Amerika
Trump’ın sınıf ittifakları: ICE operasyonları hangi şirketlere yarıyor?

ABD çapında göçmenlere yönelik Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri tarafından yapılan operasyonlar, Donald Trump’ın arkasındaki “sınıf ittifakları”na dair ipuçları sunuyor.
Palantir ve Deloitte gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu kurumlar, Donald Trump’ın geçtiğimiz yıl uyguladığı agresif göçmenlik önlemlerinin merkezinde yer alan kurumlarla yaptıkları sözleşmelerden toplamda 22 milyar dolardan fazla kazanç elde etti.
Financial Times’ın (FT) bildirdiğine göre danışmanlar, teknoloji grupları, charter havayolları ve ABD başkanının müttefiki tarafından yönetilen bir duvar inşa şirketi, ICE ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) kurumlarına yapılan harcamalardaki artıştan en çok yararlananlar arasında yer aldı.
Finansman patlaması, Trump’ın geçen ocak ayında ikinci kez göreve başlamasının ardından başladı ve temmuz ayında yasalaşan “büyük ve güzel yasa”nın kabul edilmesinden bu yana hızlandı.
FT’nin hükümet sözleşme verilerini analizine göre, veri istihbarat grubu Palantir, Ocak 2025’ten bu yana ICE’den 81 milyon dolarlık sözleşme aldı.
Danışmanlık firması Deloitte ise aynı dönemde ICE ve CBP’den toplam 100 milyon dolardan fazla yeni sözleşme elde etmiş.
Eyalet ölçeğindeki şirketler büyük sözleşmeler elde ediyor
Cumhuriyetçi bağışçı Tommy Fisher’ın başını çektiği ve ABD’nin güney sınırında bir duvarın bazı bölümlerini inşa etmek üzere sözleşme imzalayan Fisher Sand & Gravel grubu, CBP sözleşmelerinden en fazla kazanç elde eden şirket oldu ve temmuz ayından bu yana 6 milyar dolardan fazla gelir elde etti.
ICE sözleşmelerinden en fazla yararlanan tek şirket, kurum için charter uçuşları düzenleyen CSI Aviation oldu. Bu şirket, Trump’ın geçen ocak ayında göreve dönmesinden bu yana 1,2 milyar dolardan fazla iş aldı.
Bu kazançlar, Trump’ın tarihi yasasının kabul edilmesinden sonraki iki çeyrekte ICE’ın sözleşmelere yaptığı harcamaların önceki altı ayda 1,5 milyar dolardan 3,7 milyar dolara iki katından fazla artmasıyla geldi.
CBP’nin özel sektör şirketlerine yaptığı harcamalar 2025’in ilk ve ikinci yarısı arasında yedi kat arttı. Ajans, sadece bu ay içinde 2 milyar dolarlık yeni sözleşme işi bildirdi ki bu, meblağ 2025 yılının ilk yarısındaki toplamdan daha fazla.
Kurumların sözleşmelerinin çoğu, BT sistemlerinin modernizasyonu veya dış kaynaklı veri merkezi personeli sağlanması gibi rutin işler için ve genellikle önceki yönetimlerden kalma.
Palantir “kendi kendine sınır dışı etme takibi” sistemi oluşturuyor
Fakat diğerleri, Trump yönetiminin belgesiz göçmenleri tespit etmek, tutuklamak ve sınır dışı etmek veya onları “kendi kendilerini sınır dışı etmeye” teşvik etmek için kullandığı yeni taktiklerle ilgili.
On yıldan fazla bir süredir ajansla sözleşmesi bulunan Palantir, federal bir sözleşme duyurusuna göre, nisan ayında “kendi kendine sınır dışı etme takibi” için kullanılacak bir işletim sistemi oluşturmak üzere 30 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı.
Şirket ayrıca, “yasadışı yabancıların seçilmesi ve yakalanması operasyonlarını kolaylaştırmak” amacıyla araçlar sağlamak üzere sözleşme imzaladı.
Palantir CEO’su Alex Karp, daha önce grubun ABD hükümeti için yaptığı çalışmalarla ilgili endişeleri reddetmişti.
Karp geçen yıl şunlar söylemişti:
“Bu ülkenin göç konusunda şüpheci kalmasını ve caydırıcı bir kapasiteye sahip olmasını sağlamak için tüm nüfuzumu kullanacağım. Sınırların olması ahlaka aykırıymış gibi davranmak zorunda mıyız?”
AI tabanlı dil modelleri göçmen polisinin hizmetinde
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından yayınlanan 2025 DHS AI Kullanım Örnekleri Listesine göre, ICE, geçen yılın mayıs ayından bu yana Palantir’in AI ürünlerini büyük hacimli sivil raporları işlemek için kullanıyor.
“AI-Enhanced ICE Report Processor” (“AI ile Güçlendirilmiş ICE Rapor İşlemcisi”) adlı bu araç, büyük dil modellerini (LLM) kullanarak alınan raporları özetliyor veya kategorilere ayırıyor ve İngilizce dışında alınan raporları İngilizceye çevirme işlevi sunuyor.
ICE’ın geçen yılın haziran ayından beri kullandığı “Gelişmiş İpucu Tanımlama ve Yaptırım Hedefi Seçimi” aracı da Palantir’den satın alınmıştı.
Kısaltması “ELITE” olan bu araç, yapay zeka kullanarak sınır dışı etme dahil olmak üzere yaptırım hedeflerinin adresleri gibi ipuçlarını tanımlıyor ve ajanların bunları paylaşmasına olanak tanıyor.
ICE’ın ayrıca, iç geliştiricilerin kod yazımı ve sistem yönetimi için Palantir tabanlı üretken yapay zeka kullandığı da ortaya çıktı.
“Büyük, harika yasa”da Anduril’in gözetleme kuleleri
Trump’ın yasası, tüm yeni sınır gözetleme kulelerinin “otonom” olarak sertifikalandırılmasını da gerektiriyor. Geçen temmuz ayında Intercept‘te yayımlanan bir habere göre yalnızca Anduril’in “kuleleri” bu şartı karşılıyor.
4 Temmuz’da Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan bu yasa, çeşitli sınır güvenliği teknolojileri için 6 milyar doların üzerinde olmak üzere, askeri ve kolluk kuvvetleri projelerine önemli ölçüde harcama artışı sağlıyor.
Bu girişimler arasında, ABD-Meksika sınırında sensörlerle donatılmış gözetleme kulelerinin oluşturduğu ve giderek genişleyen “sanal duvar”ın genişletilmesi de yer alıyor. Bu sınırda, göçmenleri tespit etme ve yakalama işini giderek daha fazla bilgisayarlar üstleniyor.
Anduril, CBP’ye yazılım destekli gözetleme kuleleri satarak faaliyetlerine başlamıştı. Şirket, “Sentry Tower” serisini, sensör verilerini izlemek için insan gücüne ihtiyaç duymadan, makine öğrenimi yazılımını kullanarak ufku sürekli tarayarak olası ilgi çekici nesneleri (örneğin sınırı geçmeye çalışan kişileri, araçları veya hayvanları) tespit eden “otonom” yetenekleri ile öne çıkarıyor.
Bilgisayarlı gözlerle sınırın kilitlenmesi vizyonuna iki partinin de destek vermesi sayesinde Anduril, Elbit ve General Dynamics gibi mevcut oyuncuları geride bırakarak sınır gözetimi alanında baskın bir oyuncu haline geldi.
Büyük teknoloji şirketlerinin dolaylı desteği
ABD’deki kamu sektörünün en büyük yüklenicilerinden biri olan Deloitte, “kanun uygulama sistemleri ve uygulama ve sınır dışı etme operasyonları için analiz” için daha fazla fon sağlayan son sözleşme güncellemelerini kabul etti.
Sözleşmeleri, ICE’ın hedef tespiti operasyonları bölümü için “internet araştırması ve veri analizi destek hizmetleri” için güncellenmiş hükümler de içeriyor.
Birçok büyük teknoloji şirketi federal hükümetle doğrudan sözleşme yapmıyor ama ürün ve hizmetleri satıcılar aracılığıyla sunulmaktadır, bu da fonlardaki artıştan elde ettikleri mali faydaları belirlemeyi zorlaştırıyor.
Dünyanın en büyük iki bulut grubu olan Amazon ve Microsoft, ABD kurumlarına sırasıyla en az 75 milyon dolar ve 93 milyon dolar değerinde hizmet sunuyor.
Bu hizmetler, esas olarak Dell Federal Systems gibi üçüncü taraf satıcılar aracılığıyla sağlanıyor.
ICE, eylül ayında Amazon’un bulut bölümünün sunduğu hizmetler için “barındırma desteği” sağlamak üzere bir üçüncü tarafa 24 milyon dolarlık bir sözleşme verdi.
Ayrıca Dell’e Microsoft kurumsal lisansları için 19 milyon dolar ödedi.
Motorola Solutions gibi daha küçük teknoloji grupları da ICE ile sözleşmeler imzaladı.
Illinois merkezli grup, kendi adına 19 milyon dolarlık sözleşmelere sahip, üçüncü taraf bir satıcı ise uygulama eylemlerinde görev alan personele Motorola telsizleri ve bataryalar sağlamak üzere 260 milyon dolarlık bir sözleşme kazandı.
Ayrıca, çeşitli büyük teknoloji şirketlerinin AI teknolojileri de kullanılıyor. ICE, işe alım için özgeçmişleri incelemek üzere OpenAI’nin GPT-4 tabanlı bir AI aracı kullandı.
Meta, Google, OpenAI ve Anthropic’in AI teknolojileri de kullanılıyor.
Yeni hapishaneler için arazi ve depolama alanları
ABD’nin küçük kasaba ve şehirlerinde protestolar olmasına rağmen, Trump yönetimi, ABD tarihindeki en büyük gözaltı kapasitesi genişlemesi olabilecek bir proje kapsamında, göçmen hapishanelerine dönüştürmeyi planladığı depoları satın almaya devam ediyor.
Bloomberg‘e göre sadece iki deponun satın alınması maliyeti 172 milyon dolardı. Teksas’ın El Paso kentinde bulunan üçüncü depo, planlandığı gibi tamamlandığında 8.500 yatak kapasitesiyle ülkedeki en büyük hapishanelerden biri olabilir.
Bu anlaşmalar, ICE’ın Minneapolis ve diğer şehirlerde federal ajanlar tarafından tutuklanan binlerce göçmeni gözaltında tutmak için 23 depo kullanma planındaki son gelişmeyi işaret ediyor.
16 Ocak’ta, yerel bir mahkeme dosyasına göre, yönetim Maryland’ın Hagerstown yakınlarındaki bir arazi için 102 milyon dolar ödedi. Bir hafta sonra, hükümet Arizona’nın Surprise kentinde bir depo için 70 milyon dolar nakit ödeme yaptı.
Depo piyasasının sektör ortalamasına yaklaşık olarak uygun olan fiyatlar, şu anda boş olan bu alanların satın alınmasını kapsıyor.
ICE, binaları tuvalet, duş, yatak, yemek ve dinlenme alanları ile donatmak ve ardından bunları gözaltı merkezleri olarak işletmek için şirketlere ödeme yapmak zorunda.
Çoğu başlangıçta e-ticaret dağıtım tesisleri olarak tasarlanmış ve pazarlanmış olan depolar, yönetimin 45 milyar dolarlık göçmen gözaltı tesisleri inşaatı için önemli.
Federal hükümet son haftalarda 20’den fazla şehirde potansiyel yerleri şirketlere gezdirmiş ve en az 15 yerin tercih edilen yerleşim planları da dahil olmak üzere tasarımlarını onlarla paylaşmış.
Bloomberg‘e konuşan kaynaklara göre, bu depoları hapishaneye dönüştürecek şirketlerin, Hagerstown’dan başlayarak ilk mekanlar için tekliflerini göndermeleri istendi.
Örüntü burada da görülüyor: Örneğin Salt Lake City’de, ICE’ın gelecekteki “mega merkez” hapishanesi olarak belirlediği deponun sahibi olan yerel bir aile şirketi olan Ritchie Group.
Şirket, protestocuların ofislerine gelerek baskı yapmasının ardından “söz konusu mülkü federal hükümete satma veya kiralama planı olmadığını” açıkladı.
Kansas’taki depoları gözetim merkezine dönüştürecek tasarımın ihalesini alan KPB Services isimli şirket ise paravan bir şirket gibi görünüyor.
ICE, CoreCivic ve Geo Group gibi özel hapishane şirketleriyle uzun süredir devam eden ilişkilerini kullanarak gözaltı kapasitesini artırdı. Bu şirketler, ICE’ye mevcut hapishanelerindeki ek yataklara erişim imkanı sağladı, yeni tesisler satın aldı ve kiraladı ve kapatılmış tesisleri yeniden açtı.
Bu şirketler, kasım ayında yapılan kazanç açıklamalarında, federal hükümetin talebi halinde toplam 30.000’den fazla yatağı kullanıma sunabileceklerini belirtti.
İngilizler de kazananlar arasında
Birkaç önde gelen İngiltere merkezli şirketin yan kuruluşları da bu kurumlarla aktif sözleşmeler yaptı. İngiliz özel güvenlik şirketi G4S, Ocak 2025’ten bu yana ICE ile 68 milyon dolar değerinde sözleşme imzalamış.
Bu sözleşmeler, esas olarak, gözaltında tutulan kişilere uygulama ve sınır dışı etme operasyonlarında “kara ulaşım hizmetleri” sunmayı kapsıyor.
Londra Borsasında işlem gören Smiths Group’un bir parçası olan ve sınır kontrolü için tarama ve tespit teknolojisi üreten Smiths Detection, Trump’ın ikinci döneminde CBP sözleşmeleriyle 62 milyon dolardan fazla kazanç elde etti.
Smiths, “yasadışı faaliyetleri sınırlayan liman ve sınırlar için tehdit tespiti ve güvenlik tarama teknolojileri sağladığını” söyledi.
Bölgesel aile şirketleri, Cumhuriyetçi bağışçılar, Silikon Vadisi ittifakı
Unpopular Front blogunda ICE ve CBP sözleşmelerinden faydalanan şirketleri daha yakından inceleyen John Ganz, Trump yönetiminin arkasındaki ittifaklara ilişkinde önemli ipuçları sunuyor.
Ganz’a göre halka açık ve risk sermayesi ile finanse edilen birkaç firma olsa da en büyük yararlanıcılar çarpıcı bir örüntü sergiliyor: Hepsi bölgesel, hanedanlık özellikleri sergileyen aile şirketleri ve Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bağışçıları.
Ayrıca bu bölgesel şirketler, yasal açıdan şüpheli uygulamalara da karışmışlar. Örneğin, listenin en tepesinde yer alan Fisher Sand & Gravel şirketi, Kuzey Dakota’nın Dickinson kentinde yaşayan Fisher ailesine ait.
Fisher ailesi Cumhuriyetçilere cömert bağışlarda bulunuyor ve Başkan Tommy Fisher, muhafazakâr TV ve radyo programlarına konuk olarak katılıyor.
Fisher şirketinin geçmişinde çevre ihlalleri, şüpheli işgücü uygulamaları ve en önemlisi dolandırıcılık gibi suçlamalar yer alıyor.
2009 yılında, Fisher’ın o zamanki sahibi Micheal Fisher, dokuz adet vergi dolandırıcılığı suçlamasını kabul etti ve 37 ay hapis cezası ile 300.000 doların üzerinde tazminat cezasına çarptırıldı.
Şirketin eski finans müdürü Amiel Schaff ve eski denetçisi Clyde Frank da 2009 yılında ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak suçlamasından birer kez suçlu bulundu.
2009 yılında Adalet Bakanlığı ile yapılan anlaşma gereği, şirket toplam 1,16 milyon dolar tazminat, ceza ve para cezası ödemek, şirkette gelecekte dolandırıcılığı önlemek için önlemler almak ve İç Gelir Hizmetleri (IRS) ile vergi beyannamelerinin denetiminde işbirliği yapmakla yükümlü kılındı.
Şirketin bir başka eski başkanı olan David William Fisher ise, 2005 yılında 10 yaşındaki bir çocuğun çocuk pornografisi bulundurmaktan suçlu bulundu ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Suçunu kabul etmesi karşılığında, reşit olmayanların cinsel istismarı suçlamaları düşürüldü ve 30 Nisan 2010 tarihinde serbest bırakıldı.
Ganz’a göre listenin devamındaki SLSCO, CSI Aviation ve Barnard Construction’ gibi şirketler de bu modele uyuyor: bölgesel, az hissedarlı şirketler ve “tabiri caizse ‘politik olarak entegre’” bir yapıya sahipler.
Ganz’ın atıf yaptığı akademisyen Melinda Cooper, özel, adi ortaklık ve aile temelli şirketler ile kurumsal, halka açık ve hissedarların sahip olduğu şirketler arasındaki gerilime işaret ediyor.
Cooper’a göre Trump ile birlikte Beyaz Saray’da da temsilini bulan “aile temelli” kapitalizm, en küçük aile işletmelerinden en geniş hanedanlara kadar uzanıyor ve esasen ikisi arasındaki ittifakla şekilleniyor.
Trump da bu “toplumsal sınıf” ait: iş yapma yöntemleri “gayri resmi”, daha açık bir ifadeyle, çoğu zaman düpedüz suç teşkil eden şirketlerin temsilcisi.
Ganz yazısını şöyle bitiriyor:
“Anduril gibi [Peter] Thiel destekli firmaların varlığını da eklediğinizde, Trump koalisyonunun maddi temelini anlamaya başlarsınız. Bu, aile temelli bölgesel hortumcu sermaye ile savunma ve güvenliğe odaklanan teknoloji sektörünün gerici bir kesiminin ittifakı. Buna ICE’ın Trumpenproleter çetesi ve tüm okuma yazma bilmeyen influencerlar için bir istihdam programı olarak işlevini de ekleyin ve voila, karakteristik olarak bir haraç çetesi olan, reel Amerikan faşizminin sınıf bileşimini elde edersiniz. Bu, tepeden tırnağa bir çete.”
Amerika
Teksas’ta 32 yıl sonra Demokratları zafere götüren Gina Hinjosa kimdir?

Demokrat Partili Gina Hinojosa, Teksas valilik seçimini kazanarak eyalette 32 yıldır süren Cumhuriyetçi Parti hakimiyetine son veren ilk Demokrat oldu. Dördüncü dönemi hedefleyen Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott yenilgiyi kabul ederken Hinojosa, eyalet meclisindeki sandalye dağılımı sayesinde güçlü bir veto yetkisiyle göreve başlayacak.
Demokrat Partili Gina Hinojosa, Teksas valilik seçimini kazanarak eyalette 32 yıldır süren Cumhuriyetçi Parti yönetimine son veren ilk Demokrat oldu.
Dördüncü dönemini hedefleyen mevcut Vali Greg Abbott, Hinojosa’yı telefonla arayarak yenilgiyi kabul etti. Associated Press (AP) haber ajansı da eyaletteki seçimi Hinojosa’nın kazandığını duyurdu.
Seçim zaferinin ardından destekçilerinin tezahüratları eşliğinde sahneye çıkan Hinojosa, “Başardık. Bu zaferin yarattığı sarsıntı da dahil olmak üzere, Teksas’ta her şey daha büyüktür. Bu gece dünyayı şaşırttık.” dedi.
Valilik görevini ocak ayında devredecek olan Abbott ise destekçilerine teşekkür ederek görevi devralacak Hinojosa ve ekibine geçiş sürecinde yardımcı olacağını belirtti.
Abbott, “Buraya çıkmadan hemen önce, eyaletteki bütün bölgelerin ayrıntılarını inceledikten sonra Gina Hinojosa’yı arayıp kendisini Teksas valilik yarışını kazandığı için tebrik etme kararı aldım. Halen sayılacak oylar var ancak matematiksel olarak bu seçimi kazanmamız mümkün görünmüyor.” diye konuştu.
ABD Başkanı Donald Trump, kaybettiği seçimin ardından sosyal medyada Abbott’ı hedef aldı.
Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, “Teksas Valisi Greg Abbott, siyasi hayatının son altı ayında yalnızca adı Cumhuriyetçi olan birine (RINO) dönüşmeseydi kaybetmezdi. Eski formülüne geri döndü ve sonuç hiç hoş olmadı!” değerlendirmesini yaptı.
Hükümet ve Plan II alanında öğrenim gören Hinojosa, valilik yarışına şansı daha düşük gösterilen aday olarak başladı.
Önceki üç rakibini açık farklarla mağlup eden Abbott, yarışa büyük bir bağış toplama avantajıyla girdi. Hinojosa ise görevdeki valiyi geçmek amacıyla seçim kampanyasında eğitim ve veri merkezleri konularına ağırlık verdi.
Teksas genelindeki Demokrat zaferleri valilikle de sınırlı kalmadı; AP, ABD Senatosu yarışında Demokrat James Talarico’nun Cumhuriyetçi Ken Paxton karşısında kazandığını bildirdi.
Siyasete oğlunun okulunu kurtarmak için adım attı
Rio Grande Vadisi’nde doğup büyüyen yerli bir Teksaslı olan Gina Hinojosa, Brownsville devlet okullarında eğitim gördü.
Teksas Üniversitesinden mezun olmasının ardından George Washington Üniversitesinde hukuk öğrenimini tamamladı.
Kariyerine ailelerin ve işçilerin haklarını savunan bir sivil haklar ve sendika avukatı olarak başlayan Hinojosa, çalışanların adil ücret ve özlük haklarına kavuşması için çalıştı.
Hinojosa, 2005 yılında Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Tom DeLay hakkında kara para aklama suçlamasıyla açılan davayı yürüten hukuk ekibinde görev aldı.
Hinojosa, başlangıçta kamu görevine aday olma planı yapmıyordu. Ancak eyalet bütçesindeki kesintiler nedeniyle oğlunun gittiği ilkokul kapanma tehlikesiyle karşılaşınca diğer velileri bir araya getirdi.
Austin Bağımsız Okul Bölgesi Yönetim Kuruluna adaylığını koyarak seçimi kazanan Hinojosa, oğlunun okulunun yanı sıra bölgedeki diğer tüm devlet okullarının eğitime devam etmesini sağladı.
Kurul üyeleri, 2015 yılında Hinojosa’yı Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlendirdi.
Eyalet meclisinde eğitime bütçe mücadelesi verdi
Kamu hizmetine okul yönetiminde başlayan Hinojosa, Teksas Temsilciler Meclisinde Austin bölgesini dokuz yıl boyunca temsil etti.
Eyalet meclisinde 2017 yılında insan ticareti mağdurlarına destek amacıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Komisyonuna 3 milyon dolar aktarılmasını önerdi.
Öneri Temsilciler Meclisinden geçse de Senato görüşmelerinde bütçeden çıkarıldı. 2019 yılında ise afetzedelerin yardım başvurusu yapmasını sağlayan bir sistem kuran HB 1307 sayılı yasa tasarısını hazırlayarak yasalaşmasını sağladı.
Ayrıca Travis bölgesindeki yoksullara sağlık hizmeti verilmesi için yaklaşık 1 milyar dolarlık federal fon ayrılmasına öncülük etti.
Eğitim odaklı girişimlerini mecliste de sürdüren Hinojosa, 2019 yılında kamu okullarına 11 milyar doları aşan yatırım ayrılması sürecinde yer aldı.
2023 yılındaki yasama döneminde ise öğretmen maaşlarına 15 bin dolar, destek personeline 5 bin 500 dolar zam yapılmasını ve öğrenci başına ayrılan bütçenin 6 bin 160 dolardan 8 bin 947 dolara çıkarılmasını hedefleyen 40 milyar dolarlık “Geleceğimizi Tam Fonlayın Yasası” teklifini sundu.
Vali Abbott, özel okul kuponu uygulaması geçmedikçe kamu eğitimi bütçesini artırmayacağını açıkladı ve okullara ek bütçe aktarılamadı.
2025 yılı şubat ayında bu kesintileri gösteren bir internet sitesi açan Hinojosa, Abbott’ın suçlamasına karşı “Yüzüme karşı yalancı de.” çağrısıyla bir video paylaştı.
Seçim zaferi yeni bir yasama dengesi getirdi
Hinojosa, meclisteki görev süresi boyunca Demokrat parlamenterlerle birlikte oy hakkı kısıtlamalarını durdurmak ve seçim bölgeleri haritalarını engellemek amacıyla eyalet dışında eylemlere katılmıştı.
Başsavcı Ken Paxton’ın Hinojosa ve diğer vekilleri görevden alma talebiyle açtığı dava ise Teksas Yüksek Mahkemesince yetkisizlik gerekçesiyle reddedildi.
Ocak ayında valilik koltuğuna oturacak olan Hinojosa; binlerce eyalet görevlisini atama, yasa tasarılarını imzalama veya veto etme ve afet durumu ilan etme yetkilerine sahip olacak.
Cumhuriyetçilerin Teksas Meclisinin her iki kanadında da üçte iki çoğunluğu elde edememesi nedeniyle yeni vali, yasama sürecinde veto gücünü etkin bir şekilde kullanabilecek.
Çocukluğunda büyükannesinden “No te dejes” (Boyun eğme) ilkesini öğrendiğini dile getiren Hinojosa, konuşmasını “Teksaslılara özgü o kararlılıkla her şeyin mümkün olduğunu gösterdik.” sözleriyle tamamladı.
Amerika
Tıp doktorluğundan Senatoya: Abdul El-Sayed kimdir?

Michigan’daki yarışta Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup eden tıp doktoru Abdul El-Sayed, ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü oldu. El-Sayed, evrensel sağlık sigortası ve İsrail’e askeri yardımın sonlandırılması talepleriyle biliniyor.
Abdul El-Sayed, ABD’nin Michigan eyaletinde Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü unvanını kazandı.
Demokrat Parti’nin sol kanadında yer alan 42 yaşındaki El-Sayed, hem partisinin yerleşik düzenine yönelttiği eleştirilerle hem de Cumhuriyetçilerin ve Donald Trump’ın hedef aldığı seçim kampanyasıyla öne çıktı.
Mısır kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olarak 1984 yılında Detroit’in banliyösü Rochester Hills’te doğan El-Sayed’in ilk dili Arapça oldu. Lise yıllarında güreş, Amerikan futbolu ve lakros takımlarının kaptanlığını yürüten El-Sayed, Michigan Üniversitesinde biyoloji ve siyaset bilimi eğitimi aldı; lakros sporunu üniversite takımında da sürdürdü. Ardından Rhodes bursuyla Oxford Üniversitesinde ve Michigan Üniversitesinde tıp eğitimi gördü; tıp doktorası derecesini Columbia Üniversitesinden aldı.
Epidemiyolojiden Detroit Sağlık Departmanına
Siyasete atılmadan önce kamu sağlığı epidemiyolojisi alanında çalışan ve akademide doçentlik kadrosuna yönelen El-Sayed, daha sonra Detroit Sağlık Departmanının başına getirildi. 2018 yılında, 32 yaşındayken Flint su krizindeki çalışmalarından esinlenerek Michigan Valiliği adaylığı için görevinden istifa etti. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi sol Demokrat isimlerin desteğini almasına karşın, partisinin ön seçiminde Gretchen Whitmer’a 20 puandan fazla farkla kaybetti.
Ardından Wayne County Kamu Sağlığı Direktörlüğü görevini yürüten El-Sayed, 2026 yılındaki Senato yarışında şansını yeniden denedi.
Demokrat Partinin emekliye ayrılan Senatörü Gary Peters’ın yerine geçmek için başlatılan ön seçim yarışında ilk olarak El-Sayed, Michigan Eyalet Senatörü Mallory McMorrow ve Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens yarıştı. McMorrow’un temmuz ayında adaylıktan çekilmesinin ardından yarış, Stevens ile El-Sayed arasında geçti.
İsrail yanlısı lobi örgütü AIPAC’e bağlı United Democracy Project adlı bağımsız harcama komitesinin (Super PAC) Stevens’ı desteklemek ve El-Sayed’i durdurmak için 30 milyon dolar harcadığı ön seçimi, El-Sayed yaklaşık yüzde 1 farkla kazandı.
Obama’nın desteğini aldı
Eski ABD Başkanı Barrack Obama, El-Sayed’in Senato kampanyasına destek verdi.
El-Sayed, aralarındaki ilişkiyi zaman zaman kendi babasıyla kurduğu bağa benzeterek her başlıkta aynı görüşü paylaşmasalar dahi Obama’nın açtığı yol ve sunduğu katkı nedeniyle “derin bir minnettarlık duyduğunu” dile getirdi.
El-Sayed, Barack Obama’nın 2004 yılındaki Demokratik Ulusal Kurultay (DNC) konuşmasını takip ettikten sonra ilk kez bir siyasetçide kendisini gördüğünü kaydetti. Her iki ismin de Afrika kökenli babalara sahip olması, alışılmışın dışında isimler taşıması ve benzer fiziksel özellikleri paylaşması, El-Sayed’in sıklıkla dikkat çektiği unsurlar arasında yer aldı.
El-Sayed, geçmişte Obama yönetiminin bazı adımlarına yönelik eleştirilerini açıkça paylaştı. Özellikle dış politika kararlarını ve sağlık reformundaki sınırlılıkları hedef alan siyasetçi, bir dönem kendisine yakıştırılan “yeni Obama” nitelemesinden rahatsızlık duyduğunu dile getirdi.
El-Sayed, bu dönemde yaptığı değerlendirmede “Ben Obama değilim.” ifadesini kullandı. Obama döneminde yürürlüğe giren Sağlık Sigortası Reformu’nu (Affordable Care Act – ACA) ise geliştirilmeye muhtaç bir “başlangıç evi” olarak tarif etti.
İsrail’e askeri yardımları kampanyanın merkezine taşımıştı
El-Sayed, siyasi çizgi olarak kendisini demokratik sosyalist şeklinde tanımlamasa da Bernie Sanders çizgisine yakın bir ekonomik popülizmi savunuyor. Herkes için sağlık sigortası (Medicare for All) tasarısını destekleyen, şirket tekellerini eleştiren ve seçim harcamalarını serbest bırakan Citizens United kararının iptalini isteyen Michiganlı siyasetçi, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza dairesinin (ICE) lağvedilmesini talep ediyor.
Dış politikada ise El-Sayed, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını doğrudan “soykırım” olarak niteledi ve ABD’nin bu ülkeye yönelik koşulsuz askeri yardımlarının kesilmesini savundu.
Nisan ayında CNN’e verdiği demeçte, “On binlerce insanı öldürmek sizi fazlasıyla kötü yapar. Hangisinin diğerinden daha kötü olduğunu tartışmıyoruz. Hamas: kötü. İsrail hükümeti: kötü. İkisini de söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.
El-Sayed, seçim konuşmalarında bütçe önceliklerine değinerek “Vergilerimizin burada; buradaki okullar, sağlık sistemi ve altyapı için harcanmasını istiyoruz. Paramızın apartheid, soykırım ya da savaş yürütmek için gönderilmesini istemiyoruz.” görüşünü dile getirdi.
Genel seçim sürecinde Donald Trump ve Cumhuriyetçi çevrelerin hedefi olan El-Sayed, “cihatçı”, “komünist” ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün mensubu olmakla itham edildi.
Trump, El-Sayed’in Senatoya girmek için metal detektöründen geçmesi gerekeceğini iddia etti; Başkan Yardımcısı JD Vance ise El-Sayed’in ABD’ye hiçbir bağlılığının olmadığını öne sürdü.
Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers da El-Sayed’i kararsız bir eyalet için aşırı solda konumlandırmaya çalıştı. Genel seçim sürecinde taraflar ekim ayı ortasına kadar 220 milyon doları aşkın reklam harcaması yaptı.
Seçim gecesi Detroit’te eşi Sarah Jukaku ile birlikte zafer konuşması yapan El-Sayed, kendisine yöneltilen suçlamalara yanıt vererek “Ben Müslüman bir senatör olmak için yarışmıyorum. ABD Senatosu için yarışıyorum ve tesadüfen Müslümanım.” dedi.
Ocak ayında göreve başlayacak olan El-Sayed, anayasa gereği yemin törenini yönetecek olan Başkan Yardımcısı Vance’e seslenerek “JD, habibi, ocak ayında bana yemin ettirmekle anayasal olarak yükümlü olman leziz bir ironi barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Amerika
Steve Bannon seçim sonuçları karşısında şaşkın

Trump’ın 2016 seçim zaferinin planlanmasına öncülük eden Steve Bannon, Cumhuriyetçilerin hezimete uğradığı seçim sonuçları karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.
War Room adlı podcast’i aracılığıyla başkanın en etkili destekçilerinden biri olmaya devam eden eski baş stratejist, seçim gecesi Real America’s Voice’ta yapılan bir yayında, erkek seçmenler arasında bile Cumhuriyetçilerin çok az bir farkla önde olduğunu gösterdiğini öğrenmesinin ardından, “Bu doğru olamaz,” dedi.
NBC News’in sandık çıkış anketine dayandırılan veriler, 2024’te Trump’ın erkek seçmenler arasında 12 puanlık bir farkla galip gelmesinin ardından, erkek seçmenlerin oylarının yüzde 49’unun Cumhuriyetçilere, yüzde 48’inin ise Demokratlara gittiğini ortaya koydu.
Bannon, oranları görünce, “Bu çok büyük bir sorun. Bu durum etkisini gösterecek ve sonuçları olacak,” dedi.
Seçimden üç hafta önce Bannon, CBS News’e verdiği demeçte, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmeyi göze alamayacaklarını söylemişti.
Bannon, Demokratların kontrolü ele geçirmesinin, Trump’ı ve üst düzey yönetim yetkililerini soruşturmalara ve muhtemelen görevden alma işlemlerine maruz bırakacağını öne sürmüştü.
Ayrıca, pazar günü Financial Times’ta yayınlanan bir röportajda Bannon, seçim yenilgisinin MAGA hareketi ile partinin daha geleneksel isimleri arasında bir Cumhuriyetçi “iç savaş”ı tetikleyeceğini öngördü.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu












