Amerika
Anket: Demokratlar ara seçimler öncesi Cumhuriyetçilerin 8 puan önüne geçti

NBC News’in yeni anketine göre, seçmenlerin Donald Trump’ın ekonomi ve yaşam maliyeti konusundaki performansından hayal kırıklığı duyması, Demokratları ara seçimler öncesinde 8 puanlık bir farkla öne geçirdi. Trump’ın genel onay oranı yüzde 43’e gerilerken, seçmenlerin çoğunluğu başkanın anayasayı zayıflattığını düşünüyor.
NBC News tarafından yayımlanan yeni bir ulusal ankete göre, seçmenlerin büyük bir kısmının Başkan Donald Trump’ın vaatlerini yerine getiremediğini düşünmesi, Demokratların gelecek yıl yapılacak Kongre seçimleri mücadelesinde erken bir avantaj elde etmesini sağladı.
Ankete katılan kayıtlı seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi, Trump yönetiminin ekonomi ve yaşam maliyeti konularında beklentileri karşılayamadığını belirtirken, çoğunluk ise Washington’daki işleyişi değiştirme konusunda da başarısız olduğunu ifade ediyor.
Bununla birlikte, Demokrat Parti bir alternatif sunma çabası içindeyken seçmenler nezdinde düşük popülerliğini sürdürüyor.
Trump’ın onay oranı düşüşte
Anket sonuçlarına göre, Trump’ın genel onay oranı mart ayından bu yana 4 puan düşerek yüzde 43’e geriledi.
Katılımcıların yüzde 55’i ise başkanın performansını onaylamadığını belirtti.
2026 ara seçimlerine bir yıl kala yapılan ankette Demokratlar, Kongre yarışında yüzde 50’ye yüzde 42’lik bir oranla Cumhuriyetçilerin 8 puan önünde yer alıyor.
Bu fark, NBC News‘in 2018 ara seçimlerinden bu yana yaptığı anketlerde bir parti lehine kaydedilen en büyük oran oldu.
Mart ayında yapılan ankette Demokratlar, yüzde 48’e yüzde 47 ile yalnızca 1 puanlık bir avantaja sahipti.
Anketi Cumhuriyetçi anketör Bill McInturff ile birlikte yürüten Demokrat anketör Jeff Horwitt, “New Jersey ve Virginia’daki seçimlerin yanı sıra diğer bazı seçimlerin sonuçlarıyla birlikte, bu bulguların hükümetin kapanmasına ne gibi bir etkisi olabileceğini birkaç gün içinde göreceğiz” diye konuştu.
Horwitt, “Bildiğimiz tek şey, seçmenlerin mevcut durumdan derin bir memnuniyetsizlik duyduğu” dedi.
Hükümetin kapanmasından kim sorumlu?
Demokratların Kongre seçimlerindeki bu liderliği, 2025 yılında yapılan kamuoyu anketlerindeki en büyük avantajlardan biri olarak öne çıkıyor.
24-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen ankete göre, katılımcıların yüzde 52’si aylardır süren hükümetin kapanmasından Trump ve Kongre’deki Cumhuriyetçileri sorumlu tutuyor.
Öte yandan, tarihsel olarak yüksek bir oran olan yüzde 42’lik bir kesim ise Kongre’deki Demokratları sorumlu görüyor.
Geçmişteki hükümet kapanmaları esnasında, fonlama krizi çözüldükten sonra siyasi atmosferin seçim döngüsü boyunca aynı kalıp kalmayacağı önemli bir soru olarak ortaya çıkmıştı.
Cumhuriyetçi anketör McInturff, hükümet kapanmalarının siyasette “istikrarsız” anlar yaratabildiğini belirterek, “Tecrübelerimize göre, bu durumlar genellikle zamanla ortadan kalkıyor” dedi.
Seçmen heyecanı yüksek
Anket, seçmenlerin bir sonraki seçimler için oldukça heyecanlı olduğunu da ortaya koydu.
2026 seçimlerine olan ilgilerini 10 puanlık bir ölçekte değerlendirmeleri istendiğinde, seçmenlerin yüzde 66’sı “9” veya “10” yanıtını verdi.
Bu oran, son beş ara seçimin dördünden bir yıl önce kaydedilen ilgi düzeyinden daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor.
Demokratların yüzde 74’ü ilgilerini “9” veya “10” olarak belirtirken, Cumhuriyetçilerin yüzde 67’si ve bağımsızların yüzde 50’si aynı yanıtı verdi.
Partiler arasındaki 7 puanlık coşku farkı, Demokratların 2018 ara seçimlerinde elde ettiği 9 puanlık farkla benzer bir seviyede bulunuyor.
Sonuçlar, Trump’ın gelecek yılki ara seçimlerde önemli bir aktör olacağını açıkça gösteriyor.
Seçmenlerin yüzde 70’i, oylarıyla başkana destek veya muhalefet mesajı vermek istediklerini belirtti. Bu, NBC News‘in yaklaşık 30 yıllık anket geçmişinde kaydedilen en yüksek rakam oldu. Seçmenlerin yüzde 40’ı oylarıyla Trump’a karşı olduklarını, yüzde 30’u ise destek verdiklerini ifade etti.
Ekonomideki uyarı işaretleri
Trump, geçen aralık ayında NBC News‘in “Meet the Press” programında yaptığı konuşmada 2024’teki zaferini “Sınırda kazandım ve gıda ürünlerinde kazandım” sözleriyle iki temel faktöre bağlamıştı.
Ancak yeni anket sonuçları, hem bu konularda hem de seçmenlerin en önemli gördüğü demokrasi ve anayasal hakların korunması gibi alanlarda başkan için bazı uyarı işaretleri barındırıyor.
Ekonomik konularda kayıtlı seçmenlerin büyük çoğunluğu, Trump ve yönetiminin yaşam maliyeti (yüzde 66), orta sınıfı koruma (yüzde 65) ve ekonomi (yüzde 63) alanlarında beklentileri karşılayamadığını düşünüyor.
Cumhuriyetçilerin bir kısmı da bu görüşe katılırken, bu kesimin kendilerini “MAGA Cumhuriyetçileri” olarak tanımlamayanlar arasında yoğunlaştığı görülüyor.
Partilerin farklı konulardaki karnesi
Anket ayrıca, seçmenlerin ekonomiyi hangi partinin daha iyi yöneteceği konusunda ikiye bölündüğünü ortaya koydu.
Katılımcıların yüzde 38’i Cumhuriyetçileri, yüzde 37’si ise Demokratları tercih ediyor.
Bu, Cumhuriyetçilerin NBC News anketlerinde bu konuda elde ettikleri en küçük fark olarak kayıtlara geçti.
Demokratlar en son Aralık 2017’de bu alanda üstünlük sağlamıştı. Eylül 2023’te ise Cumhuriyetçiler 21 puanlık bir avantaja sahipti.
Cumhuriyetçiler üç temel konuda önemli bir üstünlüğü koruyor: sınır güvenliği (Demokratlara göre 31 puan), suçla mücadele (+22 puan) ve göç (+18 puan).
Demokratlar ise anayasal hakların korunmasında 8 puanlık, demokrasinin korunmasında ise 11 puanlık bir üstünlüğe sahip.
Bu, Cumhuriyetçilerin 2023’te anayasal haklarda 8 puan, demokrasinin korunmasında ise 1 puan önde olduğu tabloya göre bir değişime işaret ediyor.
Göç politikaları ve anayasal haklar
Trump’ın göç ve diğer önemli politika alanlarında geniş kapsamlı yürütme eylemleri gündemini sürdürmesi, kamuoyunda bazı tartışmalara neden oluyor.
Katılımcıların yüzde 54’ü, Trump yönetiminin “suç ve göçle mücadele etmek için ülke çapındaki çeşitli şehirlere federal ajanlar ve Ulusal Muhafız birlikleri göndermesinin” büyük ölçüde haksız olduğunu belirtirken, yüzde 44’ü bu adımı haklı buluyor.
Anayasal hakların ve demokrasinin korunması da seçmenlerin en önemli kaygıları arasında yer alıyor.
Seçmenlerin yaklaşık dörtte biri, demokrasiyi veya anayasal hakları korumayı, gelecek yılki Kongre seçimlerinde oy kullanırken en önemli tek konu olarak gördüklerini belirtti.
Seçmenlerin yüzde 52’si, Trump’ın ABD Anayasasını korumaktan çok zayıflatmak için önceki başkanlardan daha fazla çaba harcadığını söylerken, yüzde 31’i ise Anayasayı korumak için daha fazla adım attığını düşünüyor.
Her iki partiye de olumsuz bakış
Trump’ın anketlerdeki zorlukları Demokratlar için fırsatlar yaratsa da partinin genel imajı rekor düşük seviyelerde kalmaya devam ediyor.
Kayıtlı seçmenlerin sadece yüzde 28’i Demokrat Partiye olumlu bakarken, yüzde 53’ü olumsuz görüş bildiriyor.
Cumhuriyetçi Parti ise yüzde 37 olumlu, yüzde 46 olumsuz oy alarak görece daha iyi bir konumda bulunuyor.
Cumhuriyetçilerin yüzde 78’i kendi partilerini olumlu görürken, Demokratların sadece yüzde 59’u partilerine olumlu bakıyor.
Gazze’deki barış çabaları
Anket, Trump’ın önemli dış politika girişimlerinden biri olan, İsrail ile Filistinli gruplar arasında iki yıldır süren savaşın yaşandığı Gazze’de barış sağlama çabalarına ilişkin görüşleri de ölçtü.
Seçmenler, Trump’ın savaşı genel olarak ele alış biçimi konusunda ikiye bölünmüş durumda: yüzde 47 onaylarken, yüzde 48 onaylamıyor.
Bununla birlikte, ABD’li seçmenler Filistinliler ve İsraillilerin kalıcı bir barış anlaşması yapabileceğine şüpheyle yaklaşıyor.
Sadece yüzde 21’i kalıcı bir barışın sağlanacağını düşünürken, yüzde 69’u bunun mümkün olmayacağını belirtiyor.
ABD askerlerinin Gazze’deki bir barış gücü operasyonuna katılması konusundaysa, katılımcıların yüzde 41’i destek verirken, yüzde 54’ü bu fikre karşı çıkıyor.
Amerika
ABD’de istihdam verileri açıklandı

ABD hükümet dün yaptığı açıklamada, ülkede geçen ay 57.000 yeni istihdam yaratıldığını belirtti.
Bu rakam, analistlerin tahminlerinin yaklaşık yarısı kadar.
Nisan ve mayıs aylarına ait istihdam rakamları da sırasıyla 179.000 ve 172.000’den 148.000 ve 129.000’e aşağı doğru revize edildi.
Yine de, istihdam yaratımı geçen yılki durgunluğa kıyasla artış gösteriyor: İşverenler bu yıl aylık ortalama 92.000 yeni iş yaratırken, 2025 yılının ikinci yarısında ise her ay ortalama 8.000 iş kaybedilmişti.
Bu arada, %3,5’lik ortalama ücret artışı, %4,2’lik yıllık enflasyonun gerisinde kaldı.
Geçen ay istihdamın arttığı ve azaldığı sektörler şunlar:
- Restoran, bar ve otel sektöründeki istihdam, Dünya Kupası’nın istihdamı artıracağı yönündeki tahminlerin aksine 61.000 azaldı. Bazı iktisatçılar bunun, düşük gelirli tüketicilerin eğlence harcamalarını kısıtladığının bir işareti olabileceğini belirtiyor.
- İnşaat ve imalat sektörlerindeki istihdam sırasıyla 11.000 ve 3.000 kişi arttı; bu durum, devam eden yapay zeka veri merkezi inşaatlarını yansıtıyor olabilir.
- Sağlık ve sosyal yardım sektörü, yaklaşık 47.000 yeni iş yaratarak istihdamın ana itici gücü olmaya devam etti.
İstihdam artışındaki yavaşlamaya rağmen, iş arayanların sayısındaki azalma işsizlik oranını düşük tutuyor. İşsizlik oranı, mayıs ayındaki %4,3’ten geçen ay %4,2’ye geriledi.
Bunun nedeni kısmen, çalışan veya iş arayan kişi sayısının 720.000 azalmasıydı.
Uzmanlar, daralan işgücünün sadece verilerde görülen geçici bir durum olabileceğini söylese de, bunun nedeni daha katı göçmenlik politikaları ve “baby boomer” neslinin emekli olması da olabilir.
Dün hisse senetleri başlangıçta yükseldi, zira istihdam artışındaki zayıflama, Federal Rezerv’in faiz oranlarını artırma olasılığını da zayıflatıyor. Fakat gün sonunda hisse senetleri yatay bir seyir izledi.
Bu ay içinde faiz artışı gerçekleşme olasılığı, önceki gün %28,9’dan dün %18’in altına düştü.
Amerika
Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Peter Thiel, Papa XIV. Leo’yu yapay zeka düzenlemesi çağrısında bulunarak farkında olmadan “Çin komünist ajanı” olarak hareket etmekle suçladı.
Colorado’daki Aspen Fikir Festivali’nde yaptığı konuşmada Thiel, Demokrat Parti’de “demokratik-sosyalist bir iktidar devralımı” yaşanacağı konusunda da uyarıda bulundu.
Thiel, siyaset bilimci Francis Fukuyama ile birlikte kayıt altına alınmayan bir panelde konuşma yaptı. Gazetecilerin toplantı sırasında not almasına izin verildi.
Etkinlik sırasında Thiel, Vatikan’ı doğrudan hedef aldı ve ABD’li ilk papa olan Papa XIV. Leo’yu, yapay zekaya yönelik daha sıkı uluslararası denetim çağrısında bulunarak istemeden Çin’in çıkarlarını desteklemekle suçladı.
Mayıs ayında Leo, ilk genelgesi “Magnifica Humanitas”ta (“Muhteşem İnsanlık”) yapay zekanın “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” ilan etmiş ve bu teknolojiye yönelik daha kapsamlı uluslararası düzenlemeler çağrısında bulunmuştu.
Thiel, papanın mesajının bazı Amerikalıları etkileyebileceğini ama Çin’deki insanlar tarafından dikkate alınma ihtimalinin düşük olduğunu öne sürerek, bu genelgenin yapay zeka alanında “ABD ile Çin arasındaki yarış”ın yalnızca bir tarafını yavaşlatma tehlikesi taşıdığını savundu.
Thiel’e göre bu, Leo’nun “Çin komünistleri için çalıştığı” anlamına geliyor. Aspen’deki dinleyiciler, papayı bir Çin ajanı olarak nitelendiren bu sözleri kahkahalarla karşıladı.
Teknoloji milyarderi ile Vatikan arasındaki gerginlik yeni bir durum değil. Mart ayında Thiel, Roma’da, Kutsal Makam’dan sadece birkaç blok ötede, davetli katılımcılara özel Deccal üzerine bir konferans vermişti.
Konferansların Vatikan’ı tedirgin ettiği ve iki Katolik üniversitesinin bu etkinliklerin düzenlenmesinde yer almadıklarını kamuoyuna açıklamalarına neden olduğu bildirilmişti.
Thiel, Deccal’ın bir birey olarak değil, yapay zeka veya küresel ısınma gibi varoluşsal tehditlere karşı insanlığı koruyacağına söz vererek iktidarı ele geçiren bir dünya hükümeti olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor.
“Tarihin Sonunda İnsanlık” başlıklı Thiel ve Fukuyama’nın tartışması, ikilinin 14 yıl önce yaptıkları son tartışmadan önemli ölçüde farklıydı.
2012’de ikili, büyük ölçüde Thiel’in “teknolojik durgunluk” olarak gördüğü durumun nedenlerine odaklanmış; gelir eşitsizliği, temiz enerji teknolojisindeki başarısızlıklar ve yüksek hızlı tren gibi ABD altyapı projelerindeki tıkanıklıkları tartışmıştı.
Önceki tartışmaları iktisadi meselelere odaklanırken, bu kez ikili Batı demokrasisinin daha geniş kapsamlı kaderini daha sert ifadelerle ele aldı.
Aspen panelinde Fukuyama, en büyük tehlikenin demokrasiyi ayakta tutan kurumlardan vazgeçmek olduğunu savundu.
Thiel ise bu görüşe, söz konusu kurumların kendilerinin felç edici birer motor haline geldiğini ve on yıllardır süren teknolojik durgunluğun Batı siyasetini daha büyük bir istikrarsızlığa ittiğini öne sürerek karşı çıktı: “Siyasetin bu tuhaf şekilde çığırından çıkması bana çok derin bir şey anlatıyor.”
Fukuyama’nın, artan aşırılıkçılığa rağmen liberal demokrasinin insanlığın en iyi siyasi sistemi olmaya devam ettiği yönündeki argümanına yanıt veren Thiel, “aşırı sol” güçlerin Amerikan siyasetinde giderek daha fazla hakimiyet kurduğu konusunda uyarıda bulundu.
Thiel, “Bence Demokrat Parti’de demokratik-sosyalist bir iktidar devralma yaşanacak,” dedi.
Thiel’in bu yorumları, kendilerini demokratik sosyalist olarak tanımlayanların Demokrat Parti içinde nüfuz kazanmaya başladığı bir dönemde geldi.
Thiel, “Cumhuriyetçi Parti o kadar da önemli değil. O daha önemsiz olan parti. Demokrat Parti giderse, bu ülkenin işi biter.”
ABD Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmesinin 250. yıldönümü arifesinde Thiel, Amerikan Devrimi’nin temelden yanlış anlaşıldığını da savundu.
“Tüm bu Trump karşıtı protestolar var: krallar istemiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz,” diyen Thiel, Amerikan Devrimi’ni Kral III. George’a karşı bir mücadele olarak değil, milletvekillerinin “totaliter” bir kontrol uyguladığı, her şeye gücü yeten İngiliz parlamentosuna karşı bir isyan olarak tanımladı.
Thiel’in anlatımına göre, ABD Anayasası, İngiltere’nin “hukukçuların tiranlıkla yönetilen iktidarı”na karşı bir düzeltme olarak tasarlandı ve başkanlık makamı, “Kral III. George’dan daha güçlü” olacak şekilde kuruldu.
Thiel, ABD’nin anayasal sistemini, durgun, kurallara bağlı bir bürokrasi olarak tanımladığı günümüz Avrupa Birliği’nin sistemiyle karşılaştırdı.
Palantir kurucusu, “AB, hukukun üstünlüğüdür. Kötü bir yapay zeka gibidir,” dedi.
Thiel, kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi Palantir’den ve şirketin Pentagon ile ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi dahil olmak üzere ABD federal kurumlarıyla olan yakın sözleşme ilişkilerinden bahsetti.
Ulusal güvenlik kurumlarıyla milyarlarca dolarlık iş yapmasına rağmen, şirketin “ABD derin devleti” ile “ayrılmaz bir bütün” olmadığını ileri sürdü.
Şirketin liderlerini “sadık-muhalif tipte insanlar” olarak nitelendiren Thiel, ne kendisinin ne de Palantir’in şu anki CEO’su Alex Karp’ın hükümet güvenlik iznine sahip olduğunu belirtti.
Thiel, teknoloji şirketlerinin sahip olduğu muazzam etkinin “ABD’nin gerçekten sağlıklı olan yönlerinden biri” olduğunu, çünkü bunun “bu ülkede güç merkezlerinin dağınık olduğu” anlamına geldiğini söyledi. ”
Çoklu güç merkezlerine bir örnek olarak, “AI yarışını kazanan” olarak nitelendirdiği “woke liberal bir şirket” olan yapay zeka firması Anthropic’in, Demokratları desteklemek amacıyla “2028 seçimlerini manipüle edeceği” yönünde bir iddiada bulundu.
Thiel, Anthropic’in sektör lideri yapay zeka modellerini kullanarak, Elon Musk’ın X aracılığıyla ters yönde yapabileceği her türlü ideolojik çabayı “tamamen alt edeceğini” söyledi.
Kendi “sağcı-liberter” siyasi görüşlerine rağmen Thiel, “tüm bu işin Washington’da tek bir merkezde toplanmasını istemeyeceğimiz” için, ABD’nin “Roma ya da Rusya” gibi bir durumdan ziyade birbiriyle rekabet eden güç merkezlerine sahip olmasını tercih ettiğini söyledi.
Thiel ayrıca, J.R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”ndeki sihirli görme taşlarından esinlenerek seçilen Palantir ismini de ele aldı.
Eleştirmenler, palantír’ın güçlerini kullanmaya çalışan karakterlerin, hikayenin baş kötü adamı Sauron tarafından manipüle edildiğini belirtiyorlar.
Thiel ise bu kişilerin Tolkien’in hikâyesini yanlış anladıklarını savundu ve “Hikâyenin sonlarına doğru palantír, iyi karakterler tarafından kullanılır,” dedi.
Thiel, “Tolkien hakkında size farklı bir hikâye anlatanlar, edebiyat açısından neden bahsettiklerini bile bilmiyorlar,” iddiasında bulundu.
Amerika
ABD borsalarından yapay zeka kuşkusuyla milyarlarca dolarlık çıkış

ABD hisse senedi piyasaları, yapay zeka odaklı şirketlerin piyasa değerlemelerine yönelik artan şüphelerin etkisiyle son üç ayın en yüksek sermaye çıkışına sahne oldu. Bank of America verilerine göre yatırımcılar, 1 Temmuz ile biten haftada ABD hisse senedi fonlarından 17,2 milyar dolar çekti.
ABD hisse senedi piyasalarından son üç ayın en yüksek sermaye çıkışı yaşandı.
Yatırımcıların yapay zeka sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin piyasa değerlemelerinin gerçekçiliğine yönelik duyduğu şüpheler, teknoloji yoğunluklu hisseler üzerinde baskı oluşturuyor.
Bloomberg’in Bank of America (BofA) verilerine dayandırdığı haberine göre, uluslararası yatırımcılar ABD hisse senetlerini Mart ayından bu yana en hızlı tempoyla elden çıkarıyor.
BofA analisti Michael Hartnett liderliğindeki uzman kadrosu tarafından hazırlanan raporda, 1 Temmuz tarihine kadarki bir haftalık süreçte ülkedeki hisse senedi fonlarından toplam 17,2 milyar dolar tutarında kaynak çekildiği aktarıldı.
Yılın ilk aylarında gözlenen yoğun sermaye girişlerinin ardından, ABD hisse senetlerine yönelik piyasa algısında belirgin bir değişim gözleniyor.
Geçen hafta itibarıyla ABD hisse senedi fonları son üç ayda ilk kez net sermaye kaybı kaydetti.
Yatırımcıların ilgisi bu süreçte alternatif pazarlara yönelirken, Japonya hisse senedi fonları 1,9 milyar dolarlık net girişle son yedi haftanın en yüksek yatırım seviyesine ulaştı.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Yapay zeka teknolojileri geliştiren şirketlerin piyasa değerlerinin aşırı şişmiş olabileceğine dair artan kuşkular, mikroçip üreticilerinin hisseleri üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratmayı sürdürüyor.
Yaşanan bu güven kaybıyla birlikte Philadelphia Yarı İletken Endeksi son iki işlem gününde yüzde 11 oranında değer kaybetti.
Hafta içinde JPMorgan Chase & Co. stratejistleri tarafından yayımlanan analizde de benzer çekinceler dile getirildi.
Yatırım bankasının uzmanları, ABD’deki yarı iletken üreticisi şirketlerin hisselerindeki güçlü seyrin, büyük ölçekli yapay zeka altyapı sağlayıcılarının performansına kıyasla sürdürülemez bir değerleme farkı yarattığı uyarısında bulundu. Raporda, bu makasın orta vadede daralmasının beklendiği ifade edildi.
Küresel ölçekte hisse senedi fonlarından gerçekleşen toplam çıkış 13,9 milyar doları bulurken, yatırım yapılabilir seviyedeki tahviller 17,2 milyar dolarlık yeni kaynak çekmeyi başardı.
Yüksek getirili tahvil fonlarına ise 3,4 milyar dolar ile son bir yılın en güçlü nakit girişi kaydedildi.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Rusya6 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını1 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘Yaptırımlar kalksa bile küresel bankalar İran’a girmeyecek’










