Amerika
Trump’ın 2027 bütçe planı havaalanı güvenliğini özelleştirmeye açacak

ABD Başkanı Trump’ın 2027 mali yılı bütçe teklifi, Ulaştırma Güvenliği İdaresi bünyesindeki binlerce kadronun iptal edilmesini ve havaalanı tarama faaliyetlerinin özel sektöre devredilmesini öngörüyor. Beyaz Saray, mevcut federal işgücünü azaltarak maliyet etkinliğini artırmayı hedeflediğini iddia ederken; sendikalar ve muhalif kanat, özelleştirme hamlesinin yolcu güvenliğini tehlikeye atacağını ve kâr hırsını güvenliğin önüne koyacağını ifade ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2027 mali yılı bütçe teklifi, İç Güvenlik Bakanlığı çatısı altında faaliyet gösteren Ulaştırma Güvenliği İdaresi (TSA) bünyesinde binlerce kadronun iptal edilmesini ve 2001 yılında kurulan kurumun özelleştirilmesine yönelik adımların hızlandırılmasını öngörüyor.
Muhafazakâr çevreler, havaalanlarındaki tarama işlemlerinin özel yüklenicilere devredilmesinin maliyetleri düşüreceğini ve operasyonel verimliliği artıracağını uzun süredir dile getiriyor.
Buna karşılık, işçi sendikaları ve bazı Demokrat Partili isimlerden oluşan eleştirel kanat; özel şirketlerin kâr marjını güvenliğin önüne koyacağını, bunun yolcu emniyetini riske atacağını ve ciddi istihdam kayıplarına yol açacağını söylüyor.
Tartışmalar, Kongre’nin İç Güvenlik Bakanlığı bütçesini onaylayamaması nedeniyle TSA görevlilerinin haftalarca ücretsiz çalışmak zorunda kaldığı ve ülke genelinde havalimanı operasyonlarının aksadığı dönemin ardından yeniden ivme kazandı.
Söz konusu süreçte 500’den fazla memur istifa ederken, binlerce çalışanın vardiyalarına gelmemesi uzun güvenlik kuyruklarına ve uçuş iptallerine neden olmuştu.
Yönetim, son bütçe talebiyle özel tarama faaliyetlerini genişletmeyi teklif ediyor. Beyaz Saray, halihazırda yaklaşık yirmi küçük havalimanında uygulanan yüklenici odaklı programın, federal işgücüne kıyasla daha esnek ve maliyet etkin bir model olduğunu vurguluyor.
İç Güvenlik Bakanlığı’nın Kongre’ye sunduğu bütçe gerekçelendirme raporuna göre, Beyaz Saray 2027 mali yılı için TSA’ya 11,7 milyar dolarlık kaynak talep etti.
Bu bütçe, 53 bin 199 pozisyon ve 50 bin 398 tam zamanlı eşdeğer (FTE) kadroyu kapsıyor. Söz konusu rakamlar, 2026 mali yılı için uygulanan yıllık devam kararına kıyasla 8 bin 385 pozisyon ve 9 bin 439 tam zamanlı eşdeğer kadroda azalma anlamına geliyor.
İptali istenen kadrolar arasında 2 bin 462 Ulaştırma Güvenlik Memuru (TSO) pozisyonu ile 4 bin 351 TSO tam zamanlı eşdeğer kadrosu yer alıyor.
Bütçenin “işgücünün yeniden şekillendirilmesi” başlıklı bölümü altında da 1347 pozisyonun ve 511 tam zamanlı eşdeğer kadronun daha ortadan kaldırılması planlanıyor.
Aynı zamanda yönetim, özel yüklenicilerin tarama yapmasına imkan tanıyan Tarama Ortaklığı Programı (SPP) için ayrılan fonun 477,3 milyon dolar artırılmasını teklif ediyor.
Bu artışın, TSO personel giderleri ve yan haklarındaki 529,3 milyon dolarlık kesintiyle dengeleneceği belirtiliyor.
Bütçe gerekçelendirme belgesinde, “Bu azalmalara rağmen TSA, operasyonel etkinliği ve görev sürekliliğini sağlamak adına tüm öncelikli ve kritik pozisyonları koruyacaktır” ifadesine yer verildi.
Özelleştirme hamlesi, hükümetin kısmen kapandığı dönemde TSA personel eksikliğinin uçuşlarda yarattığı aksaklıkların ardından artan ilgiden güç alıyor.
Mevcut durumda ülke genelinde 20 havalimanı, özel yüklenicilerin TSA denetiminde tarama yaptığı SPP kapsamında faaliyet gösteriyor.
Bu havalimanları, çalışanların ön ödemeli federal sözleşmelerle maaş alması sayesinde, bütçe krizinin yarattığı aksaklıklardan büyük ölçüde etkilenmedi. Projenin destekçileri, bu durumu modelin finansman kesintilerine karşı daha dayanıklı olduğunun kanıtı olarak gösteriyor.
Özelleştirme fikri, son yıllarda muhafazakâr politika çevrelerinde de karşılık buldu. Heritage Foundation tarafından hazırlanan Project 2025 planı, tarama operasyonlarının dış kaynaklardan temin edilmesiyle hükümetin yüzde 20 oranında tasarruf edebileceğini öngörerek TSA’nın özelleştirilmesi çağrısında bulunmuştu.
Trump yönetimi de mevcut SPP uygulanan havalimanlarını örnek göstererek bu argümanı destekliyor. 2027 mali yılı bütçe teklifinde, bu geçişin “federal taramaya kıyasla maliyet tasarrufu sağlayacağı ve sorunlu bir federal kurumun reform sürecini başlatacağı” kaydedildi.
Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “TSA’nın Tarama Ortaklığı Programı, 20 yılı aşkın süredir katılımcı havalimanlarının tarama hizmetlerini nitelikli özel şirketlere devretmesine olanak tanıyor. Bu şirketler, federal denetim altında ve tüm TSA güvenlik standartlarına uyumlu şekilde çalışırken yolculara olağanüstü bir deneyim sunuyor” denildi.
Açıklamada ayrıca, bu programın genişletilmesinin Trump’ın önceki bütçelerinde de yer aldığı ve halihazırda faal olduğu meydanlarda başarıyla işlediği ifade edildi.
TSA çalışanlarının büyük çoğunluğunu temsil eden Amerikan Federal Hükümet Çalışanları Federasyonu (AFGE) ise havaalanı güvenliğinin özelleştirilmesi girişimine sert tepki gösterdi.
AFGE TSA Konseyi 100 Sayman Sekreteri ve AFGE Yerel 1040 Başkanı Johnny Jones, düzenlediği basın toplantısında, “Tüm sistemin özelleştirildiğini bilsem şahsen uçmak istemezdim çünkü bu Amerikan halkı için güvenli değil” dedi.
Özelleştirme çabasını “kâr hırsını insan ve güvenliğin önüne koyma girişimi” olarak nitelendiren Jones, “Özelleştirme demek kâr demektir; insanlar değil. İnsanların özelleştirmenin ne olduğunu anlaması çok önemli. Bunun sizin güvenliğinizle veya emniyetinizle hiçbir ilgisi yok. Her şey birilerinin kâr etmesiyle ilgili” şeklinde konuştu.
Beyaz Saray’ın bütçe teklifine yanıt veren AFGE yetkilileri, bu girişime karşı mücadele edeceklerini bildirdi.
Sendika sözcüsü, “Bu beklediğimiz bir durumdu, Project 2025’in bir parçası. Bu tehdidi çok ciddiye alıyoruz ve gerçekleşmemesi için mücadele edeceğiz” açıklamasını yaptı.
Amerika
Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.
Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.
Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.
700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.
Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.
Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.
Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.
Amerika
Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.
Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.
Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.
Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.
Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”
ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.
Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.
Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.
Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.
Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.
Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.
Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.
Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.
Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.
Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.
Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.
Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.
Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.
Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.
Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu.
İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.
Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.
Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.
Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.
Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.
Amerika
Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.
Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.
Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.
Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.
Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.
Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor
Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.
Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.
Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.
Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.
Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir
Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.
Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.
Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.
Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor









