Ortadoğu
Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi

Ocak ayının sonunda, Kudüs’teki patrikler ve Kilise liderleri, Hristiyan Siyonizmini açıkça reddettiklerini belirten önemli bir bildiri yayınlayınca ABD ve İsrail ile ipler gerildi.
Bildiri, sadece netliği ile değil, yayınlandığı zaman ve önde gelen bir Hristiyan Siyonist olan ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin tepkisi ile de dikkat çekti. Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti.
Patriklerin açıklaması şu şekildeydi:
“Kutsal Topraklar’daki Patrikler ve Kilise Liderleri, inananların ve dünyanın önünde, bu topraklardaki Mesih’in cemaatinin, yüzyıllar boyunca kutsal görevlerini sadık bir bağlılıkla yerine getiren Apostolik Kiliselere emanet edildiğini teyit ederler. Hristiyan Siyonizmi gibi zararlı ideolojileri savunan yerel şahıslar tarafından son zamanlarda gerçekleştirilen faaliyetler, halkı yanıltmakta, kafa karışıklığı yaratmakta ve cemaatimizin birliğini bozmaktadır. Bu girişimler, Kutsal Topraklar ve daha geniş Orta Doğu bölgesinde Hristiyanların varlığını tehlikeye atabilecek bir siyasi gündemi dayatmaya çalışan İsrail ve ötesindeki bazı siyasi aktörlerin hoşuna gitmektedir.”
Bildiri, Roma Katolik, Rum Ortodoks, Ermeni, Doğu Katolik ve diğer Ortodoks kiliselerinin liderlerini içeren bir çatı kuruluş olan Kudüs Patrikleri ve Yerel Kiliseler Liderleri başlığı altında yayınlandı.
Mondoweiss’a göre, patrikleri özellikle rahatsız eden şey, giderek yaygınlaşan bir eğilim gibi görünüyor: resmi siyasi çevrelerde hoş karşılanan, kendilerini İsrail veya Kutsal Topraklar’daki Hristiyanları temsil ettiklerini iddia eden, fakat Hristiyan Siyonist teolojiyi savunan, kendi kendilerini atayan yerel şahısların veya grupların desteklenmesi.
Son zamanlarda, bu tür toplantılara Büyükelçi Huckabee de dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileri katılıyor ve bu durum, Kilise liderlerinin tarihi otoritesine ve Hristiyan inancının bütünlüğüne giderek artan bir tehdit oluşturuyor.
Mondoweiss’a göre bu girişimler, imparatorluk, sömürgecilik ve işgal tarih boyunca Filistin’deki Hristiyan toplulukların birliğini koruyan ve “Statüko” olarak bilinen asırlık kilise yapılarını zayıflatıyor.
Bu nedenle Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti. X’te yaptığı açıklamada büyükelçi, “‘Hristiyan’ unvanını alan hiç kimsenin neden Siyonist olmaması gerektiğini anlamakta zorlanıyorum,” dedi.
İsrailli Hristiyan Siyonist, Ürdün ve Rum Ortodoks Patrikliğini suçladı
Kilise liderlerinin kınadığı “Hristiyan Siyonizmi” anlayışını yayan kişinin, İsrailli Hristiyan Ses savunma grubunun kurucusu Ihab Shlayan olduğu düşünülüyor.
Shlayan, bu bildirinin Filistin Yönetimi ve Ürdün’ün baskısı altında bulunan Kudüs’teki Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından kaleme alındığını öne sürdü.
Shlayan, “Patrikhanenin tamamını ve Doğu Kudüs’ün tamamını kontrol edenler Ürdün Vakfı ve Filistin Yönetimi,” dedi.
Vakıf, Müslümanlar için Harem’üş Şerif’i yöneten Ürdün kontrolündeki vakfı ifade ediyor.
Shlayan, bu açıklamanın, kilise liderleri ve diğerlerinin onun bunu yapmaya yetkisi olmadığını düşündüğü bölgelerdeki Hristiyanlar adına yürüttüğü sosyal yardım faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu savundu.
Shlayan şu iddialarda bulundu:
“Son zamanlarda [İsrailli Hıristiyan Sesi’nin dahil olduğu] o kadar çok olay yaşandı ki, [Rum Ortodoks] patrik, Filistin topraklarındaki Hıristiyanlar adına orada yaşadıkları zorluklar hakkında konuştuğum için Ürdün ve Filistin Yönetimi’nden baskı almaya başladı. İsrail ve ABD uyanıp işlerin böyle devam edemeyeceğini anladıkları gün, bu tür açıklamalar yapılmayacak.”
25 yıl boyunca orduda görev yapan yedek İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) yarbayı Shlayan, Haziran 2024’te ordudan emekli olduktan sonra, devleti açıkça destekleyen İsrailli Hristiyanlardan oluşan bir hareket oluşturma çabalarını kamuoyuna duyurdu.
2012 yılından beri Hristiyan Topluluğu Taslak Hazırlama Forumu ve ilgili kuruluşlarda sessizce faaliyet göstererek, İsrailli Hristiyanları IDF’ye katılmaya teşvik ediyor.
9 Ocak günü Huckabee, Kudüs’teki ABD büyükelçiliğinde Shlayan ve beraberindeki heyeti ağırlamıştı.
Shlayan ayrıca, 12 Ocak’ta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Patrikler ve Kilise Liderleri grubu da dahil olmak üzere Hıristiyan liderler için düzenlediği Yeni Yıl resepsiyonuna davet edilmişti.
Carlson ile Huckabee arasında “zulüm gören Hristiyanlar” tartışması
Öte yandan ABD’li muhafazakâr sunucu ve yorumcu Tucker Carlson, Huckabee ile mülakat yapmak için İsrail’e gidecek.
Carlson, programında Huckabee’nin, İsrail’in Hristiyanlara yönelik “şok edici” muamelesine karşı yeterince mücadele etmediğini öne sürünce, ikili X’te tartışmaya başlamıştı.
Geçen hafta Ürdün’den yayınlanan “The Tucker Carlson Show” programında Carlson, “ABD tarafından finanse edilen İsrail hükümeti Kutsal Topraklardaki Hristiyanlara nasıl davranıyor?” başlıklı programında Orta Doğu’daki Hristiyanların maruz kaldığı muameleyi vurguladı.
Videoda Carlson, “Mike Huckabee veya [Teksas Senatörü] Ted Cruz gibi Amerikan Hristiyan liderlerin, yaptıklarını haklı çıkarmak için İncil’e atıfta bulunan kişilerin” neden Orta Doğu’daki Hristiyanlarla konuşarak durumun gerçeğini öğrenmediklerini sorguladı.
Carlson, kendi sorusuna yanıt olarak, “Sadece tahmin edebiliriz. Onlar diğer tarafı finanse ettiler,” diye ekledi.
Evangelist bir papaz olan Huckabee, suçlamalara X’ten yanı vererek, “Beni konuşmak yerine, neden gelip benimle konuşmuyorsunuz? Orta Doğu konusunda çok fazla tartışma yaratıyor gibisiniz. Neden ışıkta korkuyorsunuz?” diye sordu.
Birkaç saat içinde Carlson’un X sayfasında şu yanıt yayınlandı:
“Teşekkürler. Çok isterim. Bugün ofisinize ulaşıp röportaj ayarlayacağız. Çok teşekkürler.”
Huckabee, kişisel X hesabından yaptığı paylaşımda, bu sohbeti sabırsızlıkla beklediğini yazdı.
Salı günü, Kanal 13’ün gece haber programı “HaTzinor”, İsrail hükümetinin Carlson’un ülkeye girişine izin vermemeyi düşündüğünü, fakat bunun “diplomatik bir olaya” yol açabileceği endişesiyle sonunda bu kararı almadığını bildirdi.
Carlson, Huckabee ve İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli tarafından giderek daha fazla eleştiriliyor.
Chikli, geçen ayın sonlarında antisemitizmle mücadele konulu bir konferans düzenledi ve Carlson’u “aşırı sağcı antisemitizm”in en önemli örneği olarak gösterdi.
Konferans sırasında Huckabee, Carlson’a “ne olduğunu” bilmediğini belirterek, “Fox News’teyken yaptıklarından daha fazla kazanç elde etmek için mi bunu yapıyor? Öyle olmasaydı bunu yapmazdı,” dedi.
Hristiyan Siyonistler 2027’de büyük bir zirve düzenlemeye hazırlanıyor
Ynet’e konuşan The Joshua Fund’ın kurucusu Joel Rosenberg’e göre, “İsrail topraklarını seven Hristiyan Siyonistler”, ABD’deki İsrail karşıtı ve antisemitik aşırılık yanlıları tarafından “saldırı altında.”
Rosenberg, “Epicenter Zirvesi” olarak adlandırdığı etkinlik için 3.000 evanjelik Hristiyanı İsrail’e getirmeyi umuyor.
Etkinlik, 7 Nisan 2027’de papazları, bakanlık liderlerini, “dua savaşçılarını” ve sıradan insanları Kudüs’e getirmek amacıyla düzenleniyor.
Zirveye hâlâ bir yıldan fazla zaman olmasına rağmen, Rosenberg, kilise liderlerinin etkinlik etrafında turlar planlayacaklarını ve cemaat mensuplarını Kutsal Toprakları ziyaret etmeye ikna ederek, COVID-19 ve iki yılı aşkın süren savaşın ardından “Hıristiyan turizmini yeniden canlandırmaya” yardımcı olacaklarını umduğunu söyledi.
Zirvede, Isaac Herzog, Mike Huckabee ve tanınmış papazlar Jack Graham ve Greg Laurie gibi birçok önemli isim konuşma yapacak.
Rosenberg, zirveyi duyurduktan birkaç gün sonra geçen hafta yaptığı telefon röportajında şunları söyledi:
“Tucker Carlson, Candace Owens, Nick Fuentes ve diğerleri gibi aşırı sağcı seslerde gördüğümüz şey, İsrail’i seven Hristiyanlara yönelik doğrudan bir saldırıdır. Tucker Carlson, Hristiyan Siyonizminin bir beyin virüsü veya sapkınlık olduğunu söylediğinde, bu sadece İsrail ve Yahudi halkına yönelik bir saldırı değil, her bir Hristiyana yönelik bir saldırıdır.”
Şu anda Kudüs’te yaşayan ve Hristiyan web sitesi All Israel News’ü yöneten Rosenberg, 1948’de İsrail’in “yeniden doğuşunun”, “insanlık tarihindeki en heyecan verici İncil kehanetlerinden biri” olduğunu, fakat “Tucker’ın ve Candace’ın bundan nefret ettiğini” ileri sürdü ve “Tanrının İsrail’i ve Yahudi halkını kutsadığı gerçeği değişmiyor,” dedi.
Toplantı, Hristiyanları eğitmek amacıyla İncil’in söylediklerini öğretme, inceleme ve tartışma gününden oluşacak.
Ayrıca katılımcılara İsrail ile yeniden bağlantı kurma veya bazı durumlarda ülkeyi ilk kez ziyaret etme fırsatı da sunacak.
Trump yönetiminde Hristiyan Siyonizmi etkileri
ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu Dini Özgürlük Komitesi’nde, İsrail’in kuruluşunun İncil’de müjdelendiğini ileri süren çok sayıda isim var.
Örneğin komite üyesi Paula White-Cain şöyle yazmıştı:
“İncil’de, Yaratılış 12:3’te, Rab bize İbrahim ile yaptığı antlaşmayı hatırlatır: ‘Seni kutsayanları kutsayacağım, seni lanetleyenleri lanetleyeceğim; ve senin aracılığınla yeryüzündeki tüm aileler kutsanacak.’ Bu sadece Yahudi halkı ile değil, İsrail ulusu ile de ilgilidir. Ve insanlık tarihinin bu önemli döneminde, bizler İSRAİL’in yanında DURMAYA çağrılıyoruz! Bu siyasetle ilgili değil; bu, Tanrı’nın SÖZÜ ile uyum içinde yaşamakla ilgili!”
Geçen hafta yapılan bir panelde, 2025 yılında Katolik Kilisesine giren komite üyesi eski Miss California Carrie Prejean Boller, siyonistlerle girdiği tartışma nedeniyle gündemdeydi.
Hukuk öğrencisi Yitzchok Frankel ve Yeshiva Üniversitesi Rektörü Haham Ari Berman ile yaptığı tartışmada, Katoliklerin siyonist olmak gibi bir zorunluluğu olmadığını söyleyen Boller, anti-siyonizmin anti-semitizm demek olduğu yönünde bir cevap aldı.
Ortadoğu
Goldman Sachs’tan petrol fiyatları için kritik öngörü

Bloomberg’in aktardığı Goldman Sachs Group Inc. raporuna göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tedarik kesintilerinin sürmesi halinde Brent petrolün varil fiyatı 2026’nın son çeyreğinde 120 doların üzerine çıkabilir. Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımıyla mevcut tahminlerini bu yılın son çeyreği için 80 dolar, gelecek yıl için ise 75 dolar olarak belirleyen analistler, sevkiyat hatlarındaki olası aksamaların fiyatları hızla yukarı taşıyabileceğini öngörüyor.
Goldman Sachs Group Inc. analistleri, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tedarik süreçlerindeki aksamaların sürmesi ve Kızıldeniz’in Husiler tarafından kapatılması durumunda, Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar 120 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.
Bloomberg’in aktardığı analizde, Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımı üzerine kurulan mevcut öngörülerin, Brent petrolün varil fiyatını bu yılın son çeyreğinde 80 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar olarak belirlediği kaydedildi.
Analistler, Ortadoğu’daki gerilimin tırmanması ve Basra Körfezi’nden öngörülen tedarik hacminin çatışma öncesi seviyelerin yüzde 45’inin altına gerilemesinin petrol fiyatlarını yeniden yükselişe geçirdiğini ifade etti.
Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kesintileri ve Kızıldeniz’de yaşanabilecek olası sorunlar nedeniyle fiyatların keskin bir şekilde yükselebileceği uyarısı yapıldı.
Temmuz ayında ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden başlaması ve Tahran destekli Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’dan yapılan sevkiyatları engelleme tehditleri üzerine Brent petrolün varil fiyatı yeniden 91 doların üzerine çıktı.
Yemen, Riyad yönetiminin yaklaşık 12 yıldır kendilerine uyguladığını belirttikleri kuşatmaya yanıt olarak Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ettiklerini duyurdu.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Suudi Arabistan, petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na taşıyarak ablukayı kısmen aşma seçeneğine sahip bulunuyor.
Ancak bu alternatif güzergah, Husilerin kontrol ettiği kıyı şeridinin yakınından geçerek Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan bir diğer dar geçit olan Babülmendep Boğazı’na ulaşıyor.
Arap Yarımadası ile Afrika kıtası arasında stratejik bir geçit konumunda olan Babülmendep Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’ini barındırıyor.
Londra ICE borsası verilerine göre, eylül vadeli Brent petrol fütüresinin varil fiyatı şu anda 88,73 dolar seviyesinden işlem görüyor. Brent petrolün fiyatı nisan ayı sonunda 126 doları aşmıştı.
Reuters’ın geçen hafta kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD’nin İran’ın enerji altyapısına saldırması halinde Tahran’ın Husilerden Kızıldeniz’i kapatmalarını talep ettiği öne sürülmüştü.
Habere göre Husiler, Babülmendep Boğazı bölgesine füze ve insansız hava araçları yerleştirerek ticari gemilere saldırmak için talimat bekliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Husilerin Kızıldeniz’deki limanlara veya gemilere düzenleyeceği olası saldırıların, Ortadoğu’dan yapılan iki ana petrol ihracat rotasının aynı anda kesintiye uğramasına yol açacağı belirtiliyor.
Ortadoğu
Husiler Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etti

Yemenli Husiler, pazartesi günü Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulayacaklarını açıkladı. Bu adım, ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşta yeni bir cephenin açılması ihtimalini gündeme getirirken, küresel enerji arzı ve ticaret açısından Körfez’in ötesine uzanan yeni tehditler doğurdu.
Gerilim, savaşta Amerikan askerleri açısından en kanlı dönemlerden birinin ardından tırmandı. Pentagon, pazartesi günü, İran’ın cuma günü Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda ölen iki ABD askerinin kimliğini açıkladı. Yetkililer ayrıca, çatışmada kayıp olduğu bildirilen üçüncü bir askere ait olabileceği değerlendirilen, kimliği henüz belirlenememiş kalıntılara ulaşıldığını bildirdi. Ayrı bir olayda ise dördüncü bir Amerikan askeri, Kuzey Irak’ta düşürülen İran’a ait tek yönlü saldırı insansız hava aracından kalan patlamamış mühimmatın “kontrollü biçimde imha edilmesi” sırasında öldü.
Husilerin abluka ilanının ardından Yemen’deki Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, yaptığı açıklamada bu adıma güç kullanarak karşılık vereceğini bildirdi. Koalisyon ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının ardından Suudi petrolü için kritik ihracat güzergâhı haline gelen Babülmendep Boğazı’ndan geçen gemilerini korumaya yönelik önlemleri uygulamaya başladığını açıkladı.
Husiler bu açıklamayı, Tahran ile Washington’ın geçen ay imzalanan kırılgan geçici anlaşmanın karşılıklı saldırılarla işlevsiz hale gelmesinden sonra yaptı. Öte yandan taraflar müzakere mesajı da verdi. İran Dışişleri Bakanlığı, arabulucuların Tahran’a bazı “öneriler” sunduğunu belirterek diplomatik temasların sürdüğü mesajını verdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.
Petrol fiyatları Husi açıklamasının ardından kısa süreliğine yükseldi, ancak yatırımcıların diplomatik çözüm umudunu korumasıyla daha sonra geriledi. Kızıldeniz’den mal taşımanın sigorta maliyetleri ise ticari gemilere yönelik risklerin artması nedeniyle yükseldi.
İran, ABD’nin İran’daki enerji altyapısına saldırılarını sürdürmesi halinde Husilerin Kızıldeniz’e açılan Babülmendep Boğazı’nı kapatmalarını istemişti.
Boğazın tamamen kapanması, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının büyük bölümünün bölgeden çıkarılamaması nedeniyle küresel petrol arzını yüzde 7 azaltabilir. Bu kesinti, Körfez’deki savaşın petrol sevkiyatlarında yol açtığı ve hâlihazırda küresel arzın yüzde 10’una denk gelen büyük düşüşe eklenecek.
Husilerin silahlı kuvvetleri açıklamalarında, Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı “haksız ve zalim kuşatmaya” karşılık olarak “göze göz ilkesi temelinde, suçlu Suudi düşmanına karşı derhal yürürlüğe girecek bir deniz ambargosu” ilan ettiklerini bildirdi.
Ateşkesi yeniden sağlamak için diplomatik girişim
Üst düzey bir İranlı yetkili pazartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın arabuluculardan 10 günlük bir ateşkes önerisi aldığını söyledi. Girişimin, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı kalıcı biçimde sona erdirecek bir anlaşmanın önünü açması hedeflenen geçici mutabakatı kurtarmayı amaçladığı belirtildi.
Ne İran Dışişleri Bakanlığı ne de Reuters’a konuşan yetkili, gündemde olduğu belirtilen ateşkes görüşmelerine ilişkin ayrıntı verdi.
Pakistan hükümetinden iki kaynak ise İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’nin Pakistan’dan çatışmadaki arabuluculuk rolünü yeniden üstlenmesini istediğini söyledi. Mümini daha sonra yeni görüşmeler için İslamabad’a gitti.
Diplomatik girişimler, ABD’nin İran kentlerine yönelik yeni bir gece saldırısının ve İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan askerî unsurlarına düzenlediği saldırıların ardından geldi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, pazartesi öğleden sonra ABD saatiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını açıkladı.
Savaşın başlamasından ve İran’ın hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasından bu yana yükselen benzin fiyatları nedeniyle ülke içinde artan siyasi baskıyla karşı karşıya kalan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik son saldırıları, son İran saldırılarında ölen Amerikan askerlerinin intikamının alınması olarak savundu.
Trump pazartesi günü Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, “İran ne zaman bir Amerikan askerini öldürürse, bunun bedelini katbekat ödeyecek! Bu talimat Savaş Bakanı Pete Hegseth’e, Genelkurmay Başkanı Daniel Caine’e ve ordudaki tüm komutanlara iletilmiştir” dedi.
İran: Tankerler patladı
İran Devrim Muhafızları Ordusu, iki petrol tankerinin boğazdan “güvenli olmayan” bir güzergâh üzerinden geçmeye çalışırken patladığını açıkladı. Devrim Muhafızları pazar günü, aynı bölgede iki geminin bir “kazaya” karıştığını bildirmişti. İki olayın birbiriyle bağlantılı olup olmadığı ise netleşmedi.
Reuters olayı bağımsız olarak doğrulayamadı. Devrim Muhafızları’nın açıklamasında gemilerin kimliklerine veya can kayıplarına ilişkin ayrıntı verilmedi.
İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu da Hürmüz Boğazı’na bakan Umman açıklarında bir geminin kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdi.
İran’da Tebriz, Çabahar, Konarek, Bender Mahşehr ve Bender İmam Humeyni’de patlamalar meydana geldiği bildirildi. Devlet haber ajansı IRNA’ya göre Tebriz’in güneybatısında bir kişi öldü, birkaç kişi de yaralandı.
Devrim Muhafızları, Ürdün’ün Akabe Havalimanı’ndaki Amerikan uçaklarını balistik füzelerle hedef aldığını açıkladı. Açıklamada ayrıca Kuveyt’teki El-Adiri Kampı ve Ali es-Salim Hava Üssü’ndeki askerî unsurlar ile Suriye’deki bazı mevzilerin de vurulduğu belirtildi.
Bahreyn’de pazartesi boyunca sirenler çaldı. Kuveyt ordusu ise salı sabahının erken saatlerinde hava savunma sistemlerinin İran’a ait insansız hava araçlarını yeniden önlediğini açıkladı.
Ortadoğu
Güney Lübnan’da pilot bölgeler için ilk askeri adım atıldı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan ve İsrail arasındaki Üçlü Çerçeve Anlaşması kapsamında Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını duyurdu. Roma’da geçen hafta yürütülen müzakerelerin ardından Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde başlatılan süreç, tarafların aşamalı olarak sahada konumlanmasını hedefliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan’ın güneyinde yer alan Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını bildirdi.
Yapılan açıklamada sürecin, Lübnan ile İsrail arasında varılan Üçlü Çerçeve Anlaşması doğrultusunda ve Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde yürütüldüğü kaydedildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Bu dönüm noktası, İsrail ve Lübnan arasında geçen hafta Roma’da gerçekleştirilen görüşmelerin doğrudan bir sonucudur” ifadesini kullandı.
Girişimin Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu tarafından yönetildiğini belirten Pigott, “Amerika Birleşik Devletleri, Çerçeve Anlaşması’nın başarıyla tamamlanması amacıyla her iki tarafla yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecektir” dedi.
Sürecin sahaya yansımasına ilişkin Lübnan ordusundan da bir açıklama yapıldı. Askeri birliklerin Froun ve Srifa köyleri dahil olmak üzere Lübnan’ın güneyindeki görevlerini icra etmeyi sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Eş zamanlı olarak, İsrail’in çekilmesinin ardından Zawtar el-Garbiye beldesinde konuşlanma faaliyetlerine başlamak üzere Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu ile koordinasyon yürütülmektedir” denildi.
Lübnan ordusu ayrıca, vatandaşların kendi güvenlikleri için Zawtar el-Garbiye’ye seyahat etmemelerini ve bölgede konuşlu askeri birliklerin direktiflerine uymalarını istedi.
Pilot bölge operasyonlarının başladığına dair bu duyuru, Beyrut ve Tel Aviv yönetimlerinin geçen ay ABD ara buluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşmasına rağmen İsrail güçlerinin Lübnan’daki askeri saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi.
Söz konusu anlaşma, İsrail güçlerinin işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından aşamalı olarak çekilmesini öngörüyor.
Bu sürecin, henüz tam olarak tanımlanmamış iki bölgede pilot uygulama ile başlatılması kararlaştırılmıştı. Belirli bir takvim içermeyen anlaşmada, çekilmenin tamamlanması şartı, Lübnan ordusunun İsrail güçlerince boşaltılan alanlarda güvenlik sorumluluğunu tamamen üstlenmesine ve Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasına bağlanıyor.
Lübnan resmi verilerine göre, 2 Mart tarihinden bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında Lübnan’da 4 bin 328 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 227 kişi ise yaralandı.
İsrail, güney Lübnan’da bazılarını on yıllardır kontrol altında tuttuğu, bazılarını ise Ekim 2023 ile Kasım 2024 arasındaki savaşta ele geçirdiği toprakları işgal etmeye devam ediyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











