Diplomasi
Dalai Lama’nın Epstein’ın evinde ne işi vardı?

Geçtiğimiz sene Daily Beast podcast’inde gazeteciler Joanna Coles ve Michael Wolff, Wolff’un Jeffrey Epstein’in Manhattan’daki malikanesini ziyareti esnasında karşılaştığı ünlü simaların listesini sırayla döküverdiler. Zikredilen isimler; zengin, muktedir ve sapkın erkeklerden mürekkep, birçoğu “Jeffrey’nin Dostları” olarak tanınan bir “eşraf geçidi”ydi. Fakat bu listenin içinde bir isim, fevkalade olağan dışı duruşuyla göze batıyordu: Dalai Lama.
Coles da aynı kanaatte olacak ki Wolff’a sordu: “Sahi, Jeffrey Epstein’in evinde Dalai Lama ile gerçekten karşılaştın mı?”
Wolff, “Elbette” diye yanıtladı.
Dalai Lama’nın orada bulunma sebebi sorulduğunda Wolff, pek çok kişinin Epstein’in etrafında pervane olmasının sebebinin ondan para sızdırmak olduğunu belirtti. Üstelik bu üst sınıf, salon vari ortamın cezbedici, karşı konulmaz bir yanı da vardı: Wolff, “Her daim müstesna bir atmosferdi” diyordu.
Wolff, Epstein’in evinde vakit geçirmeye 2014 yılında başladığını ifade etti. Bu tarih, o meşhur sübyancının, cinsel suçlamalar karşısında son derece lehimde bir savcılık anlaşmasıyla [1] kurtulmasından altı yıl sonrasına tekabül ediyordu. Ki vaktiyle eski Bölge Savcısı Alex Acosta, bu anlaşmanın gerekçesini şöyle izah etmişti: “Bana Epstein’in ‘istihbarata ait olduğu’ ve bu işin peşini bırakmam söylendi.” O dönemde Epstein hakkında muhtemel bir kitap üzerinde çalışan Wolff, artık hayatta olmayan bu cinsel suçlunun varlıklı sosyal muhitine erişim hakkı kazanmıştı. Epstein daha sonraları, Wolff’un Başkan Donald Trump hakkındaki çok satan kitapları için de mühim bir kaynak haline gelecekti.
Michael Wolff hakkında kalem oynatmak, onun güvenilirliğinin muhtelif düşmanları ve ekran yüzleri tarafından sorgulandığına dair bir “ihtiyat kaydı” düşmeyi zorunlu kılar. Wolff, sanatını çok üst düzeyde icra eden bir dedikodu simsarırıdır; haklarında bir kitap yayımlayana dek, etraflarında ünlü bir gazeteci dolaşmasından hoşnutluk duyan tekinsiz politikacılar ve oligarklarla düşüp kalkar. Wolff, pek çok gazetecinin adım dahi atamadığı o mermer döşeli salonlara girmeyi başarır; bu sebeple yorumları, dikkate şayandır.
Bunu bir kenara bırakırsak, Dalai Lama’nın, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in evinde neden bulunmuş olabileceğini bakalım. İnsanlar Epstein ile genellikle iki sebeple hemhal olurlardı: Seks ve para. Wolff, bu vakada sebebin ikincisi olduğunu ima etti. Acaba Dalai Lama yahut onunla iltisaklı bir kuruluş, Epstein’den bir bağış mı almıştı?
Tibetli ruhani lider 2009 yılında, lideri Keith Raniere’in 2019’da yedi ayrı suçtan hüküm giyip 120 yıl hapse mahkûm edildiği istismarcı seks tarikatı NXIVM [2] için düzenlenen bir etkinlikte konuşmuştu. 2009’daki bu zuhuru esnasında Dalai Lama bir konuşma yapmış ve Raniere’in omuzlarına törensel bir Tibet şalı (Khata) yerleştirmişti. Bu gayretleri karşılığında Dalai Lama’nın 1 milyon dolar aldığı rivayet edildi. Anlaşma, kız kardeşi Clare ile birlikte Raniere ve NXIVM’e en az 150 milyon dolar akıtan milyarder mirasçı Sara Bronfman tarafından bağlanmıştı. Sara Bronfman’ın, bilahare yolsuzluk sebebiyle görevden el çektirilecek olan Lama’nın şahsi barış elçisi Lama Tenzin Dhonden ile bir gönül ilişkisi yaşadığı iddia edilmişti.
Bir çocuk seks ticareti şebekesi işlettiğine dair delillere rağmen, Epstein’in servetinin kaynağı hiçbir zaman layıkıyla izah edilemedi. Onunla vakit geçirenler, ne iş yaptığını bilmediklerini ve aslında pek az “hakiki” iş yapıyor gibi göründüğünü söylemişlerdir. Nedendir bilinmez, milyarderler Jeffrey Epstein’e devasa meblağlar vermekten haz alırdı. Les Wexner, Epstein’e on milyonlarca doların yanı sıra -ki sonradan Epstein’in kendisinden 46 milyon doları zimmetine geçirdiğini söyleyecektir- New York’un en kıymetli konutlarından birini verdi. Hakkında tecavüz suçlamasıyla davalar açılan Leon Black ise “vergi danışmanlığı” adı altında Epstein’e 158 milyon dolar ödedi.
Epstein bir borsacı olarak her ne idiyse -bazen denizaşırı ülkelerde mahsur kalmış varlıkları geri kazanan bir “finansal kelle avcısı” olarak tasvir edilirdi- parayı dünya çapında dolaştırma konusunda pek mahirdi. Ve JPMorgan Chase ile Deutsche Bank aleyhine açılan ve dokuz haneli tazminatlarla sonuçlanan mağdur davalarının da gösterdiği üzere, “uysal” bankacıların yardımına mazhardı. Senatör Ron Wyden yakın zamanda, Hazine Bakanlığı’nın elinde, bankaların 1,5 milyar doları aşan Epstein iltisaklı finansal hareketliliğe göz yumduğuna dair belgeler bulunduğunu ve bu belgelerin açıklanması gerektiğini ifade etti. Leon Black’in vergilerine dair uzun soluklu bir soruşturmayı yürüten Wyden, Black’in Epstein’e yaptığı ödemelerin de IRS (Amerikan Gelir İdaresi) tarafından incelenmesi gerektiğini belirtti.
Hülasa, Epstein’in parasının nereden geldiği, nereye gittiği ve hangi gayelere hizmet ettiğine dair bilmediğimiz çok şey var. Ancak para izini gittiği yere kadar sürmek; Epstein’in şebekesi, onun işleyiş tarzı ve ona kimlerin yol verdiği hakkında bize bir şeyler fısıldayabilir. Ve bazen, tek bir 50 bin dolarlık ödeme bile o karanlık dehlize ışık sızdıran bir menfez açabilir.
MIT’nin Epstein ile ilişkisine dair 2020 tarihli resmi raporda, Goodwin Procter hukuk bürosundan iki ortak, “MIT tarafından alınan tüm bağışları; ister bizzat Epstein tarafından (şahsen veya vakıfları aracılığıyla), isterse Epstein’in talimatıyla üçüncü şahıslar tarafından yapılmış olsun” mercek altına aldı. Rapor, 15 yıllık bir süre zarfında Epstein’in, fizik profesörü Seth Lloyd’a ve o dönem Joi Ito’nun başında bulunduğu MIT Medya Laboratuvarı’na toplamda 850 bin dolar bağışladığını tespit etti. Michael Wolff, Joi Ito’nun da Epstein’in evindeki o meşhur toplantılara katılan seçkin misafirlerden biri olduğunu zikretmişti.
Rapor, idari izne ayrıldıktan sonra tekrar ders vermesine müsaade edilen Lloyd’un, şahsi banka hesabına Epstein’den gelen transferleri kabul ettiğini ve bağışların kaynağını gizlemeye çalıştığını iddia ediyor. Benzer şekilde, MIT yetkililerinin de Epstein’in Medya Laboratuvarı’na yaptığı bağışları ve kampüs ziyaretlerini hasıraltı etmeye çalıştığı söyleniyor.
Rapor, MIT personeli ile Epstein arasında üniversite haricinde gelişen ilişkileri incelemiyor. Yazarlar, Epstein’in vekilleri aracılığıyla gelmiş olabilecek bağışlara baktıklarını yazsalar da, bu soruşturmanın ne kadar derinleştiği veya derinleşmesine ne kadar müsaade edildiği meçhul. Eski MIT Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito, kendi risk sermayesi şirketi için Epstein’den en az 1,2 milyon dolar almıştı ki bu husus MIT raporunda ancak bir dipnotta kendine yer bulabilmiştir.
MIT Medya Laboratuvarı, milyarder teknoloji baronları, bilim insanları, yazarlar, hükümet yetkilileri, politikacılar ve TED konuşması yapan STK tiplerinden oluşan yörüngesindeki network ile bir üniversite kuruluşu için fevkalade yüksek bir profile sahipti. Bu durum, Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito’yu, prestij düşkünü Epstein için mühim bir irtibat noktası kılıyordu. MIT raporuna göre ikili sıkı temas halindeydi; hatta Ito bir keresinde, “Epstein kurbanlarının açtığı bir hukuk davasına ilişkin yayımlanan bir dizi makalenin ardından ‘kötü basını nasıl yumuşatabileceği’ hususunda (Epstein ile) strateji geliştiriyordu.” New York Times ve MacArthur Vakfı’nın yönetim kurullarında yer alan Ito, üniversite için Epstein’den mükerrer defalar daha fazla para talep etti. MIT müfettişleri, bu yüklü para taleplerinin karşılık bulmadığını iddia ettiler:
Epstein, görünürde hayırseverlik kisvesi altındaki bağışları; iyilik kazanmak, akademisyenlerin entelektüel prestijini ödünç almak veya normalde izin verilmeyen yerlere para aktarmak için kullandı. MIT raporu, Epstein’in, üniversiteye alarm zillerini çaldırmadan bağış yapıp yapamayacağını görmek için Profesör Lloyd’u (profesörün de iştirakiyle) nasıl kullandığını tarif ediyor.
Yıllar içinde MIT, birtakım Budist ve Tibet inisiyatiflerine ve organizasyonlarına ev sahipliği yaptı. Bunların pek çoğu, 2002’den beri MIT’de çalışan ve Dalai Lama’nın müridi olan Muhterem Tenzin Priyadarshi tarafından yönetilmiştir. 2009’da MIT, “Dalai Lama Etik ve Dönüştürücü Değerler Merkezi” adında “partiler üstü, işbirlikçi bir düşün-ve-yap kuruluşu” tesis etti. En büyük bağışçılarından biri, kısmen Dalai Lama Vakfı tarafından finanse edilen Prajnopaya Vakfı’dır. Küresel bir insani yardım kuruluşu olan Prajnopaya Vakfı, eğitim odaklı Prajnopaya Enstitüsü’nden ayrı olmakla birlikte onunla yakından ilintilidir. Massachusetts’te aynı adresi ve aynı direktörü paylaşırlar: Tenzin Priyadarshi.
Kasım 2013’te, Epstein’i Ito ile ilk tanıştıran Linda Stone, Ito’ya Epstein’in bağışlarını maskelemek için bir 501(c)(3) kuruluşunun kullanılabileceğini öneren bir e-posta gönderdi; gerçi “ifşa sorunları olabilir” diye de eklemişti. MIT raporuna göre Ito bu fikri MIT’nin Geliştirme Başkan Yardımcısı’na götürdü.
2017’de, Education Advance adındaki kâr amacı gütmeyen bir kuruluş, MIT’deki Prajnopaya Enstitüsü’ne 50 bin dolar bağışladı. IRS kayıtlarına göre, bu bağışın parası, aynı yıl Education Advance’e 55 bin dolar veren “J Epstein Virgin Islands FD Inc” adlı bir yapıdan gelmişti. Education Advance, 2017’de ilaveten 1500 dolar daha gelir elde etti ki bu yıl, kuruluşun faaliyette olduğu yegâne yıl gibi görünüyor. IRS dosyalarında başka hiçbir bağış veya fon dağıtımı raporlanmaması, Education Advance’in sırf Prajnopaya Enstitüsü bağışı için “özel olarak imal edildiğini” düşündürüyor. 2017’den sonra Education Advance bir daha Form 990 beyannamesi vermedi, bu da kâr amacı gütmeyen statüsünün iptaline yol açtı.
Education Advance, 2022’de bir Fransız hapishanesinde ölen, tecavüz ve insan kaçakçılığıyla suçlanan Epstein suç ortağı Jean-Luc Brunel tarafından yönetilen modellik ajansı MC2 için çalışan Rus model Svetlana Pozhidaeva’nın gözetimindeydi. Education Advance, Epstein’e ait bir Manhattan binasına kayıtlıydı. Epstein’in evinden çıkarken fotoğraflanan Pozhidaeva, onunla aynı avukatı da paylaşıyordu: Halihazırda Epstein terekesinin eş-yürütücüsü olan Darren Indyke. Fonların ilk kaynağı olan Epstein’in Virgin Adaları merkezli vakfı, bazen Enhanced Education adıyla da anılırdı.
Prajnopaya Enstitüsü işlemi, “2002 ile 2017 arasındaki” yılları kapsayan 2020 MIT raporunda zikredilmemiş. İşlemin varlığı bir yıl önce Daily Beast tarafından haberleştirilmişti. MIT basın ofisi, Prajnopaya Enstitüsü bağışının üniversitenin Epstein ile ilişkisine dair 2020 raporunda neden yer almadığına dair sorulara yanıt vermedi.
MIT’den resmi bir kabulün gelmeyişi, Epstein’in para akışının hâlâ ne denli yetersiz haritalandırıldığının bir başka göstergesidir. Bazı taraflar bunun böyle kalmasını yeğleyebilir. Epstein de hayırseverlik faaliyetlerinin kapsamı hakkında yalan söyleyerek ve abartarak suları bulandırmaya yardım etti; bu aldatmaca, Epstein’in kendisi, vakfı ve bazı ortakları hakkındaki Wikipedia sayfalarında düzenlemeler yapmasını da içeriyordu.
Priyadarshi’nin kendisini arkadaşı olarak tanımlayan Joi Ito ve Medya Laboratuvarı ile uzun süredir ilişkisi var. Birlikte podcast yayınları yaptılar ve MIT’de Farkındalık İlkeleri adlı bir dersi ortaklaşa verdiler. Medya Laboratuvarı’nda başlayan etik programları, daha sonra Priyadarshi’nin üst yönetici olduğu Dalai Lama Merkezi’ne taşındı. Ito ve Priyadarshi birlikte panellere katıldılar. Üretken bir fotoğrafçı olan Ito, Priyadarshi ve Dalai Lama’nın fotoğraflarını paylaştı ve yazılarında onlardan bahsetti. Dalai Lama, kendi adını taşıyan MIT merkezinin ev sahipliği yaptığı en az üç etkinliğe katıldı.
Prajnopaya Vakfı bağışı konusunda beni ilk uyaran MIT ifşaatçısı (whistleblower) ve araştırmacı bilim insanı Dr. Babak Babakinejad, şu açıklamada bulundu:
“MIT Epstein raporu kurumsal olarak şaibelidir. MIT, Epstein’in Medya Laboratuvarı ve bilhassa Open Agriculture (Açık Tarım) ve onun Gıda Bilgisayarları gibi ilişkili girişimleriyle olan bağlantıları hususunda şeffaflığa ısrarla direndi. Bu proje sahtekârlık, çevresel suistimal ve misilleme ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar, devam eden bir davanın parçası olarak aktif şekilde mücadele ettiğim meselelerdir.”
Epstein’in MIT’ye olan ilgisi, sevdiği birkaç programı paraya boğmaktan ibaret değildi. Epstein MIT kampüsünü en az dokuz kez ziyaret etti ve milyarder Reid Hoffman gibi zengin teknoloji ve siyaset figürlerini cezbedebilen MIT Medya Laboratuvarı etkinliklerine katıldı. Epstein, kendisini bilim insanları ve akademisyenlerle buluşturan bir “bağlaç” vazifesi gören edebiyat ajanı John Brockman aracılığıyla tanıştığı MIT profesörleri ve personeliyle vakit geçirdi. Epstein’in 15 yıllık bir dönemde MIT ile ilişkili katkılarının sadece 850 bin dolar tuttuğunu düşünmek güç; hele ki şu an belgelenen bağışların bir zamanlar gizlendiği göz önüne alındığında. Burada gösterildiği üzere, Prajnopaya Enstitüsü bağışı, Epstein’in MIT’ye verdiği gerçek miktarın en az 900 bin dolar olduğu manasına geliyor.
Bildiğim kadarıyla Budizm’den hiç bahsetmemiş veya Tibet kültürü ya da davalarıyla herhangi bir bağı olmamış Epstein’in, MIT’deki bir Budist organizasyonuna neden 50 bin dolar bağışladığı meçhul. Belki nüfuzlu biri ondan rica etti. Belki de bir kez daha, “oltaya bir şeylerin takılıp takılmadığını yokluyordu.”
[1] Orijinal ismiyle plea deal. Anglosakson hukukunda sanığın suçunu kabul etmesi karşılığında cezasında indirim yapılması.
[2] Keith Raniere tarafından kurulan, kişisel gelişim semineri kılıfı altında faaliyet gösteren, kadınların köleleştirildiği ve damgalandığı (branding) modern bir Amerikan tarikatı.
Tibet’in tarihi: Mütevazı spiritüalizmin ardındaki kölelik ve vahşet düzeni
Diplomasi
Çin, Alman silah tekeli Rheinmetall’i yaptırım listesine aldı

Çin Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketine misilleme olarak sekiz üye ülkedeki 14 kurumu İhracat Kontrol Listesi’ne ekledi. Karar kapsamında, aralarında Rheinmetall ve TATRA’nın da bulunduğu savunma ve teknoloji şirketlerine Çin menşeli çift kullanımlı ürünlerin tedariki yasaklandı.
Çin Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin 23 Temmuz 2026 tarihinde Rusya’ya karşı kabul ettiği 21’inci kısıtlayıcı tedbirler paketine yanıt olarak 14 Avrupalı kurumu İhracat Kontrol Listesi’ne ekledi.
AB’nin, mikroelektronik, bilgisayarlı sayısal denetimli takım tezgahları ve yarı iletken üretim ekipmanları bağlamında Rusya’nın ihracat kontrollerini aşmasına yardım ettikleri gerekçesiyle Çin anakarası ve Hong Kong merkezli 14 şirketi yaptırım listesine almasının hemen ardından, Pekin yönetimi 24 Temmuz’da 2026 tarihli 30 sayılı duyuruyu yayımladı.
Derhal yürürlüğe giren karar, Çinli ihracatçıların söz konusu kurumlara kontrole tabi çift kullanımlı ürünler tedarik etmesini ve yurtdışındaki tarafların Çin menşeli çift kullanımlı ürünleri bu kurumlara aktarmasını yasaklıyor.
Halihazırda devam eden işlemlerin derhal durdurulmasını emreden düzenleme, istisnai durumlar için bir lisans kanalı açık bırakıyor.
Ticaret Bakanlığı, İhracat Kontrol Yasası ile Çift Kullanımlı Ürünlerin İhracat Kontrolü Yönetmeliği’ne dayandırdığı bu adımı, AB’nin “korkunç davranışına” verilmiş bir yanıt olarak nitelendirdi.
Bakanlık sözcüsü basına yaptığı açıklamada, “AB tarafının 23 Temmuz akşamı Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketini resmen yayımlayarak 14 Çin anakarası ve Hong Kong işletmesine yaptırım uyguladığını” hatırlatarak, ulusal güvenliği ve çıkarları korumak amacıyla bu adımın atıldığını kaydetti.
Çin’in listesinin hızı, ölçeği ve bileşimi, kararın arkasında birden fazla etkenin bulunduğunu gösteriyor. İlk ve en belirgin gerekçe karşılıklı misilleme ilkesine dayanıyor.
AB’nin 14 Çinli ve Hong Konglu şirketi hedef almasından bir gün sonra Çin’in tam 14 Avrupalı kurumu listeye eklemesi, Pekin’in tepkisini orantılı ve kurallara dayalı bir hamle olarak sunmasını sağlıyor. Bu durum, Çinli firmalara yönelik olası yeni listelemelerin bir bedeli olacağı mesajını taşıyor.
Hedeflerin seçiminde tedarik zinciri dinamikleri de belirleyici bir rol oynuyor. Listeye alınan Avrupalı kurumların birçoğu, Çin’in galyum, germanyum, antimon, tungsten, nadir toprak ürünleri, kalıcı mıknatıslar veya doğrusal olmayan optik kristallere değişen derecelerde bağımlı olan sektörlerde faaliyet gösteriyor.
Çin’in 2023’ten bu yana bu malzemeler etrafında kademeli olarak inşa ettiği ihracat lisanslama rejimleri, artık yalnızca sınırda uygulanan genel bir kontrol mekanizması olmaktan çıkarak belirli yabancı son kullanıcılara karşı taarruz amaçlı kullanılabiliyor.
Bir diğer husus, Avrupa’nın savunma sanayisi tabanına yönelik caydırıcılık stratejisidir. Liste; önde gelen savunma yüklenicilerini, askeri araç ve insansız hava aracı üreticilerini, optoelektronik firmalarını ve çift kullanımlı araştırma kuruluşlarını kapsıyor.
Rheinmetall, TATRA, Cavok UAS, Opticoelectron ve III-V Lab, Ukrayna’yı destekleyen daha geniş Avrupa tedarik zincirinde farklı işlevler üstleniyor.
Çin menşeli girdilere erişimlerinin kısıtlanması üretimi tamamen durdurmasa da maliyetleri artırabilir, yeterlilik döngülerini uzatabilir ve halihazırda zorlu olan savunma üretim artışını karmaşıklaştırabilir.
Söz konusu duyuru, AB-Çin ticari ilişkilerindeki genel bozulma bağlamında da değerlendiriliyor. Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında JD.com‘un Ceconomy’yi satın alma teklifine yönelik soruşturma, Komisyon’un FSR’ye ilişkin ilk değerlendirmesi, Ticaret Genel Müdürlüğünün ithalat barometresini güçlendirmesi ve 2026/1540 sayılı Yönetmelik uyarınca Çin lastiklerine uygulanan anti-damping vergilerinin ardından gelen bu karar, Pekin’in AB yaptırımlarının Çinli firmalara genişlemesine karşı net bir çizgi çekme niyetini yansıtıyor.
2024 ile 2026 yılları arasında İhracat Kontrol Listesi’ne veya Güvenilmez Kuruluş Listesi’ne yapılan eklemelerin çoğu ABD’li savunma yüklenicilerini veya Tayvan’a tedarik sağlayan şirketleri kapsıyordu.
24 Temmuz eylemi, İhracat Kontrol Listesi’nin bir AB yaptırım paketine karşı bu hızda, sayısal simetride ve koordinasyonla kullanıldığı ilk örnek olarak kayda geçti.
Listeye alınan 14 kurum sekiz farklı AB üyesi ülkede faaliyet gösteriyor
Listede yer alan 14 kurum sekiz AB üye ülkesine dağılıyor: Almanya’dan Rheinmetall, Sindlhauser Materials ve Antraco Chemie; Fransa’dan InPACT, III-V Lab ve Cavok UAS; İtalya’dan Lafert ve Garnet; Polonya’dan Vigo Photonics ve Wroclaw Bilim ve Teknoloji Üniversitesi; Hollanda’dan IHC Merwede; Çek Cumhuriyeti’nden TATRA TRUCKS; Bulgaristan’dan Opticoelectron Group ve Litvanya’dan Ekspla. Bu sekiz ülkenin tamamının Ukrayna’ya destek bağlamında ulusal ticaret, finans veya savunma sanayisi taahhütlerinde bulunmuş olması belirleyici bir ortak özellik taşıyor.
Sektörel açıdan liste; savunma ve çift kullanımlı üretim, fotonik, kızılötesi sistemler, lazerler ve uzmanlık gerektiren malzemelere odaklanıyor.
Rheinmetall, TATRA, Cavok UAS ve Opticoelectron savunma ana yüklenicileri veya sistem entegratörleri olarak öne çıkarken; III-V Lab, Vigo Photonics, Ekspla ve Opticoelectron fotonik, kızılötesi algılama veya lazer alanlarında faaliyet gösteriyor. Sindlhauser, Antraco, Garnet ve InPACT malzeme, kimya veya özel mühendislik kapsamına giriyor. Lafert ve IHC Merwede sırasıyla endüstriyel motorlar ve deniz sistemleri üretiyor. Wroclaw Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ise listedeki tek akademik kurum konumunda.
İtalya merkezli Sumitomo grubu bünyesindeki Lafert, IE4 ve IE5 sabit mıknatıslı motorlar dahil olmak üzere yüksek verimli endüstriyel motorlar üretiyor.
Şirketin en belirgin zafiyeti, yüksek performanslı mıknatıs sistemlerinde kullanılan neodimyum, praseodimyum, disprosyum ve terbiyum ile sinterlenmiş neodimyum-demir-bor mıknatıslar üzerinden şekilleniyor.
Concorezzo merkezli endüstriyel mühendislik tedarikçisi Garnet’in riski ise doğrudan ham maddelerden ziyade hassas bileşenler ve elektronik alt montajlar üzerinden dolaylı olarak ortaya çıkıyor.
Almanya’da Kempten merkezli Sindlhauser Materials, kaplama ve vakum uygulamalarında kullanılan saçtırma hedefleri, lantan hekzaborür seramikler, bağlı nadir toprak metalleri ile tungsten, tantal ve molibden bileşenleri tedarik ediyor.
Listenin en büyük şirketi olan Alman savunma yüklenicisi Rheinmetall; mühimmat, zırhlı araçlar, hava savunması ve askeri elektronik alanlarında faaliyet gösteriyor. Şirketin etkilenebilecek girdileri arasında mühimmattaki antimon, deliciler ve zırhlardaki tungsten, nadir toprak malzemeleri, magnezyum ile galyum veya germanyum içeren elektronik bileşenler yer alıyor.
Çin, lisanslama gereksinimlerini daha da sıkılaştırmadan önce 2024-2025 yıllarında dünyadaki rafine antimon üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştirdi. Duisburg merkezli özel kimyasallar tüccarı Antraco Chemie ise Çinli kimyasal üreticileriyle doğrudan tedarik ilişkileri ve aracı rolü nedeniyle listeye dahil edildi.
Fransa’nın Saint-Marcel bölgesinde metalurji ve hassas işlenmiş bileşenler üzerine uzmanlaşan InPACT’ın tungsten, molibden ve belirli nadir toprak ürünleri gibi alaşım malzemelerine maruz kaldığı değerlendiriliyor.
Thales, Nokia Bell Labs ve CEA-Leti tarafından kurulan ortak araştırma laboratuvarı III-V Lab, galyum arsenit, indiyum fosfit ve galyum nitrür epitaksi üzerine çalışarak galyum, indiyum ve germanyuma doğrudan bağımlılık gösteriyor. Çin, küresel birincil galyum üretiminin yüzde 90’ından fazlasını sağlıyor.
Sainte-Menehould merkezli Cavok UAS ise savunma odaklı insansız hava araçları geliştiriyor ve Çin menşeli motorlar, elektronik hız kontrol cihazları, kameralar, kızılötesi veya optik modüller kullanıyor.
Polonyalı Vigo Photonics, kızılötesi dedektörler ve modüller üretirken galyum, indiyum, germanyum, kadmiyum ve tellür gibi özel yarı iletken hammaddelerine ihtiyaç duyuyor. Wroclaw Bilim ve Teknoloji Üniversitesi malzeme bilimi, fotonik, yarı iletkenler ve siber güvenlik alanlarında araştırmalar yürütüyor.
Kurumun listeye alınması, araştırma reaktifleri, test levhaları ve lazerlerin yanı sıra Çinli ortaklarla yürütülen programlara erişimini etkileyebilir. Hollandalı Royal IHC, tarak gemileri ve açık deniz kurulum gemileri inşa ediyor ve tahrik sistemlerinde sabit mıknatıslara ihtiyaç duyuyor.
Çek Cumhuriyeti merkezli TATRA TRUCKS, askeri ve ağır hizmet kamyon şasileri üretiyor. Şirket; yüksek mukavemetli uygulamalarda tungsten ve molibden, tahrik ve kontrol sistemlerinde sabit mıknatıslar ve üçüncü taraflarca sağlanan kızılötesi ekipmanlarda Çin menşeli içerik kullanıyor.
Bulgar Opticoelectron Group, gece görüş cihazları ve termal nişangahlar gibi optoelektronik ekipmanlar üretiyor ve germanyum optikler ile antimon bileşiklerine ihtiyaç duyuyor. Litvanyalı Ekspla ise femtosaniye, pikosaniye ve nanosaniye lazerler üreterek Çinli tedarikçilerin küresel kapasitenin büyük bölümünü elinde tuttuğu BBO, LBO ve KTP gibi doğrusal olmayan optik kristalleri kullanıyor.
Çin’in kısıtlamaları dört farklı katmanda uygulanacak
Çin’in İhracat Kontrol Listesi’ne dahil edilmek, bir şirketin Çin’de faaliyet göstermesini veya varlıklarının dondurulmasını otomatik olarak gerektirmiyor; asıl etki, kontrole tabi Çin menşeli girdilere erişimde hissediliyor.
İlk katman olan doğrudan ihracat yasağı kapsamında, Çinli tedarikçiler kontrole tabi çift kullanımlı ürünlerin 14 kuruma ihracatını askıya almak zorunda. İkinci katmanda ise yurtdışındaki yeniden transfer kısıtlaması yer alıyor.
Çin dışındaki distribütörler ve bayiler, listelenen kurumlara Çin menşeli çift kullanımlı ürünler tedarik edemeyecek. Bu durum, Avrupa, ABD veya Japonya’daki aracılar üzerinden Çin menşeli içerik tedarik eden Rheinmetall, TATRA, Royal IHC ve Lafert gibi şirketleri doğrudan ilgilendiriyor.
Üçüncü katman sözleşme, bankacılık ve sigorta etkilerinden oluşuyor. Müşteriler, kreditörler ve sigortacılar, belirli bir işlem kontrole tabi bir ürün içermese bile Çin’in listesini kendi tarama sistemlerine ekleyebiliyor. Dördüncü katman ise itibar ve kurumsal ilişkileri kapsıyor. Çinli ortaklar, Wroclaw Bilim ve Teknoloji Üniversitesi veya Çin’de ortak girişimleri bulunan şirketlerle çalışmaktan kaçınabiliyor.
Ekonomik etki şirketler arasında farklılık gösterecek. 2025’te 10 milyar avroyu aşan yıllık grup geliriyle Rheinmetall, listedeki en büyük şirket konumunda bulunuyor.
Royal IHC, Lafert, TATRA ve III-V Lab da önemli bir ölçekte faaliyet gösteriyor. Vigo Photonics, Ekspla, Opticoelectron ve Sindlhauser gibi gelirleri on milyonlar ile düşük yüz milyonlarca avro bandında olan daha küçük uzman tedarikçiler için belirli bir Çin girdisinin kaybı, ciro içindeki payı bakımından daha sarsıcı olabiliyor.
Galyum, germanyum, antimon, nadir toprak malzemeleri ve doğrusal olmayan kristaller için alternatif tedarikler mevcut olsa da, yeterlilik süreci yıllar alabiliyor ve birim maliyetler katlanabiliyor.
Çin’in AB listelerine bir gün içinde ve listeye karşı liste temelinde yanıt verebileceğini kanıtlaması, gelecekteki AB yaptırım paketlerinin uzun süreli diplomatik protestolar yerine doğrudan Çin’in kontrol listesi yanıtını tetikleme ihtimalini artırıyor.
Bir devlet üniversitesinin listeye alınması ise Çin’in karşı tedbirlerinin laboratuvar tedarik zincirlerine ve kurumsal ortaklıklara kadar uzanabileceğini gösteriyor. Uygulamaya dair istisnai durumların kapsamı, yedek parçaların durumu ve Hong Kong üzerinden yönlendirilen işlemlerin nasıl ele alınacağı gibi sorular, Ticaret Bakanlığının vereceği ilk lisans kararlarıyla netleşecek.
Avrupa tarafında ise bir sonraki yanıtların Almanya, Fransa ve Çek Cumhuriyeti sanayi bakanlıkları ile Avrupa Komisyonu Ticaret Genel Müdürlüğünden gelmesi bekleniyor.
Komisyonun 2023/2675 sayılı Yönetmelik kapsamındaki Zorlama Karşıtı Aracı değerlendirmesi ihtimal dahilinde bulunsa da, bu adımın atılması Çin’in tedbirinin yönetmeliğin eşiğini karşıladığına dair mutabakat gerektiriyor ve önemli bir siyasi tırmanışı temsil ediyor.
Diplomasi
Polonya’dan ABD’ye Patriot füzeleri için ortak üretim teklifi

Polonya, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da Patriot üretim tesisi kurma fikrine karşılık, üretimin güvenliğini sağlamak amacıyla ortak bir proje teklif etti. Varşova yönetimi, bu kapsamda yasal ve mali hazırlıkları tamamlayarak Washington’a sunduğunu açıkladı.
Polonya hükümeti, ABD’ye Patriot hava savunma sistemi füzelerinin Ukrayna ile ortaklaşa üretilmesini teklif etti.
Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarniecka, PAP ajansına yaptığı açıklamada projenin detaylarını paylaştı.
Görüşmelerin odağında ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’daki NATO zirvesinde dile getirdiği Ukrayna’da Patriot füze fabrikası kurulması fikrinin yer aldığını belirten Sobkowiak-Czarniecka, Trump’ın yeni üretimin Ukrayna ile bağlantılı olmasını istediğini vurguladı.
Sobkowiak-Czarniecka, “Buradaki asıl mesele, üretimin güvenli bir yerde yapılarak emniyet altına alınmasıdır” dedi.
Polonya hükümetinin bu doğrultuda attığı adımları Washington’da ayrıntılı bir şekilde sunduğunu ifade eden Sobkowiak-Czarniecka, şöyle konuştu:
“Bakanlar Kurulunun bu konuda aldığı somut bir karar var. Ayrıca finansman sağlayabilecek bir kanun taslağı da hazırladık.”
Polonyalı yetkili, sundukları raporun Washington’da olumlu karşılandığını ekledi.
Askeri finansman ve SAFE mekanizması gündemde
Polonya, yabancı askeri finansman programı kapsamında ABD’den askeri teçhizat alımı için talep ettiği 4 milyar dolarlık kredi konusunu da Washington ile görüşmeye devam ediyor.
Sobkowiak-Czarniecka, kredi anlaşmasının birkaç hafta içinde imzalanmasını umduğunu belirtti.
Bakan Yardımcısı, Washington ziyaretinin Polonya’daki muhalefete SAFE mekanizmasının yürürlüğe girmesinin ABD’den yapılacak alımları engellemediğini göstermesi açısından önem taşıdığını kaydetti.
SAFE, Avrupa Komisyonunun üye ülkelere askeri alımlar için düşük faizli kredi sağladığı geçici bir finansman aracı olarak tanımlanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz’da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmede, Ukrayna’ya Patriot önleme füzeleri üretmesi için lisans verileceğini açıklamıştı.
Reuters’ın aktardığına göre Trump, “Size Patriot üretimi için lisans vereceğiz. Bu oldukça harika bir şey. Böylece bize yeterince füze sağlamadığımız konusunda şikayet edemezsiniz” demişti.
Alman Welt gazetesinin askeri uzmanlara dayandırdığı haberinde ise Ukrayna’nın Patriot füzelerinin üretimine başlayabilmesi için bir ila iki yıllık bir süreye ihtiyaç duyabileceği belirtilmişti.
Diplomasi
AB, Gürcistan’ın tek petrol rafinerisine yaptırım kararı aldı

Avrupa Birliği, Rus ham maddesini işlediği gerekçesiyle Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi olan Kulevi’yi 21’inci yaptırım paketine dahil etti. Yılın ilk altı ayında 650 bin tondan fazla ham madde işleyen tesis, Rus petrolüyle yapılan işlemleri durdurmazsa altı ay sonra yaptırımlar yürürlüğe girecek.
Avrupa Birliği (AB), Rus ham maddesini işlediği gerekçesiyle Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi olan Kulevi Petrol Rafinerisini Rusya Federasyonu’na yönelik 21’inci yaptırım paketine dahil etti.
2026 yılının ilk altı ayında 650 bin tondan fazla ham madde işleyen petrol rafinerisiyle işlem yapılmasını yasaklayan kısıtlamalar, işletmenin Rusya’dan petrol alımından vazgeçmemesi halinde altı ay sonra yürürlüğe girecek.
AB, dün Moskova’ya yönelik yaptırım listesini genişleterek petrol sektöründen 18 kuruluş ve bir gerçek kişiyi kısıtlama kapsamına aldı.
Listeye üç Rus rafinerisinin yanı sıra Belarus’taki Mozyır Petrol Rafinerisi ve AB makamlarının verilerine göre Belarus rafinerilerinin Rusya’ya benzin satmak için kullandığı Avrupa Ticaret Şirketi de eklendi.
İlk etap kapasitesi yıllık 1,2 milyon tona ulaşan Kulevi limanındaki rafineri, ilk ham madde teslimatını Ekim 2025’te Russneft şirketinden aldı.
Avrupa Birliği, Rus petrolünün yeniden ihracatına katılması ve Avrupa kısıtlamalarının etrafından dolaşılması ihtimali nedeniyle Şubat 2026’da fabrikanın yaptırım listesine alınması seçeneğini müzakere etmeye başladı.
AB’nin Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinde neler var?
AB Yaptırımlar Özel Temsilcisi David O’Sullivan, Tiflis’in Rus ham maddesi ithalatı yasağına ve tankerlerin Gürcü limanlarına girişine yönelik kısıtlamalara uyma yükümlülüklerine dikkat çekti.
Bu gelişmenin ardından Gürcistan makamları, Kulevi limanını yaptırım kapsamındaki Rus gemilerine tamamen kapatma ve petrolün yeniden ihracatını durdurma taahhüdünde bulundu.
Kulevi rafinerisini yöneten Black Sea Petroleum (BSP) yönetimi, temmuz ayı başında bir açıklama yaparak ham madde çeşitlendirmesi amacıyla 2026 yılının ağustos-eylül aylarından itibaren Rus petrolü alımını durduracaklarını duyurdu.
BSP Genel Müdürü David Potsveriya, mevcut Rus petrolünün tamamının yerini almak üzere Kulevi’deki rafineri için Türkmenistan ve Kazakistan ham maddesi ile diğer alternatif kaynaklardan sevkiyat başlatacaklarını açıkladı.
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Görüş1 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu










