Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Lübnan’ın güneyine yoğun hava saldırısı başlattı

Yayınlanma

İsrail ordusu Lübnan’ın güneyindeki beldelere eş zamanlı olarak yoğun hava saldırısı başlattı. Hizbullah da İsrail’in sınır bölgesinde bulunan yerleşim birimini onlarca katyuşa füzesi ile vurduğunu duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, savaş uçakları ve obüslerin Lübnan’ın güneyindeki Ayta eş-Şaab bölgesinde Hizbullah’a ait olduğu öne sürülen yaklaşık 40 noktayı vurduğu belirtildi. Hizbullah’ın Ayta eş-Şaab bölgesini yoğun biçimde kullandığını ileri süren İsrail ordusu, bölgede silah deposu, askeri altyapı ve benzer unsurların hedef alındığını savundu.

Lübnan resmi ajansı NNA’ya göre, İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Lübnan’ın güneyindeki 4 noktayı en az 13 defa vurdu. İsrail savaş uçaklarının hedef aldığı bölgelerin Lübnan’ın güneyindeki Ayta eş-Şaab, Ramya, Cebel Bolat ve Hale Verde olduğu aktarıldı.

Sosyal medyada Lübnan’ın güney beldelerinde güçlü patlamalar meydana geldiği ve dumanların yükseldiği görüntüler paylaşıldı.

Öte yandan Lübnan’daki Hizbullah’tan yapılan açıklamada, Lübnan’ın güneyinde sivillerin ölümüne neden olan İsrail saldırısına karşılık bugün sınır bölgesinde bulunan yerleşim biriminin hedef alındığı belirtildi.

Açıklamada, İsrail’in sınır hattı üzerinde yer alan Şumira yerleşim birimine onlarca katyuşa füzesi fırlatıldığı ifade edildi. Ayrıca İsrail’in Er-Rahib askeri mevzisinin de topçu atışlarıyla vurulduğu kaydedildi.

Hizbullah yaptığı bir başka açıklamada İsrail askerlerinin konuşlandığı Avivim yerleşim birimindeki bir binanın tam isabetle hedef alındığını, askerler arasında ölü ve yaralıların olduğunu bildirdi.

İsrail ordusuna ait savaş uçakları, dün Lübnan’ın güneyindeki Hanine beldesinde yer alan 2 katlı bir binaya hava saldırısı düzenlemiş, saldırıda 1 kadın ve 1 çocuk hayatını kaybetmiş, 6 sivil de yaralanmıştı.

Ortadoğu

Pentagon gizlese de uydu görüntüleri Bahreyn’deki ABD üssünün vurulduğunu kanıtladı

Yayınlanma

İran füzeleri ve insansız hava araçlarının Bahreyn’deki ABD deniz üssüne düzenlediği saldırıların, Pentagon tarafından kamuoyuna açıklanmayan büyük bir yıkıma yol açtığı Wall Street Journal gazetesinin incelediği uydu görüntüleriyle ortaya çıktı. Ortadoğu’daki tek Amerikan ana deniz üssünün ve bölgedeki en az 20 ABD tesisinin hedef alınması, Washington’ın askeri varlığını daha batıya taşıma dahil tüm bölgesel konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

İran’a ait füze ve insansız hava araçlarının, ABD’nin Ortadoğu’daki deniz operasyonlarının sinir merkezini hedef aldığı saldırılarda bazılarının hedefine ulaştığı belirlendi.

Bahreyn’deki ABD deniz üssü, şubat ayının sonu ile haziran ayı arasında defalarca hedef alındı. The Wall Street Journal gazetesinin uydu görüntüleri üzerinde yaptığı analiz, sosyal medya videoları ve görevdeki ile eski askeri personelle gerçekleştirilen mülakatlar, savunma sistemlerini aşan saldırıların Pentagon’un kamuoyuna açıklamadığı büyük bir hasara yol açtığını ortaya koydu.

Saldırılarda komuta karargahı ve en az 12 diğer bina ile iki uydu iletişim terminali ağır hasar aldı.

Askeri yetkililer, Naval Support Activity Bahrain (NSA Bahreyn) olarak bilinen üste ölen olmadığını ve saldırıların operasyonları ciddi ölçüde etkilemediğini belirtti. ABD, personelin büyük kısmını tahliye ederken üste yalnızca küçük bir kurucu kadro bıraktı.

ABD’nin Ortadoğu’daki kuvvetlerini yöneten ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, savaş süresince CENTCOM’un haklı olarak binalar yerine insanların korunmasına öncelik verdiğini ve insanları koruma stratejisinin başarılı olduğunu iddia etti.

Hawkins, İran’ın 8 binden fazla füze ve insansız hava aracı fırlattığını, ancak sadece iki isabetin ABD personelinde can kaybına yol açtığını kaydetti. ABD ordusunun İran’a aldığından çok daha fazla zarar verdiğini dile getiren Hawkins, ABD’nin 13 bin 500’den fazla hedefi vurduğunu ekledi.

Görüşmelere aşina olan ABD’li yetkililere göre, Amerika’nın Ortadoğu’daki tek deniz üssünde meydana gelen kapsamlı hasar ve bölgedeki askeri tesisler ile diplomatik misyonlar dahil en az 20 ABD noktasına yapılan isabetler, ABD’nin bölgedeki tüm varlığını yeniden değerlendirmesine yol açıyor.

ABD bölgedeki askeri yerleşim düzenini değiştirmeyi planlıyor

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi yetkililer, ordunun Bahreyn’deki üssü yenilemeyi, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki ABD varlığını azaltmayı ve bazı üsleri ya da üs işlevlerini İran füze ve dronlarının menzilinden uzaklaştırmak için batıya taşımayı değerlendirdiğini aktardı.

Yetkililer, saldırıya uğrayan yapıların yeniden inşa edilmeyebileceğini, komuta ve kontrol merkezlerinin yer altına taşınabileceğini ve askeri imkanların bölge genelinde daha dağınık hale getirilebileceğini kaydetti.

Ancak yetkililer, bu konuda henüz nihai bir karar alınmadığı konusunda temkinli konuştu.

İki yetkiliye göre, üslenme için değerlendirilen yerlerden biri de İsrail. Ülke, savaş sırasında savaş uçakları ve tanker uçakları da dahil olmak üzere düzinelerce ABD uçağına ev sahipliği yapmıştı.

ABD hükümeti, nisan ayında ticari uydu görüntüsü sağlayıcılarına baskı yaparak Amerikan üslerindeki yıkımı ve daha geniş çatışma bölgesini gösteren görüntülere erişimi kısıtlamalarını istedi.

Bu durum hasarın tam boyutunun görülmesini zorlaştırdı. Yetkililer, bu adımın ABD kuvvetlerini korumak amacıyla atıldığını ifade etti.

Saldırılar ayrıca Kuveyt’teki Ali el-Salim Hava Üssü ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ed-Dafra Hava Üssü’nde de önemli yapısal hasara yol açtı. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde ise Hava Kuvvetlerine ait E-3 Sentry erken ihbar uçakları imha edildi.

Mayıs ayındaki bir Kongre oturumunda maliyet tahmini konusunda sıkıştırılan Hegseth, “İran’ın nükleer silah elde etmesinin maliyeti nedir?” yanıtını verdi.

Pentagon Kontrolörü Jay Hurst, geçen ay Kongre’ye yaptığı açıklamada, bakanlığın o dönem 29 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaş maliyetine ABD üslerine verilen hasarın dahil edilmediğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) salı günü yayımladığı raporda, savaşın toplam maliyetinin yaklaşık 40 milyar dolar olduğunu tahmin etti.

Bu tahmin, CSIS tarafından hasar gördüğü belirlenen yapılara dayanarak yapılan ve ABD üslerindeki hasarı 2,2 milyar ila 5,1 milyar dolar olarak hesaplayan verileri de içeriyor.

The Wall Street Journal, Bahreyn üssünde hangi binaların hasar gördüğünü belirlemek için uydu görüntülerini ve sosyal medya videolarını analiz etti. Bugün aynı tip binaların inşa edilmesinin ne kadara mal olacağını tahmin etmek için Savunma Bakanlığının kamuya açık maliyet modeli ve tedarik raporları incelendi.

Sadece inşaat maliyetlerini kapsayan bu tahminlere, binaların yeniden yapılması durumunda ortaya çıkacak enkaz kaldırma ve güçlendirme gibi diğer maliyetler dahil edilmedi.

NSA Bahreyn’deki tahmini inşaat maliyetleri toplamda yaklaşık 400 milyon doları buldu.

Bahreyn’deki deniz üssünde vurulan noktalar

İran’ın güney kıyısına 150 milden daha az bir mesafede bulunan NSA Bahreyn, otuz yılı aşkın bir süredir Ortadoğu’daki Amerikan deniz gücünün çıpasını oluşturuyor.

ABD filosundaki her türlü gemiyi ağırlayabilen üs, İran’ın silah kaçakçılığı, mayın dökme ve tanker saldırılarına karşı kritik bir rol oynadı.

Üs üç bölümden oluşuyor: Gemi operasyonlarına odaklanan rıhtım bölgesi, idari ve komuta binalarının bulunduğu ana üs ve ABD Donanması tarafından kiralanan depo ile ek bina kompleksi. İran her üç bölgeyi de vurdu.

  • 5. Filo Karargahı: İran, Ortadoğu’yu kapsayan 5. Filo karargahının bir kısmına hasar verdi. Bir ABD’li yetkiliye göre bina artık kullanılamaz durumda. Tahmini inşaat maliyeti 200 milyon dolar olarak hesaplandı.
  • Deniz Güvenlik Güçleri Eğitim Binası: Yaklaşık 300 fit kuzeybatıda yer alan Deniz Güvenlik Güçleri eğitim binası imha edildi. Bu birim üssün güvenliğini sağlıyor ve rutin olarak acil durum hazırlık tatbikatları düzenliyordu. Tahmini inşaat maliyeti 1 milyon dolar.
  • Acil Durum Yönetimi Deposu: Yaklaşık çeyrek mil doğuda yer alan ve ambulansları barındıran acil durum yönetimi deposu hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 14 milyon dolar.
  • Su Tankı ve Depo: Rıhtım bölgesinde bir içme suyu tankı ve bitişiğindeki depo hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 41 milyon dolar.
  • Yemekhane ve Kışla: Yaklaşık 300 fit güneydoğuda yer alan ana yemek salonu ile yaklaşık 450 personele ev sahipliği yapabilen kışla hasar aldı. Tahmini inşaat maliyeti 24 milyon dolar.
  • Banz Group Depo Kompleksi: Üssün diğer ucunda Bahreynli Banz Group tarafından işletilen ve Donanma tarafından kiralanan ek bina kompleksi yer alıyor. Bu alandaki bir depo grubunun üç bölümü en ağır hasarlardan bazılarını aldı. Donanmanın ilk insansız hava aracı ve yapay zeka birimi olan Görev Gücü 59, geçmişte insansız hava araçlarını bu kompleksin bir bölmesinde barındırıyordu. 2021’de kurulan Görev Gücü 59, Ortadoğu’daki kritik su yollarını izlemek için insansız hava araçları ve yapay zeka sistemlerini kullanmakla görevlendirilmişti. Tahmini inşaat maliyeti 34 milyon dolar.
  • Üç Ek Depo: En az üç komşu depo da hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 75 milyon dolar.

Emekli Deniz Piyade Albay ve CSIS kıdemli danışmanı Mark Cancian, içeride ne olduğuna bağlı olarak bina inşaatının toplam maliyetin küçük bir kısmı olabileceğini ifade etti.

İran’ın misilleme saldırılarının ilk saatlerinde iki adet AN/GSC-52B uydu iletişim terminali ile bir iletişim yönetim tesisi imha edildi.

CSIS’e göre, gerçek zamanlı askeri iletişimi sağlayan bu terminallerin her birinin maliyeti yaklaşık 20 milyon dolar seviyesinde.

Kongre tarafından kurulan partiler üstü bir heyet olan Donanmanın Geleceği Ulusal Komisyonu’nun eş başkanı Mackenzie Eaglen, üs genelindeki hasarın her alanda zayıflıkları ve savunmasızlıkları ortaya koyduğunu belirtti.

Üssün eski yapısı modern tehditlere karşı yetersiz kaldı

NSA Bahreyn, İran’ın bugün sahip olduğu hassas güdümlü füze ve insansız hava aracı cephaneliğine sahip olmasından çok önce inşa edilmişti ve bu savaş üssün açıklarını görünür kıldı.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral John “Fozzie” Miller, “50 yılı aşkın süredir oradayız ve üs kendi doğal sürecinde büyüdü. Sanırım şimdi olsa bazı şeyleri farklı yapardık” dedi.

Ortadoğu’da ailelerin yaşayabildiği tek ABD yerleşkesi olan üs; beyzbol sahası, restoranları, askeri mağazası ve okuluyla küçük bir Amerikan şehri gibi faaliyet gösteriyordu.

Haftalarca denizde kalan denizciler, dinlenmek için Bahreyn’e yanaşıp üsse gidiyordu.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral Kevin Donegan, ABD’nin güçlü bir müttefik olarak kabul edilen Bahreyn’deki varlığını sürdürmesini beklediğini ifade etti.

Donegan, “Orada bir 5. Filo karargahı tutuyoruz, soru bunun ortadan kalkıp kalkmayacağı değil, bu süreç bittiğinde nasıl görüneceğidir” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bahreyn Kralı ve diğer Ortadoğu liderleriyle bir araya gelerek ABD’nin onların güvenliğine olan bağlılığını teyit etti.

Rubio, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Bölgesel istikrar, özgür ve açık bir Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi konusunda birlik içindeyiz. İran’ın Bahreyn’e yönelik saldırıları kabul edilemezdi ve Birleşik Devletler, Bahreyn halkı ve hükümetinin yanındadır” ifadelerini kullandı.

Rubio ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’e de uğradı ancak savaş sırasında ABD üs ve hava sahası erişimini kısıtlayan Suudi Arabistan’ı ziyaret etmedi. Bu durum, Washington’ın buradaki konuşlanmasını yeniden değerlendirmesini hızlandıran görüş ayrılığını derinleştirdi.

Körfez ortakları ateşkesi memnuniyetle karşılasa da İran’ın uzun vadeli tehdidi ve Amerikan taahhütlerinin kalıcılığı konusunda endişeli olmaya devam ediyor.

Savaştan önce bazı askeri yetkililer Körfez’deki üslerin açık hedef olduğu konusunda uyarılarda bulunmuştu. Tesislerin daha batıya taşınması önerisi Donald Trump’ın ilk döneminde gündeme gelmiş ancak adım atılmamıştı.

Eski Hava Kuvvetleri Müsteşar Yardımcısı Dr. Ravi Chaudhary, “Tesislerimizi takdire şayan bir şekilde savunduk ancak savunmayı aşan mühimmatlar, operasyon yürütmemiz için gerekli olan altyapıyı vurdu. Bu durum, İran’ın vuruş teknolojilerini daha uzun menzil ve hassasiyet için adapte ettiği 10 yıllık sürecin bir sonucudur” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran yaptırımlarının kaldırılması zaman alacak

Yayınlanma

ABD hükümetinin İran’a yönelik açıkladığı 60 günlük yaptırım muafiyeti Tahran’a milyarlarca dolarlık gelir sağlama potansiyeli taşısa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejiminin tamamen ortadan kaldırılmasının önünde karmaşık hukuki, siyasi ve ticari engeller mevcut. 14 maddelik mutabakat zaptı kapsamında Washington’ın yaptırımları aşamalı olarak kaldırması öngörülürken, özel sektörün yaptırım riskleri ve yasal mevzuatın karmaşıklığı sürecin ekonomik etkilerinin kalıcılığını belirsizleştiriyor.

Tahran, ABD’nin pazartesi günü açıkladığı 60 günlük yaptırım gevşetme kararından milyarlarca dolarlık kazanç elde edebilecek olsa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejimini tamamen ve hızlıca ortadan kaldırmak kolay görünmüyor. Yaptırımlarla bağlantılı çok sayıda hukuki, siyasi ve ticari unsur mevcut.

Temel soru, ABD ile İran arasındaki çerçeve anlaşmasının, ABD mevzuatını, uluslararası tedbirleri ve özel sektör risklerini kapsayan yaptırım rejimini kaldırmanın karmaşıklığı göz önüne alındığında, sürdürülebilir bir ekonomik etki yaratıp yaratmayacağı.

İslam devriminin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB); Tahran’ın nükleer programını durdurması, insan hakları ihlallerine son vermesi ve Hamas, Hizbullah ile Yemen’deki Husiler de dahil olmak üzere bölgesel silahlı gruplara verdiği desteği kesmesi amacıyla ticaret ambargoları uyguladı, İran’a ait hesapları dondurdu ve diğer kısıtlayıcı önlemlere başvurdu.

ABD ile İran arasında geçen hafta imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı uyarınca, Washington’ın 60 gün içinde varılacak nihai anlaşma kapsamında belirlenecek bir takvime göre her türlü yaptırımı kaldırmaya başlaması gerekiyor. Bu sürenin uzatılabileceği belirtiliyor.

ABD Hazine Bakanlığı pazartesi günü, İran menşeli petrol, petrokimya ve petrol ürünlerinin üretimi, sevkiyatı ve satışına 21 Ağustos’a kadar izin veren bir genel lisans yayımladı.

Kalan yaptırımların kaldırılması, gerçekleşmesi halinde, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir dönüm noktası anlamına gelecek.

Washington’ın bölge politikası uzun süredir İran’ın nüfuzunu sınırlamayı ve Tahran yönetimini finansal açıdan baskı altına almayı hedefliyordu.

Bu sürecin oldukça karmaşık ilerleyeceği ifade ediliyor. Bazı tedbirlerin kaldırılması için yürütme organının kararı gerekirken, diğerleri için Kongre’nin onayı ve kendi yaptırımlarını uygulayan BM ile diğer ülkelerle yakın koordinasyon kurulması gerekiyor.

Şirketlerin onlarca yıldır süren kısıtlamaların ardından temkinli davranmaya devam etmesinin de elde edilecek etkiyi sınırlayabileceği kaydediliyor.

George W. Bush yönetiminde ABD Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı olarak görev yapan Juan Zarate, konuya ilişkin Reuters ajansına yaptığı değerlendirmede, “Bu, karmaşık bir yaptırım sarmalı. Burada sadece yürütme organının kararnamelerinden değil, aynı zamanda Kongre tarafından yasalaştırılan yaptırımlardan da bahsediyoruz” dedi.

Kongre yaptırımların kaldırılmasına temkinli yaklaşıyor

ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), 2025 yılının başından bu yana İran ile bağlantılı binin üzerinde gerçek kişiye, ayrıca gemi ve uçaklara yaptırım uyguladı.

Hughes Hubbard & Reed firmasından Jeremy Paner, binlerce unsurun yaptırım listelerinden çıkarılmasının OFAC’ın en az bir yılını alacağını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ilgili kendi başkanlık kararnamelerini iptal edebileceği, ancak Hamas ve Hizbullah’a yönelik yaptırımlar da dahil olmak üzere bir dizi önlemin yasalarla güvence altına alındığı ve bunların kaldırılması veya değiştirilmesi için Kongre onayının gerekeceği ifade ediliyor.

Bu durum, barış anlaşmasının Trump’ın kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasında şimdiden yüksek sesli eleştirilere yol açtığı bir dönemde gerçekleşiyor.

FDD Action bünyesinde görev yapan Matt Zweig, 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırımları kaldırmanın zor bir görev olacağını kaydetti.

Zweig, “Çok katmanlı yaptırımları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, bir soğanın kabuklarını tek tek soymaya benzeyecektir. Bu süreç sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi riskler de barındırıyor” ifadelerini kullandı.

Yapılan bazı tahminlere göre, pazartesi günü yayımlanan lisans İran’a iki ay içinde 3 milyar dolara kadar gelir sağlayabilir. Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Kıdemli Uzmanı Edward Fishman, lisansın kalıcı hale gelmesi durumunda bu miktarın on milyarlarca dolara ulaşabileceğini belirtti.

Fishman, kalıcı bir lisansın İran petrolündeki fiyat indirimini azaltacağını, Tahran’ın petrolü Çin dışındaki ülkelere de satmasına imkan tanıyacağını ve ihracatı artıracağını dile getirdi. Mevcut durumda, yaptırımlara rağmen İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ının alıcısı konumunda Çin bulunuyor.

ABD’nin yeni lisansının, mart ayında yayımlanandan daha geniş kapsamlı olduğu; sadece petrol og petrol ürünlerini değil, aynı zamanda petrol ticaretiyle bağlantılı bankacılık, sigortacılık ve nakliye hizmetlerini de kapsayarak Tahran’ın gelirlere daha hızlı erişmesini sağladığı aktarılıyor.

Eski bir OFAC yetkilisi olan ve halihazırda Holland & Knight hukuk firmasında ortak olarak çalışan Stephanie Connor, “Hâlâ yanıt bekleyen birtakım zor sorular var” dedi. Connor, yaptırımların kaldırılmasının, ABD’nin tehdit olarak gördüğü gruplara yönelik finansmanın artmasına yol açabileceğini belirtti.

Connor, “Paranın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na akmasına gerçekten izin verecek miyiz?” sorusunu yöneltti.

Özel sektör yaptırım riskleri nedeniyle adım atmakta kararsız

Bankaların, petrol şirketlerinin ve sigorta firmalarının; sıkılaştırılmış durum tespiti prosedürleri ve İran’ı Çin, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelere bağlayan yaptırımları delme ağlarına dahil olma riski altında, sürekli değişen bir düzenleyici ortamda hareket etmek zorunda olduğu ifade ediliyor.

Bu ülkeler üzerinde İngiltere, BM, AB ve diğer devlet ile kuruluşların bağımsız yaptırım rejimleri uygulanmaya devam ediyor.

Zarate, konuya ilişkin olarak, “Piyasalar uzun süredir İran’la veya İran üzerinden iş yapmanın son derece riskli olduğuna inandırıldı. Bir düğmeye basıp artık Tahran’la çalışabileceğinizi ilan edemezsiniz” dedi.

İran ile iş yapmaya başlayacak şirketlerin, terör saldırıları ve bombardıman kurbanlarının açacağı davalarla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.

Kongre kaynaklarının yürürlükten kaldırılmasının pek olası olmadığını belirttiği 2016 tarihli Terör Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası (JASTA) kapsamında, mağdurların yaptırım listesindeki gruplara yardım sağlayan yatırımcılara ve şirketlere dava açma hakkı bulunuyor.

Obsidian Risk Advisors firmasından Brett Erickson, bu tür riskler göz önüne alındığında, mevcut hükümet iktidarda kaldığı sürece bazı firmaların İran’da ticari girişimlerde bulunmaktan kaçınmayı tercih edebileceğini ifade etti.

Erickson, “Durum çok daha istikrarlı ve siyasi olarak öngörülebilir hale gelene kadar milyarlarca dolarlık kitlesel yatırımlar göremeyeceğiz. Önümüzde henüz uzun bir yol var” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump, Irak petrol gelirleri üzerindeki ABD denetimini bir yıl daha uzattı

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump, Irak’ın tüm petrol gelirlerini New York Merkez Bankası’ndaki hesaplara yönlendiren ve Bağdat’ın kendi ulusal servetine erişimini Washington’ın denetimine bırakan başkanlık kararnamesini kamuoyuna duyurmadan yeniledi. 2003 işgalinden bu yana her yıl “ulusal güvenlik” gerekçesiyle uzatılan uygulama, Tahran’a olan yaklaşık 12 milyar dolarlık enerji borcunun ödenmesini de zorlaştırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Bağdat’ın tüm petrol gelirlerini Washington’ın denetimi altında tutan başkanlık kararnamesini sessizce yeniledi.

Beyaz Saray’ın konuya ilişkin herhangi bir basın açıklaması yayımlamadığı adım, Washington’ın Irak direnişinin silahsızlandırılması yönündeki baskılarını artırdığı bir döneme denk geldi.

Kamuoyundan gizli yürütülen sürecin ardından Trump, 4 Mayıs 2026 tarihinde kararın uzatılmasına ilişkin Kongre’ye resmi bir bildirim gönderdi.

Mali pranga 23 yıldır sürüyor

Söz konusu 13303 sayılı Başkanlık Kararnamesi, Washington’ın 2003 yılında Irak’ı yasa dışı işgal etmesinin hemen ardından ilk kez imzalanmıştı.

Karar, o tarihten bu yana her yıl düzenli olarak “ulusal güvenlik” gerekçesiyle yenilenmeye devam ediyor.

Kararnamenin yasal yaptırımı gereği, Irak’ın yabancı şirketlere yaptığı petrol satışlarından elde ettiği tüm gelirler Irak’taki herhangi bir banka hesabına değil, doğrudan New York Merkez Bankası’nda bulunan özel bir hesaba yatırılıyor.

Trump’ın Kongre’ye gönderdiği resmi bildirimde, Irak’ın düzenli şekilde yeniden inşasının, ülkede barış ve güvenliğin yeniden tesis edilerek korunmasının, ayrıca siyasi, idari ve ekonomik kurumların geliştirilmesinin önündeki engellerin, ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikası için olağan dışı ve olağanüstü bir tehdit oluşturmaya devam ettiği savunuldu.

Beyaz Saray’dan yapılan bildirimde, kararnamenin bu gerekçelerle 22 Mayıs 2026 sonrasında da yürürlükte kalması gerektiği ileri sürüldü.

Son dönemdeki haberlerde Irak’ın petrol ihracatında büyük artış yaşandığı belirtiliyor.

Rudaw’a konuşan bir kaynak, haziran ortasında Irak’ın son iki ayda Suriye üzerinden yaklaşık 600 bin ton yakıt yağı ihraç ettiğini söyledi.

Analist Hussein Askary, Eylül 2024’te The Cradle için kaleme aldığı analizde ABD’nin Irak’ın petrol gelirlerinin her kuruşunu neden hala elinde tuttuğunu detaylandırmıştı.

Askary bu durumu, Irak’ın egemenliğini doğrudan zayıflatan ve kendi ulusal servetine erişimini engelleyen mali ve ekonomik bir bağımlılık mekanizması olarak nitelendirmişti.

Tahran-Bağdat arasında enerji ve borç çıkmazı

İşgalden bu yana geçen süreçte İran, Irak’ın en önemli temel enerji tedarikçilerinden biri olmayı sürdürdü. Ancak ABD’nin Tahran’a yönelik yaptırımları ve Irak maliyesi üzerindeki mutlak kontrolü, Bağdat yönetiminin Tahran’a olan yüksek enerji borçlarını ödemesini ciddi şekilde zorlaştırıyor.

İki ülke arasındaki bu kronik borcun yaklaşık 12 milyar dolar seviyesinde olduğu belirtilirken, Tahran ve Bağdat yönetimleri sorunun çözümü için sürekli olarak diplomatik görüşmeler yürütüyor.

Diğer taraftan Beyaz Saray, son aylarda Bağdat hükümeti üzerindeki “Irak direnişini tasfiye etme” baskısını da göz görülür biçimde artırdı.

Birkaç Iraklı fraksiyondan oluşan Irak İslami Direnişi, Gazze’deki soykırım sürecinin başlamasının ardından resmi olarak kurulmuştu.

Bu koalisyon, Ketaib Hizbullah ve Saraya Evliya el-Dem gibi İran’a yakın direniş gruplarını da bünyesinde barındırıyor.

Söz konusu askeri koalisyon, soykırım sürecinde Gazze ve Lübnan cephelerine aktif destek verdi. Gruplar ayrıca, Washington ve Tel Aviv’in İran’a dayattığı 40 günlük savaş süresince bölgedeki ABD üslerine karşı onlarca silahlı operasyon düzenledi.

Bu silahlı yapılar, Irak parlamentosunda Koordinasyon Çerçevesi adı verilen siyasi oluşum üzerinden resmi olarak temsil ediliyor ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) en önemli bileşenini oluşturuyor.

İlk olarak 2014 yılında IŞİD’e karşı savaşmak amacıyla İran’ın lojistik desteğiyle kurulan Halk Seferberlik Güçleri, günümüzde resmi statü kazanarak Irak silahlı kuvvetlerinin yasal ve önemli bir parçası haline gelmiş durumda.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English