Bizi Takip Edin

Diplomasi

Elon Musk’ın AfD ve Almanya’ya ilgisi büyüyor

Yayınlanma

Yakın zamanda Almanya’nın tek kurtuluşunun Almanya için Alternatif (AfD) olduğunu ileri süren ve daha sonra Welt am Sonntag gazetesinde Alman seçmenleri AfD’ye oy vermeye çalışan Elon Musk’ın bu ülkeye ve Avrupa’ya yönelik ilgisi katlanarak artıyor.

Welt am Sonntag’ın ve Die Welt’in bağlı bulunduğu medya holdingi Axel Springer’in duyurduğuna göre, Musk yakında Die Welt tarafından düzenlenecek bir “iş zirvesine” katılacak.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve çeşitli DAX şirketlerinin başkanlarının yanı sıra AfD Eş Başkanı ve partinin şansölye adayı Alice Weidel’in de 28 Ocak’taki etkinliğe katılması bekleniyor.

Weidel, geçen hafta Elon Musk ile birlikte X’teki bir “sohbet odasında” bir araya gelmiş ve Adolf Hitler’in “komünist” olduğunu iddia etmişti.

Elon Musk’ın başını çektiği Silikon Vadisi milyarderleri, Trump’a destek verirken yapay zeka (AI) ve kripto para birimleri gibi geniş alanların deregülasyonu için bastırmış ve istediklerini almıştı.

Benzer şekilde Musk ve diğer teknoloji milyarderleri, Avrupa’daki teknoloji piyasasını geleneksel düzenin fikirlerine karşı biçimde, deregülasyon istiyor. Musk, “bürokrasiyi azaltma” ve deregülasyonu yüksek perdeden savunan AfD’yi bu nedenle de destekliyor.

Trump ve AfD’de cisimleşen politika: Deregülasyon

Musk, David Sacks ve benzeri Silikon Vadisi milyarderlerini rota değiştirmeye motive eden çıkarlar AI ve kripto endüstrisinin geniş alanlarını, yalnızca kârlarını maksimize etmek için değil, aynı zamanda özellikle Çin’den gelen rekabete karşı kendilerini korumak için deregülasyondan geçiyor.

Bu milyarderler ayrıca enerji sektörü için de deregülasyon istiyorlar zira yapay zeka veri merkezleri o kadar çok enerji tüketiyor ki bazı ABD teknoloji şirketleri elektrik ihtiyaçlarını karşılamak için nükleer santraller inşa etmeye başladı.

Dolayısıyla sadece yapay zekanın değil, Avrupa’daki tüm teknoloji endüstrisinin kapsamlı bir şekilde deregüle edilmesi, ABD’li teknoloji milyarderlerinin çıkarına olacak.

Musk ve Meta CEO’su Mark Zuckerberg olmak üzere teknoloji milyarderleri yıllardır, özellikle de ABD’li internet devlerinin faaliyetlerine belirli kısıtlamalar getirmek isteyen AB kurumları ile çatışmalar yaşıyor.

Geleneksel AB elitleriyle henüz umduğu ölçüde anlaşamayan Musk, şimdi “eski müesses nizamın” ötesindeki yeni siyasi güçlere güveniyor ve bu güçlerden rotayı değiştirme konusunda daha fazla istek görmeyi umuyor.

Örneğin Musk, 2024’ün sonunda Welt am Sonntag için yazdığı makalede AfD hakkında, partinin “devletin aşırı regülasyonunu ortadan kaldırmaya” ve “piyasayı serbestleştirmeye” hazır olduğunu belirtiyordu.

Musk’ın bu açıdan Axel Springer yayınevi ve CEO’su Mathias Döpfner’de planları için bir ortak bulduğu düşünülüyor.

Musk’ın Almanya’ya ‘sızma’ kanalı: Mathias Döpfner

Axel Springer şu anda kendini yeniden yapılandırıyor, seri ilan ve emlak işlerini sattı ve şimdi Alman iç pazarının (Bild, Welt) ötesinde, halihazırda Politico ve Business Insider online yayınlarının sahibi olduğu ABD’de daha güçlü bir şekilde büyümek istiyor.

Döpfner’in bir zamanlar eski ABD Büyükelçisi Richard Grenell (2018-2020) ile yakın ilişkiler kurduğu söyleniyordu. Medya patronu, Axel Springer Ödülünü aldığı 2020’den beri de Musk ile temas kurmaya çalışıyor.

Welt am Sonntag’daki Musk yazısının da bizzat Döpfner’in açık talebi üzerine yayımlandığı ileri sürülüyor. Döpfner o zamandan beri makaleye yönelik yoğun eleştirilere, kendisini AfD’den resmen uzaklaştırarak yanıt verse de, aynı zamanda “söylenebileceklerin alanlarını kararlılıkla açmaya devam edeceğini” duyurdu.

Görev süresi boyunca “aşırı sağ” ile olan ilişkisi nedeniyle siyasi olarak nispeten izole edilen ABD’nin eski Almanya Büyükelçisi Richard Grenell de, Musk’ın Alman “müessem nizam medyasına” karşı giriştiği savaşta taraf olmuştu.

Der Spiegel‘in Musk ile ilgili olarak geçen ekim ayında yaptığı “halk düşmanı” kapağına tepki gösteren Grenell, X’te yaptığı paylaşımda, “Der Spiegel’in geçmişinde antisemitizm ve Amerikan karşıtlığı var,” demiş ve eski dergi kapaklarının çeşitli fotoğraflarını paylaşmıştı.

Grenell’in adı Trump seçildikten sonra Dışişleri Bakanlığı için de geçmişti.

AfD’nin Alman siyasetine parlatılması görevi Axel Springer’de

Döpfner’in AfD ile arasına koyduğu temkinli mesafeye rağmen Axel Springer AfD’nin “ana akıma” entegrasyonu için çalışmaya devam ediyor.

Die Welt’in 28 Ocak’ta gerçekleştireceği bu yılki “Ekonomi Zirvesi”ne Federal Şansölye Olaf Scholz, CDU ve Yeşiller’in şansölye adayları Friedrich Merz, Robert Habeck ve FDP Genel Başkanı Christian Lindner’in yanı sıra BSW kurucusu Sahra Wagenknecht ve AfD federal sözcüsü Alice Weidel’in de katılması bekleniyor.

Die Linke’nin (sol Parti) temsil edilmeyecek olması Springer’in sadece Federal Meclis’te temsil edilen tüm partileri davet etmeyi planlamadığını gösteriyor.

Weidel’in katılımıyla ilgili olarak Springer, geçen yıl Ekonomi Zirvesi’nde AfD temsilcilerinin de gelecekte davet edilip edilmemesi konusunda bir oylama yapıldığını ve büyük çoğunluğun lehte oy kullandığını açıkladı.

Aralarında Allianz, Deutsche Bank ve Commerzbank, Siemens, E.ON ve RWE, BMW, Porsche ve Rheinmetall’in de bulunduğu bir dizi DAX şirketinin başkanlarının da zirveye katılacağı açıklandı.

Axel Springer’e göre, Federal Meclis seçimleri göz önüne alındığında, toplantı “geleceğe ivme kazandırmak için eşsiz bir fırsat” sunuyor.

AfD’nin transatlantik cepheye entegrasyonu

Öte yandan Musk ve müttefikleri için iktisadi çıkarların yanı sıra siyasi çıkarlar da söz konusu. AfD içinde Rusya ile yakınlaşmayı destekleyen güçlü bir akım bulunuyor.

Almanya’daki “aşırı sağın” fikir önderlerinden Götz Kubitschek 31 Aralık 2024 tarihinde Sezession’da yazdığı bir yazıda, AfD’nin “Batı, transatlantik paternalizm, NATO ve hegemonun popüler-vulger kültürel egemenliği” tarafından “yabancılaştırıldığını” söylemişti.

Kubitschek’e göre Musk, AfD’ye verdiği “mod değiştiren destekle” partinin “kendi gündemini paylaşan” bölümlerini “güçlendirdiğinin” farkında.

Musk’ın partiyi ABD’ye yaklaştırdığını vurgulayan Alman yazar, Batıya yabancılaşmış olmasına rağmen, Batıya direniş odağı olabileceği düşünülen Rusya’dan AfD’ye henüz bir destek gelmediğini savundu ve bu desteğin Washington’dan geleceğine işaret etti.

Musk’ın, AfD’nin “şeytanlaştırılmamasını” önerdiğini kaydeden Kubitschek, “Normalleşme umudu göz önüne alındığında, AfD’nin Atlantik ötesi bağlantısına ilişkin endişeler geri plana düşüyor,” diyor.

Öte yandan yazar, “ABD’nin yıkıcı potansiyeline ve davranışlarına işaret eden” ya da “reelpolitik açısından Rusya ile yakınlaşmayı romantikleştiren ya da bu yönde çalışan” seslerin gelecekte “daha az duyulmasının” muhtemel olduğunu da kabul ediyor.

Dolayısıyla Musk’ın AfD’yi desteklemesi, yazara göre, Alman aşırı sağının bir bölümünün transatlantik entegrasyonunun parçası olarak görülmeli.

Diplomasi

AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.

Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.

Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.

Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.

Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.

Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.

Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.

Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.

Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.

Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.

Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:

“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”

Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı. 

Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.

Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı. 

Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.

Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.

Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı. 

Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.

Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English