Diplomasi
Güney Kore, ABD’nin ‘Japonya tarzı’ ticaret anlaşması baskısına direniyor

Güney Kore ve ABD, ticaret anlaşmasının şartlarını kesinleştirmek için uğraşıyor. Seul, milyarlarca dolarlık sermayenin ABD’de nereye yatırılacağına Donald Trump’ın karar vermesine izin vermesi için Washington tarafından yapılan baskıya direniyor.
Seul’un ticaret bakanı Yeo Han-koo, iki tarafın Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık Amerikan yatırımı yapacağı ve karşılığında ABD’nin gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 15’e düşüreceğini açıklamasından iki aydan fazla bir süre sonra, ABD ticaret temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmek üzere Washington’da bulunuyor.
“Sorun ayrıntılarda yatıyor. Ayrıntılar üzerinde gergin müzakereler yürütüyoruz” dedi Yeo, pazartesi günü Washington’a vardığında.
Görüşmelere aşina olan birkaç kişinin Financial Times’a aktardığına göre, Güney Kore hükümeti, Trump’ın yüz milyarlarca dolarlık sermayesinin ABD’de nereye yatırılacağına karar vermesine izin vermek için Japonya’nın izinden gitmesi konusunda Washington’un ısrarına karşı çıkıyor. İlişkiler, Georgia’da yapılan bir göçmenlik baskınında yüzlerce Koreli işçinin gözaltına alınmasıyla da gerginleşti.
Güney Kore’nin yeni lideri Lee Jae Myung geçen hafta, “Rasyonel veya adil olmayan müzakereler yapmayacağız, bu yüzden zor” dedi. “Yüzeysel olarak, devam eden görüşmeler sert, agresif, aşırı, irrasyonel ve mantıksız görünüyor, ancak nihai sonuç rasyonel olacak” diye ekledi.
Anlaşma temmuz ayı sonunda açıklandığında, ABD başkanı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, Asya’nın dördüncü büyük ekonomisinin “ABD’nin sahip olduğu ve kontrol ettiği, başkan olarak benim seçtiğim yatırımlar için ABD’ye 350 milyar dolar vermeyi” kabul ettiğini yazdı.
Ancak Lee’nin politika başkanı Kim Yong-beom, fonların çoğunun devlet tarafından işletilen finans kurumları tarafından sunulan krediler ve garantilerden geleceğini ve ayrıca Kore şirketlerinin ABD’de halihazırda taahhüt ettiği on milyarlarca doları da içereceğini belirterek hemen karşı çıktı.
Japonya, ticaret anlaşmasının bir parçası olarak 550 milyar dolarlık projeleri finanse etmeyi kabul ettikten sonra Güney Kore üzerindeki baskı arttı. Bu, Japon ihracatının yüzde 15’lik gümrük vergisine tabi olacağı ve Japon otomobil şirketlerine, hala yüzde 25’lik gümrük vergisine tabi olan Koreli rakiplerine göre açık bir avantaj sağlayacağı anlamına geliyor.
ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick geçen hafta CNBC’ye verdiği röportajda, “Japonlar sözleşmeyi imzaladı. Koreliler ya anlaşmayı kabul edecek ya da gümrük vergilerini ödeyecek. Durum çok net. Gümrük vergilerini ödeyin ya da anlaşmayı kabul edin” dedi.
Ancak üst düzey Güney Koreli yetkililer, ülkelerinin daha düşük döviz rezervleri ve ABD ile döviz takas anlaşması olmaması nedeniyle Japonya’nın anlaşmasını taklit edemeyecek durumda olduğunu söylüyor.
Washington’daki Asia Group danışmanlık şirketinin genel müdürü Jennifer Lee, Güney Kore wonunun “küresel piyasalarda Japon yeniye kıyasla önemli ölçüde daha dalgalı olduğunu ve Kore’nin döviz rezervlerinin – Japonya’nın yaklaşık üçte biri kadar – nispeten sınırlı olduğunu” söyledi.
“Sonuç olarak, Güney Kore ABD-Japonya yatırım anlaşmasını taklit ederse, döviz piyasası oldukça dalgalı hale gelebilir ve won üzerinde önemli bir aşağı yönlü baskı riski ortaya çıkabilir” dedi.
Teorik olarak, 350 milyar dolarlık rakamın 100 milyar doları ABD’nin enerji alımlarına, 150 milyar doları ise “Make America Shipbuilding Great Again” (Amerika’nın Gemi İnşa Sektörünü Yeniden Büyük Yap) adlı ortak gemi inşa girişimine ayrılmıştı. Seul, ABD’deki Kore yatırım projeleri için kredi ve borç garantisi sağlayacağını açıkladı.
Ancak Kore’deki holdingleri ve sanayi gruplarını temsil eden birçok kişi, bu yatırım için herhangi bir hesaplama veya zaman çizelgesi görmediklerini söyledi. Eski Kore ticaret müzakerecisi ve Seul’deki Ewha Womans Üniversitesi’nde emeritus profesör olan Choi Byung-il, “Kore’nin ABD’ye yaptığı yatırım rakamının dağılımı yok ve kimlerin ne kadar yatırım yaptığı bilinmiyor” dedi.
Bazı yorumcular, göçmenlik baskınının sonuçlarının görüşmeleri zorlaştıracağını savundu.
Eski ABD ticaret müzakerecisi ve şu anda Asia Society düşünce kuruluşunda görev yapan Wendy Cutler, “Kore şirketleri, çalışanlarının göçmenlik görevlileri tarafından götürülmesini dehşetle izledi ve bu durum, şimdi yeni yatırımlar yapmaları istenmesi konusunda bir soğukluk yarattı” dedi.
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak










