Avrupa
Fransız Marianne dergisi, ordunun Ukrayna’ya dair gizli raporlarını ifşa etti

Fransız Marianne dergisinde yer alan makalede, Fransız ordusunun Ukrayna’daki durumla ilgili ‘bir dizi gizli savunma raporundan’ detaylara yer verildi.
Devam eden çatışmaların Ukrayna açısından son derece kasvetli göründüğüne dikkat çekilen makalede, bu durumun Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO askerlerini savaş alanına gönderme yönündeki son açıklamalarını kısmen izah ediyor olabileceğine dikkat çekildi.
‘Ukrayna ordusunun zaferi artık imkansız görünüyor’
Makalede, “Marianne’nin ulaştığı raporlarda, Ukrayna’nın karşı taarruzunun ‘giderek çamura ve kana bulandığını ve herhangi bir stratejik kazanım sağlamadığını’ ve Kiev ile Batılı genelkurmaylar tarafından tasarlanan planlamasının ‘felaket’ olduğu yazıyor: ‘Planlamacılar, Rusya’nın ilk savunma hatları aşıldığında tüm cephenin çökeceğini düşünüyordu. Bu temel ön aşamalar, düşmanın savunmadaki manevi güçleri, yani Rus askerinin arazide tutunma iradesi dikkate alınmadan yürütüldü,” denildi.
Ayrıca raporların Ukraynalı asker ve subayların eğitiminin yetersiz olduğuna da vurgu yaptığı vurgulanan makalede, subay eksikliği ve yaşlı askerlerin fazla sayıda olması nedeniyle Ukrayna’dan gelen ve genelde ‘en fazla üç hafta’ eğitim gören bu askerlerin, Rusya’nın zapt edilemez olduğu ispatlanan tahkimat hattına saldırmaya gönderildiğine dikkat çekildi.
Makalede şu ifadeler yer aldı:
“Ukrayna birliklerinin bu hattı herhangi bir hava desteği olmadan, eski Sovyet teçhizatından daha az verimli olan (eski, bakımı kolay ve bozulmuş modda kullanılabilen) farklı Batı teçhizatıyla yarma umudu yoktu. Buna bir de Rusya’nın elektronik karıştırma alanındaki süper hakimiyetinin Ukrayna tarafında insansız hava araçları ve komuta sistemlerinin kullanımını bloke etmesi eklendi.
Diğer yandan raporda, Rusya ordusunun bugün savunma modunu düşünmek ve uygulamak için ‘taktik ve teknik’ referansa sahip olduğu kaydedildi: ‘Moskova’nın savunma tesisleri inşa etmesine olanak tanıyan ağır mühendislik ekipmanına sahip olmasının (Ukrayna tarafında bu malzemenin neredeyse hiç bulunmaması ve Batılıların bunu hızlı bir şekilde tedarik etmesinin imkansızlığının) yanı sıra, Surovikin hattı olarak bilinen 1200 kilometrelik cephe büyük ölçüde mayınlanmış durumda.’
Raporlar ayrıca Ukrayna’nın aksine ‘Rusların operasyonel dayanıklılığı sağlamak için yedek birliklerini iyi yönettiğinin’ altını çiziyor. Bu belgeye göre Moskova, birliklerini tamamen yıpranmadan takviye ediyor, acemi askerleri deneyimli birliklerle karıştırıyor, geride düzenli dinlenme süreleri sağlıyor ve ‘öngörülemeyen olayları yönetmek için her zaman tutarlı bir yedek kuvvete sahip’. Raporda, bunun Batı’da yaygın olan, Rusya ordusunun birliklerini saymadan katliama gönderdiği fikrinden son derece uzak olduğuna dikkat çekiliyor.
‘Bugüne kadar Ukrayna genelkurmayı, Rusyalı muadillerini savunma hattını aşmaya zorlayabilecek kolordu seviyesinde ordular arası manevra kabiliyetine sahip kritik bir kara kuvvetleri kitlesine sahip değil’ kanaatine varan gizli savunma raporuna göre ‘en vahim analiz ve muhakeme hatası, çatışmaları durdurmak için yalnızca askeri çözümler aramaya devam etmek olacak’. Bir Fransız subay özetle şunları söylüyor: ‘Mevcut güçler göz önüne alındığında, Ukrayna’nın bu savaşı askeri olarak kazanamayacağı aşikar.'”
‘Savaş aralık ayında kritik bir aşamaya girdi’
Makalede şöyle devam edildi:
“2024 yılı için hazırlanan ileriye dönük bir rapor, ‘Ukraynalı askerlerin savaş gücü derinden etkilenmiş durumda” diyor. Kiev’den dönen bir subay, Zelenskiy’in ayda 35 bin askere ihtiyacı var, bunun yarısını bile toplamıyor, Putin ise ayda 30 bin gönüllüden oluşan bir havuzdan yararlanıyor’ diye gözlemde bulunuyor. Donanım açısından da denge aynı şekilde bozuk: 2023’teki başarısız taarruz Kiev’in 12 muharip tugayının yarısını ‘taktiksel olarak yok etti’.
O zamandan beri Batı yardımı hiç bu kadar düşük olmamıştı. Dolayısıyla bu yıl Ukrayna’nın hiç taarruz başlatamayacağı aşikar. Rapor, ‘Batı, insansız hava araçları ya da başıboş mühimmat üretmek için 3D yazıcılar tedarik edebilir ama asla insan basamaz’ diyor. ‘Durum göz önüne alındığında, Ukrayna ordusunun savaşçılarla değil ama takviye kuvvetlerle güçlendirilmesine karar verilmiş olabilir, böylece Ukraynalı askerlerin cephe için serbest kalması sağlanabilir’ diyen üst düzey bir subay, sivil kıyafetli Batılı askeri personelin ‘arttığını’ doğruluyor. ‘New York Times’ın bir CIA kampını ziyaret etmesine izin veren Amerikalıların yanı sıra epeyce Britanyalı da var’ diyen bir askeri yetkili, Fransız özel kuvvetlerinin, özellikle de eğitim misyonlarına katılanların varlığını inkar etmiyor.
‘Rusya’nın yeni bir atılım yapma riski gerçek’
17 Şubat’ta Kiev, Donetsk’in kuzey banliyölerinde bulunan ve o zamana kadar müstahkem bir kale olan Avdeyevka kentini terk etmek zorunda kaldı. Avdeyevka savaşına ilişkin bir raporda ‘Avdeyevka, Rusça konuşulan Donbass’ta Ukrayna direnişinin hem kalbi hem de sembolüydü’ denilerek bir dizi ders çıkarılıyor. Bu belgede “Ruslar kenti bölümlere ayırarak ve özellikle de ilk kez büyük ölçekte süzülen bombalar kullanarak operasyon yöntemlerini değiştirdiler’ ifadelerine yer veriliyor. 155 mm’lik bir top mermisi 7 kilogram patlayıcı taşırken, süzülen bomba 200 ila 700 kilogram arasında patlayıcı taşıyor ve böylece 2 metreden daha kalın beton yapıları delebiliyor. Günde 1000’den fazla asker kaybeden Ukrayna savunması için bu tam bir cehennem. Dahası, Ruslar yerdeki akustik tespit sistemlerini engellemek için hafif piyade silahlarında ses bastırıcılar kullanıyor.
‘Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin geri çekilme kararı sürpriz oldu’ diyen son rapor, yaşananların ‘ani ve hazırlıksız’ olduğunu vurguluyor ve bu seçimin ‘Ukrayna komutanlığı tarafından kararlaştırılmış olmaktan razı olunmuş’ olmasından korkarak olası bir ‘kaos’ başlangıcına işaret ediyor.
Belge şu uyarıyı yapıyor: ‘Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, saldırganların çabalarına maruz kalan bir cephe kesimini elde tutmak için insan ve malzeme kapasitesine sahip olmadıklarını taktiksel olarak gösterdi. Ukrayna’nın Avdeyevka’daki başarısızlığı, ‘seçkin’ bir tugayın – 3. Azov Hava Taarruz Tugayı – acil olarak konuşlandırılmasına rağmen, Kiev’in çöken bir cephe sektörünü yerel olarak restore etme yeteneğine sahip olmadığını gösteriyor.’
Rusların bu taktiksel başarıyla ne yapacakları henüz belli değil. Tüm cephe hattını ‘kemirme ve yavaşça sarsma’ şeklindeki mevcut moda devam mı edecekler, yoksa ‘derinlemesine yarma’ arayışına mı girecekler? ‘Avdeyevka’nın arkasındaki arazi buna izin veriyor’ diyen bu son belge, Batılı kaynakların ‘Maskirovka’, yani ‘güçlüyken zayıf görünme’ uygulamasında usta olan Rusları ‘hafife alma’ eğiliminde olduğu uyarısında da bulunuyor. Bu analize göre, iki yıllık savaşın ardından Rusya kuvvetleri, ‘Ukrayna ordusunun sürekli yıpratılmasına dayanan yavaş ve uzun yoğunluklu bir savaş’ yürütmelerine olanak tanıyan ‘operasyonel dayanıklılık geliştirme’ kabiliyetlerini göstermiş oldular.”
Avrupa
Alman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu

Alman tarihçi Manfred Kittel, II. Dünya Savaşı’nın sorumlusunun, Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesine “yeşil ışık” yakan Sovyet lideri Stalin olduğunu öne sürdü.
Daha önce de savaşa dair “revizyonist” görüşleri ile gündem olan Kittel, bu görüşlerini Almanya’nın etkili ana akım gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (faz) tam sayfalık bir yazıyla dile getirdi.
Kittel’e göre Sovyetler Birliği, “Avrupa’da savaş ihtiyacının itici gücüyle”, 23 Ağustos 1939’da Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’nı imzalayarak Almanya’nın Polonya’yı işgaline “yeşil ışık” yaktı.
Makalede, Adolf Hitler’in savaşa yönelik “neredeyse içgüdüsel eğiliminin” “yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmasını” mümkün kılan şeyin bu olduğu savunuluyor.
Buna göre “bilinçli olarak hareket eden Stalin” bu şekilde II. Dünya Savaşı’nda “suç ortağı” haline geldi.
Manfred Kittel, yıllar önce Berlin merkezli Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı’nda, kendi liderliği altında aşırı revizyonist eğilimlerin gün yüzüne çıkmasıyla manşetlere çıkmıştı.
Şu anda da Kittel, Stalin’in 1939’da savaşın patlak vermesindeki “suç ortaklığını” eleştiriyor ve “Rus emperyalizminin ölümcül rolünü […] açık ve net bir şekilde ortaya koymaya” çalışıyor.
Kittlel, 2025 yılında da Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı bir “imha savaşı” olarak nitelendirmişti.
Almanya’da “revizyonizmin” ana akımlaşması sürüyor
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Kittel, 2009 yılından itibaren daha geniş bir kitle tarafından tanınmaya başlamıştı.
O dönemde, 2008 yılının sonlarında zorla göç konusunda Berlin’de bir belgeleme merkezi kurmak amacıyla kurulan Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı’nın müdürü olarak atanmıştı.
Merkezin odak noktası, II. Dünya Savaşı sırasında Almanların işlediği toplu suçların bir sonucu olarak Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki çeşitli ülkelerden gelen Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesini ele almaktı.
Kittel, 1993’te yayımlanan tezinin tematik odağına rağmen vakfın direktörlüğüne atanmıştı.
Tarihçi tezinde, Nazi suçlarının Şansölye Konrad Adenauer döneminde, yani Federal Cumhuriyet’in ilk yıllarında zaten yeterince ele alındığını savunmuş ve buna itiraz eden herkesin, iddiasına göre, bir “pişmanlık zihniyeti”nin önünü açtığını öne sürmüştü.
O, “geniş halk kitlelerini” “geçmişle yüzleşmeye” teşvik etmeye çalışmanın “yanlış yönlendirilmiş bir halk eğitimi” niteliğinde olduğunu savunuyordu.
2008 yılında, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen Münih Çağdaş Tarih Enstitüsü’nde (IfZ) Kittel’in koordinasyonunda, mülteci derneklerindeki yetkililerin Nazi geçmişine ilişkin bir “fizibilite çalışması” yürütülmüştü.
Yazar, toplu katliamlara karışmış bir SS Obersturmführer’e ilişkin olarak, bu kişinin “içten içe de bir Nasyonal Sosyalist olup olmadığının” tespit edilemediğini iddia etmişti.
Polonya, “işgal altındaki Doğu Prusya” olarak görülüyor
Kittel’in liderliğinde Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı birkaç kez manşetlere çıktı.
2010 yazında, vakfın yönetim kurulunun hem asil hem de yedek üyelerinin açıkça revizyonist görüşler savunduğu ortaya çıktı.
Örneğin, yönetim kurulu üyelerinden biri, Polonya’nın kuzeydoğusuna (“Doğu Prusya”) yaptığı bir geziyi bir zamanlar “işgal altındaki bir ülkeye yolculuk” olarak nitelendirmişti.
Bir yedek üye ise bir gazete makalesinde, Polonya’nın II. Dünya Savaşı’nda bir miktar sorumluluk taşıyabileceğini öne sürmüştü.
Makalede ayrıca, “Danzig Savaşı’nı küresel bir çatışmaya dönüştürenin” Büyük Britanya olduğu savunulmuştu.
“Alman acılarının” abartılması
Kittel’in liderliğindeki vakıf, 2014 sonbaharında Berlin’deki Deutsches Historisches Museum’da [Alman Tarih Müzesi] bir sergi açarak son bir skandala yol açtı.
Bu sergi, zorla göç konusuna odaklanacak planlanan belgeleme merkezinin bir nevi ön projesiydi.
Sergi, Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesinin nedeni olarak Nazi kitlesel suçlarını göz ardı etmekle kalmadı; aynı zamanda kurban sayılarını da aşırı derecede abarttı.
Örneğin, sergide “Polonya, Bohemya ve Doğu Prusya’dan zorla sürgünler sırasında iki milyondan fazla Alman hayatını kaybetti” iddiasında bulunuldu.
Buna karşılık, Alman Tarih Müzesi, “1944 ile 1947 yılları arasında, yeniden yerleştirme süreçlerinde en fazla 600.000” kişinin öldüğünü belirtti; bu rakam bilimsel kanıtlarla destekleniyordu.
Savaş sonrası Alman sürgünlerine “soykırım” yakıştırması
O dönemde sergi, bardağı taşıran son damla oldu. Polonyalı ve Çek tarihçiler ile vakfın yönetim organlarından geçici veya kalıcı olarak çekilen Yahudiler Merkez Konseyi’nin yıllarca süren protestolarının ardından Kittel, 2014’ün sonlarında görevinden istifa etmek zorunda kaldı.
Ne var ki Kittel, yerinden edilmiş Alman topluluklarının temsilcileri içinde önde gelen bir figür olmaya devam etti.
Aldığı diğer nişanların yanı sıra, 2015’te Südet Almanları Derneği’nden İnsan Hakları Ödülü’nü aldı.
Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesinin “soykırım” olarak sınıflandırılmasını defalarca ve açıkça savundu.
Tarihçi bir süredir Sovyetler Birliği ve Rusya’nın politikaları hakkında da daha sık yorumlarda bulunuyor.
Örneğin, Kittel Nisan 2025’te yazdığı yazıda, yeniden yerleşim sürecinin Kremlin tarafından desteklendiğini, çünkü bunun savaş sonrası Almanya’da “Orta Avrupa’nın kalbinde aşırı nüfuslu bir kriz yuvası” yaratmak için fırsat sunduğunu savundu.
Ona göre Doğu’dan gelen yerinden edilmiş Almanların “kargaşa ve toplumsal çürümenin kaynağı” haline getirilmesi amaçlanmıştı ve bu, olayların “Rus imparatorluk bağlamı”ydı.
Kittel, “Büyük Rus emperyalizmi”nin Hitler’den çok önce var olduğunu ve “Hitler olmasa bile günümüze kadar” devam ettiğini belirtiyordu; örneğin, Ukrayna’ya karşı “devam eden imha savaşı biçiminde.”
Sovyetler Birliği’nin “suç ortaklığı”
Geçen hafta Kittel, II. Dünya Savaşı’ndaki “suç ortaklığını” Sovyetler Birliği’ne atfetme noktasına kadar gitti ve böylece Nazi Almanya’sının tek başına sorumlu olduğunu inkar etti.
faz’da yayınlanan tam sayfa bir makalede Kittel, öncelikle tarihçi Klaus Hildebrand’dan alıntı yaptı.
Hildebrand, 1986 ve 1987 yıllarındaki “Tarihçiler Tartışması” (Historikerstreit) sırasında Nasyonal Sosyalizm hakkında olayı “göreceleştirici” açıklamalar yapmakla suçlanmıştı.
Hildebrand’a göre, Sovyetler Birliği’nin politikası “Avrupa’da savaş ihtiyacının dayattığı” bir şeydi.
Kittel, 23 Ağustos 1939 tarihli Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ile Moskova’nın Alman Reich’ına “yeşil ışık yaktığını”, “Alman savaş çabalarını desteklediğini” ve böylece Hitler’in savaşa yönelik “adeta içgüdüsel eğiliminin” “yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmasını” mümkün kıldığını yazdı.
Kittel, kişisel değerlendirmesinde, “bilinçli hareket eden bir Stalin’in” 1939 gibi erken bir tarihte bile kendisini “suç ortağı” haline getirdiğine vardı.
Bu iddia, yaklaşık 27 milyon ile Alman imha savaşında açık ara en fazla can kaybına uğrayan ülkeye yönelik.
Kittel, Münih Anlaşması’nda Çekoslovakya’nın bazı bölgelerinin ilhakına göz yummalarından, Nazi İmparatorluğu’na karşı Moskova ile işbirliği yapmayı reddetmelerine kadar Batı güçlerinin eylemlerini tutarlı bir şekilde savunuyor.
Alman-Sovyet paktına karşı “ulusal anma günü” önerisi
Sonuç olarak Kittel, Federal Almanya’ya “hatırlama kültüründe bir dengesizlik” atfediyor.
Yani bir yandan “Nazi imha emperyalizminin suçlarına giderek yoğunlaşan odaklanma” ile diğer yandan “Rusya’daki Çarlık ya da Stalinist tipteki daha geleneksel toprak emperyalizminin bastırılmış günahları” arasında bir dengesizlik olduğunu savunuyor.
Kittel, bunun “ciddi siyasi sonuçları olan bir dengesizlik” oluşturduğunu düşünüyor. O, dönemin Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Mayıs 2020’de, “sadece Almanya’nın 1939’da Polonya’ya karşı savaşı başlattığını” ve dolayısıyla II. Dünya Savaşı’nın sorumluluğunu üstlendiğini ısrarla savunmasını “anlamakta zorlandığını” belirtiyor.
Kittel, “1939’da savaşın patlak vermesindeki Stalin’in suç ortaklığını ve Rus emperyalizminin halen devam eden, felaket getiren rolünü açık ve net bir şekilde ortaya koymanın ‘her zamankinden daha önemli’ olduğunu” düşünüyor.
Amacını ilerletmek için Kittel, 23 Ağustos’un “Hitler-Stalin Paktı’nın anma günü” olarak Almanya’da “ulusal anma günü” ilan edilmesini istiyor.
Avrupa Parlamentosu, Eylül 2019’da da benzer bir girişimde bulunmuştu. O dönemde, bir kararla 23 Ağustos’un AB genelinde “Totaliter Rejimlerin Kurbanları için Avrupa Anma Günü” olarak ilan edilmesini talep etmişti.
Kararda, diğer hususların yanı sıra, II. Dünya Savaşı’nın “Nasyonal Sosyalist Alman Reich’ı ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan ve ‘Hitler-Stalin Paktı’ olarak da bilinen meşhur saldırmazlık paktının doğrudan bir sonucu olarak ‘patlak verdiği’” ileri sürülmüştü.
AP’ye göre bu iki devlet, “dünya hakimiyeti hedefini eşit ölçüde güden (…) totaliter (…) rejimler”di.
Avrupa
Volkswagen CEO’su Blume “alarm veriyor”

Volkswagen CEO’su Oliver Blume, otomobil üreticisinin “kritik sınırın ötesinde” bir durumda olduğu uyarısında bulundu.
Şirketin intranetinde yayınlanan ve AFP’ye gönderilen bir röportajda Blume, Volkswagen ve Alman otomotiv endüstrisinin, küresel olumsuzluklar ve Çinli rakipler nedeniyle “tarihlerinin en büyük sarsıntısıyla” karşı karşıya olduğunu söyledi.
Otomobil üreticisi, büyük çaplı işten çıkarmaları değerlendiriyor ve önümüzdeki günlerde Blume, şirketin planları hakkında güncel bilgiler vermek üzere Volkswagen’in Wolfsburg’daki genel merkezinde ve Zwickau ile Emden’deki tesislerinde çalışanlarla bir araya gelecek.
Blume röportajda, fabrika kapatmalarına ilişkin henüz bir karar alınmadığını belirtmekle birlikte, “Emden, Hannover, Zwickau ve Neckarsulm’daki fabrikaların 2030’larda kârlı kalabilmelerine yönelik şu anda herhangi bir yol göremedikleri” şeklindeki şirketin tutumunu yineledi.
Şirketin ayrıca Avrupa’da yıllık 500.000 araçlık bir üretim fazlasıyla başa çıkmak zorunda olduğunu da sözlerine ekledi.
Blume, fabrikaların kapatılmasının her zaman “en son ve en pahalı çözüm” olacağını belirtti.
Otomobil üretiminin durdurulabileceği tesislerde Volkswagen’in başka “endüstriyel çözümler” araştırdığını da ekleyen Blume, Osnabrück’teki fabrikasının kullanımı konusunda savunma sanayinden şirketlerle ileri aşamadaki görüşmelere işaret etti.
Temmuz ayında Blume, Volkswagen denetim kuruluna tasarruf planlarını sunmuş fakat herhangi bir karar alınmamıştı.
Alman basını o dönemde, Volkswagen Grubu’nun ana hissedarı olan ve oy haklarının %20’sine sahip Aşağı Saksonya eyalet hükümetinin planları onaylamayı reddettiğini bildirmişti.
Grup halihazırda 50.000 kişilik işten çıkarma kararı almıştı ve Blume, 37.000 çalışanla anlaşmaya varıldığını belirtti.
Blume, otomotiv devi adına çalışanlara “el ele vermeleri” çağrısında bulundu ve “Şirketteki herkes bu planı desteklerse başarılı olabiliriz,” dedi.
IG Metall sendikasının başkanı cuma günü yönetimi sert bir şekilde eleştirdi ve fabrika kapanmalarına direneceğine söz verdi.
Christiane Benner, Wirtschaftswoche haftalık dergisine verdiği demeçte, “Volkswagen çalışanları zaten ağır ve acı verici kesintileri kabul etmek zorunda kaldı ve şimdi de bir tokat daha yiyorlar,” dedi.
Avrupa
AB, Ukrayna’ya 6,1 milyar avroluk desteği onayladı

AB, Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinin artan Rus füze ve insansız hava aracı saldırılarını püskürtmekte zorlandığı bir ortamda, ülkeye 6,1 milyar avroluk yeni bir fon tahsis etmeyi onayladı.
Ukrayna, AB destek kredisinden sağlanan bu parayı, zor durumda olan hava savunmasını güçlendirmek ve diğer askeri ihtiyaçlarını karşılamak için kullanabilir.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, hafta sonu yaptığı açıklamada, ülkesinin bu yıl AB’den toplam 30 milyar avroluk destek beklediğini belirtti.
Avrupa Komisyonuna göre, yeni fon hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ve radarları karşılamak üzere ayrıldı.
Rus hava saldırılarıyla ağır darbe alan Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinde özellikle balistik füze önleyiciler konusunda eksiklik yaşanıyor.
6,1 milyar avro, 90 milyar avroluk Ukrayna Destek Kredisi’nin bir parçası ve gelecekteki silah alımları için halihazırda onaylanmış olan 16 milyar avroya ekleniyor.
Bu 16 milyar avronun 8,35 milyar avrosu, her bir ödemenin AB’nin somut satın alma sözleşmelerini onaylamasına bağlı olması nedeniyle, şu ana kadar ödenmiş durumda.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen bugün (24 Ağustos) yaptığı basın açıklamasında, “Rusya saldırılarını yoğunlaştırırken, Ukrayna’nın halkını koruması ve hava sahasını savunmasına yardımcı olmak için adımlar atıyoruz. Avrupa, Ukrayna’nın yanındadır ve ihtiyaç duyduğu anda ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlayacağız,” dedi.
Komisyon, fonun büyük bir kısmının Avrupa yapımı savunma teçhizatına harcanacağını belirtti.
AB yürütme organı, “stokların eritilmesi, siparişlerin önceliklerinin yeniden belirlenmesi ve üretimin artırılması yoluyla AB tedariklerinde önemli bir artışa” ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Zelenskiy, sosyal medyada yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın gelecek yılın başında ordusuna yeterli teçhizat sağlamak için 7 milyar ila 9 milyar avroya ihtiyacı olacağını söyledi. Maaşlar ve diğer harcamalar için ise 17 milyar avro daha gerekecek.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın da aralarında bulunduğu “İstekliler Koalisyonu” temsilcileri, Ukrayna’ya ek destek konusunu görüşmek üzere şu anda Kiev’de toplanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise önleme sistemlerinin teslimatını hızlandıracağına dair taahhütte bulundu.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını7 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor









