptığı çalışmalarla ilgili endişeleri reddetmişti.
Karp geçen yıl şunlar söylemişti:
“Bu ülkenin göç konusunda şüpheci kalmasını ve caydırıcı bir kapasiteye sahip olmasını sağlamak için tüm nüfuzumu kullanacağım. Sınırların olması ahlaka aykırıymış gibi davranmak zorunda mıyız?”
AI tabanlı dil modelleri göçmen polisinin hizmetinde
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından yayınlanan 2025 DHS AI Kullanım Örnekleri Listesine göre, ICE, geçen yılın mayıs ayından bu yana Palantir’in AI ürünlerini büyük hacimli sivil raporları işlemek için kullanıyor.
“AI-Enhanced ICE Report Processor” (“AI ile Güçlendirilmiş ICE Rapor İşlemcisi”) adlı bu araç, büyük dil modellerini (LLM) kullanarak alınan raporları özetliyor veya kategorilere ayırıyor ve İngilizce dışında alınan raporları İngilizceye çevirme işlevi sunuyor.
ICE’ın geçen yılın haziran ayından beri kullandığı “Gelişmiş İpucu Tanımlama ve Yaptırım Hedefi Seçimi” aracı da Palantir’den satın alınmıştı.
Kısaltması “ELITE” olan bu araç, yapay zeka kullanarak sınır dışı etme dahil olmak üzere yaptırım hedeflerinin adresleri gibi ipuçlarını tanımlıyor ve ajanların bunları paylaşmasına olanak tanıyor.
ICE’ın ayrıca, iç geliştiricilerin kod yazımı ve sistem yönetimi için Palantir tabanlı üretken yapay zeka kullandığı da ortaya çıktı.
“Büyük, harika yasa”da Anduril’in gözetleme kuleleri
Trump’ın yasası, tüm yeni sınır gözetleme kulelerinin “otonom” olarak sertifikalandırılmasını da gerektiriyor. Geçen temmuz ayında Intercept‘te yayımlanan bir habere göre yalnızca Anduril’in “kuleleri” bu şartı karşılıyor.
4 Temmuz’da Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan bu yasa, çeşitli sınır güvenliği teknolojileri için 6 milyar doların üzerinde olmak üzere, askeri ve kolluk kuvvetleri projelerine önemli ölçüde harcama artışı sağlıyor.
Bu girişimler arasında, ABD-Meksika sınırında sensörlerle donatılmış gözetleme kulelerinin oluşturduğu ve giderek genişleyen “sanal duvar”ın genişletilmesi de yer alıyor. Bu sınırda, göçmenleri tespit etme ve yakalama işini giderek daha fazla bilgisayarlar üstleniyor.
Anduril, CBP’ye yazılım destekli gözetleme kuleleri satarak faaliyetlerine başlamıştı. Şirket, “Sentry Tower” serisini, sensör verilerini izlemek için insan gücüne ihtiyaç duymadan, makine öğrenimi yazılımını kullanarak ufku sürekli tarayarak olası ilgi çekici nesneleri (örneğin sınırı geçmeye çalışan kişileri, araçları veya hayvanları) tespit eden “otonom” yetenekleri ile öne çıkarıyor.
Bilgisayarlı gözlerle sınırın kilitlenmesi vizyonuna iki partinin de destek vermesi sayesinde Anduril, Elbit ve General Dynamics gibi mevcut oyuncuları geride bırakarak sınır gözetimi alanında baskın bir oyuncu haline geldi.
Büyük teknoloji şirketlerinin dolaylı desteği
ABD’deki kamu sektörünün en büyük yüklenicilerinden biri olan Deloitte, “kanun uygulama sistemleri ve uygulama ve sınır dışı etme operasyonları için analiz” için daha fazla fon sağlayan son sözleşme güncellemelerini kabul etti.
Sözleşmeleri, ICE’ın hedef tespiti operasyonları bölümü için “internet araştırması ve veri analizi destek hizmetleri” için güncellenmiş hükümler de içeriyor.
Birçok büyük teknoloji şirketi federal hükümetle doğrudan sözleşme yapmıyor ama ürün ve hizmetleri satıcılar aracılığıyla sunulmaktadır, bu da fonlardaki artıştan elde ettikleri mali faydaları belirlemeyi zorlaştırıyor.
Dünyanın en büyük iki bulut grubu olan Amazon ve Microsoft, ABD kurumlarına sırasıyla en az 75 milyon dolar ve 93 milyon dolar değerinde hizmet sunuyor.
Bu hizmetler, esas olarak Dell Federal Systems gibi üçüncü taraf satıcılar aracılığıyla sağlanıyor.
ICE, eylül ayında Amazon’un bulut bölümünün sunduğu hizmetler için “barındırma desteği” sağlamak üzere bir üçüncü tarafa 24 milyon dolarlık bir sözleşme verdi.
Ayrıca Dell’e Microsoft kurumsal lisansları için 19 milyon dolar ödedi.
Motorola Solutions gibi daha küçük teknoloji grupları da ICE ile sözleşmeler imzaladı.
Illinois merkezli grup, kendi adına 19 milyon dolarlık sözleşmelere sahip, üçüncü taraf bir satıcı ise uygulama eylemlerinde görev alan personele Motorola telsizleri ve bataryalar sağlamak üzere 260 milyon dolarlık bir sözleşme kazandı.
Ayrıca, çeşitli büyük teknoloji şirketlerinin AI teknolojileri de kullanılıyor. ICE, işe alım için özgeçmişleri incelemek üzere OpenAI’nin GPT-4 tabanlı bir AI aracı kullandı.
Meta, Google, OpenAI ve Anthropic’in AI teknolojileri de kullanılıyor.
Yeni hapishaneler için arazi ve depolama alanları
ABD’nin küçük kasaba ve şehirlerinde protestolar olmasına rağmen, Trump yönetimi, ABD tarihindeki en büyük gözaltı kapasitesi genişlemesi olabilecek bir proje kapsamında, göçmen hapishanelerine dönüştürmeyi planladığı depoları satın almaya devam ediyor.
Bloomberg‘e göre sadece iki deponun satın alınması maliyeti 172 milyon dolardı. Teksas’ın El Paso kentinde bulunan üçüncü depo, planlandığı gibi tamamlandığında 8.500 yatak kapasitesiyle ülkedeki en büyük hapishanelerden biri olabilir.
Bu anlaşmalar, ICE’ın Minneapolis ve diğer şehirlerde federal ajanlar tarafından tutuklanan binlerce göçmeni gözaltında tutmak için 23 depo kullanma planındaki son gelişmeyi işaret ediyor.
16 Ocak’ta, yerel bir mahkeme dosyasına göre, yönetim Maryland’ın Hagerstown yakınlarındaki bir arazi için 102 milyon dolar ödedi. Bir hafta sonra, hükümet Arizona’nın Surprise kentinde bir depo için 70 milyon dolar nakit ödeme yaptı.
Depo piyasasının sektör ortalamasına yaklaşık olarak uygun olan fiyatlar, şu anda boş olan bu alanların satın alınmasını kapsıyor.
ICE, binaları tuvalet, duş, yatak, yemek ve dinlenme alanları ile donatmak ve ardından bunları gözaltı merkezleri olarak işletmek için şirketlere ödeme yapmak zorunda.
Çoğu başlangıçta e-ticaret dağıtım tesisleri olarak tasarlanmış ve pazarlanmış olan depolar, yönetimin 45 milyar dolarlık göçmen gözaltı tesisleri inşaatı için önemli.
Federal hükümet son haftalarda 20’den fazla şehirde potansiyel yerleri şirketlere gezdirmiş ve en az 15 yerin tercih edilen yerleşim planları da dahil olmak üzere tasarımlarını onlarla paylaşmış.
Bloomberg‘e konuşan kaynaklara göre, bu depoları hapishaneye dönüştürecek şirketlerin, Hagerstown’dan başlayarak ilk mekanlar için tekliflerini göndermeleri istendi.
Örüntü burada da görülüyor: Örneğin Salt Lake City’de, ICE’ın gelecekteki “mega merkez” hapishanesi olarak belirlediği deponun sahibi olan yerel bir aile şirketi olan Ritchie Group.
Şirket, protestocuların ofislerine gelerek baskı yapmasının ardından “söz konusu mülkü federal hükümete satma veya kiralama planı olmadığını” açıkladı.
Kansas’taki depoları gözetim merkezine dönüştürecek tasarımın ihalesini alan KPB Services isimli şirket ise paravan bir şirket gibi görünüyor.
ICE, CoreCivic ve Geo Group gibi özel hapishane şirketleriyle uzun süredir devam eden ilişkilerini kullanarak gözaltı kapasitesini artırdı. Bu şirketler, ICE’ye mevcut hapishanelerindeki ek yataklara erişim imkanı sağladı, yeni tesisler satın aldı ve kiraladı ve kapatılmış tesisleri yeniden açtı.
Bu şirketler, kasım ayında yapılan kazanç açıklamalarında, federal hükümetin talebi halinde toplam 30.000’den fazla yatağı kullanıma sunabileceklerini belirtti.
İngilizler de kazananlar arasında
Birkaç önde gelen İngiltere merkezli şirketin yan kuruluşları da bu kurumlarla aktif sözleşmeler yaptı. İngiliz özel güvenlik şirketi G4S, Ocak 2025’ten bu yana ICE ile 68 milyon dolar değerinde sözleşme imzalamış.
Bu sözleşmeler, esas olarak, gözaltında tutulan kişilere uygulama ve sınır dışı etme operasyonlarında “kara ulaşım hizmetleri” sunmayı kapsıyor.
Londra Borsasında işlem gören Smiths Group’un bir parçası olan ve sınır kontrolü için tarama ve tespit teknolojisi üreten Smiths Detection, Trump’ın ikinci döneminde CBP sözleşmeleriyle 62 milyon dolardan fazla kazanç elde etti.
Smiths, “yasadışı faaliyetleri sınırlayan liman ve sınırlar için tehdit tespiti ve güvenlik tarama teknolojileri sağladığını” söyledi.
Bölgesel aile şirketleri, Cumhuriyetçi bağışçılar, Silikon Vadisi ittifakı
Unpopular Front blogunda ICE ve CBP sözleşmelerinden faydalanan şirketleri daha yakından inceleyen John Ganz, Trump yönetiminin arkasındaki ittifaklara ilişkinde önemli ipuçları sunuyor.
Ganz’a göre halka açık ve risk sermayesi ile finanse edilen birkaç firma olsa da en büyük yararlanıcılar çarpıcı bir örüntü sergiliyor: Hepsi bölgesel, hanedanlık özellikleri sergileyen aile şirketleri ve Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bağışçıları.
Ayrıca bu bölgesel şirketler, yasal açıdan şüpheli uygulamalara da karışmışlar. Örneğin, listenin en tepesinde yer alan Fisher Sand & Gravel şirketi, Kuzey Dakota’nın Dickinson kentinde yaşayan Fisher ailesine ait.
Fisher ailesi Cumhuriyetçilere cömert bağışlarda bulunuyor ve Başkan Tommy Fisher, muhafazakâr TV ve radyo programlarına konuk olarak katılıyor.
Fisher şirketinin geçmişinde çevre ihlalleri, şüpheli işgücü uygulamaları ve en önemlisi dolandırıcılık gibi suçlamalar yer alıyor.
2009 yılında, Fisher’ın o zamanki sahibi Micheal Fisher, dokuz adet vergi dolandırıcılığı suçlamasını kabul etti ve 37 ay hapis cezası ile 300.000 doların üzerinde tazminat cezasına çarptırıldı.
Şirketin eski finans müdürü Amiel Schaff ve eski denetçisi Clyde Frank da 2009 yılında ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak suçlamasından birer kez suçlu bulundu.
2009 yılında Adalet Bakanlığı ile yapılan anlaşma gereği, şirket toplam 1,16 milyon dolar tazminat, ceza ve para cezası ödemek, şirkette gelecekte dolandırıcılığı önlemek için önlemler almak ve İç Gelir Hizmetleri (IRS) ile vergi beyannamelerinin denetiminde işbirliği yapmakla yükümlü kılındı.
Şirketin bir başka eski başkanı olan David William Fisher ise, 2005 yılında 10 yaşındaki bir çocuğun çocuk pornografisi bulundurmaktan suçlu bulundu ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Suçunu kabul etmesi karşılığında, reşit olmayanların cinsel istismarı suçlamaları düşürüldü ve 30 Nisan 2010 tarihinde serbest bırakıldı.
Ganz’a göre listenin devamındaki SLSCO, CSI Aviation ve Barnard Construction’ gibi şirketler de bu modele uyuyor: bölgesel, az hissedarlı şirketler ve “tabiri caizse ‘politik olarak entegre’” bir yapıya sahipler.
Ganz’ın atıf yaptığı akademisyen Melinda Cooper, özel, adi ortaklık ve aile temelli şirketler ile kurumsal, halka açık ve hissedarların sahip olduğu şirketler arasındaki gerilime işaret ediyor.
Cooper’a göre Trump ile birlikte Beyaz Saray’da da temsilini bulan “aile temelli” kapitalizm, en küçük aile işletmelerinden en geniş hanedanlara kadar uzanıyor ve esasen ikisi arasındaki ittifakla şekilleniyor.
Trump da bu “toplumsal sınıf” ait: iş yapma yöntemleri “gayri resmi”, daha açık bir ifadeyle, çoğu zaman düpedüz suç teşkil eden şirketlerin temsilcisi.
Ganz yazısını şöyle bitiriyor:
“Anduril gibi [Peter] Thiel destekli firmaların varlığını da eklediğinizde, Trump koalisyonunun maddi temelini anlamaya başlarsınız. Bu, aile temelli bölgesel hortumcu sermaye ile savunma ve güvenliğe odaklanan teknoloji sektörünün gerici bir kesiminin ittifakı. Buna ICE’ın Trumpenproleter çetesi ve tüm okuma yazma bilmeyen influencerlar için bir istihdam programı olarak işlevini de ekleyin ve voila, karakteristik olarak bir haraç çetesi olan, reel Amerikan faşizminin sınıf bileşimini elde edersiniz. Bu, tepeden tırnağa bir çete.”
Amerika
Sam Altman, “AI ebeveynlik” tartışması başlattı

OpenAI CEO’su Sam Altman, şirketin ChatGPT Work uygulaması için ebeveynlik işlevlerinin yerini alacak bir ajan olarak bahsedince büyük bir tartışma başladı.
Cuma günü X’te yaptığı paylaşıma yapılan alaycı yorumlar, orijinal gönderiden daha fazla beğeni aldı.
Altman’a yönelik eleştirilerden birinde, “Gerçek insan ilişkilerinin yerine yapay zeka kullanmak, bunun için olabilecek en kötü kullanım örneği,” yazıyordu.
Öte yandan yapay zeka yöneticileri, “meşgul ebeveynlerin” parasını istiyor ve aile yönetimi için yapay zeka kullanım örneklerinden bazıları diğerlerinden daha fazla ilgi görüyor.
New Yorker dergisi yakın zamanda yayınladığı bir makalede, yapay zekanın “ev işlerinin yarattığı zihinsel yükten” kurtulmayı paraya dönüştürmeye çalıştığı sayısız yolu ele aldı.
Kadınların ve annelerin hedef alınması şu gerekçeye dayandırılıyor: “Kadınlar, erkeklere kıyasla yapay zekayı daha az kullanıyor ve ev işlerinde daha fazla zihinsel çaba sarf ediyor. Yapay zeka tabanlı “aile asistanı”, bu iki uçurumu da kapatmayı vaat ediyor.”
AI destekli aile destek uygulamaları arasında Ollie, Cozi (mottosu: “Aile hayatı. Basitleştirilmiş”) ve Ava (mottosu: “Unutulan daha az doğum günü, daha çok sihir”), Maple (mottosu: “Modern ailelerin işletim sistemi”) yer alıyor.
Bu uygulamalar, e-postalardan ve takvimlerden veri alarak önemli günlük etkinlikler hakkında aile üyelerine kısa mesajlar gönderebilir, doğum günlerini hatırlayabilir, paylaşılabilir listeleri yönetebilir ve kayıt tarihleri ile fatura son ödeme tarihlerini işaretleyebilir.
Ollie’nin kurucusu Bill Lennon, uygulamanın ev işleriyle ilgili idari yükün bir kısmını üstlenerek “ailelere önemli olan şeylere daha fazla zaman kazandırdığını” söylüyor.
Skylight ve Cozyla gibi AI ile geliştirilmiş akıllı takvimler ise, tüm aile üyelerinin işlerini takip edebilmesi için paylaşımlı görseller oluşturur ve aynı zamanda ödül takipçisi ve fotoğraf albümü olarak da kullanılabilir.
Anneleri tüketici olarak ele alan bir risk sermayesi şirketinin kurucusu Allison Stern, kısa süre önce Fortune dergisine yazdığı yazıda annelerin “arayüzlere değil, sonuçlara ihtiyacı olduğunu” belirtti.
“Her şey annede başlıyor” iddiasında bulunan Stern, “ABD’de hane halkı harcamalarının %85’ini anneler gerçekleştiriyor ve yıllık tüketici harcamalarının yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık kısmını onlar kontrol ediyor,” dedi.
Çocuk bakımı ve ebeveynlik alanlarında yapay zeka kullanımına ilişkin yakın zamanda yapılan bir pazar analizi, bu sektörün 2035 yılına kadar yaklaşık 42 milyar dolarlık bir değere ulaşacağını öngördü.
Amerika
Gençler bütçe yetersizliğinden ilk buluşmaya çıkamıyor

New York’ta akşam yemeği, kokteyl ve sinema biletinden oluşan standart bir buluşmanın maliyeti yükselirken, Z Kuşağı yüksek masraflar nedeniyle ilişki kurmakta zorlanıyor. Araştırmalar, 22 ile 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlasının parasızlığı buluşmaların önündeki en büyük engel olarak gördüğünü gösteriyor. Artan kiralar ve sosyal medya baskısı, kentteki gençlerin romantik yaşamını kısıtlıyor.
New York’ta iki kişilik bir akşam yemeği 130 dolar, bir kokteyl 20 dolar, sinema bileti ise 28 dolar seviyesinde seyrediyor. Yetişkinliğe adım atan Z Kuşağı için romantizmin maliyeti, ilişki kurma yolunda ciddi bir engel oluşturuyor.
Brigham Young Üniversitesi ile Aile Araştırmaları Enstitüsünün gerçekleştirdiği ankete dayandırılan The New York Times haberine göre, 22 ila 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlası para eksikliğini buluşmaların önündeki temel engel olarak tanımlıyor.
New York kentinde bu durum özellikle keskin bir boyut kazanıyor.
Aylık kira giderlerinin bütçenin büyük kısmını yuttuğu kentte, dışarıda geçirilen sıradan bir akşam bile mali bir sınamaya dönüşüyor.
Complex medya şirketinin sunucusu Jillian Hardeman-Webb ile New York Belediye Başkanı Zoran Mamdani arasındaki diyalog da tablonun derinliğini yansıtıyor.
Sunucu Hardeman-Webb, “New Yorkluların bu koşullarda aşkı bulması nasıl beklenebilir? Karşındaki insanın seni irrite ettiğini daha yeni anlamaya başlamışken tüm paranı harcamış oluyorsun” ifadelerini kullandı.
Belediye Başkanı Mamdani ise bu duruma, “Bu şehirde yaşamak pahalı. Bu şehirde sevmek ise daha da pahalı” sözleriyle karşılık verdi.
Z Kuşağı üyesi New Yorklu kadınlar, düğün masraflarını ödemenin ve gelecekteki çocukların bakımını üstlenmenin “ulaşılmaz göründüğünü” aktarıyor.
Kadınlar, erkeklerin hesabı bölüşmeyi her geçen gün daha sık teklif ettiğini, bunun geçmişte nadir görülen bir durum olduğunu kaydediyor.
BMO Financial Group verilerine atıfta bulunan haberde, Z Kuşağı mensubu Amerikalıların ulaşım ve hazırlık masrafları dahil bir buluşma için harcadığı ortalama tutarın 200 doları aştığı ifade ediliyor.
Kentte ücretsiz müzeler, parklar ve bütçe dostu etkinlikler bulunsa da sosyal medyanın ve “kahve buluşmalarının çıtayı düşürdüğünü” savunan blog yazarlarının yarattığı baskı gençlerin kaygı düzeyini artırıyor.
Brigham Young Üniversitesinden Profesör Brian Willoughby, bugünün kuşağının ebeveynlerine kıyasla çok daha karmaşık bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu sadece bir akşam yemeğinden ibaret değil. Çöpçatanlık uygulaması Hinge için ödenen 30 dolarlık abonelik, kıyafetler ve doğru kişiyi bulmak için yapılan sonsuz kaydırmalar da bunun bir parçası.”
Bununla birlikte, çok sayıda genç New Yorklu fahiş masraflar nedeniyle buluşmalardan tamamen vazgeçiyor.
İçecekler dahil iki kişilik bir akşam yemeği 150 doları geçerken, ulaşım ve hazırlık aşamasıyla birlikte akşamın ortalama harcaması 200 dolara ulaşıyor. Asgari ücretin biraz üzerinde kazanan gençler kendilerini “istenmeyen” hissediyor.
Daha yüksek gelire sahip çiftler dahi dışarıda romantik bir akşam geçirme sıklığının ayda birin altına düştüğünü, evde yemek pişirmenin daha kolay olduğunu kabul ediyor.
Ekonomistler de konuya ilişkin bir kısır döngüye dikkat çekiyor. Gençlerin kirayı bölüşmek ve yılda 25 bin dolardan fazla tasarruf etmek için bir partnere ihtiyaç duyduğu, ancak bir partner bulmak için gereken yatırımı karşılayamadığı vurgulanıyor.
Kent sakinleri “Burada buluşmaya çıkmak berbat bir şey” sözleriyle şikayetlerini dile getirirken, yüksek maliyetler, zayıf istihdam piyasası ve uygulamaların yarattığı bıkkınlık romantizmi Z Kuşağının ertelemek zorunda kaldığı bir lükse dönüştürüyor.
Amerika
Trump, Exxon ve Chevron’a çattı

ABD Başkanı Donald Trump, yüksek benzin fiyatları nedeniyle Exxon Mobil ve Chevron’a yönelik baskıyı artırdı.
Başkan, Amerikalılar benzin istasyonlarındaki yüksek fiyatlarla boğuşurken, uzun süredir sektörde müttefiki olan bu şirketleri “çok fazla para kazanmakla” suçladı.
Büyük petrol şirketleri, Orta Doğu’daki arz kesintileri nedeniyle yükselen ham petrol fiyatları ve rafinerilerin hızla artan kâr marjlarının desteğiyle rekor düzeyde çeyrek kârları açıkladı.
Bu durum, şirketleri hedef tahtasına oturtmuş durumda; zira Trump yönetimi, ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarını düşürmek için çaba gösterdiğini kanıtlama konusunda artan bir baskı ile karşı karşıya.
Trump, pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bir kıtlığı bahane ederek çok fazla para kazanıyorlar. Bundan hoşlanmıyorum ve bunu söyleyecek en son kişi ben olmalıyım çünkü ben serbest piyasa ekonomisinin en büyük savunucusuyum; benden daha büyük kimse yok.”
Trump, cuma günü her ikisi de güçlü kazançlar açıkladığı için ABD’nin en büyük iki petrol üreticisini isimleriyle özellikle hedef aldı.
Başkan, “Chevron, çok fazla para. Exxon Mobil, çok fazla, çok fazla para. Bunun bir kısmını halka geri vermeliler ve perakende fiyatını, tüketici fiyatını düşürseler iyi olur,” dedi.
ABD’deki ortalama perakende benzin fiyatı, geçtiğimiz hafta boyunca galon başına 4,10 dolar civarında seyretti.
Bu fiyat, şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını başlatmasından önce 3 doların altındaydı.
Haziran sonunda Trump, ham petrol fiyatları düştüğü halde benzin fiyatlarını yeterince hızlı düşürmedikleri gerekçesiyle büyük petrol şirketleri hakkında soruşturma açılması için Adalet Bakanlığı’na talimat vermişti.
Benzin fiyatları genellikle büyük petrol üreticileri tarafından değil, benzin istasyonlarının sahibi olan ve çoğu zaman tek başına faaliyet gösteren perakendeciler tarafından belirleniyor.
İki şirketin CEO’ları cuma günü yapılan kazanç açıklamalarında, rafineri kapasitesi yetersizliğinin sonbahar boyunca benzin fiyatlarını yüksek tutabileceğini belirtti.
Büyük petrol üreticilerini temsil eden Amerikan Petrol Enstitüsü’nün sözcüsü Andrea Woods, yaptığı açıklamada, yüksek fiyatların “tek bir şirketten değil, küresel arz, talep ve Hürmüz Boğazı ile diğer kritik nakliye rotaları etrafındaki süregelen belirsizlikten kaynaklandığını” belirtti.
Woods, “Sektörümüz, tüketicilere uygun fiyatlı ve güvenilir enerji sunma hedefini paylaşıyor,” dedi.
Trump ayrıca pazartesi sabahı bir sosyal medya paylaşımında, şirketin rekor kıran çeyreğini kendi yönetiminin politikalarına atfetmemesi nedeniyle Chevron CEO’su Mike Wirth’i eleştirdi.
Trump, “Onun bahsetmeyi uygun bir şekilde unuttuğu tek şey, TRUMP Yönetimi’nin dehası, öngörüsü, gücü ve istikrarı olmasaydı, Petrol Sektörü’nün ve ülkemizin kendisinin ÖLMÜŞ olacağıdır!” diye yazdı ve tüm petrol şirketlerinin “tüketicilerin (perakende!) petrol fiyatlarını HEMEN DÜŞÜRMELERİ” gerektiğini ekledi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










