Bizi Takip Edin

Avrupa

Macaristan AB fonları için anayasayı değiştiriyor

Yayınlanma

Macaristan’da iktidardaki Tisza partisi lideri Başbakan Péter Magyar öncülüğünde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yetkilerini sonlandıran 17. Anayasa Değişikliği paketi Ulusal Meclis’te kabul edildi. Viktor Orbán döneminin devlet kurumlarını tasfiye etmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan reform, Avrupa Birliği’nin dondurduğu fonları serbest bırakması için kritik bir adım.

Macaristan’da nisan ayında yapılan parlamento seçimleriyle 16 yıllık Viktor Orbán ve Fidesz iktidarının sona ermesinin ardından, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet anayasal sistemi dönüştürmek için adımlarını hızlandırdı.

Macaristan Ulusal Meclisi, 13 Temmuz cumartesi günü yapılan oylamada, Orbán döneminde kurulan devlet mekanizmasını tasfiye etmeyi ve yolsuzluğu önlemeyi amaçlayan “Ateşle Temizlik” (Tűzzel tisztítás) kampanyası kapsamında hazırlanan 17. Anayasa Değişikliği paketini kabul etti.

Meclisteki oylamada 139 milletvekili kabul, 6 milletvekili ret oyu verirken, 54 milletvekili oylamaya katılmadı.

Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un 17 Temmuz çarşamba gününe kadar önündeki anayasa değişikliğini imzalaması ya da veto etmesi gerekiyor.

Değişiklik, doğrudan cumhurbaşkanının görev süresini de sonlandırıyor. Parlamento tarafından gizli oyla seçilen ve resmi olarak siyasi tarafsızlığı bulunan cumhurbaşkanı için Başbakan Magyar, “Orbán’ın kuklası” nitelemesini yaparak Sulyok’un tarafsız bir lider olmadığını belirtiyor.

Magyar oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu anayasayı değiştirmemek Macar milletine ihanet olurdu. Halk, Tisza’ya bu sistemi tasfiye etme yetkisi verdi” ifadesini kullandı.

Tisza hükümeti, bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa taslağı hazırlayarak 2027 yılının yaz aylarında ulusal referanduma sunmayı planlıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok değişikliğe karşı çıkıyor

Yürürlükteki Macaristan Anayasası’na göre cumhurbaşkanı yalnızca anayasayı veya yasaları kasten ihlal ettiği ya da suç işlediği iddiasıyla parlamento tarafından başlatılan ve nihai kararı Anayasa Mahkemesinin verdiği bir azil süreciyle görevden alınabiliyor.

Yeni kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği ise mevcut cumhurbaşkanının yetkilerini derhal sonlandırırken, parlamentoya 30 gün içinde “yeni anayasa yürürlüğe girene kadar en fazla beş yıl süreyle görev yapacak” yeni bir cumhurbaşkanı seçme yetkisi tanıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un yasayı beş gün içinde imzalamayı reddetmesi veya veto etmesi durumunda değişiklik otomatik olarak yürürlüğe girecek ve parlamento, cumhurbaşkanına anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle azil süreci başlatabilecek.

Daha önce görevinden kendi isteğiyle istifa etmeyeceğini defalarca açıklayan Sulyok, 17. Anayasa Değişikliği’ni “anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve bu düzenlemenin cumhurbaşkanlığı makamını değil, doğrudan kendisini hedef aldığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı makamının resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Devlet başkanı, cumhurbaşkanlığı yetkilerine hile, tehdit veya başka yollarla müdahale etmeye yönelik her türlü girişimin, yürütme organı temsilcileri tarafından anayasal düzenin ciddi bir ihlali olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır” ifadesine yer verildi.

Sulyok, temmuz ayı başında Avrupa Konseyi Venedik Komisyonuna başvurarak değişikliğin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine uygunluğunun incelenmesini talep etti.

Macaristan Anayasa Mahkemesine de başvuran Sulyok, Tisza partisinin meclis çoğunluğunu kullanarak gelecekte genel düzenlemeler yerine kişiye özel durumları hedef alan başka değişiklikler de yapabileceği uyarısında bulundu.

Ancak Anayasa Mahkemesindeki yedi yargıcın davadan çekilmesi üzerine Mahkeme Başkanı Péter Polt konuyu gündemden çıkardı.

Yargı ve meclis üyeliklerine yeni sınırlar getirildi

Kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği sadece cumhurbaşkanlığı makamını değil, yüksek yargı organlarını da kapsıyor. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldan dokuz yıla indirilirken, yargıçlar için 70 yaş sınırı getiriliyor.

Ulusal Yargı Ofisi Başkanı ile Yargıtay Başkanı’nın görev süreleri de dokuz yıldan altı yıla düşürülüyor. Ayrıca, usulsüz kullanılan kamu fonlarını tespit edip devlet hazinesine geri kazandırmak amacıyla “Devlet Varlıklarını Koruma ve İade Ulusal Ofisi” adıyla yeni bir kurum oluşturuluyor.

Değişikliğin en çok tartışılan maddelerinden biri de milletvekillerinin toplam görev süresinin 12 yılla (üç parlamento dönemi) sınırlandırılması oldu.

Telex’in analizine göre, bu kuralın bir sonraki seçimlerde uygulanması halinde Orbán koalisyonu meclis grubunun yaklaşık yarısını kaybedecek ve Fidesz-KDNP ittifakından yaklaşık 25 ila 30 milletvekili yeniden seçilme hakkını yitirecek.

Fidesz partisi yetkilileri bu düzenlemeyi “anayasal demokrasinin sonu ve Macaristan’da otokrasinin başlangıcı” olarak nitelendirdi.

Tisza partisi haziran ayında da başbakanlık görevini bir kişi için her biri dörder yıllık iki dönemle sınırlayan 16. Anayasa Değişikliği’ni meclisten geçirmişti.

1990 yılından bu yana yapılan başbakanlık sürelerini de kapsayan bu düzenleme, Orbán’ın yeniden başbakan olmasını hukuken imkansız hale getiriyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, başbakanlık süresine sınır getirilmesinin parlamentonun serbest seçim iradesiyle tam olarak bağdaşmadığını belirtse de bu değişikliği imzalamıştı.

AB fonlarının serbest bırakılması süreci

Tisza hükümetinin gerçekleştirdiği anayasa reformu, büyük ölçüde Avrupa Komisyonunun taleplerini karşılamaya yönelik adımlardan oluşuyor.

Avrupa Komisyonu, Orbán iktidarı döneminde hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Macaristan için ayrılan AB fonlarını dondurmuştu.

17. Anayasa Değişikliği ile Başbakan Magyar, Brüksel’e AB şartlarını kabul ettiği mesajını veriyor; zira değişiklikler doğrudan birliğin eleştiri odağında olan Anayasa Mahkemesi, yargı yönetimi ve kamusal denetim mekanizmalarını hedef alıyor.

Bu adımların ardından AB Konseyi, 10 Temmuz çarşamba günü Macaristan’ın Salgın Sonrası Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamındaki planını onaylayarak dondurulan fonların 10 milyar avroya kadar olan kısmının serbest bırakılmasını kararlaştırdı.

Bu kapsamda Budapeşte yönetimi 6,5 milyar avro hibe ve 3,5 milyar avro uygun koşullu kredi alacak.

AB, Macaristan için planlanan yaklaşık 35 milyar avroluk fonu dondurmuştu. Macaristan hükümeti ile Avrupa Komisyonu arasındaki görüşmelerin ardından mayıs ayı sonunda Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Macar yasalarındaki “belirgin ilerlemeyi” gerekçe göstererek yaklaşık 16 milyar avronun serbest bırakılmasına karar verdiklerini açıklamıştı.

Bu doğrultuda Macaristan, RRF kapsamındaki 10 milyar avronun yanı sıra Uyum Fonu’ndan da 4,2 milyar avro alacak.

Uyum Fonu’ndaki diğer 2,2 milyar avroluk kısım ise Budapeşte’nin 31 Ağustos perşembe gününe kadar taahhüt ettiği sonraki reformları tamamlaması halinde ödenecek.

Yolsuzlukla mücadele kapsamında Magyar hükümeti, kamu varlıklarını koruma ofisinin yanı sıra Orbán döneminde kurulan ve AB fonlarının harcanmasını denetleyen Dürüstlük Ofisi’nin yetkilerini de genişletti.

Ayrıca Magyar, Fidesz’in propaganda aracı olduğunu belirttiği devlet medyasının yayınını durdurma vaadini de yerine getirdi.

7 Temmuz pazar günü devlet yayıncısı MTVA’nın haber yayınları kısa süreliğine kesilerek ekranda geçmişteki yayın politikası için özür metni yayımlandı.

Diğer yandan, bazı Avrupalı insan hakları örgütleri milletvekilliği süresine sınır getirilmesini siyasi amaçlı bir adım olarak eleştiriyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Macar iş dünyası da yeni başbakanın ekonomik krizle mücadele etmek yerine mesaisini Orbán’ı eleştirmeye ve yakın çevresindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya harcamasından endişe duyuyor.

Yeni hükümetin verilerine göre bütçe açığı şimdiden GSYH’nin yüzde 8’ini aşmış durumda.

Başbakan Magyar bazı dış politika konularında ise Orbán’ın çizgisine yakın bir tutum sergiliyor. Magyar, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın AB katılım müzakerelerini yavaşlatarak AB Komisyonu ve AB Konseyinin bu ülkelerle ilgili ortak mektubuna karşı çıkmıştı.

Müzakerelerin başlamasını engellemeyen Magyar, yeni üyelerin birliğe hızlı kabul edilmesine karşı olduğunu belirterek “Bu durum, üyelik için yıllardır çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj gönderiyor” açıklamasını yaptı.

Macaristan ayrıca, Ankara’daki NATO zirvesinde kararlaştırılan Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk askeri yardım programına katılmayı da reddetti.

Avrupa

Almanya’da Volkswagen için Çinli markalara ek vergi talebi

Yayınlanma

Almanya’nın Saksonya eyaleti hükümeti, yerli sanayiyi korumak ve Volkswagen üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla Çin menşeili otomobillere yönelik Avrupa Birliği gümrük vergilerinin artırılmasını talep etti. Saksonya Ekonomi Bakanı Dirk Panter, bu adımın Çinli üreticileri Avrupalı ortaklarla işbirliğine ve üretimi yerelleştirmeye zorlayacağını belirtti.

Almanya’nın Saksonya Eyaleti Ekonomi Bakanı Dirk Panter, Bild gazetesine verdiği mülakatta, Çinli otomotiv şirketleri üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmak amacıyla Avrupa Birliği (AB) genelinde gümrük tarifelerinin yükseltilmesi gerektiğini açıkladı.

Panter, bu hamleyle Çin merkezli üreticilerin Volkswagen dahil olmak üzere Avrupalı firmalarla ortaklığa teşvik edilmesini amaçlıyor.

Ekonomi Bakanı Panter, Çin’den ithal edilen araçlara daha yüksek vergi uygulanması başlığının AB düzeyinde müzakere edilmesi gerektiğini belirtti.

Bu çıkış, otomotiv grubu Volkswagen’in Almanya’daki üretim kapasitesini daraltma planlarının kamuoyuna yansıdığı dönemde yapıldı.

Otomotiv devi, alternatif bir çıkış yolu bulunamaması durumunda, elektrikli araç imalatı gerçekleştiren Saksonya’daki tesis de dahil olmak üzere ülkede dört fabrikayı kapatabileceği yönünde uyarıda bulunmuştu.

Bu kapsamda Saksonya’nın merkezi Dresden’de yer alan ve 20 yılı aşkın süredir faal olan bir üretim tesisi halihazırda kapandı.

Gelişmeler üzerine Volkswagen Üst Yöneticisi Oliver Blume, Çin’de geliştirilen modellerin üretimini Avrupa’daki tesislere kaydırmayı ihtimaller arasında saymıştı.

Blume ayrıca, Çinli otomobil üreticileriyle ortaklık kurulması seçeneğine de açık kapı bırakmıştı.

Saksonya Ekonomi Bakanı Panter, eyalette Çinli bir şirketle kurulacak ortak girişimin, Brüksel ile yürütülecek görüşmelerde koz olabileceğini aktardı.

Panter, böyle bir ortaklığın Çinli üreticilerin Avrupa’daki gümrük vergilerinden muaf tutulmasına da zemin hazırlayabileceğini kaydetti.

Piyasa verilerine göre BYD dahil birçok Çinli marka, özellikle şarj edilebilir hibrit modellerin satış başarılarıyla Avrupa pazarındaki payını artırmayı sürdürüyor.

Saksonya hükümetinin Çinli üreticilerin Avrupa pazarındaki varlığına bütünüyle karşı çıkmadığını dile getiren Panter, Avrupa’da faaliyet yürüten tüm şirketlerin Birlik sınırları içinde katma değer sağlaması ve istihdam yaratması gerektiğinin altını çizdi.

Daha önce de Renault yöneticisinin Çinli markalarla ortaklık kurulması yönündeki yaklaşımları eleştirdiği bildirilmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiltere’nin yeni başbakanı Andy Burnham

Yayınlanma

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da düzenleyeceği özel konferansla yeni liderini ve ülkenin bir sonraki başbakanını resmen belirleyecek. Avam Kamarası milletvekili ve Büyük Manchester’ın eski belediye başkanı Andy Burnham, adaylık sürecinde tek isim olarak kalarak 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”ya geçmeye hak kazandı. Eski lider Keir Starmer’ın skandallar ve yerel seçim yenilgisi üzerine istifasının ardından rakipsiz kalan Burnham, ülkeyi 2029’daki olağan genel seçimlere kadar yönetmeyi planlıyor.

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da gerçekleştireceği özel konferansla yeni liderini tescil etmeye hazırlanıyor. Sürecin sonunda ülkenin yeni başbakanı olacak isim ise şimdiden kesinleşti.

2017 ile 2026 yılları arasında Büyük Manchester Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve şu an Avam Kamarası milletvekili olan Andrew (Andy) Burnham, tek aday olarak girdiği sürecin ardından 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”nın yeni sakini olacak.

Liderlik yarışı nasıl şekillendi?

Burnham’ın parti liderliğini garantilemesi, karşısına hiçbir rakibin çıkmamasıyla sağlandı. 9 ile 15 Temmuz tarihleri arasında yürütülen adaylık başvuru sürecinde, İşçi Partili Avam Kamarası milletvekillerinin aday olabilmesi için parti grubunun en az yüzde 20’sinin desteğini alması gerekiyordu.

650 sandalyeli parlamentoda 403 milletvekiline sahip İşçi Partisi’nde bu sınır 81 milletvekiline denk geliyordu.

Kayıt işlemlerinin başladığı ilk gün 322 milletvekilinin desteğini arkasına alan Burnham, 14 Temmuz itibarıyla bu sayıyı 349’a çıkararak rakiplerinin adaylık ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı.

Burnham, 2017 yılında Büyük Manchester Belediye Başkanlığına aday olmak amacıyla Avam Kamarası milletvekilliğinden ayrılmıştı.

Yeniden parlamentoya girebilmesi için Büyük Manchester’daki Makerfield bölgesini temsil eden İşçi Partili milletvekili Josh Simons mayıs ayında koltuğunu devretti.

Yapılan ara seçimlerde, kampanya süresince başbakanlık makamını hedeflediğini açıkça dile getiren Burnham, yüzde 54,8 oy oranıyla parlamentoya geri döndü ve başbakanlık yolunu açtı.

Süreci değerlendiren bir İşçi Partisi milletvekili, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Burnham’ı destekleyen bu milletvekillerinin bazıları, mevcut düzeni engellemek ve baltalamak için ellerinden gelen her şeyi yapan utanmaz düzenbazlardır; şimdi ise Burnham’ın önünde diz çökmek için acele ediyorlar. Bu durum tam anlamıyla ‘imparator öldü, yaşasın imparator’ anlayışına benziyor.”

İşçi Partisi’ndeki liderlik değişimi, 2020’den beri partiyi yöneten ve 2024’te başbakanlık koltuğuna oturan Keir Starmer’ın 22 Haziran’da her iki görevinden de istifa edeceğini açıklamasıyla başladı.

Starmer’ı bu karara götüren süreç, kabineyi sarsan bir dizi skandal (özellikle Jeffrey Epstein ile yakın ilişkileri ortaya çıkan Peter Mandelson’ın ABD Büyükelçisi olarak atanması) ve partinin 2026 mayıs ayındaki yerel seçimlerde uğradığı başarısızlık oldu.

İngiliz medyası, Burnham’ın göreve gelişini, Avam Kamarası İşçi Partisi grubu tarafından önünün tamamen açılması sebebiyle “taç giyme töreni” olarak nitelendiriyor.

İşçi Partisi’nde benzer bir durum son olarak 2007 yılında, Tony Blair’in istifasının ardından tek aday olarak kalan Gordon Brown’ın liderliği devralmasıyla yaşanmıştı. Brown o dönemde erken genel seçime gitmeme kararı almıştı.

İngiltere’de bir sonraki genel seçimlerin 2029 yılında yapılması planlanıyor. Burnham, bu tarihten önce erken seçime gidilmesi ihtimalini kesin bir dille reddediyor.

Burnham’ın başbakanlık vizyonu ve öncelikleri

Avam Kamarası’na seçilmesinin ardından haziran ayı sonunda siyasi stratejisini açıklayan Burnham’ın yönetim yaklaşımı, kamuoyunda gayriresmi olarak “Manchesterizm” şeklinde adlandırılıyor.

Siyasetçi, Büyük Manchester’daki yerel yönetim tecrübesini ülke geneline yaymayı hedefliyor. Bu yaklaşımın temel sütunları şu başlıklar altında toplanıyor:

  • Yerelleşme: Burnham, başarılı bir yönetim için yetkilerin bölgelere devredilmesi gerektiğine inanıyor. Bölgelerin konut, kamu hizmetleri, ulaşım ve eğitim alanlarında daha fazla söz sahibi olmasını savunuyor. Ayrıca hükümet organlarının bir kısmını Manchester’a taşıyarak burada “10 Numara/Kuzey” ofisini açmayı vadediyor.
  • Vergiler ve harcamalar: Özelleştirme politikalarını eleştiren Burnham, devletin vatandaşların yaşamını doğrudan etkileyen hayati sektörlerde daha aktif bir rol oynaması gerektiği görüşünde. Toplu bir kamulaştırma yerine devletin özel sektör şirketleri üzerindeki denetim ve etkisini artırmasını istiyor. Kamu borcunun hızla yükseltilmeyeceğini taahhüt ederken emekli maaşlarındaki artışın süreceğini belirtiyor.
  • Erişilebilir konut: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ülkenin en büyük sosyal konut inşaat programını başlatma sözü veren politikacıya göre konut meselesi sadece sosyal değil, aynı zamanda ekonomik bir başlık. Burnham, vatandaşların barınma kiralarına daha az bütçe ayırması durumunda diğer ekonomik sektörlere daha fazla kaynak aktarılacağını savunuyor.
  • Göç: Starmer hükümetinin İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından uygulamaya konulan sert tedbirleri destekleyen Burnham, Manş Denizi üzerinden gerçekleşen yasadışı göçle mücadele etme sözü veriyor. Burnham, gerçek sığınmacılar için İngiltere’ye yasal ve güvenli geçiş yolları oluşturulacağını ifade ediyor.
  • Sağlık ve sosyal bakım: 2009-2010 yıllarında Brown hükümetinde Sağlık Bakanı olarak görev yapan Burnham, Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla başta yaşlılar ve engelliler olmak üzere sosyal bakım sistemini reforme etmeyi amaçlıyor. Miras vergisinde yapılacak değişiklikle sağlık sistemine ayrılan bütçenin artırılmasını planlıyor.

İşçi Partisi, 14 yıllık muhalefet döneminin ardından Temmuz 2024’te 650 sandalyeden 411’ini kazanarak iktidara gelmiş ve Muhafazakarları muhalefete itmişti.

Politico’nun verilerine göre o dönemde İşçi Partisi’nin halk desteği yüzde 34 seviyesindeyken Muhafazakarlar yüzde 24, Nigel Farage liderliğindeki sağ popülist Reform UK ise üçüncü sırada yer alıyordu.

Ancak geçen iki yılda İşçi Partisi’nin oyları yüzde 10’dan fazla eridi ve Reform UK partisinin yükselişi 2025 ve 2026 yerel seçimlerinde de sürdü.

3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla Reform UK yüzde 25 destekle ilk sırada yer alırken İşçi Partisi yüzde 21, Muhafazakarlar ise yüzde 19 seviyesinde bulunuyor.

Son 16 yılda altıncı başbakan

İngiltere, son 16 yılda altıncı kez başbakan değişimine sahne oluyor. Bu sürenin 14 yılında Muhafazakar Parti iktidarda bulundu:

  • David Cameron (2010-2016): İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına (Brexit) yönelik referandumda halkın ayrılık yönünde oy kullanmasının ardından istifa etti.
  • Theresa May (2016-2019): AB ile yürütülen Brexit müzakerelerini yönetti fakat hazırladığı anlaşma şartları parlamentoda üst üste reddedilince görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
  • Boris Johnson (2019-2022): Brexit sürecini tamamladı ancak kendi partisi içindeki skandallar ve parti içi muhalefet sebebiyle istifaya zorlandı.
  • Liz Truss (2022): Sadece 45 gün görevde kalabildi. Açıkladığı ekonomi programının mali piyasalarda ve kendi partisinde güven kaybına yol açmasının ardından istifa etti.
  • Rishi Sunak (2022-2024): Genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin yenilgiye uğraması ve Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle hem başbakanlıktan hem de parti liderliğinden ayrıldı.
Okumaya Devam Et

Avrupa

Fransa ile Hollanda arasındaki 400 yıllık sınır ihtilafı bitti

Yayınlanma

Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’deki Saint-Martin Adası üzerinde Hollanda ile yaşanan yaklaşık 400 yıllık sınır anlaşmazlığını çözen yasayı onayladı. 2017 yılındaki Irma Kasırgası’nın yıkıcı etkileri üzerine hazırlanan 2023 tarihli anlaşma, adadaki belirsiz sınır hattını hukuki güvenceye kavuşturuyor.

Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’de yer alan Saint-Martin Adası’ndaki Fransa ve Hollanda toprakları arasında kesin sınır hattının belirlenmesine yönelik anlaşmayı onayladı.

Fransız parlamentosunun internet sitesinde yayımlanan karar, Paris ile Lahey yönetimleri arasında neredeyse dört asır önce imzalanan adayı paylaşma mutabakatını yasal bir çerçeveye oturtuyor.

Meclis genel kurulunda kabul edilen yasa tasarısı, Saint-Martin’in Fransız kesimi ile Sint Maarten adını taşıyan Hollanda kesimi arasındaki sınırın çizilmesine ilişkin 2023 yılında varılan anlaşmanın onaylanmasını öngörüyor.

Bu adım, Avrupa’nın en sıra dışı sınır hatlarından birine hukuki netlik kazandırıyor. Adanın Fransa idaresindeki kuzey kısmı Avrupa Birliği toprağı kabul edilirken; Hollanda Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan güney kısmı Avrupa Birliği sınırlarının dışında kalıyor.

Bölge sakinleri, iki tarafta farklı gümrük, göç ve vergi sistemleri yürürlükte olmasına rağmen her gün serbestçe sınır geçişi yapıyor.

İki ülke arasındaki sınır ihtilafının kökeni, Fransa ve Hollanda’nın adayı bölüşme konusunda anlaştığı ancak kesin sınır çizgisini resmi belgelere dökmediği 1648 yılına kadar uzanıyor.

Yüzyıllar boyunca fiili duruma göre şekillenen bu belirsizlik; lagün çevresindeki işletme izinleri, kolluk kuvvetlerinin yetki alanları ve çevre yönetimi gibi konularda sürekli idari ve hukuki tartışmalara yol açtı.

Sürecin çözüme kavuşmasında, 2017 yılında adadaki yapıların yüzde 95’inden fazlasını yerle bir eden Irma Kasırgası belirleyici rol oynadı.

Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından yasa tasarısına eklenen gerekçeli raporda, kasırganın yarattığı büyük yıkımın ardından iki ülkenin ada üzerindeki yakın işbirliği ihtiyacının derinleştiği ve sınır hattının netleştirilmesi konusunun aciliyet kazandığı ifade edildi.

Yasa tasarısının parlamento sürecini yürüten Milletvekili Bertrand Bouyx hazırladığı raporda, “Fransa, en eski toprak anlaşmazlıklarından birini çözüme kavuşturmuş olmaktan gurur duyabilir” değerlendirmesini yaptı.

Fransa’daki onay sürecinin tamamlanmasının ardından, yeni sınır hattının resmiyet kazanarak yürürlüğe girmesi için Hollanda Krallığı Parlamentosu’nun da anlaşmayı onaylaması gerekiyor.

Hollanda Krallığı; Hollanda’nın Avrupa’daki topraklarının yanı sıra Karayipler’deki Aruba, Curaçao ve Sint Maarten özerk bölgelerinden oluşuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English