Ortadoğu
Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi

Ocak ayının sonunda, Kudüs’teki patrikler ve Kilise liderleri, Hristiyan Siyonizmini açıkça reddettiklerini belirten önemli bir bildiri yayınlayınca ABD ve İsrail ile ipler gerildi.
Bildiri, sadece netliği ile değil, yayınlandığı zaman ve önde gelen bir Hristiyan Siyonist olan ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin tepkisi ile de dikkat çekti. Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti.
Patriklerin açıklaması şu şekildeydi:
“Kutsal Topraklar’daki Patrikler ve Kilise Liderleri, inananların ve dünyanın önünde, bu topraklardaki Mesih’in cemaatinin, yüzyıllar boyunca kutsal görevlerini sadık bir bağlılıkla yerine getiren Apostolik Kiliselere emanet edildiğini teyit ederler. Hristiyan Siyonizmi gibi zararlı ideolojileri savunan yerel şahıslar tarafından son zamanlarda gerçekleştirilen faaliyetler, halkı yanıltmakta, kafa karışıklığı yaratmakta ve cemaatimizin birliğini bozmaktadır. Bu girişimler, Kutsal Topraklar ve daha geniş Orta Doğu bölgesinde Hristiyanların varlığını tehlikeye atabilecek bir siyasi gündemi dayatmaya çalışan İsrail ve ötesindeki bazı siyasi aktörlerin hoşuna gitmektedir.”
Bildiri, Roma Katolik, Rum Ortodoks, Ermeni, Doğu Katolik ve diğer Ortodoks kiliselerinin liderlerini içeren bir çatı kuruluş olan Kudüs Patrikleri ve Yerel Kiliseler Liderleri başlığı altında yayınlandı.
Mondoweiss’a göre, patrikleri özellikle rahatsız eden şey, giderek yaygınlaşan bir eğilim gibi görünüyor: resmi siyasi çevrelerde hoş karşılanan, kendilerini İsrail veya Kutsal Topraklar’daki Hristiyanları temsil ettiklerini iddia eden, fakat Hristiyan Siyonist teolojiyi savunan, kendi kendilerini atayan yerel şahısların veya grupların desteklenmesi.
Son zamanlarda, bu tür toplantılara Büyükelçi Huckabee de dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileri katılıyor ve bu durum, Kilise liderlerinin tarihi otoritesine ve Hristiyan inancının bütünlüğüne giderek artan bir tehdit oluşturuyor.
Mondoweiss’a göre bu girişimler, imparatorluk, sömürgecilik ve işgal tarih boyunca Filistin’deki Hristiyan toplulukların birliğini koruyan ve “Statüko” olarak bilinen asırlık kilise yapılarını zayıflatıyor.
Bu nedenle Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti. X’te yaptığı açıklamada büyükelçi, “‘Hristiyan’ unvanını alan hiç kimsenin neden Siyonist olmaması gerektiğini anlamakta zorlanıyorum,” dedi.
İsrailli Hristiyan Siyonist, Ürdün ve Rum Ortodoks Patrikliğini suçladı
Kilise liderlerinin kınadığı “Hristiyan Siyonizmi” anlayışını yayan kişinin, İsrailli Hristiyan Ses savunma grubunun kurucusu Ihab Shlayan olduğu düşünülüyor.
Shlayan, bu bildirinin Filistin Yönetimi ve Ürdün’ün baskısı altında bulunan Kudüs’teki Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından kaleme alındığını öne sürdü.
Shlayan, “Patrikhanenin tamamını ve Doğu Kudüs’ün tamamını kontrol edenler Ürdün Vakfı ve Filistin Yönetimi,” dedi.
Vakıf, Müslümanlar için Harem’üş Şerif’i yöneten Ürdün kontrolündeki vakfı ifade ediyor.
Shlayan, bu açıklamanın, kilise liderleri ve diğerlerinin onun bunu yapmaya yetkisi olmadığını düşündüğü bölgelerdeki Hristiyanlar adına yürüttüğü sosyal yardım faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu savundu.
Shlayan şu iddialarda bulundu:
“Son zamanlarda [İsrailli Hıristiyan Sesi’nin dahil olduğu] o kadar çok olay yaşandı ki, [Rum Ortodoks] patrik, Filistin topraklarındaki Hıristiyanlar adına orada yaşadıkları zorluklar hakkında konuştuğum için Ürdün ve Filistin Yönetimi’nden baskı almaya başladı. İsrail ve ABD uyanıp işlerin böyle devam edemeyeceğini anladıkları gün, bu tür açıklamalar yapılmayacak.”
25 yıl boyunca orduda görev yapan yedek İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) yarbayı Shlayan, Haziran 2024’te ordudan emekli olduktan sonra, devleti açıkça destekleyen İsrailli Hristiyanlardan oluşan bir hareket oluşturma çabalarını kamuoyuna duyurdu.
2012 yılından beri Hristiyan Topluluğu Taslak Hazırlama Forumu ve ilgili kuruluşlarda sessizce faaliyet göstererek, İsrailli Hristiyanları IDF’ye katılmaya teşvik ediyor.
9 Ocak günü Huckabee, Kudüs’teki ABD büyükelçiliğinde Shlayan ve beraberindeki heyeti ağırlamıştı.
Shlayan ayrıca, 12 Ocak’ta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Patrikler ve Kilise Liderleri grubu da dahil olmak üzere Hıristiyan liderler için düzenlediği Yeni Yıl resepsiyonuna davet edilmişti.
Carlson ile Huckabee arasında “zulüm gören Hristiyanlar” tartışması
Öte yandan ABD’li muhafazakâr sunucu ve yorumcu Tucker Carlson, Huckabee ile mülakat yapmak için İsrail’e gidecek.
Carlson, programında Huckabee’nin, İsrail’in Hristiyanlara yönelik “şok edici” muamelesine karşı yeterince mücadele etmediğini öne sürünce, ikili X’te tartışmaya başlamıştı.
Geçen hafta Ürdün’den yayınlanan “The Tucker Carlson Show” programında Carlson, “ABD tarafından finanse edilen İsrail hükümeti Kutsal Topraklardaki Hristiyanlara nasıl davranıyor?” başlıklı programında Orta Doğu’daki Hristiyanların maruz kaldığı muameleyi vurguladı.
Videoda Carlson, “Mike Huckabee veya [Teksas Senatörü] Ted Cruz gibi Amerikan Hristiyan liderlerin, yaptıklarını haklı çıkarmak için İncil’e atıfta bulunan kişilerin” neden Orta Doğu’daki Hristiyanlarla konuşarak durumun gerçeğini öğrenmediklerini sorguladı.
Carlson, kendi sorusuna yanıt olarak, “Sadece tahmin edebiliriz. Onlar diğer tarafı finanse ettiler,” diye ekledi.
Evangelist bir papaz olan Huckabee, suçlamalara X’ten yanı vererek, “Beni konuşmak yerine, neden gelip benimle konuşmuyorsunuz? Orta Doğu konusunda çok fazla tartışma yaratıyor gibisiniz. Neden ışıkta korkuyorsunuz?” diye sordu.
Birkaç saat içinde Carlson’un X sayfasında şu yanıt yayınlandı:
“Teşekkürler. Çok isterim. Bugün ofisinize ulaşıp röportaj ayarlayacağız. Çok teşekkürler.”
Huckabee, kişisel X hesabından yaptığı paylaşımda, bu sohbeti sabırsızlıkla beklediğini yazdı.
Salı günü, Kanal 13’ün gece haber programı “HaTzinor”, İsrail hükümetinin Carlson’un ülkeye girişine izin vermemeyi düşündüğünü, fakat bunun “diplomatik bir olaya” yol açabileceği endişesiyle sonunda bu kararı almadığını bildirdi.
Carlson, Huckabee ve İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli tarafından giderek daha fazla eleştiriliyor.
Chikli, geçen ayın sonlarında antisemitizmle mücadele konulu bir konferans düzenledi ve Carlson’u “aşırı sağcı antisemitizm”in en önemli örneği olarak gösterdi.
Konferans sırasında Huckabee, Carlson’a “ne olduğunu” bilmediğini belirterek, “Fox News’teyken yaptıklarından daha fazla kazanç elde etmek için mi bunu yapıyor? Öyle olmasaydı bunu yapmazdı,” dedi.
Hristiyan Siyonistler 2027’de büyük bir zirve düzenlemeye hazırlanıyor
Ynet’e konuşan The Joshua Fund’ın kurucusu Joel Rosenberg’e göre, “İsrail topraklarını seven Hristiyan Siyonistler”, ABD’deki İsrail karşıtı ve antisemitik aşırılık yanlıları tarafından “saldırı altında.”
Rosenberg, “Epicenter Zirvesi” olarak adlandırdığı etkinlik için 3.000 evanjelik Hristiyanı İsrail’e getirmeyi umuyor.
Etkinlik, 7 Nisan 2027’de papazları, bakanlık liderlerini, “dua savaşçılarını” ve sıradan insanları Kudüs’e getirmek amacıyla düzenleniyor.
Zirveye hâlâ bir yıldan fazla zaman olmasına rağmen, Rosenberg, kilise liderlerinin etkinlik etrafında turlar planlayacaklarını ve cemaat mensuplarını Kutsal Toprakları ziyaret etmeye ikna ederek, COVID-19 ve iki yılı aşkın süren savaşın ardından “Hıristiyan turizmini yeniden canlandırmaya” yardımcı olacaklarını umduğunu söyledi.
Zirvede, Isaac Herzog, Mike Huckabee ve tanınmış papazlar Jack Graham ve Greg Laurie gibi birçok önemli isim konuşma yapacak.
Rosenberg, zirveyi duyurduktan birkaç gün sonra geçen hafta yaptığı telefon röportajında şunları söyledi:
“Tucker Carlson, Candace Owens, Nick Fuentes ve diğerleri gibi aşırı sağcı seslerde gördüğümüz şey, İsrail’i seven Hristiyanlara yönelik doğrudan bir saldırıdır. Tucker Carlson, Hristiyan Siyonizminin bir beyin virüsü veya sapkınlık olduğunu söylediğinde, bu sadece İsrail ve Yahudi halkına yönelik bir saldırı değil, her bir Hristiyana yönelik bir saldırıdır.”
Şu anda Kudüs’te yaşayan ve Hristiyan web sitesi All Israel News’ü yöneten Rosenberg, 1948’de İsrail’in “yeniden doğuşunun”, “insanlık tarihindeki en heyecan verici İncil kehanetlerinden biri” olduğunu, fakat “Tucker’ın ve Candace’ın bundan nefret ettiğini” ileri sürdü ve “Tanrının İsrail’i ve Yahudi halkını kutsadığı gerçeği değişmiyor,” dedi.
Toplantı, Hristiyanları eğitmek amacıyla İncil’in söylediklerini öğretme, inceleme ve tartışma gününden oluşacak.
Ayrıca katılımcılara İsrail ile yeniden bağlantı kurma veya bazı durumlarda ülkeyi ilk kez ziyaret etme fırsatı da sunacak.
Trump yönetiminde Hristiyan Siyonizmi etkileri
ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu Dini Özgürlük Komitesi’nde, İsrail’in kuruluşunun İncil’de müjdelendiğini ileri süren çok sayıda isim var.
Örneğin komite üyesi Paula White-Cain şöyle yazmıştı:
“İncil’de, Yaratılış 12:3’te, Rab bize İbrahim ile yaptığı antlaşmayı hatırlatır: ‘Seni kutsayanları kutsayacağım, seni lanetleyenleri lanetleyeceğim; ve senin aracılığınla yeryüzündeki tüm aileler kutsanacak.’ Bu sadece Yahudi halkı ile değil, İsrail ulusu ile de ilgilidir. Ve insanlık tarihinin bu önemli döneminde, bizler İSRAİL’in yanında DURMAYA çağrılıyoruz! Bu siyasetle ilgili değil; bu, Tanrı’nın SÖZÜ ile uyum içinde yaşamakla ilgili!”
Geçen hafta yapılan bir panelde, 2025 yılında Katolik Kilisesine giren komite üyesi eski Miss California Carrie Prejean Boller, siyonistlerle girdiği tartışma nedeniyle gündemdeydi.
Hukuk öğrencisi Yitzchok Frankel ve Yeshiva Üniversitesi Rektörü Haham Ari Berman ile yaptığı tartışmada, Katoliklerin siyonist olmak gibi bir zorunluluğu olmadığını söyleyen Boller, anti-siyonizmin anti-semitizm demek olduğu yönünde bir cevap aldı.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor









