Amerika
ABD’de ‘göçmen dostları’ ile ‘göçmen düşmanları’nın ortak sektörü: Özel göçmen hapishaneleri

ABD’nin Teksas eyaletinde Vali Greg Abbott ile federal mahkemeler ve Joe Biden yönetimi arasında patlak veren göçmen krizi, bir kez daha gözleri ülkenin güney sınırına çevirdi.
ABD’de hem federal düzeyde, hem de eyalet bazında hapishane sistemi kâr amacı güden özel kuruluşların büyük ‘yatırımlarına’ sahne oluyor. Hapishane sisteminin en önemli parçalarından biri de göçmenlerin tutulduğu özel gözaltı merkezleri.
Başkan Joe Biden, iktidardaki 100. gününde Georgia’da yaptığı bir mitingde, bir grup protestocu kendisinden özel göçmen gözaltı merkezlerinin kapatılmasını istediğinde, onlara katıldığını söylemiş ve ‘özel hapishanelerin ve özel gözaltı merkezlerinin olmaması gerektiğini’ vurgulayarak hepsini kapatmak için çalıştıklarını ilan etmişti.
Buna rağmen, iktidardaki üçüncü yılını tamamlayan Biden, göçmen gözaltı merkezlerinin idaresinde hâlâ büyük oranda kâr amacı güden kuruluşlara dayanıyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) tarafından yapılan bir analize göre, gözaltında tutulan kişilerin göçmenlerin yaklaşık %90’ı özel şirketler tarafından işletilen tesislerde bulunuyor.
Syracuse Üniversitesinde federal göçmenlik verilerini toplayan ve analiz eden bir araştırma kurumu olan Transactional Records Access Clearinghouse’a (TRAC) göre, Biden’ın Ocak 2021’de göreve gelmesinden bu yana, göçmenlik gözetiminde tutulanların sayısı iki kattan fazla arttı: 22 Ocak 2021’de 14.195’ten 3 Aralık 2023’te 36.755’e.
Biden’ın başkanlık emri göçmen merkezlerine işlemiyor
Bu rakamlar, 2019’da Trump yönetimi altında kaydedilen en yüksek göçmen gözaltı rakamlarından (55.000) daha az olsa da, gidişat, COVID-19 salgını sırasında yavaşladıktan sonra, Biden döneminde göç oranlarındaki artışı ve yönetimin sığınma davaları devam ederken daha fazla göçmeni gözaltında tuttuğunu gösteriyor.
Biden görevdeki ilk haftasında, Adalet Bakanlığına, özel olarak işletilen gözaltı tesisleriyle sözleşmeleri yenilememesi talimatını veren bir başkanlık emri yayınlamıştı. Adalet Bakanlığı sözcüsü Dena Iverson, bakanlığın emri uygulamak için çalışmaya devam ettiğini söyledi ve Hapishaneler Bürosu ve ABD Polis Teşkilatının bir düzineden fazla özel sektöre ait sağlayıcıyla sözleşmeleri feshettiğini belirtmişti.
Yine de bu emir, federal gözaltında kâr amacı gütmeyen şirketlerin kullanımında bir azalmaya yol açmış olsa da, özellikle göçmen gözaltı ‘sektörü’ için geçerli olmadı ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafazanın (ICE) kâr amacı güden şirketlere büyük ölçüde dayanmaya devam etmesine izin verdi.
Göçmenlik sisteminin kâr amacı güden gözaltı merkezleri ile bağı onlarca yıl öncesine gidiyor. ICE, olası sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanları tutmak için gözaltı merkezleri şebekesini kurarken, federal hükümetse tersine, kendi tesisini inşa etmek yerine bunu özel şirketlere yaptırıyor.
Ödüllü gazeteci ve The Marshall Project’in kurucu genel yayın yönetmeni Bill Keller, 2022’de The Guardian’a verdiği demeçte, özel olarak işletilen ve kâr amacı güden hapishaneler fikrini ilk ortaya atan kişinin Ronald Reagan olduğunu hatırlatıyor. Keller, hapishane sahiplerine, ‘otel sahipleriyle aynı şekilde’, mevcut doluluk yoluyla ödeme yapıldığından, mahkumları serbest bırakmaya hazırlamak için hiçbir motivasyonlarının olmadığına dikkat çekiyordu.
‘Esneklik’ nedeniyle hem Cumhuriyetçiler hem Demokratlar özel hapishane sisteminden yana
Time’a konuşan ICE İcra ve Kaldırma Operasyonlarından sorumlu genel müdür yardımcısı Corey A. Price’a göre, mevcut finansman ve ihtiyaç duyulan yataklar yıldan yıla değiştiğinden, göçmen konutlarının lojistiği karmaşık. Özel şirketlerle sözleşme yapmak, Kongre daha fazla fon tahsis ettiğinde ICE’nin hızlı bir şekilde yeni gözaltı yatakları getirmesine izin veriyor.
ICE ile sözleşme imzalayan ve göçmen gözaltı merkezleri şebekesinin en önemli unsurlarından biri olan CoreCivic şirketinin halkla ilişkiler direktörü Ryan Gustin, şirketin ‘Amerika’nın göçmenlik sisteminde değerli ancak sınırlı bir rol oynadığını, bunu yaklaşık 40 yıldır her yönetim için, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi, yaptıklarını’ söylüyor.
Gustin, federal hükümet kurumlarının, şirketlerin sağlayabileceği ‘esneklik’ nedeniyle genellikle CoreCivic ile çalışmayı tercih ettiğini, bunun da ihtiyaçların ve önceliklerin yıldan yıla önemli ölçüde değişebildiği bir sektörde ‘özellikle önemli olduğunu’ belirtiyor.
CoreCivic ve GEO Group’un kirli geçmişi
İlk kez 1983 yılında Amerika Islah Şirketi (CCA) adıyla sözleşme imzalayarak dünyanın ilk özel hapishanesini inşa eden CoreCivic’in gelirinin yüzde 25’i ICE ile yapılan sözleşmelerden geliyor.
Tüm göçmen tutukluların üçte ikisinden fazlası CoreCivic ve GEO Group gibi özel hapishane şirketleri tarafından hapsediliyor ve ABD’deki en büyük 10 göçmen gözaltı merkezinden 9’u özel olarak işletiliyor.
Anlaşmaların büyüklüğü ise şaşırtıcı: 2014 yılında federal hükümet, CoreCivic’e Dilley, Teksas’ta bir aile gözaltı merkezi işletmek için dört yıllığına 1 milyar dolarlık bir sözleşme verdi. Yaz başında yaklaşık 2.000 kişiyi ‘ağırlayan’ şirket, 2.400 kişilik kapasitesine rağmen sözleşme gereği tam ödeme almıştı.
Trump’ın göçmen çocukları ailelerinden ayırma kararının yol açtığı krizin zirvesinde, şirketin hisse senedi fiyatı iki haftadan kısa bir süre içinde yüzde 14 artmıştı.
CoreCivic’in mahpus plantasyonlarından ‘süzülen’ tecrübesi
CCA’nın kurucuları T. Don Hutto and Thomas Beasley. Mother Jones’taki uzun bir araştırmaya göre Beasley, Tennessee Cumhuriyetçi Partinin lideriydi. İlk kez 80’li yıllarda özel hapishane açma fikrini Cumhuriyetçilerle konuşmuştu ama bunun için cezaevlerine bilen birisine ihtiyaç duyuyordu.
Hutto, 1967’de Rosharon, Teksas’taki Ramsey plantasyonunun müdürü olduğunda hapishaneleri yönetme kariyerine başlamıştı. Ramsey, Manhattan büyüklüğündeydi ve pamuk tarlalarında çalışan 1.500 mahkum vardı.
Tıpkı Güney’deki diğer hapishane sistemleri gibi, Teksas’taki cezaevi ağı da doğrudan kölelik ile büyümüştü. İç Savaş’tan sonra, pamuk ve şeker yetiştiricileri çalışmaya zorlayabilecekleri kölelerinden ‘yoksun’ kalmışlardı. Ama bir avantajları vardı: Anayasanın 13. Maddesi köleliği kaldırıyor ama kapıdan kovulan köleliğin bacadan girmesine izin veren bir boşluk bırakıyordu. Kölelik ‘gönüllü ya da gönülsüz’ kaldırılmıştı, ama ‘bir suçun cezası dışında’…
Dolayısıyla ‘kölesizliğe alışamayan’ Güneyli toprak ve mülk sahipleri, mahkumlarını özel çiftliklerde, kereste kamplarında ve kömür madenlerinde çalışmak ve demiryolu raylarının döşenmesine yardımcı olmak için kiralayabilirdi.
Eyalet sonunda şirketlerin ve yetiştiricilerin ucuz mahkum emeğinden kazandıkları kolay parayı tatlı buldu ve bu yüzden 1899 ile 1918 arasında 13 plantasyon satın alıp aracıları ortadan kaldırarak onları hapishaneye dönüştürdü.
Kölelik derken, hakiki kölelikten bahsediyoruz: Teksas’ta, 1941 yılına dek hapishanelerinde kırbaç cezası yasak değildi ve mahkumlar de öncelikle ‘yeterince üretken’ olmadıkları için kırbaçlanıyordu. Arkansas’ta kırbaç cezası ancak 1968’de ortadan kaldırıldı. Mahkûmlar, ‘tembellik’ veya tarlalarda çalışma kotalarını karşılamadıkları için rutin olarak hücre hapsine alınıyordu.
Teksas hapishaneleri ayrıca özel himayeye sahip bazı mahkumlara, diğer mahkumları yöneten ve cezalandıran kişiler (Nazi toplama kamplarında bunlara ‘Kapo’ denirdi) olarak hareket etme yetkisi verdi. Bu mahkum gardiyanlar, hapishaneleri acımasız bir güçle yönetti; öyle ki, bir eyalet müfettişi, gardiyanların ve Amerikan Kapoların mahkumları ‘yumruklar, balta sapları, coplar, kurşunlu lastik hortum, at dizginleri, silah dipçikleri, siyah krikolar ve beyzbol sopaları’ ile dövdüğünü tespit etmişti.
Eyalet, Kapoları kullanarak aksi takdirde gardiyanların maaşlarına harcanacak paradan tasarruf ediyordu. 1974 tarihli bir devlet raporu, bu uygulamaların 1970’lere kadar devam ettiğini ortaya koydu.
1965’te Arkansas’ın hapishane çiftlikleri eyalet hazinesine 250.000 dolar koyuyordu. Bir eyalet polis soruşturmasının özetinde, “Bu kârları elde etmek için mahkumlar, özellikle hasat zamanında, tarlalarda şafaktan alacakaranlığa kadar acımasızca sürüldü,” yazıyordu.
ABD’de kölelik sürüyor: Mahkûmların zorla çalıştırılması her yerde
CoreCivic’in kurucusu, vahşi eğilimlerini ‘sektöre’ aktardı
İşte Hutto, bir hapishaneyi nasıl yöneteceğini böyle öğrenmişti. 1971’de Arkansas hapishane sistemini yönetmeye başlayan Hutto, mahkumları ‘küçük ödüller’ karşılığında yarıştırmaya başlamıştı. Ağustos 1972’de yüzlerce kişi, mahkumların yarışmasını izlemek için bilet satın almıştı.
Siyah ve beyaz çizgili üniformalar giyen mahkumlar vahşi atlara bindiriliyordu. Bir mahkum ata binmeye çalışırken karnına tekme yedi ve sedyeyle taşınmak zorunda kaldı.
‘Eğlencede’ mahkumlar, yağlanmış bir domuzun üzerine atlıyor ve 10 dolar kazanmak için onu yakalamaya çalışıyordu.
Bir makaleye göre, kalabalığın favorisi, mahkumların öfkeli bir boğanın boynuzları arasına bağlanmış 75 dolar içeren bir tütün kesesini almaya çalıştıkları ‘Hard Money’ adlı bir oyundu. Eğlenceyi bir muhabire anlatan Hutto, “Buradaki amacımız, her mahkûmu sorumluluklarını yerine getirecek daha donanımlı bir topluma geri döndürmek ve bu, bu yönde bir başlangıç olabilir,” diyordu.
Hutto, Arkansas hapishane sistemini ihya eden çiftçilik operasyonunu da yenilemiş ve onu ‘verimsiz, marjinal bir operasyondan son derece verimli mekanize bir operasyona’ dönüştürmüştü. Artık besin ürünlerinin yerine pamuk, pirinç ve soya fasulyesi gibi yüksek gelir getiren mahsuller yetiştiriliyordu. Hutto’nun Arkansas’taki ilk yılında, çiftlik operasyonları yaklaşık 1,7 milyon dolar gelir getirmişti.
Ceza sistemi de değişti
Habere göre, Cummins ve Arkansas’ın diğer hapishane çiftliğindeki üst düzey pozisyonların neredeyse yarısı, mahkumları çalışmaya zorlamak için ‘kendi yöntemlerine’ sahip olan Teksaslılar tarafından dolduruldu.
Arkansas’taki hapishane koşullarıyla ilgili federal bir duruşmada mahkumlar, birinin pamuk kotasını dolduramamasının ‘Texas TV’ adlı bir cezanın gerekçesi olduğunu ifade ediyordu. Bu cezada bir mahkum, alnını duvara dayayarak ve elleri arkada durmaya zorlanırdı. Orada altı saate kadar, genellikle yiyeceksiz, bazen çıplak olarak bırakılırdı.
Bir mahkum, “Sabahları sizi kaldırıyorlar ve size şerbetli iki parça ekmek veriyorlar ve bütün gün pamuk toplamanızı söylüyorlar ve yeterince toplamadığınızda sizi o duvara yapıştırıyorlar, böylece akşam yemeği ya da temiz kıyafet alamıyorsunuz. Sonra ertesi sabah, aynı şey. Hiçbir işe yaramadığında nasıl iyi bir tavır sergileyeceksin?” diye soruyordu.
Bütün bunlar, Shane Bauer’in 2018 tarihli American Prison: A Reporter’s Undercover Journey Into the Business of Punishment [Amerikan Hapishanesi: Bir Muhabirin Ceza İşine Gizli Yolculuğu] isimli kitabında ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bauer, tebdil-i kıyafet bir şekilde CoreCivic tarafından işletilen hapishanelerde çalışarak bu kitap yazmıştı.
Özel şirketlere kölelik suçlaması
Elbette hapishane ve göçmen merkezlerinin işletmelerinin özel şirketlere verilmesi, güvenlik ve personel endişelerini beraberinde getiriyor. Kâr amacıyla hareket eden şirketler, maliyetleri azaltmak için personel sayısını azaltma gibi adımlar atıyorlar.
Biden’ın 2021’deki başkanlık emrinden aylar sonra, Pennsylvania, Philipsburg’da özel olarak işletilen bir hapishane, Federal Cezaevleri Bürosu’nun sözleşmesini yenilememesi üzerine kapatılmıştı. Fakat bir yıl içinde hapishane, Moshannon Vadisi İşlem Merkezi adlı yeni bir isim altında ve ICE ile göçmen gözaltıları için yeni bir sözleşme kapsamında yeniden açıldı.
ICE’ye göre, 6 Aralık’ta Frankline Okpu adlı Kamerunlu bir adam Moshannon Vadisi gözaltı merkezinde öldü.
Yakın zamanda Brezilya’dan sığınma talebinde bulunan Kesley Vial, geçen hafta New Mexico’daki bir gözaltı merkezinde intihar ederek öldü. Yerel savunucular ve sivil haklar avukatları, intihar nedeniyle, ‘ICE ve gözaltı merkezini işleten özel şirket CoreCivic’in koşullarını ve muamelesini’ suçladı.
Georgia’daki ayrı bir CoreCivic gözaltı tesisine geçen hafta, şirketin insanları hücre hapsi de dahil olmak üzere ceza tehdidiyle çalışmaya zorlayarak federal kölelik karşıtı yasaları ihlal ettiği iddiasıyla dava açıldı. CoreCivic yaptığı açıklamada iddiaları yalanladı.
CoreCivic’in göçmen gözaltı sözleşmeleri söz konusu olduğunda ‘en büyük rakibi’ Geo Group, California’daki bir gözaltı merkezindeki personelin, tesisteki bir işçi grevini destekledikleri için ceza olarak dört kişiyi hücre hapsine koyduğu iddialarıyla karşı karşıya.
GeoGroup da iddiaları reddetti. İddia, eyalet senatosunun California’yı gözaltı merkezlerinde hücre hapsinin kullanımını kısıtlayan ilk eyalet yapacak bir yasa tasarısı sunmasından hemen önce geldi.
Özel gözaltı merkezlerini işleten şirketlerin Cumhuriyetçi sevgisi
‘Göçmen istilasına’ neden olduğu iddia edilen Biden yönetiminin, göçmenlerin kapatılması için dayandığı özel şirketlerin Cumhuriyetçilerle olan ilişkisi ise ‘sektörün’ ironilerinden biri.
2022 yılında Jacobin’de yer alan bir makaleye göre, federal ve eyaletler düzeyindeki özel hapishane işletmelerinin en büyük ikisi, CoreCivic ile GEO Group, 2020-2022 arasında Cumhuriyetçi Valiler Birliği’ne 1,7 milyon doların üzerinde para verdi.
Örneğin özel hapishane bağışlarının büyük bir kısmı, GEO Group’un bulunduğu ve eyalet ihalelerinin verildiği Florida’daki Cumhuriyetçilere akıyor. Sektör, Florida Cumhuriyetçi Parti komitelerine 1 milyon dolardan fazla ve Florida Valisi Ron DeSantis’e 269.000 dolar bağış yapmıştı.
Yakın zamanda Cumhuriyetçi adaylık yarışından çekilen DeSantis, Donald Trump’a destek çağrısı yapmıştı. Son göçmen krizinin odağındaki Vali Abbott da özel hapishane endüstrisinin en önemli bağış sahiplerinden. Tennessee Valisi Bill Lee ve Arkansas Valisi Asa Hutchinson da özel hapishane sektörünün bağışlarından faydalanıyor.
Ülkenin en büyük hapishane işletmecilerinden biri olan GEO Group, 2017’de Trump’ın yemin töreni kutlamalarını desteklemek için 250.000 dolar bağışlamıştı. CoreCivic de aynı törenin hazırlıkları için 250.000 dolar vermişti.
Küresel sermaye göçmen kamplarına yatırım yapıyor
Fakat işler burada kalmıyor. Dünyanın en büyük finansal yatırım şirketleri arasında yer alan Fidelity, BlackRock, State Street ve Vanguard gibi devler de büyük özel hapishane yatırımcıları. BlackRock, %15,38 hisseyle CoreCivic’in en büyük yatırımcısı. State Street’in hem CoreCivic’te hem de GEO Group’ta hisseleri var.
BlackRock, özel hapishaneleri içeren ESG (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim) fonları da satıyor. The Intercept’te yer alan bir araştırmaya göre, BlackRock’ın ‘sosyal sorumluluk’ fonlarından biri olan iShares ESG Screened S&P Small-Cap ETF’si (borsa yatırım fonu) CoreCivic’i içeriyor. DWS Group’un Xtrackers S&P SmallCap 600 ESG’sinden hisse satın alan yatırımcılar da CoreCivic’ten bir miktar satın alıyor.
CoreCivic’in, George Floyd’un polis tarafından öldürülmesinin ardından, ‘proaktif’ olarak ‘ırksal eşitlik denetimi’ yürüten ilk şirket olduğunu duyurarak bunun sonuçlarını açıklaması da göçmen hapsetme sektörünün nasıl işlediğine ilişkin küçük bir örnek olarak tarihe geçmişti.
Şirketin DEI (çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık) raporuna göre CoreCivic, beyaz olmayan hapishane gardiyanları, yönetim kurulundaki çeşitlilik ve çeşitli gardiyan rütbelerinin yanı sıra siyahların öncülüğünde kurulan bir ticaret grubuyla ortaklığını öne çıkarıyor.
CoreCivic, kendi ESG raporunda, Newsweek/Statista tarafından Amerika’nın ‘en sorumlu şirketlerinden biri ‘olduğunu iddia eden 2021 ödülünü hatırlatıyor. Newsweek/Statista ESG sıralaması, kısmen hapishane şirketinin ‘iyi amaçlara’ olan bağlılığına ve yönetim kurulundaki kadın ve ırksal azınlıkların sayısına dayanarak CoreCivic’e yüksek bir sosyal derecelendirme veriyor.
Sınır hattında ‘büyük veri işleme’ Palantir’de
ICE ile birlikte iş yapan önemli isimlerden biri de, ilk Trump döneminde eski başkanın en büyük destekçilerinden, eski PayPal CEO’su ve Cumhuriyetçi Peter Thiel.
Thiel’in kurduğu gizemli veri madenciliği şirketi Palantir, ICE’nin ‘pis işlerini’ yaptığı gerekçesiyle eleştiriliyordu. 2020 yılında, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu (WEF) esnasında CNBC’ye bir mülakat veren Palantir CEO’su Alex Karp, şirketinin ABD’deki ‘belgesiz insanları bulduğunu’ söylemişti.
Palantir, yıllar boyunca, ICE’nin göçmenleri sınır dışı etme operasyonlardaki rolünü inkar etmişti. Şirket, ICE’nin yanı sıra Pentagon, Adalet Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı ile de çalışıyor ve yüklü sözleşmeler elde ediyor.
Amerika
Cumhuriyetçiler Hegseth’in 37 milyar dolarlık savaş bütçesine şüpheyle yaklaşıyor

ABD Savaş Bakanı Hegseth, İran savaşının hızla tüketen stokları ve bütçeyi karşılamak için talep ettiği on milyarlarca dolarlık finansman konusunda Senato’da kayda değer bir destek kazanamadı. Çarşamba akşamı iki saati aşan kapalı toplantıya rağmen Cumhuriyetçi senatörler, 73 milyar dolarlık savunma ve istihbarat fonunu içeren 95 milyar dolarlık uzlaşma paketi konusunda ikna olmuş değil veya sessiz kalmayı tercih ediyor.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, İran savaşının hızla tükettiği ABD stoklarını ve Pentagon kasalarını yeniden doldurmak için Trump yönetiminin talep ettiği on milyarlarca dolarlık acil finansman konusunda Senato’da henüz kayda değer bir destekçi kazanamadı.
Savaşın sonu görünmeden altıncı ayına girmesiyle birlikte Cumhuriyetçi senatörlerin Hegseth’in ordu liderliğine olan güveni de azalıyor.
Parti içinde bazı isimler, yönetimin kendilerini çatışmanın maliyeti konusunda tam olarak hazırlamadığını belirtiyor.
Hegseth Temmuz ayı başında maliyetin 37,5 milyar dolara ulaştığını açıklamıştı ancak Moody Analytics gibi bağımsız analistler rakamın en az 132 milyar dolar olduğunu öngörüyor.
Çarşamba akşamı Savaş Bakanı ile kilit senatörler arasında iki saatten uzun süren bir toplantı yapıldı.
Görüşmenin ardından Beyaz Saray’ın talebi konusunda hala kararsız olan milletvekilleri, 73 milyar dolarlık Pentagon ve ABD istihbarat teşkilatları finansmanını da içeren 95 milyar dolarlık uzlaşma paketini ilerletip ilerletmeyecekleri konusunda ya ikna olmadıklarını belirtti ya da sessiz kaldı.
Yaz boyunca devam eden benzer görüşmeler zincirinin son halkası olan bu toplantı, yönetimin derin bir hoşnutsuzluğa yol açan savaşı finanse etme ve Başkan Trump’ın arzuladığı askeri planları hayata geçirecek başka bir uzlaşma tasarısını geçirme konusundaki sürekli mücadelesini gözler önüne serdi.
Cumhuriyetçi Alaska Senatörü Lisa Murkowski gazetecilere yaptığı açıklamada, toplantının “bakan ve ekibinin savunma harcamaları vizyonunu ortaya koyması için daha çok bir fırsat” olduğunu söyledi.
Murkowski, “Bu tür brifingler partiler üstü olduğunda daha faydalı olur çünkü bence konu özellikle ülkemizin savunmasıysa hepimiz anlamalıyız” diye konuştu.
Murkowski’ye ABD’nin uzlaşma tasarısında yönetimin talep ettiği tutarı harcaması gerektiğine ikna olup olmadığı sorulduğunda, “Bence buna henüz karar verilmedi” yanıtını verdi.
Hegseth talebe ilişkin soruları yanıtlamak üzere 21 Temmuz’da Senato Tahsisat Komisyonu huzuruna çıkmıştı.
Iowa Cumhuriyetçi Senatörü Joni Ernst, bu ifadenin ardından “Onu neden Kongre’ye çağırıp rakamları sunmasını istediklerini düşünüyorum ve hala bu konuda fazla bir netlik olduğunu sanmıyorum. Sanırım birçok insanın endişe duyduğu şey de bu” dedi.
Trump ile harcama yetkisi konusunda mücadele eden Maine Cumhuriyetçi Senatörü ve Senato Tahsisat Komisyonu Başkanı Susan Collins, geçen haftaki toplantı hakkında yorum yapmayı reddetti ve gerekçe olarak toplantının gizli niteliğini gösterdi.
Maine’de zorlu bir yeniden seçim kampanyası yürüten Collins, daha önce başka bir bütçe uzlaşma paketinin geçme ihtimaline şüphecilikle yaklaşmıştı.
Collins, komisyondan partiler üstü mutabakat gerektiren normal tahsisat süreci yerine uzlaşma sürecinin kullanılmasına uzun süredir mesafeli duruyor.
Trump parti çizgisinde bir harcama yasasını imzalamayı umuyor ancak Senato’da engellerle karşılaşıyor. Savunma şahinleri daha fazla harcama yapılması gerektiğini savunurken açığı dikkate alan diğer Cumhuriyetçiler daha düşük bir tutardan yana.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune Perşembe günü yaptığı açıklamada, Senato beş haftalık Ağustos tatili için Washington’dan ayrılmadan önce gelecek hafta oylama yapılabilmesi adına hükümet finansman anlaşmasının zamanında sonuçlanmasını umduğunu söyledi.
Temsilciler Meclisi yasa için 95 milyar dolarlık bir bütçe taslağını zaten kabul etti.
Uzlaşma paketi gündemdeyken Trump yönetimi ayrıca 87,6 milyar dolarlık bir ek paket talep ediyor. Bu paketin büyük kısmı, bu hafta Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün’e düzenlenen saldırılarla yeniden alevlenen İran savaşı nedeniyle Pentagon’u takviye etmek için ayrılacak.
Trump ayrıca 2027 mali yılı için 1,15 trilyon dolarlık ana bütçe satırı ve 350 milyar dolarlık bir uzlaşma tasarısıyla birlikte tarihi bir 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi istiyor.
ABD Başkanı, Cuma günü Camp David’deki kabine toplantısında ABD ordusuna yapılan “emsalsiz yatırımı” vurguladı ve 1,5 trilyon doları “dört gözle beklediğini” söyledi.
Trump söz konusu tutar hakkında “İnsanlar artık bunun ne kadar önemli olduğunu görüyor. Güvenli bir ülke sağlamak istiyoruz” dedi. Ancak ordu için talep edilen toplam dolar miktarı Kongre için zorlu bir istek haline geldi ve bu durum Hegseth’i desteği pekiştirmek için son birkaç aydır çok sayıda kez Temsilciler Meclisi ve Senato Cumhuriyetçi milletvekilleriyle bir araya gelmeye sevk etti.
Hegseth’in Kongre’deki son toplantısından önce Beyaz Saray Bütçe Direktörü Russell Vought ve Trump’ın en üst düzey yasama yardımcısı James Braid, günün erken saatlerinde Senato Cumhuriyetçileriyle kapalı kapılar ardında bir öğle yemeğinde buluştu.
Florida Cumhuriyetçi Senatörü Rick Scott, milletvekilleri ve yönetim yetkililerinin Hegseth toplantısından “çok iş çıkardığını” ancak Temsilciler Meclisi’nin belirlediğinden daha fazla para sağlamanın zor olacağını söyledi.
Scott, daha fazla finansman sağlamayı istese de Kongre’nin bunu ara seçimlerden sonra başka bir uzlaşma paketiyle yapması gerekeceğini ekledi.
Cumhuriyetçi Utah Senatörü John Curtis ise Kongre tarafından yetkilendirilmediği takdirde İran savaşı için finansmanı desteklemeyeceğini ima etti.
The Hill tarafından geçen hafta 73 milyar dolarlık savunma finansmanının önünü açacak bir bütçe kararına yönelik oylamayı destekleyip desteklemeyeceği sorulan Curtis, “İçinde ne olduğuna dair sıfır bilgim var” yanıtını verdi.
Amerika
ABD Senatosu, hükümetin kapanmasını engelleyecek bütçe tasarısında anlaştı

ABD Senatosu Tahsisat Komisyonu üyeleri, eylül sonunda hükümetin kapanmasını önleyecek ve aralık ayına kadar finansman sağlayacak geçici bütçe tasarısında uzlaştı. Tasarı kapsamında ilk prosedür oylamasının pazartesi gecesi yapılması ve Senato tatile girmeden metnin yasalaşması hedefleniyor.
ABD Senatosu Tahsisat Komisyonu üyesi senatörler, eylül sonunda hükümetin kapanmasını engelleyecek ve hükümeti aralık ayının bir bölümüne kadar finanse edecek bütçe tasarısı üzerinde pazar günü anlaşmaya vardı.
Senato liderleri, tatile girmeden önce tasarıyı kabul etmeyi hedeflerken metne ilişkin ilk prosedür oylamasının pazartesi gecesi yapılması planlanıyor. Tasarının kabul edilmesi halinde hükümetin finansmanı 11 Aralıka kadar güvence altına alınacak.
Hazırlanan tasarı; Kadınlar, Bebekler ve Çocuklar İçin Özel İlave Beslenme Programı (WIC), Afet Yardım Fonu ve çeşitli deniz araçlarını kapsayan gemi yapımı için “gerekli ayarlamaları” içeriyor. Düzenleme aynı zamanda Beyaz Sarayın hibe onay süreçlerinde değişiklik yapmasını geçici olarak engelliyor.
Komisyonun Başkan Yardımcısı Demokrat Senatör Patty Murray yaptığı açıklamada, “Bu kısa vadeli finansman tasarısı, Trump’ın daha fazla federal hibeyi rehin almasına izin verecek yozlaşmış bir politikayı engelliyor ve Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçilerin diğer kurumlardan fon çekip Sınır Devriyesine aktarmak için kullandığı açık kapıyı kapatıyor” dedi.
Komisyon Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins ise yaptığı açıklamada, “Partiler üstü bu anlaşmanın, Yönetim ve Bütçe Ofisinin (OMB) federal finansal yardımlara ilişkin önerdiği kuralın yürürlüğe girmesini engellemesinden memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı.
Collins açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu önlem, yıllık hükümet finansmanını yürütmede her zaman güçlü tercihim olan partiler üstü tahsisat tasarıları üzerindeki çalışmalarımıza devam etmemiz için Kongreye ihtiyacımız olan zamanı kazandırıyor. Meslektaşlarımın emeği için müteşekkirim; bu geçici bütçe tasarısı, yalnızca hayati programlara ve federal çalışanlara zarar veren yıkıcı bir kapanmayı önleme yolunda büyük bir adımdır.”
Senato Azınlık Lideri Demokrat Chuck Schumer, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda Murray’nin adını anarak hibe onay sürecinin durdurulmasından dolayı kendisine teşekkür etti.
Schumer, geçici önlemi “Amerikalı ailelerin yararına sonuçlar üreten bir bütçe üzerinde partiler üstü müzakerelerin devam etmesine imkan tanıyan sorumlu bir ilerleme yolu” olarak niteledi.
Schumer, “Demokratlar, çalışkan Amerikalıların ilerlemesine yardımcı olan ve Trump’ın aileleri başarısızlığa uğratan israfçı ve yozlaşmış gündemini engelleyen finansman müzakerelerine bağlı kalmayı sürdürüyor” değerlendirmesini yaptı.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune’un sözcüsü Ryan Wrasse, Politico’ya yaptığı açıklamada tasarının “şimdi kabul edilmesinin sonbaharda maliyetli bir hükümet kapanmasını önleyeceğini” bildirdi.
Thune, perşembe günü yaptığı açıklamada, Senatonun bu hafta oylayabilmesine yetişecek şekilde bir finansman anlaşmasının hazırlanmasını umduğunu söylemişti.
Collins, hibeler üzerindeki nihai onay yetkisine ilişkin düzenlemeyi “son derece kusurlu bir kural” olarak nitelemiş ve geçen ayın başlarında OMB Direktörü Russell Vought’a bir mektup yazarak yapılması gereken değişiklikleri iletmişti.
Collins daha önce The Hill’e yaptığı açıklamada, “Bir senatörden OMB’ye muhalefetimizi ifade eden ilk mektubu ben yazdım. Buna karşı çıkan devasa bir kuruluş grubu var” demişti.
Amerika
Kripto sektörü ABD ara seçimlerine 200 milyon dolar yatırdı

Kripto sektörü, dijital varlıkların federal gözetimini yeniden şekillendirecek yasaların Kongre’den geçmesi amacıyla kasım ayındaki ara seçimlere yaklaşık 200 milyon dolar aktardı. Washington merkezli gözlem grubu Public Citizen raporuna göre sektör, adaylara doğrudan bağış yapmayan ve bağımsız faaliyetleri fonlayan Fairshake adlı süper PAC üzerinden 189 milyon dolar harcadı.
Kripto sektörü, kasım ayında yapılacak ara seçimlere yaklaşık 200 milyon dolar aktararak dijital varlıkların federal gözetimini yeniden şekillendirecek yasaların geçmesi yönünde Kongre üzerindeki nüfuzunu ortaya koydu.
Sektör temsilcilerinin Senato’nun ağustos tatiline girmesinden önce tasarının yasalaşması için bu hafta kritik bir zaman dilimine girdiği belirtiliyor.
Sektörün bu harcama hamlesi, 2024 seçimlerinde Kongre adaylarını desteklemek için harcanan ve birçoğu yarışları kazanan 170 milyon dolarlık bütçenin devamı niteliğinde değerlendiriliyor.
Bu finansal destek, Kongre’nin geçen yıl dolar endeksli kripto jetonlar olarak bilinen sabit coin’ler için kurallar oluşturan ve bunların kullanımını artırma potansiyeli taşıyan Genius Yasası’nı kabul etmesinde rol oynadı.
Sektör ayrıca, destekçilerinin kripto endüstrisini daha güçlü bir yasal zemine oturtarak kullanımını yaygınlaştıracağını savunduğu daha kapsamlı Clarity Yasası’nın Kongre’den geçmesini talep ediyor.
Senato’da görüşülmeye devam eden tasarının ağustos tatilinden önce yasalaşması için sınırlı bir zaman aralığı bulunuyor.
Washington merkezli gözlem grubu Public Citizen tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre sektör, bu yılki seçimlere 189 milyon dolar harcadı. Bu miktarın büyük bir kısmı, kripto yanlısı adayları desteklemek amacıyla kurulan Fairshake adlı süper siyasi eylem komitesi (PAC) üzerinden aktarıldı.
ABD Federal Seçim Komisyonu (FEC) kayıtları, Fairshake’in fonlarını Demokrat ve Cumhuriyetçi ortaklı iki ayrı süper PAC aracılığıyla adayları destekleyen reklam ve benzeri bağımsız faaliyetlere yönlendirdiğini gösteriyor. Süper PAC’ler doğrudan adaylara bağış yapamıyor.
Reuters’ın haberine göre Fairshake’in seçim sürecinde en fazla harcama yaptığı 10 Kongre adayı ve detayları şu şekilde:
1. Barry Moore (Cumhuriyetçi): 9,43 milyon dolar
Alabama Cumhuriyetçi Temsilcisi ve Senato adayı Barry Moore, Genius Yasası dahil olmak üzere kripto dostu birden fazla düzenlemenin öne çıkması yönünde oy kullandı.
Moore, geçen temmuz ayında Temsilciler Meclisi’ndeki Clarity Yasası metnine de onay verdi. Temsilci Moore, stratejik bir bitcoin rezervi ile Hazine Bakanlığı bünyesinde bir dijital varlık stoku oluşturulmasını resmiyete dökecek bir yasa tasarısı sundu.
ABD Başkanı Donald Trump geçen yıl her iki yapının kurulması için bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı. Ancak analizciler, bu kararların onun yönetiminden sonra da kalıcı olabilmesi için yasalaşması gerektiğini vurguluyor.
2. Andy Barr (Cumhuriyetçi): 7,17 milyon dolar
Kentucky’den Senato adaylığı koyan Cumhuriyetçi Temsilci Andy Barr, geçen temmuz ayında Temsilciler Meclisi’nde hem Genius hem de Clarity yasalarına evet oyu verdi. Barr ayrıca, eski Demokrat Başkan Joe Biden dönemindeki bankacılık düzenleyicilerinin kripto şirketlerini hedef aldığı ve haksız yere banka hesabı vermediği yönündeki iddialara destek sundu. Bankalar ve düzenleme kurumları ise bu iddiaları reddediyor.
3. Christian Menefee (Demokrat): 6,47 milyon dolar
Demokrat partili Christian Menefee, yapılan ara seçimin ardından şubat ayından bu yana Teksas Temsilcisi olarak görev yapıyor ve henüz kriptoyla ilgili bir yasa tasarısında oy kullanmadı. Teksas’taki seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi nedeniyle Menefee, kripto sektörünü “Kongre’yi kontrol etmek için milyonlarca dolar harcamakla” suçlayan uzun süreli Temsilci Al Green’e karşı ön seçimde yarıştı.
Ön seçimi kazanan Menefee, kasım ayındaki seçimlerde yeniden düzenlenen bölge sandalyesi için mücadele edecek.
4. Jasmine Clark (Demokrat): 4,21 milyon dolar
Georgia’da eyalet temsilcisi olan Demokrat Jasmine Clark, Georgia’nın 13. kongre bölgesini temsil etmek üzere adaylığını koydu. Clark, mart ayında Georgia’da sabit coin’ler için eyalet düzeyinde düzenleme ve lisanslama çerçevesi sağlayan yasa tasarısının ilerletilmesi yönünde oy kullandı.
Clark mart ayındaki bir sosyal medya paylaşımında, “Kongre benzer düzenlemeleri değerlendirirken, dijital varlıkların geleceği temsil ettiğini ve bankacılık hizmetlerine erişimi olmayan topluluklar için gecikmiş finansal araçlar sunduğunu unutmamalıdır” ifadesini kullandı.
5. Adrian Boafo (Demokrat): 3,29 milyon dolar
Maryland Eyalet Temsilcisi olan Demokrat Adrian Boafo, Temsilciler Meclisi için yarışıyor. Boafo, mart ayında Maryland Genel Kuruluna eyalet kurumlarının dijital varlıklar üzerindeki belirli kısıtlamalarını yasaklayacak bir tasarı sundu ancak bu tasarı yasalaşmadı.
Boafo ayrıca ocak ayında Maryland’de kripto kullanımına ilişkin tavsiyelerde bulunmak üzere bir Dijital Varlık ve Blokzincir Teknolojisi Görev Gücü kurulmasını öngören yasa tasarısını Genel Kurula sundu. Yasa tasarısı Maryland Valisi Wes Moore tarafından onaylandı.
6. Randy Fine (Cumhuriyetçi): 1,67 milyon dolar
Cumhuriyetçi Temsilci Randy Fine, 2025 yılında Florida’da yapılan ara seçimi kazandı ve yeniden seçilmek için yarışıyor. Fairshake’in Cumhuriyetçi ayağı olan Defend American Jobs, geçen yılki ara seçim sırasında Fine’ı desteklemek için 1,67 milyon dolar harcadı.
Fine, Genius ve Clarity yasalarının ilerletilmesi yönünde oy kullandı.
Ocak 2025’te yaptığı bir sosyal medya paylaşımında, “Floridalılar kripto inovasyonu istiyor” değerlendirmesinde bulunan Fine, “yenilikçi istihdamı Amerika’da tutmak için” çalışacağını ifade etti.
7. James Walkinshaw (Demokrat): 1,01 milyon dolar
Demokrat Temsilci James Walkinshaw, geçen yıl Virginia’da eski Temsilci Gerry Connolly’nin yerine seçilmek üzere yapılan ara seçimi kazandı ve yeniden aday oldu. Fairshake’in Demokrat kolu Protect Progress, ara seçim sürecinde Walkinshaw’u desteklemek amacıyla 1,01 milyon dolar harcadı.
Walkinshaw, Genius ve Clarity yasaları Temsilciler Meclisi’nde görüşülürken Kongre üyesi değildi. Ancak Haziran 2025’te yerel bir gazetede, blokzincir teknolojisinin kendi bölgesindeki ekonomiyi çeşitlendirebileceğini savunan bir makaleyi ortak yazar olarak kaleme aldı.
8. Jessica Hart Steinmann (Cumhuriyetçi): 771 bin 657 dolar
Trump’ın ilk başkanlık döneminde Adalet Bakanlığı’nda görev yapan Cumhuriyetçi Jessica Hart Steinmann, Teksas’ta bir bölgeyi temsil etmek için yarışıyor.
Kripto borsası Coinbase tarafından desteklenen ve adaylar ile seçilmiş yetkililerin kripto pozisyonlarını takip eden Stand With Crypto adlı savunma grubu, Steinmann’ın “dijital varlıkları düzenlemek için net yasal çerçeveleri” desteklediğini belirttiğini aktarıyor.
9. Houston Gaines (Cumhuriyetçi): 708 bin 828 dolar
Cumhuriyetçi Georgia eyalet temsilcisi Houston Gaines, Kongre için adaylığını koydu. Stand With Crypto’nun aktardığına göre Gaines, Genius ve Clarity yasalarını destekliyor.
10. Carlos De La Cruz (Cumhuriyetçi): 615 bin 885 dolar
Carlos De La Cruz, Teksas’taki bir kongre bölgesini temsil etmek üzere aday oldu. Stand With Crypto’nun aktardığı bilgilere göre Cumhuriyetçi aday De La Cruz, inovasyonu teşvik edecek net federal kuralları destekliyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı










