Bizi Takip Edin

Avrupa

AB genişlemesinde Batı Balkanlar için kademeli geçiş formülü

Yayınlanma

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da düzenlenen Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi’nde bölge ülkelerinin birliğe hızlı katılımı için ortak destek verdi. Tivat kentindeki zirvede iki lider, 13 yıldır yeni üye kabul etmeyen birliğin de bu gecikmede sorumluluğu olduğunu belirterek müzakereleri hızlandıracak kademeli bir entegrasyon modeli önerdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da gerçekleştirilen AB-Batı Balkan Zirvesi’nde hızlı genişleme çağrısı yaparken, Batı Balkan devletlerinin henüz birliğe katılamamış olmasında Avrupa Birliğinin de sorumluluğu olduğunu belirtti.

Almanya Başbakanı Merz, “Eğer 13 yıldır yeni üye kabul etmediysek, bu durum Avrupa Birliği tarafındaki eksiklikleri de gösterir. Bugün bunları aşmak istiyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Merz, birliğin genişleme kapasitesini ve bu yöndeki iradesini ortaya koyması gerektiğini dile getirdi.

Batı Balkan bölgesinde Karadağ’ın yanı sıra Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan yer alıyor. Söz konusu altı ülkenin tamamı uzun yıllardır birliğe üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuş durumda.

“Hafifletilmiş üyelik” modeli gündemde

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bölgenin AB için taşıdığı önemi vurguladı. Enerji, güvenlik ve göç rotaları gibi başlıkları işaret eden Macron, Avrupa’nın bağımsızlığının da Batı Balkanlar’da belirleneceğini, bu nedenle bölgenin jeopolitik açıdan kritik önemde olduğunu söyledi.

Merz ve Macron, Adriyatik kıyısındaki Tivat kentinde düzenlenen zirveye, aday ülkeleri birliğe daha hızlı yakınlaştırmak amacıyla hazırladıkları ortak taslakla katıldı.

İki liderin önerdiği modele göre, aday ülkelere AB kurumlarında gözlemci statüsü verilecek. Bu ülkelerin karar alma süreçlerine daha yakın katılım sağlaması ve kademeli entegrasyon yoluyla AB iç pazarına ayrıcalıklı erişim elde etmesi amaçlanıyor. Bu adımlarla aynı zamanda reform sürecinin de hızlandırılması hedefleniyor.

Ortak belgede, “aşırı bürokratik ve formalist prosedürlerin” basitleştirilmesi ve müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiği kaydedildi.

Metinde, “gerçek bir Avrupa birliği” inşa etmek için başarı odaklı, kademeli bir entegrasyon çerçevesinde ek teşvikler sunulması gerektiği vurgulandı. Ancak iki lider de nihai hedefin daha hızlı bir tempoda tam üyelik olduğunu belirtti.

Zirveye farklı tepkiler

Aday ülkeler arasında üyelik sürecinde en ileri aşamada olan ülke Karadağ, ikinci sırada ise Arnavutluk yer alıyor. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Karadağ’ın 2028 yılı sonunda birliğin 28. üyesi olarak kabul edilebileceğini bildirdi.

Balkan ülkelerinden girişime yönelik farklı tepkiler geldi. Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic, zirveyi bir “dönüm noktası” olarak nitelendirerek, “Toplantımız tüm Batı Balkan ülkeleri için yeni bir umut ve taze bir enerji sunuyor” ifadesini kullandı.

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise daha temkinli bir yaklaşım sergileyerek, bu girişimle birlikte “tartışmanın derinleştiğini” kaydetti.

Merz ve Macron’u hızlı genişleme için daha fazla çaba göstermeye çağıran Rama, Arnavutluk’un katılım tarihi hakkında ise öngörüde bulunmaktan kaçındı. Rama, “Arnavutluk’un ne zaman üye olacağını tahmin etmek imkansız. Dünyada tahmin edilemeyecek üç şey vardır: Tanrı, seks ve AB” dedi.

Brüksel yönetimi, bazı aday ülkelerin, özellikle de Sırbistan’ın Rusya ile geliştirdiği yakın ilişkileri eleştirel bir yaklaşımla izliyor. AB, Belgrad yönetimine Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılması yönünde düzenli olarak çağrı yapıyor.

Gözlemcilere göre, 2020 yılından bu yana NATO üyesi olan Kuzey Makedonya ise Sırbistan ve Çin’in nüfuz alanına girme riskiyle karşı karşıya.

Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında, özellikle Sırbistan ile Kosova ve Sırbistan ile Karadağ arasında zaman zaman yüksek gerilimler yaşanıyor.

Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş ancak Belgrad bu bağımsızlık kararını tanımamıştı. Karadağ ise 2006 yılında Sırbistan ile olan devlet birliğinden ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştu.

Avrupa

İspanya’da sağcı Vox gençler arasında popülerleşiyor

Yayınlanma

İspanya’da sağcı Vox partisi, Kasım ayındaki erken seçimler öncesinde genç seçmenler arasında destek kazanıyor.

Rapporteur’de yer alan habere göre parti, uzun süredir ana akım partilerin hakimiyetinde olan ülkedeki geleneksel oy verme alışkanlıklarını sarsıyor.

İspanya, beş haftadan az bir süre sonra sandık başına gidecek. Anketler, iktidardaki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) için zorlu bir seçim olacağına işaret ediyor.

Son anketler göre, ana muhalefet partisi Halk Partisi (PP) yaklaşık %32 oranında yer alırken, onu %28 ile PSOE ve %19 ile Vox takip ediyor.

Bu durum, sağcı bir PP-Vox koalisyonu olasılığını gündeme getiriyor.

Azınlık hükümetini yöneten PSOE partisinin lideri Başbakan Pedro Sánchez, parlamentoda “daha geniş bir ilerici çoğunluk” elde etmek amacıyla erken seçim çağrısında bulundu.

Fakat genç seçmenler arasında durum daha karmaşık. İspanya’nın kamuoyu araştırma kurumu CIS’e göre, 18 ila 24 yaş arası genç seçmenlerin %19’u PSOE’ye oy vermeyi planlıyor.

Bunu %15,6 ile Vox ve %11,9 ile PP izliyor. Bu yaş grubunun büyük bir kısmı ise henüz karar vermemiş ya da oy kullanmamayı planlıyor.

Kasım ayında yapılacak genel seçimlerde 1,6 milyondan fazla İspanyol ilk kez oy kullanma hakkına sahip olacak.

IMOP’un El Confidencial için yaptığı özel bir ankete göre, bu yeni seçmenlerin %26,9’u –430.000’den fazlası– Vox’a destek vermeyi planlıyor.

%22’lik oy oranıyla PSOE ve yenilenmiş solcu Geniş Cephe koalisyonu onu takip ederken, PP bu yeni seçmenler arasında yalnızca %9 oy alabilecek.

2023 seçim sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, PP istikrarlı seyrini sürdürürken, PSOE oy kaybediyor ve Vox ise büyük bir sıçrama kaydediyor.

Son dört bölgesel seçimde, Santiago Abascal’ın göçmen karşıtı partisi oyların %16 ile %19’unu aldı ve PP’yi zorlu koalisyon müzakerelerine zorladı.

Vox’un “müesses nizam” karşıtı mesajı, özellikle genç seçmenler arasında yankı buluyor gibi görünüyor.

Siyasi analist Javier Sánchez González, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Vatandaşlar arasında yaygın olan hoşnutsuzluk ve kurumlara, ayrıca iktidarı elinde tutanlara –PSOE ve PP’ye– duyulan güvensizlik, Vox tarafından tamamen yakalanıyor,” dedi.

Sekiz yıllık iktidarın ardından PSOE, hükümetine ve yakın çevresine dahil olan isimlerin karıştığı yolsuzluk skandalları ve Temmuz ayında Ceuta’da yaşanan göçmen akını da dahil olmak üzere artan krizler nedeniyle sarsıldı.

González, Rapporteur’e, PSOE’nin yolsuzluk skandalları kamuoyundaki tartışmaları ne kadar çok domine ederse, genç seçmenlerin o kadar çok Vox’a yöneldiğini, 2018’de yolsuzluk skandalları nedeniyle son başbakanı Mariano Rajoy’u koltuğundan eden PP’ye değil, Vox’a yöneldiğini söyledi.

“PP’nin bir sorunu var: farklı bir parti olarak algılanmıyor,” diyen González, hayal kırıklığının sol kanattaki Podemos hareketinin yükselişini tetiklediği 2015 yılından farklı olarak, günümüzde genç İspanyollar arasında görülen protesto oylarının giderek sağa kaydığını belirtti.

Buna rağmen, Vox’un artan etkisi, 1936-1939 iç savaşının mirası ve Francisco Franco’nun neredeyse kırk yıllık diktatörlüğüyle hâlâ boğuşan bir ülkede derin bir kutuplaşmaya yol açan bir konu olmaya devam ediyor.

Analist, “Birçok genç, Vox’u bir yeraltı hareketi, neredeyse yasaklanmış ama kendileri için giderek daha çekici hale gelen bir şey olarak görüyor. Aşırı sağcı olmak, ‘yeni punk’ haline geldi,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa Ukrayna masasına Seibert ile dönüyor: İlk temas Abu Dabi’de

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD, Rusya ve Ukrayna’nın yer alacağı barış görüşmelerine katılmak üzere Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kabine şefi Björn Seibert başkanlığında bir heyet hazırlıyor. Heyetin kasım ayı başında Abu Dabi’de yapılması öngörülen toplantıya katılması planlanıyor.

Avrupa Birliği, Ukrayna savaşına dair yürütülen müzakere trafiğine doğrudan dahil olmaya hazırlanıyor.

Euronews televizyonunun haberine göre Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi, tarafların bir araya geleceği yeni müzakere turuna göndermek üzere üst düzey yetkililerden oluşan ortak bir heyet kuruyor. Heyetin başkanlığını ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kabine şefi Björn Seibert üstlenecek.

Haberde nüfuzlu bir bürokrat olarak nitelenen Alman diplomat Seibert liderliğindeki heyetin, kasım ayı başında Abu Dabi’de yapılması planlanan temaslara katılması bekleniyor.

Avrupa Komisyonu’ndan bir temsilci konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yalnızca savaşın sona ermesine değil, aynı zamanda adil ve kalıcı bir barışa ulaşılmasına da güçlü bir biçimde bağlıyız. Amacımız bu ve mevcut görüşmelerde tam olarak bu pozisyonu savunuyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Brüksel’in perde arkasındaki kilit ismi

Alman kökenli bir Avrupa bürokratı olan Björn Seibert, uzun süredir von der Leyen’in en yakın çalışma arkadaşı olarak tanınıyor.

Seibert, von der Leyen’in ekibine ilk olarak 2013 yılında, dönemin Almanya Savunma Bakanlığı görevini yürüttüğü sırada katıldı ve ardından onunla birlikte Avrupa Komisyonu’na geçti.

Politico dergisinin aktardığı bilgilere göre Seibert, süreç içinde Avrupa siyasetinin perde arkasındaki en etkili aktörlerinden birine dönüştü.

Dergi, üst düzey atamaların onaylanmasında bizzat devrede olan Seibert’in, Avrupa Parlamentosu ve ABD ile yürütülen ilişkilerde de ağırlıklı bir rol oynadığını yazdı.

Bu yapı kurum içinde tartışma da yaratıyor. Eleştirenler, yetkilerin kabine şefi ile von der Leyen’in elinde toplanmasının yönetimde aşırı merkeziyetçiliğe yol açtığını öne sürerken, mevcut modelin destekçileri karar mekanizmasının bu sayede hızlandığını ve verimli çalıştığını savunuyor.

Avrupa, Ukrayna, ABD ve Rusya temsilcilerini aynı çatı altında buluşturacak bu çok taraflı temaslar gerçekleşirse, barış sürecinde bu formatta yapılan ilk görüşme kayıtlara geçecek.

Şimdiye kadarki temaslar ya Rusya ile ABD arasında ikili görüşmeler halinde ya da Ukrayna’nın katılımıyla üçlü formatta yürütülmüştü.

Fakat AB heyetinin bu masada yer alıp almayacağı şimdilik kesinleşmiş değil; konu henüz istişare aşamasında tutuluyor.

Avrupa başkentleri aslında aylardır benzer bir diplomatik mekanizmanın arayışındaydı. Politico, ocak ayında AB ülkelerinin Moskova ile Ukrayna konusunda müzakereleri yürütmek üzere özel bir temsilci atamayı tartıştığını ve bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin destek verdiğini yazmıştı.

The Telegraph gazetesi ise ekim ayında Avrupa temsilciliği rolü için Meloni’nin yanı sıra Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in adının geçtiğini aktarmıştı.

Gazete, tek bir isim yerine ortak bir temsilciler heyeti kurulması seçeneğinin de değerlendirildiğini kaydetmişti.

Moskova’dan Avrupa’nın niyetine yönelik çekinceler

Moskova cephesi ise Avrupa’nın tutumunun çatışmanın çözümünde belirleyici olabileceği görüşünde. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, “Yalnızca Kiev ile konuşmak yetmez; çatışmayı sürdürme arzusunda Kiev’i bütünüyle destekleyen tüm Avrupa ile konuşmak gerekir. Belki de Avrupa’nın tavrı burada kilit bir nitelik taşıyor” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Moskova’nın Avrupa Birliği’nden bir müzakereci çıkmasını destekleyeceğini dile getirmişti. Peskov, “Bir müzakerecinin olması iyidir. Eğer bu müzakereci barışçıl çözüme samimiyetle katkı sağlamayı amaçlayan bir isim olursa çok daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 27 Ekim’de yaptığı açıklamada Avrupalı ülkelerin görüşmelere katılma niyetine mesafeli yaklaştı. Lavrov, Avrupa’nın masaya dahil olmak istediğini ancak Moskova’ya bakışını değiştirmediğini söyledi.

Avrupa’nın çatışmanın nedenlerine dair Rusya’nın pozisyonunu hesaba katmadığını belirten Lavrov, yalnızca suçlama yöneltildiğini ve çatışmaların durdurulmasının istendiğini vurguladı.

Rus bakan, “Bu, Avrupalıların sadece müzakere sürecine dahil olma arzusunu gösteriyor. Ancak sürece hangi pozisyonlarla dahil olunacağı büyük bir soru işareti” diye konuştu.

Tüm bu karşılıklı mesajlara rağmen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha önce Moskova’nın Avrupalı ülkelerle temas kapısını kapatmadığını belirtmişti.

Putin, Avrupa tarafından tercih edeceği müzakereci olarak Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder’in adını dile getirmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.

Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.

Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.

Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.

Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.

Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.

Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.

Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.

Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.

Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.

Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa

Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.

Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.

Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.

Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.

Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.

Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.

Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English