Avrupa
Dünya ekonomisi nereye – 3: AB’nin müdahaleci devletle imtihanı

2008-9 krizine verilen tepkiler, Atlantik’in iki yakasında farklılaşmıştı. ABD ve Britanya, devasa kurtarma paketleriyle büyük bankaları kurtarırken piyasaya muazzam büyüklüklerde para sürüyordu. Bunun, neoliberal amentü ‘mali disiplin’den ayrı bir politika setine işaret ettiği barizdi. Almanya’nın başını çektiği Avrupa Birliği ise neoliberal görüşe devam diyerek tüm kıtada toplumsal gerilimleri tetikleyen ve sağlı sollu ‘popülizmlerin’ yükselişine neden olan kemer sıkma politikalarını hem uygulamış hem de bundan yana olmayanlara zorla uygulatmıştı.
Şimdi, ‘neoliberalizmden sonrası’ tartışılırken, ABD ‘korumacı’ olarak görülen iktisadi politikalara yöneliyor ve hem Avrupa’daki hem de Asya’daki müttefiklerini Çin’e (ve Rusya’ya) karşı mücadeleye ortak etmeye çalışıyor. Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ve CHIP Yasası etrafında dönen tartışmalar, ucuz Rus enerjisinden koparılan AB’de sanayisizleşme endişesini büyütüyor. Borçlu ve rekabetçiliği devlet müdahalesine bağlı Güney ve Doğu Avrupa ülkeleri bir tarafta, daha yoksulları ortak AB borçlanması ile kurtarmak istemeyen daha zengin Kuzey ülkeleri diğer tarafta, Brüksel’i çok daha zor günler bekliyor.
Avrupa Komisyonuna itiraz mektubu
Avusturya, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İrlanda ve Slovakya’nın imzaladığı bir metin, Avrupa Komisyonuna gönderildi.
Almanya, Belçika ve Hollanda metni imzalamasa da ana fikre itiraz etmeyecektir. Mektupta, yeşil endüstrilere destek ve ABD’nin sübvansiyonlarından korunmak için oluşturulması planlanan ortak fona itiraz ediliyor, bunun yerine halihazırda var olan mekanizmaların kullanılması talep ediliyor.
390 milyar avroluk pandemi sonrası iyileştirme fonunun yerinde durduğunu hatırlatan ülkeler, bu miktarın yalnızca 100 milyar avrosunun kullanıldığının altını çizdiler.
Merkez bankaları, hükümetlere karşı
Çekişmenin en belirgin örneği, ‘enflasyonla mücadele’ye odaklanarak faiz artırımına ve parasal sıkılaşmaya giden merkez bankaları ile hükümetler arasındaki gerilim.
Oysa pandemi döneminde her şey ne güzeldi: IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası sermayenin sözcülerinden ulusal merkez bankalarına kadar herkes “Harcayabildiğiniz kadar harcayın,” diyordu. ABD’nin tahvil alımları ve parasal genişleme ile o dönemde piyasaya sürdüğü miktarın 2 trilyon doları geçtiği tahmin ediliyor. AB de aynı dönemde ortak borçlanma ve ortak fon yoluyla üye ülkelerin gemisini yüzdürmesini sağlamıştı.
Şimdi makas gitgide açılıyor ve görünüşe bakılırsa, Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) Davos zirvesinde, panellerden arta kalan koridor buluşmalarında siyaset yapıcıların en çok dile getirdiği konulardan biri de bu.
Pandemi, jeopolitik gerilimler, ‘iklim krizi’ bağlantılı yeşil geçişler gibi nedenlerle enflasyon baskısının devam edeceğini düşünen hükümetler, merkez bankaları tersini savunsa ve yapsa da, tüketicilerin üzerindeki yükü azaltmak için daha fazla harcamayı gündemlerine almış durumdalar.
Son birkaç yılda, ‘fiskal otorite daha fazlasını yapmalı’ diye bağıran merkez bankaları, beklemedikleri bir şekilde de olsa, istediklerini almış görünüyorlar.
Üstelik, literatürde adına ‘fiskal otorite, para otoritesine karşı’ olarak bilinen bu ayrım henüz tam anlamıyla su yüzüne çıkmış da değil. IMF iktisatçısı Gita Gopinath, fiskal ve parasal otoriteler arasındaki gerilimin sınırlarının henüz test edilmediğini kabul ediyor.
Açılan bu makas, belki de hiçbir yerde AB’de olduğu kadar göz önünde değil. Avrupa Merkez Bankası, enflasyonla mücadele adı altında agresif faiz artırımına devam ediyor; ama birlik hükümetleri, enerji ve gıda enflasyonu ile boğuşan yurttaşlarına devasa yardım paketleri açıklamayı sürdürüyor.
Özet: Hükümetlerin yardım paketleri
Ayrışan para politikaları ile fiskal politikalar, enerji bağlamında hayli belirgin.
Örneğin Avusturya hükümeti, elektrik faturalarındaki en önemli kalemlerden olan şebeke ücretleri için yeni bir yardım paketi çıkarma hazırlığında. İlk etapta 2024 ortasına kadar 475 milyon avroluk bir destek paketini açıklayan Viyana yönetimi, şimdi 200 milyon avro daha vermeyi planlıyor. Böylece, şebeke/altyapı giderlerinin yüzde 80’i hükümet tarafından karşılanacak.
Fransa’da, elektrik ve doğalgaz düzenleme yetkilisi CRE, toptan satış piyasalarındaki elektrik maliyetlerindeki artışı gerekçe göstererek hane tüketim bedellerine yüzde 108 zam yapılmasını önermişti.
Ama Fransız hükümeti CRE’nin tavsiyesine uymadı ve elektrik fiyatlarına yönelik sübvansiyonla birlikte tarifeye yalnızca yüzde 15 zam yaptı.
Hükümetin ‘tarife kalkanı’ mekanizması, hane halklarına, küçük yerel yetkililere ve yılda 2 milyon avrodan az gelir elde eden mikro işletmelere sağlanıyor.
Birliğin en zayıf ekonomilerinden Yunanistan bile, Ocak ayında 840 milyon avroluk enerji sübvansiyonu verdi. Enerji Bakanı Kostas Skrekas, düşen fiyatlar nedeniyle devlet yardımlarının da 95 milyon avroya kadar gerileyeceğini duyurdu.
Enerji krizi geçti mi?
Kışın ılıman geçmesi ve enerji fiyatlarında zirveden düşüş ile birlikte hükümetler en kötüsünün geride kaldığından emin görünüyor.
Örneğin Fransa elektrik şebekesi idaresi RTE, elektrik kesintilerinin yaşanma riskinin artık geride kaldığını ilan etti. RTE’ye göre bunun nedeni ılıman geçen kış ayları ve nükleer enerji üretiminde yaşanan artış. RTE raporuna göre nükleer enerji kapasite kullanımı yüzde 70’e çıkmış durumda.
Yine ılıman kış şartları dolayısıyla elektrik kullanımının da azaldığı görülüyor. 2014-2019 yıllarının aynı dönemindeki ortalamaya bakıldığında, bu seneki kullanım yüzde 8,5 azaldı. Doğalgaz kullanımı da yüzde 13 düştü.
Gerçekten de, 200 avro seviyesine çıkan doğalgazın MW/s fiyatı, Ocak ayında Hollanda borsasında 70 avroya kadar geriledi. Dahası, AB’nin doğalgaz depolama tanklarının yüzde 81’i hâlâ dolu; Almanya’da bu oranın yüzde 90 civarında olduğu tahmin ediliyor.
Yine de federal Alman şebeke ajansı Bundesnetzagentur’un başkanı Klaus Müller, yeni ısı pompalarının ve şarj istasyonlarının kullanıma açılmaya devam etmesi durumunda yerel elektrik kesintilerinden endişe etmek gerekeceğine dikkat çekti.
Güney Almanya’daki şebeke operatörü TransnetBW ise yurttaşlara çağrı yaparak, kesintilerden kaçınmak için akşamları elektrik tüketimlerini azaltmalarını istedi.
Benzer sorunların Güney Hollanda’da da yaşandığı ve hem talebi dengeleme hem de yeni enerji kaynaklarını entegre etme nedeniyle şebekeye fazla yük bindiği belirtiliyor.
Bu nedenle, bu iki ülkenin de hedefinde olan ‘yeşil enerjiye geçiş’ sürecinde aksamalar yaşanıyor. Endüstriyel ısı pompalarına ve şarj istasyonlarına olan talebin artışı elektrik şebekesinin yükünü artırıyor. Sadece Almanya’da geçen sene elektrikli araçlara yönelik talebin yüzde 27 arttığı düşünülürse, bu sorunun kolayca çözüleceğini beklemek pek mümkün görünmüyor. Almanya’da, özellikle yerel düşük voltaj hatlarında kısa vadede önemli aktarım sorunlarının yaşanması bekleniyor. Dağıtım şebekelerine 2020-2021 arasında yapılan yatırım yüzde 10 artsa da beklentiler bu artışın yüzde 40 seviyelerinde olmasıydı.
Eurelectric’in 2021 yılında yaptığı tahmine göre, yeni elektrifikasyon mekanizmalarını kaldıracak bir enerji altyapısı için 375 ila 425 milyar avro arasında yatırım gerekiyor. Üstelik, elektrik ekipmanlarının iki sene içerisinde geçirdiği enflasyonist değişim düşünüldüğünde bu tahminin fazlasıyla iyimser olduğu görülecektir.
Brüksel’in çırpınışları
Yaşlı Kıta’nın en büyük ekonomisi Almanya’nın 2022’nin son çeyreğinde yüzde 0,2 daralması, işlerin pek de iyi gitmediğinin bir başka göstergesi. Oysa Olaf Scholz, düşen enerji maliyetlerine ve ılıman kışa işaret ederek resesyondan kurtulma işaretlerinin görüldüğünü söylemişti.
Sadece Almanya’nın değil, dünyanın en büyük çelik üreticilerinden olan Thyssenkrupp’un, Berlin’den Washington’un ‘korumacılığına’ karşılık vermesini istemesi alarm zillerinin çalışına işaret ediyor. Grubun CEO’su Martina Merz, yeşil dönüşümü, kıtayı sanayisizleştirmeden başarmanın zorunluluğuna işaret etti. Çelik, çimento ve kimyasal üreticilerinin yükselen enerji fiyatları nedeniyle zor günler yaşadığına dikkat çeken Merz, ‘yarın pazarlarının şimdiden bölüşüldüğünü’ söyledi.
‘Pazarların paylaşılması’ sözcüklerindeki uğursuzluğu izah etmeye gerek yok. Önümüzdeki hafta düzenlenecek AB liderleri zirvesinden önce, Avrupa Komisyonunun hazırladığı ‘Yeşil Mutabakat Sanayi Planı’, Brüksel’in can havliyle yaptığı bir hamleyi de andırıyor. Taslakta, Avrupa ve ortakları ‘adaletsiz sübvansiyonlar’ ve ‘uzatmalı piyasa bozulmaları’na karşı savaşa çağrılıyor. Savaşın hedefleri ABD ve Çin olarak belirlenmiş görünüyor.
AB’nin devlet teşvikleri sisteminin gevşetilmesinin, ‘yeşil enerjiye geçiş’te AB için hayati olduğu anlaşılıyor. AB ülkeleri, AB içindeki şirketlere, blok dışı hükümetlerin yaptığı yardım kadar yardımda bulunma hakkı elde ediyorlar.
Ama elbette, Alman-Fransız mali ağırlığı burada da kendini hissettiriyor. Güneydeki İtalya, İspanya ve Portekiz gibi devasa kamu borçlarının üzerine oturan mali yönden güçsüz ülkeler, AB çapında devlet yardımlarının yüzde 77’sini Alman ve Fransız şirketlerinin aldığını (sırasıyla 356 milyar avro ve 162 milyar avro) hatırlatarak, sübvansiyonlar için ortak AB borçlanmasını tekrar gündeme getiriyorlar. Almanya-Hollanda tandemi ise, mali yönden güçsüz ülkeleri pandemi toparlanma fonundaki parayı kredi olarak kullanmayıp ‘hibe’ istemekle suçluyor.
Üstelik mesele yalnızca ülkeler arasında kalmıyor, bölgelere de sıçrıyor. Örneğin World Fund isimli bir girişim fonunun kurucusu Craig Douglas, Avrupa’daki spesifik sermaye öbekleri arasındaki çelişkilerin yoğun olduğunu, bir imalat tesisi kurmak istediklerinde, Aachen veya Bavyera’da, Paris’tekine kıyasla daha fazla bölgesel sermaye bulduklarını söylüyor.
‘Avrupa panik modunda’
IRA’nın yarattığı yatırımların kaçması korkusu tüm Avrupa’yı sarmış durumda. Financial Times’a (FT) konuşan Hollandalı Avrupa Parlamentosu milletvekili Paul Tang, “Avrupa panik modunda,” diyor.
Panik, yalnızca kısa erimli bir krizden ibaret değil. Avrupa’nın üzerinde yükseldiği tüm ekonomik modelin sorgulanmasından kaynaklı endişenin büyüklüğü bununla kıyaslanamaz bile. IRA’dan önce bile, pandemi ve Ukrayna savaşı, Almanya liderliğindeki AB’nin iktisadi ortodoksisinin altını oymaya başlamıştı.
Hollanda Başbakanı Mark Rutte de buna dikkat çekiyor ve daha ‘müdahaleci’ bir yönelimin, IRA’nın ötesinde uzun vadeli sonuçlara neden olacağını hatırlatıyor.
Gelgelelim, cin şişeden çıktı. AB içinde üretim yapan birçok şirket, devlet yardımı alamadığı için operasyonlarını Atlantik’in öte yakasına taşımayı planlıyor. Bunlar öyle tek tük de değil. ‘Yeşil kapitalizm’e geçiş devasa yatırımlar gerektiriyor ve bu yatırımların yönetilmesinde ve yönlendirilmesinde, ayrıca toplumun havuç ve sopayla bu dönüşüme ikna edilmesinde, devlet müdahalesi çok ama çok kritik. Yalnızca mali disiplini sağlayan ve kemer sıkmaya yarayan bir devlet mümkün görünmüyor. Dolayısıyla, bilhassa Fransa’nın gündeme getirdiği ‘Avrupa’nın stratejik özerkliği’ hedefi, Alman-Fransız devlet müdahalesi olmadan gerçekçi değil.
Üstelik AB, Asya ve Kuzey Amerika’ya akan ‘temiz teknoloji’ yatırımları ve girişimlerine hâlâ çok uzak. Yani rekabet sadece ABD’den değil, başta Çin olmak üzere Asya’dan da geliyor. Bir sonraki yazıda Çin başta olmak üzere Asya ve ‘gelişmekte olan ülkeler’e bakış atarak dizimizi sonlandıracağız.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












