Bizi Takip Edin

Avrupa

Macaristan AB fonları için anayasayı değiştiriyor

Yayınlanma

Macaristan’da iktidardaki Tisza partisi lideri Başbakan Péter Magyar öncülüğünde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yetkilerini sonlandıran 17. Anayasa Değişikliği paketi Ulusal Meclis’te kabul edildi. Viktor Orbán döneminin devlet kurumlarını tasfiye etmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan reform, Avrupa Birliği’nin dondurduğu fonları serbest bırakması için kritik bir adım.

Macaristan’da nisan ayında yapılan parlamento seçimleriyle 16 yıllık Viktor Orbán ve Fidesz iktidarının sona ermesinin ardından, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet anayasal sistemi dönüştürmek için adımlarını hızlandırdı.

Macaristan Ulusal Meclisi, 13 Temmuz cumartesi günü yapılan oylamada, Orbán döneminde kurulan devlet mekanizmasını tasfiye etmeyi ve yolsuzluğu önlemeyi amaçlayan “Ateşle Temizlik” (Tűzzel tisztítás) kampanyası kapsamında hazırlanan 17. Anayasa Değişikliği paketini kabul etti.

Meclisteki oylamada 139 milletvekili kabul, 6 milletvekili ret oyu verirken, 54 milletvekili oylamaya katılmadı.

Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un 17 Temmuz çarşamba gününe kadar önündeki anayasa değişikliğini imzalaması ya da veto etmesi gerekiyor.

Değişiklik, doğrudan cumhurbaşkanının görev süresini de sonlandırıyor. Parlamento tarafından gizli oyla seçilen ve resmi olarak siyasi tarafsızlığı bulunan cumhurbaşkanı için Başbakan Magyar, “Orbán’ın kuklası” nitelemesini yaparak Sulyok’un tarafsız bir lider olmadığını belirtiyor.

Magyar oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu anayasayı değiştirmemek Macar milletine ihanet olurdu. Halk, Tisza’ya bu sistemi tasfiye etme yetkisi verdi” ifadesini kullandı.

Tisza hükümeti, bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa taslağı hazırlayarak 2027 yılının yaz aylarında ulusal referanduma sunmayı planlıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok değişikliğe karşı çıkıyor

Yürürlükteki Macaristan Anayasası’na göre cumhurbaşkanı yalnızca anayasayı veya yasaları kasten ihlal ettiği ya da suç işlediği iddiasıyla parlamento tarafından başlatılan ve nihai kararı Anayasa Mahkemesinin verdiği bir azil süreciyle görevden alınabiliyor.

Yeni kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği ise mevcut cumhurbaşkanının yetkilerini derhal sonlandırırken, parlamentoya 30 gün içinde “yeni anayasa yürürlüğe girene kadar en fazla beş yıl süreyle görev yapacak” yeni bir cumhurbaşkanı seçme yetkisi tanıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un yasayı beş gün içinde imzalamayı reddetmesi veya veto etmesi durumunda değişiklik otomatik olarak yürürlüğe girecek ve parlamento, cumhurbaşkanına anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle azil süreci başlatabilecek.

Daha önce görevinden kendi isteğiyle istifa etmeyeceğini defalarca açıklayan Sulyok, 17. Anayasa Değişikliği’ni “anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve bu düzenlemenin cumhurbaşkanlığı makamını değil, doğrudan kendisini hedef aldığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı makamının resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Devlet başkanı, cumhurbaşkanlığı yetkilerine hile, tehdit veya başka yollarla müdahale etmeye yönelik her türlü girişimin, yürütme organı temsilcileri tarafından anayasal düzenin ciddi bir ihlali olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır” ifadesine yer verildi.

Sulyok, temmuz ayı başında Avrupa Konseyi Venedik Komisyonuna başvurarak değişikliğin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine uygunluğunun incelenmesini talep etti.

Macaristan Anayasa Mahkemesine de başvuran Sulyok, Tisza partisinin meclis çoğunluğunu kullanarak gelecekte genel düzenlemeler yerine kişiye özel durumları hedef alan başka değişiklikler de yapabileceği uyarısında bulundu.

Ancak Anayasa Mahkemesindeki yedi yargıcın davadan çekilmesi üzerine Mahkeme Başkanı Péter Polt konuyu gündemden çıkardı.

Yargı ve meclis üyeliklerine yeni sınırlar getirildi

Kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği sadece cumhurbaşkanlığı makamını değil, yüksek yargı organlarını da kapsıyor. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldan dokuz yıla indirilirken, yargıçlar için 70 yaş sınırı getiriliyor.

Ulusal Yargı Ofisi Başkanı ile Yargıtay Başkanı’nın görev süreleri de dokuz yıldan altı yıla düşürülüyor. Ayrıca, usulsüz kullanılan kamu fonlarını tespit edip devlet hazinesine geri kazandırmak amacıyla “Devlet Varlıklarını Koruma ve İade Ulusal Ofisi” adıyla yeni bir kurum oluşturuluyor.

Değişikliğin en çok tartışılan maddelerinden biri de milletvekillerinin toplam görev süresinin 12 yılla (üç parlamento dönemi) sınırlandırılması oldu.

Telex’in analizine göre, bu kuralın bir sonraki seçimlerde uygulanması halinde Orbán koalisyonu meclis grubunun yaklaşık yarısını kaybedecek ve Fidesz-KDNP ittifakından yaklaşık 25 ila 30 milletvekili yeniden seçilme hakkını yitirecek.

Fidesz partisi yetkilileri bu düzenlemeyi “anayasal demokrasinin sonu ve Macaristan’da otokrasinin başlangıcı” olarak nitelendirdi.

Tisza partisi haziran ayında da başbakanlık görevini bir kişi için her biri dörder yıllık iki dönemle sınırlayan 16. Anayasa Değişikliği’ni meclisten geçirmişti.

1990 yılından bu yana yapılan başbakanlık sürelerini de kapsayan bu düzenleme, Orbán’ın yeniden başbakan olmasını hukuken imkansız hale getiriyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, başbakanlık süresine sınır getirilmesinin parlamentonun serbest seçim iradesiyle tam olarak bağdaşmadığını belirtse de bu değişikliği imzalamıştı.

AB fonlarının serbest bırakılması süreci

Tisza hükümetinin gerçekleştirdiği anayasa reformu, büyük ölçüde Avrupa Komisyonunun taleplerini karşılamaya yönelik adımlardan oluşuyor.

Avrupa Komisyonu, Orbán iktidarı döneminde hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Macaristan için ayrılan AB fonlarını dondurmuştu.

17. Anayasa Değişikliği ile Başbakan Magyar, Brüksel’e AB şartlarını kabul ettiği mesajını veriyor; zira değişiklikler doğrudan birliğin eleştiri odağında olan Anayasa Mahkemesi, yargı yönetimi ve kamusal denetim mekanizmalarını hedef alıyor.

Bu adımların ardından AB Konseyi, 10 Temmuz çarşamba günü Macaristan’ın Salgın Sonrası Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamındaki planını onaylayarak dondurulan fonların 10 milyar avroya kadar olan kısmının serbest bırakılmasını kararlaştırdı.

Bu kapsamda Budapeşte yönetimi 6,5 milyar avro hibe ve 3,5 milyar avro uygun koşullu kredi alacak.

AB, Macaristan için planlanan yaklaşık 35 milyar avroluk fonu dondurmuştu. Macaristan hükümeti ile Avrupa Komisyonu arasındaki görüşmelerin ardından mayıs ayı sonunda Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Macar yasalarındaki “belirgin ilerlemeyi” gerekçe göstererek yaklaşık 16 milyar avronun serbest bırakılmasına karar verdiklerini açıklamıştı.

Bu doğrultuda Macaristan, RRF kapsamındaki 10 milyar avronun yanı sıra Uyum Fonu’ndan da 4,2 milyar avro alacak.

Uyum Fonu’ndaki diğer 2,2 milyar avroluk kısım ise Budapeşte’nin 31 Ağustos perşembe gününe kadar taahhüt ettiği sonraki reformları tamamlaması halinde ödenecek.

Yolsuzlukla mücadele kapsamında Magyar hükümeti, kamu varlıklarını koruma ofisinin yanı sıra Orbán döneminde kurulan ve AB fonlarının harcanmasını denetleyen Dürüstlük Ofisi’nin yetkilerini de genişletti.

Ayrıca Magyar, Fidesz’in propaganda aracı olduğunu belirttiği devlet medyasının yayınını durdurma vaadini de yerine getirdi.

7 Temmuz pazar günü devlet yayıncısı MTVA’nın haber yayınları kısa süreliğine kesilerek ekranda geçmişteki yayın politikası için özür metni yayımlandı.

Diğer yandan, bazı Avrupalı insan hakları örgütleri milletvekilliği süresine sınır getirilmesini siyasi amaçlı bir adım olarak eleştiriyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Macar iş dünyası da yeni başbakanın ekonomik krizle mücadele etmek yerine mesaisini Orbán’ı eleştirmeye ve yakın çevresindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya harcamasından endişe duyuyor.

Yeni hükümetin verilerine göre bütçe açığı şimdiden GSYH’nin yüzde 8’ini aşmış durumda.

Başbakan Magyar bazı dış politika konularında ise Orbán’ın çizgisine yakın bir tutum sergiliyor. Magyar, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın AB katılım müzakerelerini yavaşlatarak AB Komisyonu ve AB Konseyinin bu ülkelerle ilgili ortak mektubuna karşı çıkmıştı.

Müzakerelerin başlamasını engellemeyen Magyar, yeni üyelerin birliğe hızlı kabul edilmesine karşı olduğunu belirterek “Bu durum, üyelik için yıllardır çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj gönderiyor” açıklamasını yaptı.

Macaristan ayrıca, Ankara’daki NATO zirvesinde kararlaştırılan Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk askeri yardım programına katılmayı da reddetti.

Avrupa

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Yayınlanma

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.

Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.

Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.

Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Eski BND Başkanı Hanning gözaltına alındı

Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.

Dunn şöyle dedi:

“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”

Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.

İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.

Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.

MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.

The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.

Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.

Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.

Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.

Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.

Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.

Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.

Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.

Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.

Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.

2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:

“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”

The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.

Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English