Avrupa
Von der Leyen, “Avrupa Güvenlik Konseyi” önerdi

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bir süredir merakla beklenen “Avrupa Birliği’nin Durumu” konuşmasını yaptı.
75 dakika süren ve Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekillerinin “ruhsuz ve sıkıcı” bulduğu konuşmada von der Leyen, dijital düzenlemelerden güvenlik konularına değin çok sayıda konuya parmak bastı.
Başkan, AB’nin, Avrupa genelinde meydana gelen ve çoğu Rusya’ya atfedilen insansız hava aracı olaylarına, sabotaj eylemlerine ve siber saldırılara daha etkili bir şekilde müdahale edebilmek için NATO benzeri bir mekanizmaya ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Von der Leyen, “Avrupa’nın kendi hibrit tehditlere karşı eylem planına ihtiyacı var. Belirli olaylara nasıl tepki vereceğimiz konusunda acilen bir uzlaşmaya varmamız gerekiyor,” dedi ve özellikle “silahlı saldırı düzeyine ulaşmasa da ulusal güvenliğimizi açıkça tehdit eden” eylemlere atıfta bulundu.
Von der Leyen, bu sistemin, topraklarının tehdit altında olduğuna inanan ülkelerin acil toplantılar düzenlemesine imkân tanıyan NATO kuruluş antlaşmasının 4. maddesine benzer olması gerektiğini savundu ve şöyle dedi:
“Bir üye devlet tarafından tetiklendiğinde, tüm üye devletler bir araya gelerek Avrupa çapında bir müdahaleyi koordine edecek, daha fazla tırmanmayı önleyecek ve etkisini hafifletecek.”
NATO’nun 4. Maddesi, saldırı altındaki bir müttefike yardım etmekle yükümlü kılan kolektif güvenlik garantisi olan 5. Madde’den ayrı.
Von der Leyen ayrıca, Komisyon’un “Avrupa Güvenlik Konseyi’ni hayata geçirmek için fikirlerimizi ortaya koyacağını” da belirtti.
Bunun, İngiltere, Kanada, Norveç ve Ukrayna gibi diğer uluslararası ortakları da kapsayacağını söyledi ama konuyla ilgili ayrıntılı bilgi verilmedi.
Ayrıca von der Leyen, Avrupa Birliği’nin Kanada’nın ilk “ortak üye” olması için kapıyı açtığını belirtti ve bu statü, bloğun antlaşmalarında yer almıyor.
Von der Leyen’in açıklaması, AB politikasında önemli bir dönüşüm olarak görülüyor. Birlik, tarihsel olarak esnek kategorilere karşı çıkmış ve AB üyeleri, Mayıs ayında Almanya’nın Ukrayna’nın tam üyeliğe geçiş için bir basamak olması amacıyla önerdiği ortak üyelik teklifine soğuk yaklaşmıştı.
Von der Leyen şöyle konuştu:
“Ortaklıklar, Avrupa için stratejik bir tercihtir. Fakat bunlar aynı zamanda kurallara dayalı uluslararası sistemdeki kırılmaya da bir yanıt niteliğindedir. Dünyaya aynı gözle bakıyoruz: yapay zekadan iklim değişikliğine, Kuzey Kutbu’ndan jeopolitik meselelere kadar. Ve Ukrayna, savunma, hammaddeler ve tedarik zincirleri konularında hep birlikte hareket ettik. Fakat her şeyden öte… Avrupa ve Kanada demokrasiye inanıyor.”
Kanada Başbakanı Mark Carney, bu hafta başında Kanada’nın AB ile “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini ama üyelik peşinde olmadığını belirtmişti.
Von der Leyen, Carney’i Strazburg’a davet etti ve Carney perşembe günü kendi konuşmasını yapacak.
“Ortaklıklarını acilen yeniden kurgulamak gerektiğini” kaydeden Komisyon Başkanı, “Bu nedenle, Kanada’nın AB’nin ilk ortak üyesi olması için kapıyı açma konusunda sizinle birlikte çalışmak isterim,” dedi.
AB ve Kanada’nın imalattan yapay zekâya, kritik minerallerden enerjiye kadar çeşitli sektörlerde birlikte çalışacağını da sözlerine ekledi:
“Akıllı imalat konusunda çalışacağız. Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerini entegre edeceğiz. Arktik’i amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz.”
Von der Leyen, ABD Başkanı Donald Trump’ı ima ederek, “Bu, başka kimseye karşı olmayan bir ortaklıktır,” diye ekledi.
Ursula von der Leyen buna ek olarak 13 yaşın altındaki çocukların sosyal medyaya, çevrimiçi oyunlara ve sohbet robotlarına erişiminin yasaklanmasını önerdi.
Başkan, “Birçok kişinin Büyük Teknoloji şirketlerinin gücünü ezici ve geri döndürülemez olarak algıladığının farkındayım. Ben aynı fikirde değilim,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bağımlılık yaratan özellikleri kabul etmek zorunda değiliz. Çocukların giderek daha aşırı içeriklere çekilmesini kabul etmek zorunda değiliz. Kızların fotoğraflarının yapay zeka tarafından üretilen cinsel içerikli görüntülerde kullanılmasını kabul etmek zorunda değiliz.”
Von der Leyen, önerisi kapsamında 13-15 yaş arası çocuklara, veliler tarafından denetlenen “mini hesaplar” verileceğini belirtti.
AB’nin 27 üye ülkesi şimdi bu öneri üzerinde oylama yapacak; bu öneri, Avrupa’nın teknoloji düzenlemelerini uzun süredir eleştiren ABD Başkanı Donald Trump ile gerginliklere yol açabilir.
Von der Leyen, konuşmasında, bu yılın başlarında ipucu verdiği bir planı daha ayrıntılı olarak ortaya koydu.
O dönemde çocukların sosyal medyayla “aşamalı ve kademeli” bir şekilde tanışması gerektiğini belirtmişti.
Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük siyasi grup olan Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) Başkanı Manfred Weber, von der Leyen’in konuşmasının ardından söz aldı.
Weber, AB’nin Avustralya’nın örneğini izleyerek vatandaşlara sosyal medya algoritmalarını devre dışı bırakma seçeneği sunması gerektiğini öne sürdü.
Weber, “Elon Musk bundan hoşlanmayacak, ama muhtemelen bunu yapmanın nedeni de budur,” dedi.
Alman Hristiyan Sosyal Birliği’nin (CSU) de üyesi olan Weber, Avrupa’nın üç sarsıntıyla karşı karşıya olduğunu savundu: Yapay zeka (AI) tarafından yönlendirilen teknolojik dönüşüm, Rusya ve Çin’den gelen jeopolitik tehdit ve Avrupa içinde artan iktisadi güvensizlik.
AP’de yaptığı konuşmada, “Her ay 27.000 Avrupalı sanayi işçisi işini kaybediyor,” diyen Weber, yüksek ücretli istihdamı korumanın, “Avrupa’nın sosyal piyasa ekonomisi için hayati önem taşıdığını” belirtti.
Weber, von der Leyen’in daha sıkı savunma işbirliği çağrısını güçlü bir şekilde destekledi. Avrupa hükümetlerinin önümüzdeki on yıl içinde savunmaya 6,4 trilyon avro harcayacaklarını belirten Weber buna rağmen yine de 27 küçük ulusal ordudan ibaret kalınabileceğini ifade etti.
“Çözüm birliktir,” diyen Weber, ortak komuta yapıları, insansız hava araçları ve uydulara dayalı bir Avrupa savunma ayağı kurulması çağrısında bulundu.
Weber’e göre askeri işbirliği o kadar sıkı bir şekilde birbirine bağlanmalı ki, gelecekteki hükümetler bunu kolayca geri alamamalı.
Yapay zeka konusunda tek tek üye devletlerin ABD ve Çin’deki yatırımlarla boy ölçüşemeyeceğini belirten EPP lideri, bu nedenle, yeni Rekabetçilik Fonu bünyesinde bir Avrupa yapay zeka fonu kurulmasını önerdi.
Öte yandan Weber, Komisyon’un bazı iklim politikalarına yönelik yaklaşımına itiraz etti. İklim değişikliğinin gerçek olduğunu ama politikacıların, yakıt fiyatlarıyla boğuşan Avrupalılara, artan maliyetlerin çevre için iyi olduğunu söylememeleri gerektiğini ifade etti.
Weber, “Yasaklara değil, inovasyona ihtiyacımız var,” diye ekledi.
Konuşmasını, Kanada ile daha güçlü bir işbirliğine sıcak baktığını belirterek sonlandırdı.
Ticaret anlaşmalarının yeni pazarlardan ibaret olmadığına işaret eden Weber, “Bunlar, alternatif bir dünya düzeninin temelidir. Avrupa’nın artık yalnız olmadığı bir dünya düzeni,” diye konuştu.
Avrupa
Küçük bir köy, sığınmacıları gerekçe göstererek Birleşik Krallık’tan ayrılmak istiyor

İngiltere’nin güneydoğusundaki küçük bir köy, yakınlardaki bir askeri tesiste sığınmacıların barındırılmasına protesto etmek amacıyla sembolik olarak Birleşik Krallık’tan ayrılma yönünde oy kullandı.
Oxfordshire’daki Piddington köyü sakinleri, Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nın Savunma Bakanlığı’na ait bir tesiste 1.200’ün biraz üzerinde sığınmacıyı barındırma planına öfkelendi.
Yerel cemaat konseyi tarafından düzenlenen ve bağlayıcı olmayan referandumda 285 köylü ayrılma yönünde oy kullanırken, 26’sı kalma yönünde oy kullandı ve bir oy pusulası geçersiz sayıldı.
Bu oylama yasal bir geçerliliğe sahip olmasa da, tartışmalı bir konu karşısında yerel halkın muhalefetini ortaya koyuyor.
Konsey Başkanı Tim McNally, BBC’ye yaptığı açıklamada sonucun “demokrasinin işleyişine dair bir örnek” olduğunu ve köylülerin “dünyaya bir mesaj verdiğini” söyledi.
Kültür Bakanı Lisa Nandy, çarşamba sabahı Times Radio’ya yaptığı açıklamada, sonucun İçişleri Bakanlığı’na yönelik “ciddi bir hayal kırıklığını” gösterdiğini belirtti ve yoksul ile varlıklı topluluklar arasında “yükü paylaşmak gerektiğini” kabul etti.
Fakat Nandy, önceki Muhafazakâr hükümetten devralınan sığınma sistemindeki birikmiş iş yüküne dikkat çekti ve 2024’ten bu yana sığınma başvurularına ilişkin kararların hızlandırıldığını belirtti.
Bu adımın, başvurular değerlendirilirken geçici barınma ihtiyacını azaltması bekleniyor.
Nandy şunları ekledi:
“[Başarısız sığınma başvurusunda bulunanların] sınır dışı edilme sayısında rekor seviyeye ulaştık. Ayrıca bu yaz ilk kez [Manş Denizi’nden] küçük tekneyle geçişlerin azaldığını gördük. Dolayısıyla, devraldığımız sığınma kaosunu kontrol altına almak için çok sıkı çalışıyoruz.”
Bazı yerel sakinler, köylerinin daha geniş çaplı bir siyasi mücadelenin odak noktası haline gelmesinden endişe duyduklarını ifade etti.
Sağcı aktivist Danny Tommo, hükümetin bu konuda ısrarcı olması halinde, Patriot Platform (Vatansever Platform) grubunun takipçilerinin sığınmacıları durdurmak için köye akın edebileceğini öne sürdü.
Köy sakinlerinden Rachel, salı günü BBC’ye, “şimdiye kadar tanık olduğumuz düzeyde açık ırkçılıkla hiç karşılaşmadığını” söyledi.
Muhalefet partileri, Piddington’daki tartışmaya hemen dahil oldu. Reform UK milletvekilleri Suella Braverman ve Sara Pochin, referandum öncesinde köyü ziyaret etti.
Braverman, Piddington’daki insanların “dehşete kapıldığını” ve kimsenin “seslerini dinlemediğini” söyledi.
Pochin, “İşçi Partisi için açık sınırlar bir projedir. Fakat bu, diğer herkes için bir sorun ve özellikle de Piddington sakinleri için burada başa bela olacak büyük bir sorun,” dedi.
Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch da Piddington’daki yerel halkın endişelerini gündeme getirdi ve geçen ay Daily Mail gazetesinde, köyün bağımsız hale gelmesinin, hükümetin köyü nüfusunun dört katı kadar insanı kabul etmeye zorlamasından “sadece biraz daha az saçma” olduğunu belirtti.
Piddington’ın sembolik bağımsızlığının pratikte pek bir etkisi olmayacak fakat yerel halk, köyün adını değiştirmeyi veya yeni liderler seçmeyi önererek bu eylemi daha da ileri götürmeyi şimdiden gündeme getirdi.
Avrupa
AB, endişelere rağmen Türkiye’ye çöp ihracına devam edecek

Avrupa Birliği, AB kurallarını ihlal edebilecek çevresel zarara dair kanıtlara rağmen, her yıl Türkiye’ye yüz binlerce ton plastik atık ihraç etmeye devam edecek.
Bu karar, AB’nin en önemli atık pazarı olan Türkiye’nin ticarete açık kalacağı anlamına geliyor.
Türkiye, AB’nin ihraç ettiği plastik atıkların üçte birinden fazlasını alıyor.
POLITICO tarafından elde edilen bir Avrupa Komisyonu değerlendirmesi, Türkiye’nin AB atıklarını işleme biçimiyle ilgili uzun bir endişe listesi ortaya koydu ve uluslararası atık ticaretinin genellikle belirsiz ve izlenmesi zor dünyasına dikkat çekti.
Endişeler arasında plastik atıkların nasıl yönetildiğine dair sınırlı bilgi, AB yönetmeliğinin nasıl uygulandığı ve yürürlüğe konduğuna dair belirsizlik ve politikanın uygulanmasına ilişkin paydaşların sınırlı katkısı yer alıyordu.
Komisyon, Türkiye’de plastik atıkların yalnızca yaklaşık %10’unun geri dönüştürüldüğünü, çoğunluğunun ise hâlâ çöp depolama alanlarına gönderildiğini, yanlış yönetildiğini veya çevreye sızdığını tahmin eden birçok paydaşla görüşme yaptı.
Bu durumlar, AB’nin Atık Sevkiyat Yönetmeliği’nin 45. maddesi uyarınca ihracatın askıya alınması için potansiyel nedenler olarak gösteriliyor.
Bununla birlikte, AB yürütme organı, atık sevkiyatlarının devam etmesine izin verilmesi gerektiği sonucuna vardı.
Değerlendirme Türkiye’ye odaklandı çünkü ülke, açık ara farkla Avrupa atıklarının en büyük ithalatçısı konumunda.
Geçen yıl Türkiye, yaklaşık 25 milyar adet 500 ml’lik meşrubat şişesine denk gelen 510.000 ton AB plastik atığı ithal etti.
Bu miktar, OECD ülkelerine ihraç edilen plastik atıkların %70’ini ve ihraç edilen tüm plastik atıkların %36’sını oluşturdu.
Kirliliği azaltmak amacıyla belirli türdeki AB atıklarının üçüncü ülkelere ihracatını kısıtlayan AB’nin Atık Sevkiyatı Yönetmeliği uyarınca, Komisyon’un bu yıl 21 Mayıs tarihine kadar, büyük miktarda plastik atık ithal eden OECD ülkelerinin kendi ülkelerinde ciddi çevre veya sağlık zararlarına yol açıp açmadığını değerlendirmesi gerekiyordu.
1 Eylül tarihli ve gecikmeli olarak yayınlanan değerlendirmesinde, yurtiçi ve ithal plastik atıklarla ilgili “ciddi sorunlar”a işaret etmesine rağmen, Komisyon ihracatın devam edebileceğine karar verdi.
Komisyon, Türkiye’nin plastik atık yönetimi konusundaki yasal çerçevesini güçlendirdiğini ve bunun uluslararası ve AB kurallarıyla “genel olarak uyumlu” olduğunu, ayrıca çevre mevzuatının uygulanmasını iyileştirdiğini tespit etti.
Çevre Araştırma Ajansı (EIA) ve Rethink Plastic ittifakının kıdemli kampanyacısı Lauren Weir, raporun Komisyon’un bulguları ile yönetmeliğe ilişkin yorumu arasında “endişe verici bir uyumsuzluk” olduğunu gösterdiğini söyledi.
“Yönetmeliğin koruma prosedürü, çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda alınacak önlemleri açıkça öngörmektedir,” diyen Weir, EIA’nın bu konuyu Komisyon nezdinde takip ettiğini de sözlerine ekledi.
Çukurova Üniversitesi’nde çevre araştırmacısı ve Türkiye merkezli Mikroplastik Araştırma Grubu başkanı Dr. Sedat Gündoğdu, AB yasalarının çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda “açıkça önlem alınmasını zorunlu kıldığını” belirtti ve şunları söyledi:
“Komisyon’un değerlendirmesi, ezici delillere rağmen bir sorun olmadığı iddiasında bulunuyor. AB, yarattığı kirliliğin sorumluluğunu üstlenmeli ve bu kirliliği meşrulaştırmak yerine Türkiye’ye atık sevkiyatlarını askıya almalıdır.”
Bir Komisyon sözcüsü, raporun “çevreye duyarlı atık yönetimini desteklemek için hem kaydedilen ilerlemeleri hem de hâlâ ele alınması gereken eksiklikleri” vurguladığını belirtti.
Komisyon, sürdürülebilir atık yönetimini güçlendirmeye yardımcı olmak için Türkiye ile yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecek ve gelişmeleri “dikkatle izleyecek” diye ekledi.
Durumun yeniden değerlendirilmesi 2028’den önce yapılacak.
Avrupa
İngiltere, Japonya ve Türkiye “Made in Europe” kurallarından yararlanmak istiyor

Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye, otomotiv sektörlerini AB’nin “Made in Europe” kurallarına dahil etmek için anlaşma yapmak istiyor.
AB, bu sektörler ve diğer alanlarda Çin’in hakimiyetine karşı koymak amacıyla serbest ticaret doktrininden radikal bir sapma yaparak, elektrikli araçlar ve temiz enerji gibi teknolojilere yönelik kamu ihalelerini ve sübvansiyonlarını Avrupa merkezli üretime odaklamayı öneriyor.
AB ile ticaret anlaşmaları olan ülkeler “Made in Europe” programının bazı kısımlarına dahil olsa da, destek alabilmek için araçların AB içinde monte edilmesini şart koşan hükümler, AB dışı otomobil üreticilerinin işlerine zarar verebilir.
Bu nedenle, Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye’de üretim faaliyetleri bulunan otomobil üreticileri, kuralları belirleyen önerilen AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası’ndan (IAA) tam olarak yararlanmaya çalışıyor.
Japon iş dünyası temsilcileri, Tokyo’nun sektörünü AB programına dahil etmek için Brüksel ile ikili bir anlaşma yapmaya çalıştığını belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a endişelerini dile getirerek, İngiliz otomotiv endüstrisinin Çin rekabetiyle mücadeleyi amaçlayan bir politikanın çapraz ateşi altında kalmaması gerektiğini söyledi.
İngiltere, bu konuyu Kasım ayında yapılması beklenen ilişkilerin yeniden düzenlenmesi konusundaki AB ile görüşmelere bağlamaya çalışıyor.
AB ile gümrük birliği içinde olan Türkiye, Avrupa Komisyonu’nu, ülkenin otomotiv sektörünü “Made in Europe” kuralları dışında bırakmama konusunda ikna etmeye çalışıyor.
Parça ihracatı da dahil olmak üzere AB-Türkiye otomotiv ticareti yıllık yaklaşık 54 milyar avro değerinde ve AB’nin 2 milyar avroluk ihracat fazlası bulunuyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada, sektörün programın dışında bırakılmasının “AB’nin kendi sanayi tabanına darbe vuracağını” savundu.
Kanada Sanayi Bakanı Mélanie Joly bu yıl yaptığı açıklamada, ülkesinin de endüstriyel planlarını “uyumlu” tutarak AB programına erişim sağlamak için görüşmeler aradığını belirtti.
Brüksel’deki yetkililer, ülkelerin otomotiv sektörlerini “Made in Europe” kurallarına dahil etmek üzere bireysel anlaşmalar konusunda görüşmelere açık olduklarını ifade ettiler.
Bir yetkili, “Bu, tek pazarımızı kullanarak şirketlerimiz için yeni iş fırsatları yaratmakla ilgili,” dedi.
Birçok kişi, Japon hükümetinin, muhtemelen 2027’nin başlarında yürürlüğe girecek AB programının başlangıcından itibaren ülkenin işletmelerinin dahil edilmesini garanti edecek bir “ikili anlaşma” kapsamında Japonya’nın statüsünü müzakere etmeyi en önemli önceliği haline getirdiğini belirtti.
AB yetkilileri, temiz enerjili araç sübvansiyon programı gibi Japon kamu ihalelerinin bazı yönlerinin, AB şirketleri için yeterince elverişli olmadığına inanıyor.
Bir başka yetkili, “Açık pazarlar konusunda Japonlardan alacağımız bir ders yok,” dedi.
Ayrıca, Çinli otomobil üreticilerinin, Türkiye’nin AB programına dahil edilmesi halinde AB yerine Türkiye gibi ülkelerde faaliyet göstermeyi tercih edebileceğine dair endişeler de var.
Gelgelelim Türkiye Otomobil İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı, “Türkiye, Çin otomotiv üretimi için bir ‘arka kapı’ olarak görülmemelidir,” dedi.
Yazıcı, Türkiye’nin Çin’in toplam yurt dışı yatırımlarının yalnızca yüzde 0,1’ini oluşturduğunu, oysa Çin’in Avrupa’daki yatırımlarının bunun yaklaşık 38 katı olduğunu belirtti.
AB üye ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu şu anda “Made in Europe” kurallarını destekleyecek mevzuat üzerinde müzakere ediyor ve ticaret ortakları, ayrı anlaşmaların işletmeler için belirsizliği uzatabileceği gerekçesiyle bu görüşmelerde kendi statülerinin korunmasını istiyor.
Avrupa Parlamentosu üyeleri, AB kurallarının blok içindeki üretime uygulanmasını öneriyor; fakat Avrupa Komisyonu’nun Birleşik Krallık gibi Avrupalı ticaret ortaklarını da kapsama dahil etme konusunda takdir yetkisi olacak.
Milletvekillerinin tutum taslağının hazırlanmasına yardımcı olan Christophe Grudler, mevzuatın Avrupa’ya özgü hedeflerine sadık kalması gerektiğini, istisnaların yalnızca Birleşik Krallık gibi AB’ye komşu ülkeler için geçerli olması gerektiğini söyledi.
Grudler, “Eğer bir ürünün ‘Made in Europe’ dediğimiz halde dünyanın öbür ucunda üretiliyorsa, seçmenler bu Avrupalı yasa koyucuların deli olduğunu söyleyeceklerdir,” dedi.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Diplomasi2 hafta önceXi Jinping 10 yıl sonra Kahire’de: Hedef stratejik ortaklık









