Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman mahkemesi AfD’li Krah için yakalama kararı çıkardı

Yayınlanma

Bir Alman mahkemesi, AfD milletvekili ve eski Avrupa Parlamentosu üyesi Maximilian Krah hakkında yakalama emri çıkardı.

Anlaşmazlık, Alman komedyen Jan Böhmermann’ın bir podcast’te, Krah’ın 2024 yılında Münih’teki Oktoberfest’te 200 şişe şampanya sipariş ettiği iddiasını dile getirmesiyle başlamıştı. Böhmermann daha sonra yaptığı açıklamada, araştırmalara göre bu sayının 50’ye yakın olduğunu belirtti.

Krah, bu iddianın kendisini “böbürlenen ve kendini beğenmiş biri” olarak gösterebileceği gerekçesiyle kişisel haklarını ihlal ettiğini öne sürerek ihtiyati tedbir kararı talep etti. 

Fakat Düsseldorf Bölge Mahkemesi, Böhmermann’ın bu iddiayı bir dinleyiciden gelen bilgi olarak sunduğunu ve daha sonra da düzeltme yaptığını belirterek davayı reddetti.

Mahkeme, Krah’ın davanın adli masraflarını karşılamasına hükmetti.

Böhmermann’ın avukatları daha sonra icra yoluyla yaklaşık 5.000 avroluk masrafı tahsil etti. Bildirildiğine göre 296,26 avroluk bir tutar hâlâ ödenmemiş durumda.

Krah, ana tutarı ocak ayında ödediğini, icra memurunun atandığından haberi olmadığını ve avukatı tarafından doğrulanacak ek masrafları ödeyeceğini söyledi.

Krah, 2019’dan 2025’e kadar Avrupa Parlamentosu’nda görev yaptı. 2025 yılında ise Alman Federal Meclisi’ne (Bundestag) seçildi.

Mevcut görevi nedeniyle, Federal Meclis’in onayı olmadan arama emri uygulanamaz.

Krah, 2024 yılında Nazi Almanyası’nın SS biriminde görev yapan herkesin “otomatik olarak suçlu” olmadığını söylediğinde manşetlere çıkmıştı.

Bu açıklamalar, AfD’yi kargaşaya sürüklemiş ve Fransa’daki siyasi müttefikleri Ulusal Birlik’in (RN) AfD’den uzaklaşmasına neden olmuştu.

Krah, daha sonra bazı danışmanlarının “Çin adına” çalıştıkları iddiasıyla da gündeme gelmişti.

Bu skandalların ardından AfD, daha önce önemli roller oynayan Krah’ın parti içindeki profilini düşürmeye başladı.

Avrupa

NATO, Doğu Avrupa’da yapay zeka destekli drone operasyonu planlıyor

Yayınlanma

NATO, olası bir Rus saldırısını tespit etmek ve püskürtmeye yardımcı olmak üzere tasarlanmış devasa bir ağ kapsamında insansız hava araçları, sensörler ve yapay zeka kullanarak doğu sınırını güçlendirmeyi planlıyor.

Batılı yetkililer, ittifakın savunmasını güçlendirmeye yönelik geniş çaplı çabaların bir parçası olarak yapay zeka destekli insansız hava aracı operasyonlarını araştırdığını belirtiyor. 

Fakat amaç tam otonomi değil; bunun yerine, insan operatörler neye saldırılacağına karar verirken makineler insansız hava araçlarının pilotluğuna yardımcı olabilir.

Bu yaklaşım, Ukrayna’nın halihazırda uyguladığı stratejiyi yansıtıyor. Kiev, insansız hava aracı operasyonlarına yapay zekayı giderek daha fazla entegre ediyor.

Fakat hem askerler hem de savunma teknolojisi şirketleri, savaş giderek daha robotik bir hal alsa bile, mücadelede insanın merkezde kalması gerektiğini defalarca vurguluyorlar.

NATO için yapay zeka destekli insansız hava araçları, “Doğu Kanadı Caydırıcılık Girişimi”nin bir parçası olacak.

Bu girişim, ittifakın Finlandiya’nın kuzeyinden Karadeniz’e uzanan Rusya ve Beyaz Rusya sınırları boyunca tehditleri izlemek için kurduğu dijital bir savaş alanı ağı.

Bu yeni konsept, müttefik topraklarına yönelik olası ihlalleri tespit etmek ve ilk savunma hattı olarak saldırıları püskürtmek için yapay zeka ile bağlantılı binlerce insansız hava aracı, sensör ve uyduyu içeriyor.

Tanklar, savaş uçakları ve topçu birlikleri gibi geleneksel askeri güçler ise hâlâ belkemiği oluşturmaya devam edecek.

Yazılım operasyon subayı olan ABD Ordusu Binbaşı Ben Schiff, Bild gazetesine, hem Ukrayna’nın hem de Rusya’nın insansız hava araçlarını kontrol etmek için hâlâ insanlara güvendiğini söyledi.

Bazı sistemler, uçuş sırasında kısa süreli özerkliğe olanak tanıyan yapay zeka veya makine öğrenimi yeteneklerine sahip olsa da, pilotluk görevi esas olarak yerdeki operatörler tarafından yerine getiriliyor.

Schiff, “uçuşun en sıkıcı kısımları”nın (yani savaş alanı üzerinde hedef arayarak dolaşan insansız hava araçları) otomatikleştirilmesi gerektiğini söyledi. 

Fakat insansız hava aracının neye saldıracağına karar verme aşamasına gelindiğinde, işin içine insan devreye giriyor.

Schiff, Almanya’nın Wiesbaden kentindeki ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Karargahı’nda yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Yani insanlar insansız hava aracının ne yapacağına karar veriyor ama onu uçurma eylemini mutlaka kendileri gerçekleştirmeleri gerekmiyor çünkü elimizde bir milyon pilot yok. Bir milyon insansız hava aracını aynı anda uçuramayız.”

Schiff, NATO güçlerinin bilgileri hızlı ve geniş ölçekte tespit etmesine, sınıflandırmasına, paylaşmasına ve bunlara göre harekete geçmesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış, geliştirilmekte olan bir çerçeve olan EFDI Veri Omurgası’nın ürün yöneticisi.

Bu omurga, birçok müttefik ülke arasındaki uyumsuz bilgisayar ve komuta sistemleri arasında köprü kurarak, ileri hatlarda konuşlandırılmış sensörlerden karargaha kadar gerçek zamanlı veri akışını sağlıyor.

Buradaki amaç, NATO’nun bilginin cepheden karar vericiye, oradan da tekrar savaş cephesine aktarıldığı “öldürme zinciri” (kill chain) olarak adlandırılan mevcut doğrusal sistemin ötesine geçerek, sensörlerden gelen verilerin silah sistemlerine ve operatörlere hızla aktarılabildiği bir “öldürme ağı” (kill web) sistemine geçmesine yardımcı olmak.

ABD Avrupa ve Afrika Ordusu sözcüsü Binbaşı Matt Blubaugh, “Bir insansız hava aracının, sensörün veya diğer bir yeteneğin değeri, yalnızca bireysel performansıyla belirlenmez. Etkinliği, daha geniş operasyonel ekosisteme ne kadar iyi entegre olduğuna bağlı,” dedi.

Ukrayna’dan alınacak dersler

Ukrayna, yapay zekanın askeri operasyonlara entegrasyonu konusunda şimdiden öncü bir rol üstleniyor.

Ukrayna devlet destekli inovasyon platformu Brave1’in CEO’su Andrii Hrytseniuk, savaş alanında Ukrayna’nın karar verme, insansız hava aracı navigasyonu, son aşama yönlendirme ve isabet gibi işlevleri desteklemek için yapay zeka kullanımında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti.

Bu bahar, Hrytseniuk Kiev’de Business Insider’a verdiği demeçte, 200’den fazla yerel şirketin insansız hava araçları, füzeler, radarlar ve diğer sistemler için yapay zeka tabanlı bileşenler geliştirdiğini söylemişti.

Öte yandan makinelerin insansız hava araçlarını baştan sona kontrol etmeyeceğini vurgulanıyor.

Popüler “Sting” önleme insansız hava aracı üreticisi Wild Hornets de mayıs ayında Business Insider’a, yapay zekanın uçuş operasyonlarının neredeyse her aşamasına (hedef tespiti, tanımlama ve daha sonra son aşama rehberliği) kademeli olarak entegre edileceğini belirtti.

Şirketin bir sözcüsü, neye saldırılacağına dair nihai kararı yine insanların vereceğini söyledi. 

Rusya’nın taktiklerini sürekli değiştirdiği için önleme operatörlerinin bu değişiklikleri yakından takip etmesi ve gerekli ayarlamaları yapması gerektiğini belirttiler.

Ukrayna’daki savaş alanında otonom sistemler giderek yaygınlaşırken, komutanlar da Business Insider’a insanların sürece dahil olmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.

Ukrayna’nın 21. İnsansız Sistemler “Kraken” Alayında robotları denetleyen bir şirket komutanının çağrı adı olan Grek, hedefin “insanların, insan muhakemesinin en büyük değere sahip olduğu görevlere odaklanabilmelerini sağlamak” olduğunu belirtti.

ABD Ordusu subayları, NATO’nun gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışma için askeri planlamada Ukrayna’daki operasyonel ortamı referans aldığını vurguladı.

Yüzbaşı Ronan Sefton, “Ukrayna’yı taklit etmiyoruz. Ukrayna’dan ders alıyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupalı teknoloji şirketleri ABD’li şirketlere alternatif geliştirmeye çalışıyor

Yayınlanma

Avrupa, Amerikan teknolojisine olan bağımlılığını nasıl azaltacağını tartışırken, bir dizi şirket alternatifler geliştirerek bu süreçte hızla büyüyor.

Ne var ki bu ivmeye rağmen, kıta son on yıllarda teknoloji bağımlılığı konusunda o kadar derin bir çukura saplanmış durumda.

Bu nedenleözel sektörün çabalarıyla dijital özerkliğin yakın zamanda sağlanması pek olası görünmüyor.

Euractiv ile yaptığı sohbette bir şirket yöneticisi, Avrupa’nın teknoloji sektörünün tamamına atıfta bulunarak, “Bu şekilde büyümeye devam edersek, Microsoft’u yakalamamız için yüz yıla ihtiyacımız olacak,” diye hayıflandı.

AB’nin denizaşırı BT devlerine olan bağımlılığı uzun süredir tartışma konusu. ABD istihbarat kurumlarının Avrupa verilerini elde ettiği yönündeki endişeler yıllardır sürüyor.

Son dönemde giderek daha düşmanca bir tutum sergileyen Trump yönetimi, ABD başkanının “acil durdurma düğmesi”ni kullanarak hoşuna gitmeyen ülkelerin kamu hizmetlerini kapatma tehdidini gündeme getirdi.

Avrupalı politikacılar şu anda, hükümetlerin ve şirketlerin daha fazla Avrupa teknolojisi satın almasını amaçlayan yeni yasalar üzerinde tartışıyor. 

Fakat Euractiv’e göre asıl soru şu: “Brüksel’den işe gidip gelme mesafesinin ötesinde, gerçek dünyada böyle bir şey oluyor mu?”

Euractiv, ABD teknolojisine somut alternatifler geliştiren birkaç şirketin yöneticileriyle görüştü. 

Bu yöneticiler, şirketlerin şaşırtıcı bir hızla büyüdüğü ve daha da hızlı ilerlemeyi hedeflediği bir kıta tablosu çizdi.

Avrupa’nın önde gelen yapay zeka şirketi Mistral’ın CEO’su Arthur Mensch, haziran ayında Brüksel’de gazetecilere “Gerçekten çok olumlu işaretler görüyoruz,” demişti.

Hükümetlerin ve şirketlerin teknolojiyi nereden tedarik ettiklerini yeniden gözden geçirdiklerini belirten Mensch, bunun da Avrupa’daki oyuncuların cebine daha fazla para girmesini sağladığını söyledi.

Yine de teknoloji gelirlerinin büyük çoğunluğu ABD’li devlere akmaya devam ediyor. Mistral, bu yıl 1 milyar avro gelir elde etmeyi umuyor. Almanya federal yönetimi ise geçen yıl sadece Microsoft lisanslarına bu miktarın yarısını harcadı.

Almanya da “yerlileşme” hamleleri devam ediyor

Frank Karlitschek bu rakamları çok iyi biliyor. Kendisi, Microsoft 365 benzeri bir Avrupa işyeri paketi geliştiren Alman bulut bilişim şirketi Nextcloud’un başında bulunuyor.

Nextcloud, Proton ve Open-Xchange gibi diğer Avrupa şirketleriyle birlikte, ABD’nin temel üretkenlik yazılımları olan Word, Excel ve PowerPoint’e alternatif masaüstü uygulamaları piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Karlitschek, Avrupa genelinde çok sayıda kamu görevlisinin tüm çalışma gününü bu çok tanıdık yazılımlar içinde verilerle uğraşarak geçirdiğinden, bunun görünürlük açısından önemli bir adım olacağını düşünüyor.

Karlitschek’e göre Nextcloud, bir süredir gelirini yıllık %50 ila %80 oranında artırıyor.

Karşılaştırma olarak, Microsoft geçen yıl gelirini “sadece” %15 artırdı ama kârı neredeyse 250 milyar avroya ulaştı.

ABD’li devin çalışan sayısı da 200.000’den fazla çalışanıyla Almanların Großstadt, yani büyük şehir olarak adlandırabileceği bir büyüklüğe sahip.

Bu tutarsızlık, Karlitschek’i oldukça rahatsız ediyor gibi görünüyor. Euractiv’e verdiği demeçte, teknoloji egemenliğini gerçekleştirmeye yönelik bölgesel adımların “kesinlikle yetersiz” olduğu bir ortamda, “arkanıza yaslanıp kendi şirketinin başarısının tadını çıkaramayacağını” söyledi.

Örnek olarak, Nextcloud geçen ay Almanya’nın federal eyaletlerinden biriyle ortaklık kurdu ve komşu Schleswig-Holstein eyaletinin iddialı egemenlik girişimini takip etti.

Yine de bu, Almanya’nın 16 eyaletinden sadece ikisi.

Yeni egemenlik cephesi

Alplerin diğer tarafında, Milano’da, İtalyan yapay zeka geliştiricisi Domyn, ülkenin hükümeti ve bankacılık gibi sıkı denetime tabi sektörlerdeki şirketlerle işbirliği yapıyor.

Kurucu Uljan Sharka, Euractiv’e verdiği demeçte, önümüzdeki birkaç çeyrek içinde 200 kişilik çalışan sayısını ikiye katlamayı hedeflediklerini söyledi.

Sharka, ABD hükümetinin önde gelen ABD yapay zeka modellerine yabancı erişimi kısıtlama yönündeki son girişimine atıfta bulunarak, ABD’nin Anthropic’in Fable modeline erişimi kapatmasından bu yana Avrupa merkezli yapay zekaya olan talebin “gerçekten inanılmaz” olduğunu belirtti.

Fakat Karlitschek gibi o da hükümetlerin bu geçişi yavaşlattığını düşünüyor ve orta kademe yöneticileri, süreci sonuna kadar götürme iradesinden yoksun olmakla suçluyor:

“Avrupa’daki tek sorunumuz zayıf liderlik. 60 saniye içinde halledilebilecek işlerin, insanların korkusu yüzünden ya hiç yapılmadığı ya da altı ayda halledildiği toplantılara sürekli katılıyorum.”

Birçok gözlemci, Avrupa’daki teknoloji şirketlerinin “korkak” memurların ötesinde pek çok başka sorunla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

Bunlar, yatırım zorluklarından ve AB içinde sınır ötesi büyümenin önündeki engellerden, özellikle yapay zeka alanında, bölgenin (çoğunlukla ABD’li) Büyük Teknoloji şirketleriyle rekabet edebilecek kadar yeterli sayıda uzmanlaşmış veri merkezine sahip olmamaya kadar uzanıyor.

İlginç bir şekilde, Sharka bu son kısma kategorik olarak karşı çıkıyor. Piyasada yapay zeka kapasitesini geliştirmek için büyük meblağların gerekli olduğunu iddia etmeye takıntılı bazı “oyuncular” olduğunu kabul etse de, Avrupa’nın çok daha azıyla gayet iyi idare edeceğine ikna olmuş durumda.

Avrupalı şirketler ABD’de de faaliyet yürütüyor

Egemenlik konusundaki bir diğer itici güç, merkezi Paris’in hemen dışında bulunan Fransız veri analitiği şirketi Chapsvision.

Platformları kısmen yapay zeka destekli olan şirket, Domyn gibi ABD’de de faaliyet gösteriyor.

Güney Tirol kökenli CEO Silvano Sansoni, şirketin ABD’deki faaliyetlerinin çelişkili görünebileceğini kabul ediyor.

Fakat Pfizer veya Boeing gibi ABD’li devlerle çalışmanın önemli olduğunu belirtiyor; çünkü bu, Avrupa teknolojisinin güvenilir olduğunu gösteriyor.

Ona göre egemenlik, Avrupalıların sırf bir şey Avrupa menşeli diye onu satın alması anlamına gelmiyor. Aksine, varsayılan olarak yerleşik yurtdışı devlerini tercih etmemekle ilgili.

Sansoni, “Teknolojik olarak mükemmel olduğumuz için tercih edilmek istiyoruz. Bize rekabet etme şansı verin,” diyor.

Bu yaklaşım, şirketi için işe yarıyor gibi görünüyor. Sansoni, 2019’da kurulan Chapsvision’ın 1.000 çalışana ulaştığını ve bunların 200’ünün yıl başından bu yana işe alındığını belirtti.

Bununla birlikte, ulusal düzeyde ivmenin daha güçlü olduğunu da belirtiyor. Şirket, gelirinin çoğunu Fransa’dan elde ediyor ve şu anda Almanya’ya da genişliyor.

Sansoni, AB düzeyinde hâlâ yapılacak çok iş olduğunu savunuyor.

“Büyük gemiler yön değiştirirken yavaşlar”

Euractiv’in yaptığı birçok görüşmede ortaya çıkan bir nokta, tüm bu egemenlik projelerinin meyve vermesinin uzun zaman almasıydı.

Haziran ayında Fransız devleti, ABD’li rakibi Palantir yerine Chapsvision’ı tercih ederek önemli bir adım attı. 

Fakat Sansoni, Euractiv’e verdiği demeçte, bu yöndeki ilk adımların aslında 2021 yılında atıldığını belirtti.

Benzer şekilde Avrupa Komisyonu, 2025 yazında Microsoft’un bulut hizmetinden Fransız bir alternatife geçmek için “ileri aşamadaki” müzakereler yürütüyordu.

Fakat AB yürütme organı, “egemen” bulut kapasitesi için 180 milyon avroluk bir bütçeyi ancak bu nisan ayında duyurdu.

Bu, acil olmaktan çok ağır ilerleyen bir değişim temposu gibi görünebilir. Yine de AB, Avrupa şirketlerini güçlendirmek ve Birliğin karşı karşıya olduğu büyük güvenlik açıklarını kapatmaya yardımcı olmak amacıyla özel bir teknoloji egemenliği önlemleri paketi üzerinde çalışıyor.

Fakat tekliflerin AB’nin siyasi engellerini aşması gerektiğinden, önlemlerin tam olarak ne zaman uygulanmaya başlayacağı bir yana, nihai sonucun belirsiz olduğu söylenebilir.

Şu an için, ister kamu ister özel sektör olsun, Avrupa’nın büyük bir kısmı hâlâ eski yöntemlere bağlı kalıyor.

Fakat Avrupa’daki alternatifler ivme kazanıp daha fazla dikkat çekerken, yıllarca süren dikkatli hazırlıkların ardından manşetlere çıkan egemenlik projelerinin yavaş yavaş birikme şekli, sessizce istikrarlı bir akışa dönüşüyor olabilir.

Okumaya Devam Et

Avrupa

SAIC’in İspanya’da açacağı fabrika “Çin korkusunu” depreştirdi

Yayınlanma

Çinli otomotiv üreticisi SAIC, devlet destekli şirketin bir deniz limanının yanına büyük bir fabrika kurmaya hazırlanıyor.

Gelecekteki montaj tesisinin yerlerinden biri, Galiçya’nın kuzeybatı bölgesinde, bir deniz tersanesinin yakınında bulunan ve hem askeri hem de sivil amaçlarla kullanılan Ferrol dış limanı.

Temmuz ayında SAIC, Çinli firmanın ilk Avrupa elektrikli araç montaj merkezinin yeri konusunda artan tartışmaların ortasında, şirketin varışından önce limanın altyapı hazırlığını değerlendirmek üzere bir lojistik gemisi gönderdi.

Ferrol’un doğal koyu, İspanyol Donanması’nın ve ulusal gemi üreticisi Navantia’nın kilit karargahlarından birine ev sahipliği yapıyor.

İspanyol medyası bu hafta, savunma ve istihbarat birimlerinin hazırladığı iç raporlarda bu operasyondan kaynaklanabilecek potansiyel “tehditler” konusunda uyarıda bulunulduğunu bildirdi.

Yine de Dijital Bakan Óscar López, bu tür yabancı yatırımlar için onayı gereken Bakanlar Kurulu tarafından reddedilebileceği yönündeki iddiaları reddederek Çin yatırımını savundu.

Pazartesi günü basına yaptığı açıklamada, “Bu yatırımlar analiz ediliyor ve iktisadi ya da güvenlik açısından bir dizi tavsiye verilebilir; bu tavsiyeler dikkate alınarak operasyonun uygulanabilir hale getirilmesi sağlanabilir” diyen Bakan, bu tür güvenlik riski analizlerinin “normal” olduğunu savundu.

Pekin’in ticari altyapıyı askeri ve istihbarat amaçlı kullanma olasılığı dikkatleri AB kurumlarına çekmiş durumda.

Güvenlik uzmanları ise iktisadi bağımlılık, veri güvenliği açıkları, gemi hareketlerinin izlenmesi ve kısıtlı askeri hareket kabiliyeti gibi risklere karşı uyarıda bulunuyor.

SAIC, Ferrol’da faaliyete geçmeye hazırlanırken –inşaatın 2027’den 2028’e kadar sürmesi bekleniyor– Navantia ise sadece birkaç kilometre uzaklıktaki iç koyda en yeni nesil korvetlerini hazırlıyor.

Resmi verilere göre, yeni F-110 fırkateynleri Avrupa’nın en gelişmiş fırkateynlerinden biri olacak ve 2032 yılına kadar her yıl bir gemi silahlı kuvvetlere teslim edilmesi bekleniyor.

İlk F-111 Bonifaz gemisi, 2028 yılında denize açılmaya hazır olacak.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Antonio Piñeiro geçen yıl yaptığı açıklamada, “Bu gemi bize belirleyici bir stratejik avantaj sağlayacak ve caydırıcı bir unsur olarak işlev görecek… Geleceğin zorluklarını öngörme konusundaki kararlılığımızı temsil ediyor,” demişti.

Liman aynı zamanda, NATO operasyonlarına düzenli olarak katılan beş adet F-100 fırkateynine ev sahipliği yapan İspanyol Donanması karargahına da ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki SAIC kompleksi, askeri gemilerin Atlantik Okyanusu’na doğru ilerlerken izledikleri rota üzerinde, körfezin giriş noktasında inşa ediliyor.

Önemli bir yatırım mı, yoksa stratejik bir risk mi?

Muhalefetteki Halk Partisi’nden bölge lideri Alfonso Rueda, nisan ayında Çin’e yaptığı ziyaretin ardından SAIC anlaşmasını sonuçlandırmıştı.

Rueda, 200 milyon avroluk yatırımın sanayisizleşmiş bölgenin yeniden canlandırılması için kilit öneme sahip olduğuna karar verdi.

Galiçya hükümeti, aslında bu operasyonu bir “stratejik sanayi projesi” olarak ilan etti. Bu, Çinli şirketin İspanya’da yerleşmesi sürecini hızlandırmanın bir yoluydu.

Şimdi ise artan tepkiler karşısında Rueda, yerel basında yer alan son savunma raporlarından “şok olduğunu” söyledi:

“Bu zamanda, ulusal güvenliğe yönelik en büyük riskin Ferrol’da kurulmak isteyen bir otomobil fabrikasından gelmesi biraz şaşırtıcı.”

Avrupa’nın güney kanadında yer alan ve 8.000 km’den fazla Atlantik ve Akdeniz kıyı şeridine sahip İspanya, Avrupa, Afrika ve Amerika kıtalarını birbirine bağlayan ve önemli stratejik avantajlara sahip hayati bir deniz geçidi konumunda.

Savunma Bakanlığı’na bağlı bir düşünce kuruluşu olan İspanya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IEEE), yakın zamanda yayınladığı bir raporda ticari limanların Pekin için potansiyel askeri kullanımlarına ilişkin uyarıda bulundu.

İspanya Donanma Komutanı Abel Romero Junquero tarafından kaleme alınan raporda, Çin deniz kuvvetlerinin “dünya çapındaki liman terminalleri üzerinde etki ve kontrol” sağlayabileceği belirtildi.

Komutan ayrıca, “liman altyapısının kendisinin de casusluk ve istihbarat toplama amacıyla kullanılabileceği… Çin’in üçüncü tarafların ticari ve askeri hareketlerini gözetleyebileceği” uyarısında bulundu.

Konuyla ilgili yorum istenen bir NATO sözcüsü, ittifakın “Çin’in devlet kontrolündeki veya devlete bağlı kuruluşlarla kurumsal işbirliği düzenlemeleri yoluyla stratejik avantaj elde etmeye çalıştığı yöntemler konusunda… iyi bilgilendirildiğini” söyledi.

Öte yandan NATO endüstri danışma grubu ve AB savunma girişimlerinde yer alan savunma ve güvenlik uzmanı António Brás Monteiro, İspanya’nın kritik altyapı ve ulusal güvenliği etkileyen yabancı yatırımları incelemek için halihazırda yasal mekanizmalara sahip olduğunu açıkladı.

Monteiro, Euractiv’e verdiği demeçte, asıl zorluğun bu mekanizmaların güncel kalmasını sağlamak olduğunu belirtti:

“İspanyol yetkililere danışmanlık yapsaydım, basit bir soruyla başlardım: Yarın Avrupa büyük bir güvenlik kriziyle karşı karşıya kalırsa, İspanya bu altyapı üzerinde tam operasyonel özgürlüğünü koruyabilir mi?”

Yine de Monteiro, buradan çıkarılacak daha geniş çaplı dersin Ferrol yatırımı ötesine geçtiğini kaydetti ve “Avrupalı hükümetler stratejik yatırımları genellikle münferit ticari işlemler olarak değerlendirir,” dedi.

Monteiro, “birikimli etki görünür hale geldiğinde” bu bağımlılığı azaltmanın “genellikle siyasi ve iktisadi açıdan çok daha zor hale geldiğine” işaret etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English