Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman sanayiciler işçilerin çalışma saatlerini artırmak istiyor

Yayınlanma

Almanya’da en büyük sanayi patronlarından bazıları, daha uzun çalışma saatleri konusundaki tartışmayı yeniden alevlendiriyor.

Alman metal işçileri, ülkenin savaş sonrası tarihindeki en çekişmeli anlaşmazlıklarından birini kazanarak haftada 35 saatlik çalışma süresini yaklaşık 40 yıl önce güvence altına almıştı.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre Mercedes-Benz ve alet üreticisi Stihl’in de aralarında bulunduğu önde gelen şirketler, yüksek işgücü maliyetlerinin ülkenin rekabet gücünü zayıflattığını öne sürerek, çalışanların ek ücret almadan haftada 40 saat çalışmasını talep ettiler.

Mercedes-Benz Group denetim kurulu başkanı Martin Brudermüller, bu yazın başlarında Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, “Uluslararası standartlara göre burada işgücü çok pahalı hale geldi,” demiş ve ülkenin “önemli rakiplerine karşı sahip olduğu verimlilik avantajını” yitirdiğini savunmuştu.

Brudermüller, “Haftada 40 saatlik çalışma süresine geri dönmeyi ciddi olarak düşünmeliyiz,” diye konuşmuştu.

Almanya’daki işgücü maliyetleri AB içinde en yüksekler arasında yer alıyor. İmalat sektöründe bir saatlik işgücü maliyeti 49,50 avro ve bu rakam 33,70 avro olan AB ortalamasının yüzde 47 üzerinde; 15,60 avro olan Macaristan’daki maliyetin üç katı.

Alman çalışanlar, Doğu Avrupalı meslektaşlarına göre daha üretken olsa da, Alman sendikaları tarafından finanse edilen bir düşünce kuruluşu olan IMK’nın yaptığı bir araştırmaya göre, işçilerin verimini ölçen birim işgücü maliyetleri 2023’ten bu yana önceki yıllara kıyasla önemli ölçüde daha hızlı arttı.

Haftada 40 saate dönülmesi yönündeki çağrılar, sanayi sendikalarının Ekim ayında en son ücret müzakerelerine başlamasından önce geldi.

Haftada 35 saatlik çalışma süresi, 1984’teki bir anlaşmazlığın ardından on yıldan fazla bir süre boyunca kademeli olarak uygulamaya konulmuştu.

Söz konusu anlaşmazlıkta, eski Batı Almanya’daki on binlerce metal işçisi, çalışma saatlerinin kısaltılması için yedi haftalık bir grev düzenlemişti.

Günümüzde haftada 35 saatlik çalışma süresi, otomotiv, mühendislik, demir ve çelik gibi sektörlerde yoğunlaşan Alman çalışanların yaklaşık beşte biri için toplu sözleşmeyle kararlaştırılmış standart. Tüm sektörler genelinde ortalama haftalık çalışma süresi 37,8 saattir.

Almanlar, diğer neredeyse tüm OECD ekonomilerindeki çalışanlara kıyasla yıllık ortalama olarak daha az çalışıyor. Fakat bu karşılaştırma, ülkedeki yarı zamanlı istihdamın yüksek orandan büyük ölçüde etkileniyor.

On yıllardır süren bir tartışmayı acil bir rekabet gücü meselesine dönüştüren şey, Alman imalat sektöründe derinleşen kriz.

2017 yılının sonlarında zirveye ulaşan Alman sanayi üretimi, imalatçıların Rusya karşıtı yaptırımlardan kaynaklanan arka arkaya yaşanan enerji fiyat şokları, Çin’den gelen rekabetin şiddetlenmesi, ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri ve elektrikli araçlara doğru yaşanan köklü geçişten olumsuz etkilenmesi sonucu yüzde 15’ten fazla düşüş kaydetti.

Danışmanlık şirketi Roland Berger’in küresel genel müdürü Marcus Berret’e göre, yüksek işgücü maliyetleri bir zamanlar Almanya’nın işverenler için sunduğu siyasi istikrar, güçlü altyapı, vasıflı işgücü ve yoğun sanayi kümelenmeleri gibi diğer cazip özellikleriyle dengeleniyordu.

Fakat bu avantajlar, Doğu Avrupa ve ötesindeki ülkelerle arasındaki maliyet farkı genişledikçe aşınmaya başladı:

“İşgücü maliyetleri söz konusu olduğunda, [rakip ekonomilerle] yüzde 10 veya 20’lik bir farktan bahsetmiyoruz. Bazı durumlarda, üç veya dört katlık bir farktan söz ediyoruz.”

Şu ana kadar Almanya’daki imalat sektöründe istihdam çok daha yavaş bir şekilde azaldı; üretimdeki keskin düşüşe rağmen sektörde yaklaşık 6,5 milyon kişi çalışmaya devam ediyor.

Fakat Berret, istihdamda daha fazla kayıp yaşanacağını öngörüyor:

“Tek tek şirketlerden edindiğim bilgileri bir araya getirirsem, imalat sektöründe istihdam edilen kişi sayısının 5 milyondan az bir seviyeye ineceğini tahmin ediyorum.”

Şu anda imalatta her ay yaklaşık 12.000-15.000 istihdam kaybediliyor ve Volkswagen gibi büyük işverenler, Almanya’da çok daha fazla pozisyonun ortadan kaldırılması gerekeceğini şimdiden belirtmiş durumda.

İktisatçılar, işlerini korumayı başaran çalışanlar için çalışma saatlerinin artmasının kaçınılmaz hale gelebileceğini savunuyor.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi üyesi Martin Werding, üreticilerin bir zamanlar yüksek işgücü maliyetlerini telafi etmek için kullandıkları mekanizmaların (örneğin, talebin zayıfladığı dönemlerde işten çıkarılabilen geçici işçi ajansı çalışanlarından yararlanmak gibi) artık yeterli olmadığını söylüyor.

Werding, “Günümüzün zorlukları o kadar büyüdü ki, bu esneklik artık yeterli değil,” dedi.

Ek ücret ödenmeden 35 saatten 40 saate geçilmesi, haftalık ücret maliyetlerini değiştirmeden çalışma süresini yüzde 14 artıracak. Werding, çalışma saatleri konusundaki tartışmanın “sembolik siyasetin çok ötesinde” olduğunu da ekledi.

2,2 milyondan fazla üyesiyle Almanya’nın en büyük ve en güçlü sendikası olan IG Metall, fabrikaların katı bir 35 saatlik çalışma haftası kısıtlamasına tabi olduğu iddiasını reddediyor.

IG Metall’da toplu pazarlık sorumlusu ve Mercedes denetim kurulu üyesi olan Nadine Boguslawski, işverenlerle yapılan anlaşmaların halihazırda şirketlere çalışma saatlerini artırma veya azaltma konusunda önemli bir esneklik sağladığını belirtti.

Boguslawski, “Bazen tasvir edildiği gibi katı bir 35 saatlik çalışma haftası, benim bildiğim şirketlerde kesinlikle mevcut değil,” dedi.

Ayrıca, IG Metall’in zor durumdaki şirketler için özel çözümler bulmaya açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Tartışmanın merkezinde, daha uzun çalışma saatlerinin sabit miktardaki işi daha az kişiye dağıtarak işleri yok edip etmeyeceği ya da Alman fabrikalarını daha rekabetçi hale getirerek işleri koruyup korumayacağı konusunda sendikalar ve işverenler arasındaki temel bir anlaşmazlık yer alıyor.

Boguslawski, IG Metall’in 1980’lerde 35 saatlik çalışma haftası için yoğun bir mücadele vermesinin temel nedenlerinden birinin, mevcut işi daha fazla kişiye dağıtarak “daha fazla insanı istihdama kazandırmak” olduğunu savundu:

“Bunu tersine çevirip haftalık çalışma saatlerini 40’a çıkarırsanız, bu ek saatlerin ücretli veya ücretsiz olmasına bakılmaksızın, genellikle daha az işçiye ihtiyaç duyarsınız.”

Gelgelelim Werding gibi iktisatçılar, mevcut iş hacminin garanti edilmediğini ve bunun firmaların rekabet gücüne bağlı olduğunu savunuyor.

Üretim birimi başına daha düşük işgücü maliyetlerinin Alman fabrikalarını daha rekabetçi hale getirmesi durumunda, şirketlerin aksi takdirde yurtdışına taşınacak veya ortadan kalkacak olan üretimi ve işleri elinde tutabileceğini öne sürüyorlar.

Daha uzun çalışma saatleri yönündeki baskının bu sonbaharda sendikalar ve işverenler arasındaki müzakere gündemine girip girmeyeceği belirsiz.

Metal sanayii işverenler birliği Gesamtmetall, “iç değerlendirmeler” gerekçesiyle 35 saatlik çalışma haftasından vazgeçilmesi yönündeki çağrılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Berret, siyasi ve kamuoyundaki tartışmaların, Alman sanayisinin karşı karşıya olduğu krizin boyutuna henüz ayak uyduramadığından endişe duyuyor.

Berret, “Bizi nelerin beklediği konusunda pek çok insan farklı bir gerçeklikte yaşıyor,” dedi.

Avrupa

Rheinmetall, Kassel’i “savunma merkezine” dönüştürecek

Yayınlanma

Alman silah şirketi Rheinmetall, Kassel ve çevresini Kuzey Hessen Savunma Merkezi’ne dönüştürmek için kolları sıvadı.

Bu plan, Kuzey Hessen’de bulunan kent ve çevresinde savunma şirketlerinin halihazırda güçlü varlığına dayanıyor.

German Foreign Policy’ye göre özellikle, KNDS Deutschland (eski adıyla Krauss-Maffei Wegmann, KMW) ve Rheinmetall (bu iki şirket, diğer ürünlerin yanı sıra Leopard 2 ana muharebe tankını ortaklaşa üretiyor) bölgede önemli tesislerine sahip ve şu anda sırasıyla yaklaşık 2.500 (KNDS Deutschland) ve 2.200 (Rheinmetall) kişiyi istihdam ediyor.

Buna ek olarak, Airbus Helicopters’ın Kassel’de 500’den fazla kişiyi istihdam eden bir şubesi bulunuyor.

KNDS Deutschland kısa süre önce genel hatlarıyla büyümeye devam etme niyetinde olduğunu belirtirken, Rheinmetall CEO’su Armin Papperger ise şirketinin işgücünü 3.000’in biraz üzerine çıkarmayı hedeflediğini duyurdu.

Grubun Kassel’deki tesisleri, Rheinmetall ve KNDS’nin ortaklaşa ürettiği Boxer tekerlekli zırhlı aracın gelecekteki üretim merkezi haline gelecek. 2029’dan itibaren burada yıllık 500 adet Boxer üretilecek.

Son dönemde, kendinden tahrikli obüsler, kurtarma araçları ve mühendislik tanklarını da içeren yıllık üretim hacmi 120 adet civarında.

Rheinmetall’in yakında Kassel’de dünyanın en modern tank fabrikasını işletmeye başlayacağı bildiriliyor.

Rheinmetall, Boxer ve İHA tesislerine 270 milyon avro yatırım yaptı

Sivil havalimanı silah şirketinin hizmetine sunulacak

Rheinmetall, Kassel’in kuzeyindeki mevcut fabrikasını genişletmenin yanı sıra, kuzeybatıda bulunan Kassel-Calden Havalimanı’ndan daha fazla yararlanmayı planlıyor.

Yakın zamana kadar havalimanı, ağırlıklı olarak sivil tatil uçuşlarına hizmet veriyordu.

İlk olarak, Calden’de 30.000 metrekare büyüklüğünde bir lojistik merkezinin inşası planlanıyor. Rheinmetall’e göre bu merkez, “hem yurtiçi hem de yurt dışı siparişlerin verimli bir şekilde işlenmesini sağlamak” amacıyla kurulacaktır.

Ayrıca, havalimanında bir insansız hava aracı (İHA) test merkezi kurulması planlanıyor. Burada Rheinmetall tarafından geliştirilen İHA’lar test edilecek ve gerekirse daha da geliştirilecek.

Düsseldorf merkezli savunma sanayi şirketi, Kassel ve çevresine toplam 260 milyon avro yatırım yapmayı planlıyor. Buna ek olarak Hessen eyaleti tarafından 25 milyon avro daha sağlanacak.

Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein’in geçen Perşembe günü Rheinmetall ile bir mutabakat zaptı imzaladıktan sonra açıkladığı gibi, “askeri merkez” haline gelecek olan sadece Kassel-Calden Havaalanı değil.

Kuzey Hessen’in tamamı, “modern savunma teknolojisi için yüksek performanslı bir merkez” haline gelecek.

Rhein, “Kuzey Hessen Savunma Merkezi, Kassel’in endüstriyel gücünü Kassel Havalimanı’nın stratejik altyapısıyla birleştiriyor,” dedi.

ABD’nin dahil olmadığı kamikaze İHA’lar üretiliyor

Rheinmetall’in Kassel-Calden’deki gelecekteki insansız hava aracı test merkezinde test edebileceği insansız hava araçları arasında, kamikaze insansız hava araçları da bulunuyor.

Bu hava araçları, belirli bir bölgenin üzerinde daireler çizdikten sonra, patlayıcılarla yüklü halde hedefe doğru dalarak onu imha ediyor.

Rheinmetall, geçtiğimiz Nisan ayında Bundeswehr’den (Alman Silahlı Kuvvetleri) bu tür insansız hava araçlarını toplam 300 milyon avro bedelle üretmek üzere bir sözleşme aldı.

Bunlar, 100 kilometreye kadar menzile sahip ve 70 dakikaya kadar uçabilen FV-014 tipi silah sistemleri.

Üstelik yalnızca Avrupa menşeli bileşenler içerdikleri için ABD’nin etkisinden bağımsızlar.

Rheinmetall, başlangıçta ABD’li savunma şirketi Anduril ile işbirliği içinde insansız hava araçları geliştirmeyi planlamıştı.

Ne var ki bu amaçla Haziran 2025’te kurulan şirketle olan stratejik ortaklık, o zamandan beri fiilen askıya alınmış durumda. Bunun nedenleri açıklanmadı.

Yine de bu karar, Alman hükümetinin Bundeswehr’in ABD silah sistemlerine olan bağımlılığını mümkün olduğunca azaltma çabalarıyla örtüşüyor.

Rusya’yı vuracak avcı-bombardıman insansız hava araçları tedarik edilebilir

Rheinmetall’in, Bundeswehr’in şu anda tedarik etmeyi planladığı bir insansız savaş uçağı olan avcı-bombardıman insansız hava aracını üretmek üzere umulan sözleşmeyi alıp almayacağı henüz belirsiz.

Bu aracın, Rusya topraklarının derinliklerindeki hedefleri vurabilmesi amaçlanıyor.

Şu ana kadar üç model değerlendirmeye alındı. İnsansız hava aracı girişimi Helsing, CA-1 Europe adlı bir avcı-bombardıman insansız hava aracını geliştirme aşamasında. Bu araç, ABD menşeli bileşenler kullanılmadan üretilecek fakat en erken 2029 yılında piyasaya sunulabilecek.

Airbus, halihazırda Valkyrie insansız hava aracına sahip olan Kratos Group ile işbirliği yapıyor ama Kratos, bir ABD şirketi.

Rheinmetall ise, halihazırda hizmette olan Boeing’in MQ-28 insansız hava aracını Alman gereksinimlerine uyarlamak üzere Boeing ile çalışmayı planlıyor ama Boeing de bir ABD şirketi.

Doğrudan ABD etkisinden kaçınmak için Rheinmetall, uçağı Boeing Defense Australia ile ortaklaşa üretmeyi planlıyor; bir yöneticiye göre şirket, “sistem mimarisi, yazılım ve platform alanlarında mutlak egemenlik” elde etti.

Ağustos ayında, iç anlaşmazlıklar nedeniyle Bundeswehr’in tedarik sürecinin muhtemelen daha da gecikeceği bildirildi. Bu durum, Helsing’in ihaleyi kazanma şansını artırıyor.

Silahlanmaya ve silah şirketlerine karşı protestolar büyüyor

Almanya’nın en büyük savunma sanayi şirketi olan Rheinmetall’e karşı protestolar da giderek artıyor.

Şirket, 2026 yılının ilk yarısında gelirini bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 39 artırarak 5,2 milyar avroya ulaştı.

Örneğin Berlin-Wedding’de, bölge sakinleri ve yerel örgütler, Rheinmetall’in bir yerleşim bölgesinin ortasında mühimmat üretme planlarına karşı uzun süredir mücadele ediyor.

Son olarak, 10–11 Temmuz tarihlerinde silah üreticisine karşı eylem günleri düzenlendi.

Dün ise (1 Eylül) Köln’de “Rheinmetall’ı Silahsızlandırın” sloganıyla bir haftalık protesto dalgası yeniden başladı.

Protestolar genel olarak militarizasyona fakat özellikle Düsseldorf merkezli bu şirkete yönelik ve Cumartesi günü yapılacak bir gösteriyle sona erecek.

Ayrıca 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde ülke çapında yaklaşık 200 anma etkinliği düzenlendi. Bu etkinliklerde sadece İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı değil, son yıllardaki savaşlar da kınandı.

German Foreign Policy’ye göre bu, fiilen bir “protesto sonbaharı”nın başlangıcını işaret ediyor. Bu süre zarfında sayısız insan silahlanma yarışına, bununla bağlantılı sosyal refah sistemlerinin ortadan kaldırılmasına ve tüm kıtada giderek somutlaşan savaş hazırlıklarına karşı protesto etmek üzere sokaklara çıkmayı planlıyor.

Zorunlu askerlik karşıtı okul grevleri (25 Eylül) duyuruldu; ayrıca öğrenciler tarafından “Bundeswehr’in olmadığı okullar” çağrısıyla düzenlenecek protestolar da var.

Takvimde bir NATO askeri tatbikatına karşı protestolar (23–26 Eylül); 27 Eylül’de Hamburg’da DIDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu) tarafından düzenlenecek bir barış konferansı; 3 Ekim’de Berlin ve Stuttgart’ta düzenlenecek büyük çaplı savaş karşıtı gösteriler; 30 Ekim’de Avrupa’nın birçok limanında liman işçileri tarafından savaşa ve militarizasyona karşı düzenlenecek uluslararası eylem günü; ve 21–22 Kasım’da militarizasyon ve zorunlu askerlik karşıtı küresel bir hafta sonu etkinliği de var.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya, Ukrayna’ya yeni hava savunma füzeleri ve İHA göndermeyi planlıyor

Yayınlanma

Almanya hükümeti, Leipzig Havalimanı’nda yaşanan İHA olayının ardından Ukrayna’ya ek hava savunma füzeleri ile binlerce insansız hava aracı göndermeyi ve istihbarat işbirliğini güçlendirmeyi planlıyor. Teslimatların eylül ayı içinde başlaması öngörülürken Berlin yönetimi havalimanındaki sabotaj girişiminden Moskova’yı sorumlu tutuyor.

Almanya, Leipzig/Halle Havalimanı’nda meydana gelen insansız hava aracı (İHA) olayının ardından Ukrayna’ya yönelik askeri ve istihbarat desteğini artırmaya hazırlanıyor.

Alman televizyon kanalı N-tv’nin hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Berlin yönetimi, “yakın zamanda” Ukrayna’ya ek Iris-T karadan havaya savunma füzeleri ile birkaç bin saldırı amaçlı İHA teslim etmeyi planlıyor.

Hükümet kaynakları, söz konusu askeri sevkiyatların eylül ayı içerisinde gerçekleşebileceğini bildirdi. Haberde ayrıca Almanya’nın Kiev yönetimi ile istihbarat alanındaki işbirliğini de derinleştirmeyi hedeflediği kaydedildi.

Söz konusu adımların, Leipzig/Halle Havalimanı’nda 4 Ağustos akşamı yaşanan olaya karşılık olarak planlandığı belirtildi.

O tarihte bir havalimanı çalışanı, Ukrayna’ya ait bir An-24 kargo uçağının yakınında bir İHA tespit etmişti. İncelemelerde İHA’nın üzerinde yaklaşık 800 gram Semteks tipi patlayıcı madde bulunduğu belirlenmişti.

Aynı gece havalimanı bölgesinde kalkış yapan bir DHL kargo uçağı ise havada henüz tanımlanamayan bir nesneyle çarpışarak hafif hasar görmüş ve ardından Hannover’e iniş yapmıştı.

Die Zeit gazetesinin konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, Alman makamlarının olayın Ukrayna tarafından düzenlenen bir “sahte bayrak” operasyonu olma ihtimalini de göz ardı etmediği aktarılmıştı.

Almanya hükümeti, 1 Eylül tarihinde Leipzig/Halle Havalimanı’nda yaşananlardan doğrudan Rusya’yı sorumlu tuttu. Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, olayın “Rusya’nın Avrupa’daki hibrit operasyonları şablonuyla” örtüştüğünü açıkladı.

Gelişmelerin ardından Alman makamları Rus vatandaşlarının ülkeye giriş kontrollerinin sıkılaştırılacağını, Berlin’deki Rus Evi’nin kullanım sözleşmesinin feshedileceğini ve Rusya’nın Bonn Başkonsolosluğunun kapatılacağını duyurdu.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, başkonsolosluğun 18 Eylül itibarıyla faaliyetlerini durduracağını bildirdi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği ise Almanya’nın suçlamalarını “saçma ve temelsiz” olarak nitelendirdi.

Diplomatik temsilcilik, ortaya atılan iddiaların Ukrayna’ya askeri desteğin sürdürülmesini savunan Kiev yönetimi ile Avrupalı siyasetçilerin işine yaradığını öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İtalya’da eski general Vannacci Meloni hükümetini zorluyor

Yayınlanma

İtalya’da kurduğu Ulusal Gelecek partisiyle yükselişe geçen eski general Roberto Vannacci, Başbakan Giorgia Meloni hükümeti için ciddi bir siyasi baskı oluşturuyor. Financial Times’ın aktardığı yaz anketlerine göre yüzde 7,6 desteğe ulaşan Vannacci, Rusya ile diyaloğun yeniden kurulmasını, Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulmasını ve NATO üyeliğinin gözden geçirilmesini savunuyor.

İtalya’da yeni kurulan Ulusal Gelecek partisinin lideri olan eski general Roberto Vannacci, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni için ciddi bir siyasi sorun yaratıyor.

Financial Times (FT) gazetesinin aktardığı yaz dönemi kamuoyu yoklamalarına göre Vannacci’nin partisi yaklaşık yüzde 7,6 oranında oy desteğine ulaşıyor ve iktidar koalisyonundan seçmen çekiyor.

Siyasi manifestosunda İtalyanların enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılmasını savunan Vannacci, İtalya’nın uluslararası taahhütlerinin gözden geçirilmesini talep ediyor.

Bu talepler arasında Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması ve NATO’dan olası bir ayrılık da yer alıyor.

Düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), yayımladığı güncel analizde Vannacci’yi “İtalya içindeki Rus etkisinin Truva atı” olarak nitelendirdi. Kurum, partisinin Meloni liderliğindeki iktidar koalisyonuna katılması durumunda bu gelişmenin “AB’nin kolektif güvenlik alanındaki uzlaşısını yıkabileceği” uyarısında bulundu.

Analize göre Vannacci’nin etkisi altına girecek bir Roma yönetimi “AB’nin savunma girişimlerini engelleyecek, yaptırımları veto edecek ve güvenlik alanındaki gizli bilgileri sızdıracaktır.”

Rusya ile bağlantılı olduğu yönündeki suçlamaları reddeden Vannacci ise “Kremlin’den fon mu alıyorum? Kırım’da bir villamın olmasını çok isterdim ama yok” dedi.

Bununla birlikte politikacı, partisine Moskova veya Pekin’den finansman kabul etme konusunda “herhangi bir sorun görmediğini” kamuoyuna açık şekilde dile getirdi.

Siyasi kariyerine başlamadan önce Roma’nın Moskova’daki askeri ataşesi olarak görev yapan Vannacci, 2022 yılında Rusya’dan sınır dışı edilen İtalyan diplomatlar arasında yer almıştı.

Vannacci, 2026 yılına kadar İtalya Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini’nin liderliğindeki Lig partisinde yer alıyordu.

İtalya Dışişleri Bakanlığı, Temmuz ayında iki Rus diplomatın sınır dışı edildiğini duyurmuştu. Bu kararın öncesinde Roma Savcılığı, gizli bilgileri Rusya’ya aktarmakla suçlanan iki kişinin tutuklandığını açıklamıştı.

ANSA ajansının aktardığına göre tutuklanan kişilerin İtalyan iç istihbarat servisi AISI’den emekli iki görevli olduğu, şüphelilerin casusluk ve bilgisayar sistemlerine yetkisiz erişimle suçlandığı bildirildi.

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, yaşanan olayı “dış düşmanlar ile içerideki hainlerden oluşan devasa bir buzdağının görünen kısmı” olarak tanımladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English