Asya
Japonya, ABD’nin çip kısıtlamalarına uyum sağlarken, Tokyo’da bazı yöneticiler huzursuz

Japonya’nın, ABD politikasına uyum sağlamak için, gelişmiş çip yapımında kullanılan 23 malzemenin ihracatına dair Çin’e koyduğu kısıtlamalar yürürlüğe girdi. Tokyo söz konusu kısıtlamaların Çin’i hedef almadığını savunsa da, Pekin eylemin doğrudan Çin’i hedef aldığını ve bunun şirketlere zarar vererek küresel tedarik zincirini bozacağını vurguladı.
Bu haftadan itibaren Japonya, silikon gofretler üzerine film yerleştiren makinelerden askeri kullanımlara sahip olabilecek mikroskobik çip devrelerini kazıyan cihazlara kadar 23 tür ekipmanı kısıtlıyor. Ülkede söz konusu malzemeleri üreten 10 civarındaki şirketin bu kısıtlamalardan etkilenmesi bekleniyor.
Ancak The Japan Times’ın haberine göre, Tokyo’daki bazı yetkililer, ABD’nin çatışmacı yaklaşımının Çin’le koordinasyonu engelleyebileceğinden ve Pekin’i gereksiz yere kışkırtabileceğinden endişeleniyor.
Ancak ABD, Çinli şirketleri hedef alan kısıtlamaların açıklandığı ekim duyurusunda Çin’e 20 kez atıfta bulunurken, Japonya özellikle büyük komşusunu hedef almadığını göstermeye çalışan geniş ekipman kontrollerini tercih etti.
The Japan Times’a konuşan bir Japon sanayi bakanlığı yetkilisi, “ABD’nin bunu nasıl yaptığı konusunda garip bir rahatsızlık hissediyoruz. Ülkeyi tanımlamanıza gerek yok, tek yapmanız gereken öğeyi kontrol etmek” dedi ve Japonya’nın bir çatışmaya dahil olmadıkça ülkelere yaptırım uygulayamayacağını da sözlerine ekledi.
Japonya Ticaret ve Sanayi Bakanı, Mart ayında Japonya’nın önlemlerini açıklarken gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in kontrollere tabi olacak 160 ülke ve bölgeden yalnızca biri olduğunu ve Japonya’nın kurallarının ABD’yi takip etmesi anlamına gelmediğini öne sürmüştü.
Ancak Başbakan Fumio Kishida ve Hollanda lideri Mark Rutte, ocak ayının başlarında Beyaz Saray’da ABD Başkanı Joe Biden ile planlarını görüşmüştü. Bloomberg News görüşme sonrası, Hollanda ve Japonya’nın, Beyaz Saray’ın ekim ayında açıkladığı kapsamlı kurallar kadar ileri gitmeyecek olsalar da, Çin’e karşı bu tür kontrolleri sıkılaştırmada ABD’ye katılma konusunda prensipte anlaştığını yazmıştı.
Ayrıca mayıs ayında diğer G7 ülkeleriyle Çin konusunda “riski azaltmak” üzerine anlaştılar. Bununla birlikte, grup içinde çip üretim ekipmanı kontrollerinde farklılıklar olabileceği, hatta bunun bazı ülkeler bazında rekabet avantajı yaratabileceği söyleniyor.
Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde ticaret ve teknoloji projesi direktörü Emily Benson, “Her ülke kendi lisanslama politikalarından sorumludur ve bunun da ötesinde, her ülkenin aldığı lisans kararlarını uygulamasına bağlıdır” dedi.
ABD ve Hollanda ile yakın koordinasyon gerektiriyor
The Japan Times’a isim vermeden konuşan bir diğer Japon hükümet yetkilisi, Japonya’nın ABD’nin ret karinesi standardını uygulamadığını ve mümkün olduğunda ihracata izin vereceğini söyledi.
Japonya’nın kontrollerini ABD ve Hollanda’nın kontrolleriyle birleştirmenin, yakın koordinasyon gerektireceği belirtiliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı eski bir yetkilisi ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde araştırmacı olan Jim Lewis, “Bütün bu şeylerdeki sorun, neyi güvenli bir şekilde bırakabileceğiniz ve neyi engellemeniz gerektiğidir. Herkes çizgiyi biraz farklı çiziyor” dedi. Japon ticaret yetkilileriyle bir araya gelen Lewis, Tokyo’nun belirli ihracatları kısmaya kararlı olduğuna inanıyor.
Tokyo, Lahey ve Washington, Soğuk Savaş’tan sonra kurulan Wassenaar Düzenlemesine taraf olan 42 ülke tarafından kontrol edilen silahlar, çift kullanımlı mallar ve teknolojiler listesine çipli aletlerin de eklenmesini istediklerini belirttiler.
Bununla birlikte, üyelerinden ihtiyaç duydukları oybirliğiyle desteği almalarının pek mümkün olmadığı kaydediliyor. Lewis, “Wassenaar düzenlemesi, Rusya’nın üye olması nedeniyle neredeyse umutsuz” dedi.
Japon sanayi bakanlığı yetkilisi, alternatifin, sonunda diğer ülkeleri de kapsayabilecek çip üretim araçlarını denetlemek için ABD ve Hollanda ile daha yakın bir grup oluşturmak olduğunu söyledi.
ABD Ticaret Bakanlığı ve Hollanda hükümeti yorum yapmaktan kaçındı. Beyaz Saray yorum talebine yanıt vermedi.
Bu arada, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, kısmen daha geniş Japon listesiyle uyum sağlamak için ekimde getirdiği kuralları güncellemesi bekleniyor.
Reuters’in geçen ay bildirdiğine göre, Biden, Hollandalı litografi üreticisi ASML’nin belirli Çin fabrikalarına sağlayabileceğini sınırlama konusunda Hollanda’dan daha ileri gidebilir. Ekipmanı ABD’ye ait parçalar içerdiğinden ABD, ASML’yi doğrudan düzenleyebilir.
The Japan Times’a konuşan üçüncü bir Japon sanayi yetkilisi, Tokyo’nun, Çin’i hedef almanın Japon elektrikli arabalarının yasaklanması gibi zarar verici bir misillemeye yol açacağından endişe duymaya devam ettiğini söyledi.
Pekin’den yanıt: Doğrudan Çin’i hedef alıyor
Öte yandan Çin’den Japon yetkililerin endişelerini doğrular nitelikte bir açıklama geldi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, pazartesi günü Japonya’yı ikili çıkarlarına öncelik vermeye çağırdı.
Sözcü Mao Ning, eylemin doğrudan Çin’i hedef aldığını söylerken, bunun şirketlere zarar vereceğini ve küresel tedarik zincirini bozacağını vurguladı.
Bakanlık Sözcüsü, “Çin bu hareketten derinden üzüntü duyuyor ve memnun değil” dedi ve Japonya’ya farklı düzeylerde ciddi açıklamalarda bulunduklarını bildirdi.
Mao Ning, “Düzenleyici politikanın etkisini yakından izleyeceğiz ve kendi çıkarlarımızı kararlılıkla koruyacağız” dedi. Ancak Sözcü, Japonya’yı karşı karşılıklı önlemler almakla tehdit etmedi.
Çin bu ayın başlarında ABD’ye misilleme olarak yarı iletken üretiminde kullanılan iki kritik hammadde olan galyum ve germanyumun ihracatını kısıtlama kararı almıştı.
Japon şirketler endişeli
Heilongjiang İl Sosyal Bilimler Akademisi Kuzeydoğu Asya Çalışmaları Enstitüsü müdürü Da Zhigang Global Times’a verdiği demeçte, “Japon hükümeti tarafından kabul edilen ihracat kontrol önlemleri, ABD tarafından ciddi şekilde sekteye uğrayan küresel yarı iletken endüstrisine daha fazla belirsizlik ve zarar getirecek. Ancak Japonya’nın hamleleri geri tepecek” dedi.
Da, devasa Çin pazarına erişimi olmayan Nikon Corp ve Tokyo Electron Ltd gibi Japon çip üreticilerinin önemli ölçüde zarar görebileceğini ve bunun da yenilik ve teknoloji yinelemelerini desteklemek için daha az kâra yol açabileceğini ve böylece Japon şirketlerinin küresel rekabet gücünü baltalayabileceğini ifade etti.
İki firma Global Times’a yorum yapmaktan kaçındı. Ancak, Japon endüstri gruplarının ve işletmelerinin, endüstrinin makul taleplerine yanıt vermeyen Japon hükümetine endişelerini ve şikayetlerini ilettikleri bildirildi.
Çip savaşı
Biden yönetimi, Ekim ayında, ABD’li üreticilerin gelişmiş çip üretim ekipmanlarının Çinli müşterilere tedarikine yönelik kısıtlamaları ve Çinli yarı iletken firmaları için çalışan Amerikalılara yönelik kısıtlamaları içeren kapsamlı yeni kurallar yayınlamıştı.
ABD bu kısıtlamalar ile yarı iletkenler alanında en büyük pazar olan Çin’e olan bağımlılığını azaltmayı, teknoloji üstünlüğü Çin’e kaptırmamayı ve bu alandaki tedarik zincirinin yönünü değiştirmeyi hedefliyor.
ABD’nin teknoloji üstünlüğü mücadelesinde, Çinli şirketlere yönelik kritik teknoloji tedarikini kesme çabası, eski Başkan Donald Trump’ın yönetimi döneminde başlamıştı. Ancak Biden yönetimi, endüstrinin tedarik zincirinde kilit roller oynayan önde gelen şirketlere ev sahipliği yapan Hollanda, Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi müttefiklerine bu kısıtlamalara dahil olmaları için baskı uygulayarak işi daha da ileri götürdü.
Biden yönetimi Çin’e karşı yürüttüğü ‘çip savaşında’ cephesini, Hollanda ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletmek istiyor, çünkü ABD’nin kısıtlamaları tek başına yeterli değil. Eğer tamamlayıcı ihracat kontrolleri uygulamazlarsa, ABD yaptırımları Çinli alıcıların Amerikan cihazlarını ve ekipmanlarını benzer yabancı bileşenlerle değiştirmelerine neden olacak.
Ancak Washington’ın çabaları Çin’i, ithalata olan bağımlılığını azaltmaya yöneltti. Pekin, Washington onu yarı iletken tedarik zincirinden çıkarmaya çalışırken, bu endüstriye büyük yatırım yaptı. Çin, 2025 yılına kadar yarı iletkenlerde %70 kendi kendine yeterlilik sağlamayı hedefleyen ileri teknolojilere 1,4 trilyon dolarlık yatırım yapma planını ortaya koydu.
Asya
Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.
Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.
Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.
Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.
Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.
Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.
Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.
Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.
Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.
Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.
Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.
“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.
Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.
The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.
Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.
Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.
ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.
King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.
Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.
Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.
Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.
Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.
Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.
Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.
Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.
Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.
Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.
“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.
Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.
Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”
Asya
İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.
İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.
Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.
Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.
Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.
İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.
Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.
Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.
Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.
Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.
Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.
Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.
Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.
Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.
İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.
Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.
İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.
Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.
Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.
Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.
ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.
İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.
Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.
Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.
Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.
Asya
Yatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek’e yatırım yapmak isteyenler, aracılara yüzde 15’i aşan komisyonlar ödemeyi kabul ediyor. Piyasa değeri 71 milyar dolara çıkan şirketin katı ortaklık şartlarına rağmen, yaklaşan halka arz beklentisi hisselere yönelik ilgiyi körüklüyor.
Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek bünyesinde hisse edinme yarışı, şirket paylarına dolaylı yoldan erişim sağlayan bir gölge yatırım piyasası yarattı.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, aracılar özel amaçlı yatırım yapıları (SPV) kurarak yüksek komisyonlar karşılığında şirkete ortak olma imkanı pazarlıyor.
Piyasa değeri yaklaşık 71 milyar dolara ulaşan DeepSeek, yatırımcılara beş yıl boyunca sermayelerini çekememe ve oy hakkı tanımama gibi ağır şartlar koşuyor. Buna rağmen şirkete yönelik yoğun ilgi devam ediyor.
DeepSeek, kurucusu Liang Wenfeng’in basına kapalı bir toplantıda sarf ettiği sözlerin medyaya sızması üzerine Temmuz ayında yeni kaynak arayışını geçici olarak askıya almıştı.
Haziran ayında tamamlanan ilk finansman turunda 7 milyar dolar toplayan şirket, sızıntının ardından yatırımcı incelemelerini sıkılaştırdı.
Liang’ın, hisselerin bilinmeyen aktörlerin eline geçmesini engellemek amacıyla sürece dahil olan fonların arkasındaki isimleri bizzat denetlediği kaydediliyor.
Doğrudan hisse alan kimi yatırımcılar ise özel yapılar oluşturup kendi paylarını tali alıcılara sunuyor.
Bu süreçte nihai alıcı ile DeepSeek arasında bazen birden fazla aracı yer alıyor ve her biri ayrı komisyon kesiyor.
Hong Kong merkezli bir yatırımcı, gazeteye yaptığı açıklamada, bu yapılar üzerinden kendisine sekiz ayrı yatırım seçeneği sunulduğunu aktardı. İlk kademede yüzde 6, ikinci kademede yüzde 8 komisyon talep edildiğini ve asgari giriş tutarının 10 milyon yuan (yaklaşık 1,5 milyon dolar) olarak belirlendiğini söyledi.
Sektörde benzer araçlar genellikle yüzde 2 giriş komisyonu ve kardan yüzde 20 pay alırken, DeepSeek hisselerine yönelik bazı tekliflerde komisyon oranının yüzde 15’i aştığı, kardan alınan payın ise yüzde 40’a kadar çıktığı görülüyor.
Son haftalarda neredeyse her gün yeni bir teklif aldığını belirten yatırımcı, mevcut tabloyu “en hafif tabirle kaotik” sözleriyle nitelendirdi.
Bloomberg, Temmuz ayı ortasında DeepSeek’in ilk halka arz (IPO) hazırlıklarına başladığını duyurmuştu. Girişimin 2026 sonu ya da 2027 başında başvuruda bulunabileceği, Çin ana karasındaki borsalardan birinde gerçekleşecek halka arzın 2027 yılına kalabileceği öngörülüyor.
İlk turda yaklaşık 3 milyar dolarlık payı bizzat Liang temin ederken; CATL, Tencent, JD.com, NetEase ve Çin devletine ait bir yapay zeka fonu da finansmana katılmıştı. Bu aktörlerin yeni turda da yer alması bekleniyor.
FT’nin verilerine göre DeepSeek’in yıllık düzenli geliri Ağustos ayında yaklaşık 500 milyon dolara ulaştı.
Yıl başından bu yana yapay zeka altyapısına 1,6 milyar dolar harcayan şirketin harcama düzeyi, 2025 yılının tamamına kıyasla neredeyse on kat artış gösterdi.
Yatırımcılar, hisse talebindeki bu sert yükselişi şirketin beklenen büyük halka arzına bağlıyor.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor










