Amerika
Demokratların Senato çoğunluğu hedefi Maine ve Michigan’da zora girdi

ABD’de Demokrat Parti’nin Senato’da çoğunluğu geri alma şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle ciddi bir darbe aldı. Maine’deki adaylık krizi ve Michigan’daki parti içi bölünme, kasım ayındaki seçimlerde kritik önem taşıyan dört koltukluk net artış hedefini zora soktu.
Demokrat Parti’nin Senato’da kontrolü yeniden ele geçirme şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle darbe aldı. Bu durum, partinin iki kritik mücadele alanında kazanma ihtimalini karmaşıklaştırıyor.
Maine eyaletinde Graham Platner’ın seçim kampanyasının çökmesi, Demokratları seçim gününe dört aydan az bir süre kala Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’e rakip olacak bir aday bulmak için acele arayışa itti.
Bazı Demokrat stratejistler Platner’ın yarıştan çekilmesinin parti için daha iyi olduğunu düşünse de kampanyanın çarpıcı bir şekilde çökmesi ve yerine kimin geleceği konusunda parti içinde bir uzlaşının bulunmaması, Demokratlar için gereksiz siyasi zorluklar yaratıyor.
Bazı uzmanlar, Maine’de yaşanan bu karmaşa nedeniyle Demokratların çoğunluğu geri kazanma olasılığının düştüğünü belirtiyor.
Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Senato seçimlerini takip eden siyaset bilimi profesörü Steven S. Smith gelişmeleri şöyle değerlendirdi:
“Genel olarak bu durum Demokratlar için iyi bir haber değil. Pek çok önde gelen Demokratın adaylıktan çekilen kişiyi desteklemiş olması ve önümüzdeki birkaç gün içinde çıkacak haberlere nasıl yanıt verecekleri konusundaki belirsizlik iyiye işaret değil. Bu, parti için sadece kötü bir haber.”
Demokratların Senato’yu geri kazanma ihtimalinin daha önce yüzde 50 civarında seyrettiğini belirten Smith, bu gelişmelerin ardından şansın yüzde 50’nin altına gerilediğini ifade etti.
Smith, Demokratlar adına olumlu sayılabilecek tek noktanın zamanlama olduğunu ekleyerek şu ifadeleri kullandı:
“Yine de Demokratlar için iyi haber, henüz yaz ortasında olmamız ve siyasetle ilgilenen insan sayısının azlığı nedeniyle vaktin nispeten erken olmasıdır. En önemli husus bir sonraki adayın kim olacağıdır; eğer bu süreç iyi bir halkla ilişkiler çalışmasıyla yönetilirse Demokratlar durumu tersine çevirebilir.”
Demokratların kasım ayında Senato çoğunluğunu elde edebilmesi için net olarak dört yeni koltuk kazanması gerekiyor.
Birçok siyasi analist Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü sağlama ihtimalini daha yüksek görse de Demokratik Senatör Kampanya Komitesi (DSCC) sözcüsü, başka bir adayla Collins’i mağlup etmek için hâlâ mükemmel bir şansa sahip olduklarını savundu.
DSCC sözcüsü yaptığı açıklamada, “Susan Collins hiç bu kadar kırılgan olmamıştı. Maine halkı, Trump ile yüzde 96 oranında aynı doğrultuda oy kullanan, Roe v. Wade kararını iptal eden yargıçların atanmasını onaylayan ve Washington’da geçirdiği yaklaşık 30 yılı özel çıkarlara hizmet ederek harcayan Collins’i görevden göndermek için sabırsızlanıyor” dedi.
Diğer taraftan adaylıktan çekilen Platner, çarşamba gecesi Demokrat liderleri hedef alarak, 2021 yılında birlikte olduğu bir kadına tecavüz ettiği yönündeki suçlamaya karşı kendisini savunma fırsatı bulamadan partinin kendisini yarışın dışına ittiğini belirtti.
Suçlamayı kesin bir dille reddeden Platner, “iktidardakiler tarafından altımızdaki mekanizmaların çekip alınması nedeniyle” adaylıktan çekildiğini açıkladı.
Destekçilerine yönelik yayımladığı video mesajında Platner, “kurumsal medya sistemi ve siyasi elitlerin hem hakim hem jüri hem de infazcı gibi davrandığını” söyledi.
Suffolk Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Direktörü David Paleologos, Platner ile Demokrat parti yönetimi arasındaki bu gerginliğin, sonbahar seçimleri öncesinde partiyi birleştirmeyi zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Paleologos, şu değerlendirmede bulundu:
“Platner, Maine seçmeninin ilgisini çekmişti; bu seçmenlerin bir kısmı kasım ayında ‘Platner yoksa oy da yok’ diyerek sandığa gitmeyebilir. Diğer bir kısım ise yeni adaya yönelecektir.”
Paleologos, Platner’ın “iktidardakiler” ve “siyasi elitler” hakkındaki açıklamalarının seçmenleri yeni aday etrafında birleştirmenin aksine bir sonuç doğuracağını belirterek şunları ekledi:
“İlerici bir aktivistseniz, zihninizde bir Cumhuriyetçi ile kurumsal bir Demokrat arasında çok az fark vardır. Her ikisi de sistemin içine yerleşmiş parti figürleri olarak görülür.”
Michigan’daki adaylık yarışı
Michigan’da ise Senatör Bernie Sanders tarafından desteklenen ilerici aday Abdul El-Sayed, anketlerde Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer’ın desteklediği ve Washington’daki parti liderleri tarafından genel seçimler için daha uygun görülen Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens’ın önüne geçti.
Platner’ın Maine’deki adaylığının çöküşü, ilerici bağışçıların kaynaklarını demokratik sosyalist hareketle ilişkili en belirgin Senato adayı konumuna gelen El-Sayed’e yönlendirmesine yol açabilir.
El-Sayed, seçim kampanyasında Platner ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile aynı siyasi strateji firması olan Fight Agency ile çalışıyor.
Eski bir halk sağlığı direktörü olan El-Sayed, her iki partiye karşı da mücadele ettiğini belirtiyor. Rakibi Stevens’ın kendisini eleştirmesinin ardından El-Sayed, Platner’a Maine’deki yarıştan çekilme çağrısında bulunmuştu.
Washington’daki Demokrat liderler ve Senatör Schumer, El-Sayed’in 2024 yılındaki Senato yarışında Demokrat Senatör Elissa Slotkin’e kıl payı kaybeden eski Cumhuriyetçi Temsilci Mike Rogers karşısındaki seçilebilirliği konusunda endişe taşıyor.
Bu gerekçeyle eski Senatör Debbie Stabenow ve eski Michigan Demokrat Parti Başkanı Lon Johnson gibi isimler Haley Stevens’ı destekliyor.
Johnson, geçen ay The Washington Post gazetesine verdiği demeçte, “Abdul’un Rogers’ı yenemeyeceği ve bu durumun Senato’daki çoğunluk ihtimalimizi kaybettirebileceği yönünde gerçek bir endişe var” ifadelerini kullandı.
Diğer eyaletlerdeki olumlu sinyaller
Demokratların Maine ve Michigan’da karşılaştığı bu zorluklar, Cumhuriyetçi eğilimli üç eyalet olan Ohio, Iowa ve Texas’ta gösterilen ilerlemeyle dengeleniyor.
Geçtiğimiz hafta yayımlanan Fox News anketi, Iowa’da Demokrat Senato adayı Josh Turek’in, Cumhuriyetçi rakibi Ashley Hinson’ın 4 puan önünde (yüzde 50’ye karşı yüzde 46) olduğunu gösterdi.
Aynı anket, Iowa seçmeninin Donald Trump’a yönelik yüzde 42 olumlu ve yüzde 55 olumsuz görüş bildirerek kendisini 13 puan negatif değerlendirdiğini ortaya koydu.
Geçen ay yayımlanan bir diğer Fox News anketi ise Ohio’da mevcut Demokrat Senatör adayı Sherrod Brown’ın, Cumhuriyetçi rakibi Jon Husted’ın 8 puan önünde (yüzde 53’e karşı yüzde 45) olduğunu gösterdi.
Texas’ta ise 19-27 Haziran tarihleri arasında 656 muhtemel seçmenle gerçekleştirilen New York Times/Siena anketi, Demokrat eyalet temsilcisi James Talarico ile Cumhuriyetçi eyalet Başsavcısı Ken Paxton’ın başa baş olduğunu ortaya koydu.
Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, konuk sunucu olarak katıldığı The Sean Hannity Show’da Talarico’nun Paxton’ı yenmek için gerçek bir şansı olduğunu söyledi. Cruz, Vali Greg Abbott’a hitaben, “Bunun gerçek bir yarış olduğunu düşünüyorum. Yakın geçecek. Kazanacağımızı ve Texas’ı kırmızı tutacağımızı düşünüyorum ancak mevcut anketler bunun 1 veya 2 puanlık bir yarış olduğunu gösteriyor” dedi.
Yüksek Mahkeme’nin kampanya finansmanı kararı
Demokratlar geçen hafta, Yüksek Mahkeme’nin bireysel adayların ulusal siyasi partilerle ortak harcama yapma sınırlarını iptal etmesiyle bir başka darbe daha aldı.
Bu karar, Demokrat adayların Georgia ve Kuzey Carolina gibi kritik eyaletlerdeki küçük bağışçı üstünlüğünün etkisini azaltabilir.
Kuzey Carolina Demokrat Senatör adayı eski Vali Roy Cooper, MS Now programında Chris Hayes’e verdiği demeçte, mahkemenin kararının kendi yarışı üzerinde belirgin bir etkisi olacağını söyledi.
Cooper, “Bu karar siyasi partileri ve zenginleri güçlendirdiği için muhtemelen benim yarışımı diğerlerinden daha fazla etkileyecek” dedi ve rakibi Michael Whatley’nin Cumhuriyetçi Ulusal Komite Başkanı olması sebebiyle bu kaynaklara doğrudan erişimi bulunduğunu ekledi.
Cooper, bu kararın Demokrat adayların son yıllarda elde ettiği küçük bütçeli bağış avantajını ortadan kaldırabileceği konusunda şu uyarıyı yaptı:
“Bu kararın, Citizens United davasından bu yana kampanya finansmanı konusundaki en kötü karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurulan ortak komiteler aracılığıyla paranın partiler üzerinden aktarılmasına ve neredeyse sınırsız harcama yapılmasına izin veriyor. Bu durum, küçük bağışçıların gücünü ellerinden alıyor.”
Amerika
Bessent, ABD’nin mali gücünün dış politika aracı olarak kullanılmasını destekliyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Amerikan müttefiklerinin çıkarlarını ilerletmek amacıyla Washington’ın finansal gücünü bir dış politika aracı olarak kullanmasını savundu.
SMU Cox İşletme Fakültesi’nde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Bessent, “ABD’nin bilançosunu dış politika için kullanabileceğime inanıyorum. Dolayısıyla, bir dış politika hedefimiz var ve bu da Batı yarımkürede müttefikler oluşturmak,” dedi.
“Arjantin bu konuda öncüydü ve Milei hükümetinin sağlam politikalara sahip olduğuna inanıyordum,” diyerek Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei’nin hükümetine atıfta bulundu.
Geçen yıl ABD, Arjantin’e para birimini istikrara kavuşturmak ve ara seçimler öncesinde Milei’yi desteklemek amacıyla milyarlarca dolarlık bir destek paketi sağladı.
Bessent’in açıklamaları, Trump yönetiminin yabancı ülkelerin siyasetini ve ekonomisini şekillendirmek için ABD’nin mali kaynaklarını kullanmaya istekli olduğunu açıkça ortaya koydu.
Donald Trump yönetimi, Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki siyasi yarışları etkilemeye çalıştı ve bölgedeki ABD varlığını ve etkisini artırmak için adımlar attı.
Trump ayrıca, Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını emretti ve ABD ordusu, Karayipler’deki teknelere düzinelerce kişinin ölümüne yol açan çok sayıda saldırı düzenledi.
Bessent ayrıca, 31 Temmuz’da ABD’nin Japonya ile birlikte nadir görülen bir ortak yen alım müdahalesine katıldığından bahsetti.
Bu müdahale, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara sıçramasını önleme kararlılığının bir göstergesiydi.
Bessent, “Japon yenine müdahale ettiğimizde, Japonların, Japonya Merkez Bankası’nın ve Japon politika yapıcıların ne yapacağına dair oldukça iyi bir içgörüye sahibim,” dedi.
Bakan ayrıca, ABD’nin yıllık %3’lük bir büyüme elde edebilmesi halinde, büyüme yoluyla borç sorununu aşabileceğine inandığını belirtti.
Bessent, gelir sorunu değil, harcama sorunu olduğunu savunarak, ABD’nin harcamaları sınırlamaya çalışıp bunu %3’lük büyümeyle birleştirmesi halinde, “Büyüme yoluyla bu durumdan kurtulabiliriz,” diye ekledi.
ABD’nin toplam ulusal borcu kısa süre önce 40 trilyon doları aştı ve yıllık mali açığın 30 Eylül’de sona erecek mali yılın sonunda 2 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor.
İran krizini atlatacaklarını savunan Bessent, Amerikan ekonomisinin temelinin “çok, çok sağlam” olduğunu ve üstelik yeniden hızlandığını ekledi.
Bessent, geçen yıl kabul edilen büyük vergi yasasındaki teşviklerin yeni üretim tesislerinin inşasına yol açtığını ileri sürerek, Pepsi’nin Arizona’daki Frito-Lay fabrikasını genişletmesini, Winnebago’nun bir bataryapil fabrikası satın almasını ve Boeing’in Dreamliner kapasitesini artırmasını örnek gösterdi.
Harcama tarafında ise Bessent, bütçe açığını azaltmaya yönelik bir mali konsolidasyon planı üzerinde Yönetim ve Bütçe Ofisi Direktörü Russ Vought ile birlikte çalıştığını belirtti.
Yaklaşan ara seçimlerde Demokratlar Kongre’nin bir veya her iki meclisini geri kazanırsa, görev süresi dolmak üzere olan Kongre’den bu planı aceleyle geçirmemeyi tercih edeceğini belirtti.
Ayrıca, Yüksek Mahkeme’nin Başkan Trump’ın “Kurtuluş Günü” gümrük vergilerini iptal etmemiş olsaydı, ABD’nin bütçe açığını kapatmak için 180 milyar dolar tahsil etmiş olacağını da sözlerine ekledi.
Bessent, bu arada uzun vadeli Hazine tahvillerinin geri alımı konusuna da tekrar değindi.
Bakan, “Faiz oranları yüksek, fakat… daha fazla tahvil geri alımı yapacağız; bu, tahvil piyasasının en likit kısmını alıp likiditeye dönüştürmek ve tahvil alıcılarına daha fazla alım yapabilmeleri için para sağlamak anlamına geliyor,” dedi.
Mevcut faiz oranlarının enerji fiyatlarıyla şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek bir korelasyon içinde olduğunu belirten Bessent, bu durumun sona ereceğini düşünüyor.
ABD’nin şu anda Venezuela ile kurduğu enerji ilişkisi ve Orta Doğu’da durumun normale dönmesi göz önüne alındığında, bir ya da iki yıl içinde piyasada petrol arz fazlası oluşacağını belirtti.
Amerika
Morgan Stanley: Petrol tüccarları uzun vadeli işlemlerden çekiliyor

İran ve Ukrayna’daki savaşlar petrol piyasalarında likiditeyi düşürürken, tüccarlar uzun vadeli sözleşmeler yerine kısa vadeli araçlara sığındı. Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyat riskini üstlenen büyük ticaret şirketleri küresel fiyat dalgalanmaları sayesinde karlarını tarihi seviyelere taşıdı.
İran ve Ukrayna’daki savaşların yarattığı belirsizlik, petrol tüccarlarının uzun vadeli pozisyonlarını azaltarak üç ila altı aylık kısa vadeli araçlara yönelmesine yol açtı.
Morgan Stanley küresel petrol ticareti birimi eş başkanı Brendan Ross, Bloomberg’e verdiği demeçte, piyasa aktörlerinin riskleri çok daha hassas biçimde hesapladığını ve portföylerindeki gereksiz gördükleri riskleri tasfiye ettiğini söyledi.
Ross, tüccarların kısa vadeye çekilmesinin vadeli işlem piyasalarında likiditeyi düşürdüğüne dikkat çekti.
Likidite daralmasının özellikle uzun vadeli sözleşmelerde derinleştiğini vurgulayan Ross, “Piyasadaki aktörler yalnızca önlerindeki üç ila altı aylık vadeyle işlem yapıyor. Bu da, ileri vadeli kontratlarda likidite açığının daha da büyümesini beraberinde getiriyor” dedi.
Petrol piyasaları, ABD ile İran arasındaki savaş ve Rusya ile Ukrayna arasında devam eden çatışmalar nedeniyle sert fiyat hareketleri yaşıyor.
Washington ile Tahran arasındaki müzakereler ve Ukrayna ordusunun saldırıları piyasadaki oynaklığı yüksek tutuyor.
Bu yıl Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 60 dolar ile 126 dolar arasında dalgalanırken, işlenmiş petrol ürünlerindeki fiyat artışları ham petrole kıyasla çok daha sert seviyelere çıktı.
Savaş ortamından en ağır darbeyi petrol ürünleri piyasaları aldı. Üretim ve ticaret süreçlerindeki aksamalar küresel arzın daralmasına yol açtı.
Ross, “Fiziki ve finansal sarsıntılar bakımından krizin doğrudan petrol ürünleri piyasalarını etkilediği görülüyor” değerlendirmesini yaptı.
Fiyat oynaklığı ve jeopolitik riskler, yüksek risk alabilen bazı emtia ticaret şirketlerinin karlarını rekor seviyelere taşıdı.
Bloomberg’ün verilerine göre Mercuria, dokuz aylık dönemde net karını yüzde 122 artırarak 2,01 milyar dolara yükseltti.
Gunvor ise ilk altı ayda elde ettiği 909 milyon dolarlık net karla gelirini geçen yılın aynı dönemine göre 6,4 kat artırdı.
Tüccarların rekor gelirler elde etmesinde, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol taşımayı göze alan aktörlerin yakaladığı karlı ticaret fırsatları etkili oldu.
Ortadoğu’daki savaş küresel fiyatları dalgalandırırken, stratejik boğaz hattında sevkiyat riskini üstlenen şirketlerin kar marjlarını büyüttü.
Piyasanın diğer büyük aktörleri de yüksek bilanço verileri paylaştı. Glencore tarihindeki en başarılı altı aylık sonuçlardan birini elde ederken, Trafigura’nın altı aylık net karı 4,09 milyar dolara ulaştı.
Ticaret şirketleri kazandıkları rekor gelirleri büyük temettü ödemelerine ayırmak yerine bünyelerinde tutmayı tercih ediyor.
ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar Şubat ayında başladı.
Çatışmaların patlak vermesiyle Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.
Taraflar Haziran ayında ateşkes anlaşmasına vardı ancak Tahran yönetiminin Washington’ı mutabakat şartlarını ihlal etmekle suçlamasının ardından çatışmalar yeniden başladı.
Ortadoğu’daki savaş öncesinde Hürmüz Boğazı, günlük 15 milyon varil ham petrol ve benzin, motorin ile jet yakıtından oluşan 5 milyon varil petrol ürünü dahil olmak üzere dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyordu.
Sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dünyadaki toplam ticaret hacminin yaklaşık beşte biri de bu stratejik deniz koridorundan sevk ediliyordu.
Amerika
ABD’de anket: Latin seçmenlerin yarıdan fazlası Demokratlara yöneldi

ABD’de yapılan kamuoyu araştırması, Kongre dengesini belirleyecek kritik seçim bölgelerindeki Latin seçmenlerin Demokrat partiye desteğini belirgin biçimde artırdığını ortaya koydu. 17 rekabetçi bölgede Demokratlar yüzde 58 desteğe ulaşırken, Cumhuriyetçiler yüzde 35 seviyesinde kaldı.
ABD’de yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, Demokrat adayların 2024 yılından bu yana Temsilciler Meclisi yarışının çekişmeli geçtiği kritik bölgelerdeki Latin seçmenler nezdinde belirgin bir yükseliş yakaladığını ortaya koydu.
Söz konusu kazanımlar, gelecek yıl Kongre’deki çoğunluğun hangi partiye geçeceğini doğrudan belirleme potansiyeli taşıyor.
Axios ile paylaşılan Hart Research ve TelevisaUnivision ortak anketine göre, 17 rekabetçi Temsilciler Meclisi seçim bölgesindeki Latin seçmenlerin genel Kongre pusulasındaki tercihlerinde Demokratlar yüzde 58’lik desteğe ulaştı.
Aynı seçmen grubunda Cumhuriyetçileri destekleyenlerin oranı ise yüzde 35 seviyesinde kaldı. Bu kitle, kritik seçim çevrelerinde en hızlı büyüyen kararsız seçmen grubu niteliğini koruyor.
Teksas’ta çekişmeli geçen üç Temsilciler Meclisi yarışını inceleyen araştırma, 2024 başkanlık seçimlerinde yüzde 44’e yüzde 44 şeklinde eşit bölündüğünü belirten Latin seçmenlerin, ara seçimlere doğru yüzde 56’ya yüzde 36 ile Demokratların lehine yöneldiğini gösterdi.
Demokratlara yönelik Latin desteği diğer eyaletlerde de artış gösterdi. Kaliforniya’daki Latin seçmenlerin yüzde 57’si Demokratları destekleyeceğini ifade ederken, Cumhuriyetçi Parti’ye arka çıkacağını söyleyenlerin oranı yüzde 33’te kaldı.
TelevisaUnivision Kıdemli Başkan Yardımcısı Kate Coleman, Axios’a yaptığı değerlendirmede seçmen davranışına dikkat çekti:
“Latin seçmenler tek bir partiye kilitlenmiş değil. Gelişmeleri yakından izliyorlar; kimin yanlarında durduğuna ve nasıl durduğuna bakarak karar veriyorlar.”
Anket verileri, 2024 başkanlık seçiminde Donald Trump’a oy verdiğini söyleyen Latin katılımcıların yüzde 11’inin artık Demokrat adayları desteklediğini tespit etti.
Sınır dışı etme planlarını hızlandıran Trump, birçok Latin mahallesinde korkuyu tetiklerken bu seçmen grubundaki desteğini zayıflattı.
Hart Research ve TelevisaUnivision çalışması, Latin seçmenlerin yüzde 63’ünün Trump’ın başkanlık performansını onaylamadığını ortaya koydu. Görev icraatını onaylayanların oranı ise yüzde 36’da kaldı.
Trump’ın yüksek fiyatlar ve hayat pahalılığı karşısındaki tutumu Latin seçmenlerin yüzde 65’i tarafından onaylanmazken, göçmenlik denetimleri ile sınır dışı uygulamaları da yüzde 62 oranında tepki çekti.
Latin seçmenlerin yüzde 64 gibi yarıdan fazlası Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nu (ICE) onaylamadığını bildirdi.
Mayıs ayında UnidosUS tarafından yayımlanan anket, Latin seçmenlerin dörtte birinin Trump’a yeniden oy vermelerinin gerekmesi halinde “muhtemelen oy vermeyeceğini” ya da kesinlikle desteklemeyeceğini gösterdi.
O dönem yapılan çalışma, Trump’ın Latin seçmenler nezdindeki düşüşüne karşın Demokratların henüz belirgin bir kazanım elde edemediğine işaret etmişti.
Pew Araştırma Merkezi verilerine göre Trump, 2024 yılında Latin oylarının yüzde 48’ini alarak desteğini güçlendirmiş, dönemin Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in ulaştığı yüzde 51’lik orana oldukça yaklaşmıştı.
Demokrat Parti içerisindeki bazı isimler ise ön seçimlerde demokratik sosyalist adayların elde ettiği zaferlerin, özellikle Küba ya da Venezuela’dan kaçan kesimler başta olmak üzere kimi Latin seçmenlerde partiye karşı soğuk bir tutuma yol açmasından endişe ediyor.
Hart Research ve TelevisaUnivision araştırması, 6-17 Ağustos tarihleri arasında 1500 Latin katılımcıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın hata payı 2,5 puan olarak açıklandı.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Avrupa2 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa2 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek












