Bizi Takip Edin

Diplomasi

Güney Kore, ABD’nin ‘Japonya tarzı’ ticaret anlaşması baskısına direniyor

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD, ticaret anlaşmasının şartlarını kesinleştirmek için uğraşıyor. Seul, milyarlarca dolarlık sermayenin ABD’de nereye yatırılacağına Donald Trump’ın karar vermesine izin vermesi için Washington tarafından yapılan baskıya direniyor.

Seul’un ticaret bakanı Yeo Han-koo, iki tarafın Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık Amerikan yatırımı yapacağı ve karşılığında ABD’nin gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 15’e düşüreceğini açıklamasından iki aydan fazla bir süre sonra, ABD ticaret temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmek üzere Washington’da bulunuyor.

“Sorun ayrıntılarda yatıyor. Ayrıntılar üzerinde gergin müzakereler yürütüyoruz” dedi Yeo, pazartesi günü Washington’a vardığında.

Görüşmelere aşina olan birkaç kişinin Financial Times’a aktardığına göre, Güney Kore hükümeti, Trump’ın yüz milyarlarca dolarlık sermayesinin ABD’de nereye yatırılacağına karar vermesine izin vermek için Japonya’nın izinden gitmesi konusunda Washington’un ısrarına karşı çıkıyor. İlişkiler, Georgia’da yapılan bir göçmenlik baskınında yüzlerce Koreli işçinin gözaltına alınmasıyla da gerginleşti.

Güney Kore’nin yeni lideri Lee Jae Myung geçen hafta, “Rasyonel veya adil olmayan müzakereler yapmayacağız, bu yüzden zor” dedi. “Yüzeysel olarak, devam eden görüşmeler sert, agresif, aşırı, irrasyonel ve mantıksız görünüyor, ancak nihai sonuç rasyonel olacak” diye ekledi.

Anlaşma temmuz ayı sonunda açıklandığında, ABD başkanı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, Asya’nın dördüncü büyük ekonomisinin “ABD’nin sahip olduğu ve kontrol ettiği, başkan olarak benim seçtiğim yatırımlar için ABD’ye 350 milyar dolar vermeyi” kabul ettiğini yazdı.

Ancak Lee’nin politika başkanı Kim Yong-beom, fonların çoğunun devlet tarafından işletilen finans kurumları tarafından sunulan krediler ve garantilerden geleceğini ve ayrıca Kore şirketlerinin ABD’de halihazırda taahhüt ettiği on milyarlarca doları da içereceğini belirterek hemen karşı çıktı.

Japonya, ticaret anlaşmasının bir parçası olarak 550 milyar dolarlık projeleri finanse etmeyi kabul ettikten sonra Güney Kore üzerindeki baskı arttı. Bu, Japon ihracatının yüzde 15’lik gümrük vergisine tabi olacağı ve Japon otomobil şirketlerine, hala yüzde 25’lik gümrük vergisine tabi olan Koreli rakiplerine göre açık bir avantaj sağlayacağı anlamına geliyor.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick geçen hafta CNBC’ye verdiği röportajda, “Japonlar sözleşmeyi imzaladı. Koreliler ya anlaşmayı kabul edecek ya da gümrük vergilerini ödeyecek. Durum çok net. Gümrük vergilerini ödeyin ya da anlaşmayı kabul edin” dedi.

Ancak üst düzey Güney Koreli yetkililer, ülkelerinin daha düşük döviz rezervleri ve ABD ile döviz takas anlaşması olmaması nedeniyle Japonya’nın anlaşmasını taklit edemeyecek durumda olduğunu söylüyor.

Washington’daki Asia Group danışmanlık şirketinin genel müdürü Jennifer Lee, Güney Kore wonunun “küresel piyasalarda Japon yeniye kıyasla önemli ölçüde daha dalgalı olduğunu ve Kore’nin döviz rezervlerinin – Japonya’nın yaklaşık üçte biri kadar – nispeten sınırlı olduğunu” söyledi.

“Sonuç olarak, Güney Kore ABD-Japonya yatırım anlaşmasını taklit ederse, döviz piyasası oldukça dalgalı hale gelebilir ve won üzerinde önemli bir aşağı yönlü baskı riski ortaya çıkabilir” dedi.

Teorik olarak, 350 milyar dolarlık rakamın 100 milyar doları ABD’nin enerji alımlarına, 150 milyar doları ise “Make America Shipbuilding Great Again” (Amerika’nın Gemi İnşa Sektörünü Yeniden Büyük Yap) adlı ortak gemi inşa girişimine ayrılmıştı. Seul, ABD’deki Kore yatırım projeleri için kredi ve borç garantisi sağlayacağını açıkladı.

Ancak Kore’deki holdingleri ve sanayi gruplarını temsil eden birçok kişi, bu yatırım için herhangi bir hesaplama veya zaman çizelgesi görmediklerini söyledi. Eski Kore ticaret müzakerecisi ve Seul’deki Ewha Womans Üniversitesi’nde emeritus profesör olan Choi Byung-il, “Kore’nin ABD’ye yaptığı yatırım rakamının dağılımı yok ve kimlerin ne kadar yatırım yaptığı bilinmiyor” dedi.

Bazı yorumcular, göçmenlik baskınının sonuçlarının görüşmeleri zorlaştıracağını savundu.

Eski ABD ticaret müzakerecisi ve şu anda Asia Society düşünce kuruluşunda görev yapan Wendy Cutler, “Kore şirketleri, çalışanlarının göçmenlik görevlileri tarafından götürülmesini dehşetle izledi ve bu durum, şimdi yeni yatırımlar yapmaları istenmesi konusunda bir soğukluk yarattı” dedi.

Diplomasi

İran savaşı, Rusya-BAE ilişkilerini nasıl etkiledi?

Yayınlanma

Y. M. Primakov Dış Politika İşbirliği Merkezinin hazırladığı “Bölgesel Kriz Koşullarında Rusya ve BAE’nin Dış Politika Sinerjisi: Fırsatlar ve Riskler” başlıklı raporda, İran’daki savaş ile Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırıların Rusya ve BAE arasındaki stratejik ortaklığı sınadığı, ancak ekonomik temellerini sarsmadığı belirtiliyor.

Raporun yazarı, HSE Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi Uzmanı Andrey Şelkovnikov, mevcut koşullarda alternatif lojistik güzergahların geliştirilmesi ile İran’ın savaş sonrası yeniden inşasına ortak katılımın umut vadeden işbirliği alanları olabileceğini değerlendiriyor.

Moskova ile Abu Dabi ortaklığını ayakta tutan ve sarsan etkenler

Rapor yazarına göre Rusya-BAE ilişkileri, “elli yıllık diplomatik tarihinin en dinamik dönemlerinden birini” yaşıyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, altı ay içinde ikinci, 2022 başından bu yana ise beşinci kez olmak üzere Ocak 2026’da Moskova’yı ziyaret etti. İki ülke yalnızca son bir yılda hizmet ve yatırım ticareti, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile BAE arasındaki ekonomik ortaklık ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaları imzaladı.

Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov’un verilerine göre 2024 yılında karşılıklı yatırımlar 40 milyar doları aştı; bunun 17 milyar dolarını Emirlikler’in Rusya’daki, 25 milyar dolardan fazlasını ise Rusya’nın BAE ekonomisindeki yatırımları oluşturdu. 2025 yılı ticaret hacmi 12 milyar doların üzerine çıkarak salgın öncesi 2019 seviyesinin (3,5 milyar dolar) yaklaşık dört katına ulaştı. Taraflar bu rakamı beş yıl içinde ikiye katlamayı hedefliyor. Rus tarım ürünleri, teknoloji ve hizmet ihracatının katkısıyla petrol dışı ticaret dört kattan fazla arttı. Emirlikler ayrıca yaptırım koşullarında Rus iş dünyası için önemli bir merkez haline geldi.

Yazar, iki ülke arasındaki siyasi yakınlığı çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik ortak yönelime bağlıyor. BAE, Ocak 2024’te BRICS’e katıldı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı statüsünü aldı ve AEB ile işbirliğini genişletiyor. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Emirlikler, Ukrayna ihtilafında tarafsız bir tutum takındı. Özellikle esir değişimlerine defalarca aracılık eden BAE, 2026 başında Abu Dabi’de Rusya, ABD ve Ukrayna arasında güvenliğe odaklanan üçlü görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Ancak İran çevresindeki çatışmaların başlamasıyla birlikte Moskova ile Abu Dabi ilişkilerinde belirgin bir asimetri ortaya çıktı. Raporda şu değerlendirmeye yer veriliyor: “BAE için İran ulusal güvenliğe yönelik temel bir tehdit niteliği taşırken, Rusya kendi tutumunu hem Tahran ile hem de Moskova’nın bölgedeki stratejik ortakları olan Arap ülkeleriyle ilişkilerini korumayı öngören daha geniş bir stratejik denge zaviyesinden şekillendiriyor.”

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı savaş başlattı. Washington savaşın hedeflerini; İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını imha etmek, deniz kuvvetlerini zayıflatmak ve Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olarak açıkladı. İlk saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili ve asker hayatını kaybetti. Tahran bu saldırılara İsrail’e, Amerikan tesislerine ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ise fiilen durma noktasına getirdi. Taraflar nisan başında Pakistan’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkese vardı; haziran ayında ise 60 günlük bir mutabakat zaptı üzerinde uzlaştı. Resmi geçerliliği 18 Ağustos’ta sona eren bu metne rağmen çatışmalar temmuz ayı başlarında yeniden alevlendi.

Körfez bölgesinde saldırılardan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen BAE, çatışmanın henüz ilk ayında 2 bini aşkın saldırının hedefi oldu. Abu Dabi, Dubai, Şarika ve Füceyre’deki turistik mahalleler, oteller, havalimanları ve petrol tesisleri zarar gördü. Bu gelişmelerin ortasında BAE, 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ grubundan ayrıldı (Abu Dabi bu kararı resmi olarak uzun vadeli enerji stratejisiyle gerekçelendirdi). BAE, 18 Ağustos’ta İran’ı topraklarına balistik füze fırlatma girişiminde bulunmakla suçladı. İddiaları reddeden Tahran’ın bu tutumuna karşılık Abu Dabi, İslam Cumhuriyeti ile yürütülen tüm ticari ve mali işlemleri süresiz olarak durdurdu.

Çatışmaya dair görüş ayrılıkları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamalara da yansıdı. Rusya ve Çin, İran’ın Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısında çekimser oy kullanırken, nisan ayında Bahreyn’in Hürmüz Boğazı’nda uluslararası güçlerin seyrüsefer güvenliğini sağlamasına yetki tanıyan tasarısını veto etti (Emirlikler her iki belgenin hazırlanmasında da yer almıştı). Raporda, Arap ülkelerinin bu tutumu çelişkili duygularla karşıladığı belirtiliyor: Bölge başkentleri Rusya’nın İran ile ilişkilerindeki stratejik çıkarlarını anlasa da Moskova’dan Tahran üzerinde daha sert bir baskı kurmasını bekliyor. Şelkovnikov, Batılı ülkelerin Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialarının (Rus tarafı bunları reddediyor) durumu daha da karmaşıklaştırdığını ifade ediyor.

Ukrayna ile BAE arasında insansız hava araçlarıyla mücadele tecrübesinin paylaşımı da dahil olmak üzere güvenlik ve savunma alanında varılan mutabakat, ikili ilişkilerde yeni bir pürüz yarattı. Uzman, “Bu yakınlaşma, Emirlikler’in tarafsızlığına gölge düşürebileceği için Abu Dabi’nin Rusya-Ukrayna arasındaki arabuluculuk rolü açısından riskler barındırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Şelkovnikov ayrıca Rusya’nın da balistik füzelere ve İHA’lara karşı koyabilmeleri için Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri tedarik edebileceğini vurguluyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Mart 2026’nın sonunda Basra Körfezi ülkelerini kapsayan bir tura çıkarak Suudi Arabistan, BAE ve Katar ile savunma alanında uzun vadeli işbirlikleri konusunda anlaştı. 27 Mart’ta Riyad ile bir mutabakat zaptı, ertesi gün ise Doha ile hükümetler arası bir anlaşma imzalandı. Aynı gün Emirlikler ile güvenlik konularında mutabakata vardıklarını bildiren Zelenskiy, ayrıntıların netleştirilmekte olduğunu belirtti. Nisan ayı sonunda Ukrayna Devlet Başkanı, her üç ülkeyle de “Drone Deal” adı verilen on yıllık anlaşmaların imzalandığını duyurdu. Zelenskiy’nin açıklamasına göre bu anlaşmalar; kritik altyapının yoğun saldırılara karşı korunması deneyiminin aktarılmasını, insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin ve elektronik harp teçhizatının ortaklaşa geliştirilip üretilmesini kapsıyor.

Rusya ve BAE’nin önünde hangi fırsatlar var?

İran etrafındaki kriz, Moskova’nın 1990’lardan bu yana savunduğu Basra Körfezi Bölgesinde Kolektif Güvenlik Konsepti’ne olan ihtiyacı artırdığı kadar bu girişimin hayata geçirilmesini de zorlaştırıyor. Muhtelif zamanlarda güncellenen belgenin son hali, Temmuz 2026’da Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı. Tasarı; askerler arasında doğrudan iletişim hatlarının kurulmasını, silahsızlandırılmış bölgelerin tesisini de içeren silah kontrol anlaşmalarını ve Körfez ülkelerinin topraklarını komşularına saldırmak amacıyla üçüncü tarafların kullanımına açmamasını öngörüyor.

İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkeye ve Irak’a yönelttiği yoğun saldırılar, ABD ile yapılan ikili savunma anlaşmalarına dayalı güvenlik mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Yazarın değerlendirmesine göre Arap monarşilerinin topraklarındaki Amerikan üsleri, bir koruma kalkanı olmaktan ziyade İran saldırılarının açık hedefine dönüştü. Bu tabloda Rusya, Ortadoğulu ortaklarına kendi güvenlik girişimini yeniden hatırlatsa da bu yaklaşım çeşitli engellerle karşılaşıyor. Umman dışındaki Arap ülkelerinin İran’a duyduğu güven sarsılmış durumda; dahası, Rusya’nın Tahran’a destek olarak yorumlanabilecek her adımı ihtiyatla karşılanıyor. Yine de BAE, İran’a yönelik sert söylemlerine rağmen diyalog kapısını tümüyle kapatmıyor ve bölgede kalıcı güvenliğin geçici önlemlerle değil, kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabileceğini vurguluyor.

Şelkovnikov’a göre Moskova’nın önünde çözülmesi gereken birkaç temel mesele bulunuyor: Tahran ile kurulan iletişim kanallarının askeri eylemleri desteklemeye değil, gerilimi düşürmeye hizmet ettiğini Arap ortaklara inandırıcı biçimde aktarmak, güvenlik konseptini değişen askeri gerçekliklere uyarlamak ve İran ile Körfez monarşileri arasındaki güven bunalımının on yıllar boyunca sürebileceğini hesaba katmak. Raporda, “Rusya’nın çatışmaya müdahil olmama çizgisini kararlılıkla sürdürmesi ve kendisini siyasi çözümü kolaylaştıran bir aktör olarak konumlandırmaya odaklanması yerinde bir adım olacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Yazara göre Rusya bu arabuluculuk rolünü; insani koridorların açılmasına katkı sunmak, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik diplomatik çabalarda yer almak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten müzakere zeminleri oluşturmak gibi somut adımlarla güçlendirebilir.

Raporun yazarı, ortaklığın büyüme gösterebileceği somut alanların başında ekonomiyi görüyor. Savaştan önce küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Rusya ve BAE’nin petrol piyasasındaki eşgüdümünün önemini artırdı; nitekim yalnızca Mart 2026’da petrol fiyatları yüzde 50 oranında sıçrama kaydetti. Henüz tam potansiyeline ulaşmamış olsa da lojistik, umut vadeden bir alan olmayı sürdürüyor. Şelkovnikov, Rosatom ile BAE merkezli liman işletmecisi DP World arasında, Kuzey Deniz Yolu üzerinden transit taşımacılığın geliştirilmesini de içeren liman altyapısı yatırımlarına dair mutabakatı hatırlatıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ve Kızıldeniz’deki gerginliğin sürdüğü bir ortamda uzmana göre Rusya ve BAE, Afrika’daki ulaştırma koridorlarını ortaklaşa geliştirebilir; bağlantılı liman ve depolama altyapılarına yatırım yapabilir. Uzman, “Ulaştırma ve lojistik boyutundaki işbirliği potansiyeli Orta Asya ve Kafkasya’da da mevcut; zira AEB’nin ulaştırma projeleri BAE’nin küresel lojistik ağıyla bütünleştirilebilir” tespitinde bulunuyor.

Bir diğer mühim istikamet ise dijitalleşme olarak öne çıkıyor. Yandex dahil olmak üzere Rus şirketleri BAE pazarında faaliyet gösteriyor; ancak Moskova’nın burada BAE’nin ABD ve Çin ile kurduğu teknolojik ortaklıklarla rekabet etmesi gerekecek. Şelkovnikov, “Genişleyen teknoloji işbirliği; büyük veri işleme, siber güvenlik, finansal teknolojiler ve akıllı şehirlerin dijital altyapısı alanlarındaki ortak projeleri kapsayabilir” diyor.

Daha uzun vadede, Ortadoğu’daki çatışmanın çözüme kavuşmasının ardından raporun yazarı, Rusya ve BAE’nin İran altyapısının yeniden inşasına birlikte katılmasını öneriyor. Bu adım yalnızca gerilimin düşürülmesini pekiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda bölgede kalıcı bir güvenlik mimarisinin vazgeçilmez şartı sayılan Arap ülkeleri ile Tahran arasındaki güvenin kademeli olarak yeniden tesis edilmesine de yardımcı olacaktır. Rapor şu tespitle noktalanıyor: “Enerji, lojistik, teknoloji ve insani yardım alanlarındaki işbirlikleri, mevcut krizin yarattığı tüm güçlüklere rağmen ortaklığı ayakta tutabilecek ve geliştirebilecek temel doğrultulardır.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Gönüllüler koalisyonu Ukrayna için çok uluslu güç hazırlığını sürdürüyor

Yayınlanma

Aralarında Fransa ve İngiltere’nin de yer aldığı gönüllüler koalisyonu liderleri, Ukrayna’da olası bir konuşlandırma için çok uluslu güçlerin hazırlıklarına devam etme kararı aldı. İngiltere hükümetinin internet sitesinde yayımlanan ortak bildiride, askeri desteğin süreceği ve Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılacağı belirtildi.

Ukrayna’ya yönelik olası bir barış gücü misyonunu değerlendiren ülkelerin oluşturduğu “gönüllüler koalisyonu”, çatışmaların sona ermesinin ardından Ukrayna’da görevlendirilmek üzere çok uluslu güçlerin hazırlıklarını sürdürme kararı aldı.

Koalisyon liderlerinin imzasını taşıyan ortak açıklama, İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlandı.

Yayımlanan bildiride, “Koalisyon, ateşkes rejiminin yürürlüğe girmesinin ardından Ukrayna’nın gelecekteki güvenliğini ve refahını temin etmeyi amaçlayan siyasi ve hukuki açıdan bağlayıcı kapsamlı güvenlik garantileri çerçevesinde, çatışmaların güvenilir biçimde durdurulması sağlandığı anda Ukrayna çok uluslu güçlerinin konuşlandırılmasına yönelik hazırlıkları sürdürecektir” ifadesine yer verildi.

Koalisyon liderleri ayrıca Kiev yönetimine sağlanan askeri desteğin kesintisiz süreceğini teyit etti. Bu kapsamda Ukrayna’nın hava savunmasının güçlendirilmesi, savunma sanayisi alanındaki işbirliğinin genişletilmesi ve teknoloji paylaşımının artırılması hedefleniyor.

Zirveye katılan liderler, Rusya savunma sanayii ve bu yapıyla bağlantılı şirketlere yönelik yaptırımların sertleştirilmesine hazır olduklarını da kaydetti.

Açıklamada liderlerin, yaptırımlar, daha geniş kapsamlı ekonomik adımlar, yaptırımların delinmesine karşı denetimlerin artırılması ve Rusya’nın gölge filosuna yönelik tedbirler yoluyla Rusya’nın askeri kapasitesini sınırlandırma çabalarını sürdürme konusunda anlaştıkları bildirildi.

Liderler, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’ya yardım sağlanması gerekliliğinin altını çizdi. Bu doğrultuda, Ukrayna Enerji Destek Fonu ve özel ekipman tedariki de dahil olmak üzere ülkenin enerji sektörüne destek verileceği belirtildi.

Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’u aşkın ülkenin yer aldığı gönüllüler koalisyonu, Ukrayna’da muhtemel bir barış gücü operasyonunda görev almayı kabul eden devletleri kapsıyor.

Koordinasyonunu Fransa ve İngiltere’nin üstlendiği koalisyonun kuruluşu, Mart 2025 başında İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından ilan edilmişti.

Daha önce 13 Temmuz’da düzenlenen gönüllüler koalisyonu zirvesinin ardından konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bir barış anlaşmasına varılması halinde Ukrayna’da konuşlandırılması planlanan Avrupalı barış gücü askerlerinin önümüzdeki aylarda tatbikatlara başlayacağını duyurmuştu.

Macron, askerlerin “birlik konuşlandırma planlarını doğrulamak, hazırlık, kararlılık ve güveni göstermek amacıyla Ukrayna’ya komşu ülkelere gönderileceğini” dile getirmişti.

Polonya Başbakanı Donald Tusk da Fransız ve İngiliz birliklerinin katılacağı ilk ortak tatbikatların sonbaharda Polonya’da icra edileceğini açıklamıştı.

Gelişmeleri değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Avrupalı askeri unsurların Ukrayna topraklarında konuşlandırılmasının, Rusya sınırlarında bir NATO birliğinin ortaya çıkması olarak değerlendirileceğini ifade etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise yabancı birliklerin konuşlandırılmasını, Rusya’nın güvenliğine tehdit oluşturan bir dış müdahale olarak göreceklerini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ermenistan’da eski Cumhurbaşkanı Koçaryan ve oğlunun evine baskın yapıldı

Yayınlanma

Ermenistan kolluk kuvvetleri, 25 Ağustos sabahı eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ve milletvekili oğlu Levon Koçaryan’ın evlerinde arama yaptı. Operasyon kapsamında Robert Koçaryan gözaltına alınarak Yolsuzlukla Mücadele Komitesine götürüldü.

Ermenistan kolluk kuvvetleri, 25 Ağustos sabahı eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın oğlu ve Ermenistan Partisi milletvekili Levon Koçaryan’ın evinde arama yaptı. Gelişmeyi News.am haber portalı duyurdu.

Ermenistan Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Basın Sözcüsü Marina Ogancanyan konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yolsuzluk niteliğindeki suç iddialarına dair Yolsuzlukla Mücadele Komitesinde soruşturulan ceza davası kapsamında onlarca adreste arama ve diğer usul işlemleri gerçekleştirilmektedir” ifadelerini kullandı.

Haberde, aramaların eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın evinde de yapıldığı, Koçaryan’ın gözaltına alınarak Yolsuzlukla Mücadele Komitesine götürüldüğü aktarıldı.

Eski Cumhurbaşkanına yurt dışına çıkış yasağı getirilmişti

Ermenistan makamları, haziran ayında muhalefetteki Ermenistan blokunun lideri olan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’a yurt dışına çıkış yasağı koymuştu.

Babasına yönelik yurt dışı çıkış yasağını açıklayan Levon Koçaryan, Ermenistan’ın devlet kurumlarının amaç dışı kullanıldığını belirtmişti.

Koçaryan, yetkilileri seçim sürecini etkilemek amacıyla kamu kaynaklarını ve güvenlik güçlerini kullanmakla suçlayarak bu durumun “seçim sonuçlarına olan güveni sarstığını” ifade etmişti.

Robert Koçaryan, ülkede 7 Haziran’da yapılan parlamento seçimlerinin ardından Başbakan Nikol Paşinyan’ın zafer ilan etmesi üzerine yaşananları iktidarı ele geçirme girişimi olarak nitelemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English