Avrupa
Orbán, Kickl ve Babiš’ten yeni grup: “Avrupa için Vatanseverler”

Pazar sabahı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Başkanı Herbert Kickl, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve ANO Partisi Genel Başkanı ve eski Çekya Başbakanı Andrej Babiš partilerinin güçlerini birleştirerek “Avrupa için Vatanseverler” isimli bir ittifak kuracaklarını açıkladılar.
Viyana’da düzenlenen basın toplantısında FPÖ lideri, yeni ittifakın amacını “Avrupa için daha iyi bir gelecek sağlamak” olarak tanımladı.
Avrupa kamu yönetiminin düzene sokulması gerektiğini ve “bir Avrupa süper devletinin ortaya çıkışını pasif bir şekilde izlemediklerini” söyleyen Kickl, “kıtanın tüm vatandaşları için barış, özgürlük ve refah” vurgusu yaptı.
Kickl diğer partilerin de bu ittifaka katılmasının beklendiğini söyledi.
Başbakan Orbán ise, “Bugün Avrupa siyasetinin değişeceği gündür,” dedi.
Son 25 yılın siyasi olaylarını takip ettiğini belirten Macar lider, “Avrupa siyasetinde yeni bir dönem 1989’da başladı ve şimdi seçimlerle sona erdi. Bugün, Avrupa siyasetini değiştirecek yeni bir grup yaratılacak …. [Bu grup] çok hızlı bir şekilde Avrupa Sağının en büyük grubu haline gelecek. Bu birkaç gün içinde gerçekleşecek,” iddiasında bulundu.
27 ülkenin 20’sinde değişimi temsil eden partiler kazandığını ve “Brüksel’deki elit kesim”in buna direndiğini ve değişim istemediğini öne süren Orbán, bu nedenle bu platformu oluşturduklarını ifade etti ve “Değişimi sağlamak için. Avrupa kriz içinde; terörizm, göç ve savaş tehdidi komşularımızı tehdit ediyor. Avrupa halkı barış, düzen ve refah istiyor ama Brüksel’deki elitlerden savaş, göç ve durgunluk görüyorlar,” dedi.
ANO Başkanı Andrej Babiš ise, “yasadışı göçü durdurmaya kararlı” yeni bir siyasi grup kurmaya karar verdiklerini vurguladı.
Ulusal sınırları korumak ve insan kaçakçılığını durdurmak için düzenlemeler geliştirilmesi gerektiğini savunan Çek siyasetçi, planlarının “ulus devletlere saygı duyan bir Avrupa” olduğunu sözlerine ekledi.
Yeni grubun manifestosunda neler var?
Avrupa uluslarının “tarihi bir dönüm noktasında” olduğu iddiasıyla açılan manifesto, bir zamanlar iki dünya savaşı ve onlarca yıllık bölünmüşlüğün yol açtığı yıkımın ardından “uzlaşma arzusundan” kaynaklanan bir rüya proje olan Avrupa Birliği’nin artık Avrupalıların aleyhine döndüğünü iddia ediyor.
AB’nin “Avrupa evini” oluşturan ulusların, bölgelerin ve küçük toplulukların iradesine aykırı çıkarlar peşinde koştuğunu kaydeden manifesto, “Çoğunluğun sesini ve halk demokrasisini küçümseyen güçlü küreselci güçler, seçilmemiş bürokratlar, lobiler ve çıkar gruplarıyla birlikte, Avrupa vatandaşları tarafından büyük ölçüde bilinmeyen ve onlardan uzak kurumlar, Ulusların yerini almayı planlıyor,” diyor ve ulusların yerine bir “Avrupa merkezi devleti” kurulmak istendiğini savunuyor.
Haziran ayında yapılan yeni Avrupa Parlamentosu seçimlerinin “kuşaklar arası ve varoluşsal bir öneme” sahip olduğunu savunan Avusturyalı, Çek ve Macar partiler, “Bugün siyasi fay hattı artık muhafazakârlar ile liberaller ya da sağ ile sol arasında değil, yeni bir Avrupa ‘süper devleti’nin müjdesini veren Merkeziyetçiler ile değer verdiğimiz Uluslar Avrupasını korumak ve güçlendirmek için mücadele eden Vatanseverler ve Egemenlikçiler arasında uzanmaktadır,” iddiasında bulunuyorlar.
Manifesto, kıta genelinde “vatansever ve egemenlikçi partilerin zaferi ve işbirliği sayesinde” çocuklarının mirasını garanti altına alabileceklerini savunuyor.
Manifestoyu ilan eden partiler, aşağıdaki “Avrupa”ya inandıklarını söylediler:
“- Birbirleriyle uyum içinde yaşama ve işbirliği yapma kararlılıklarında özgür, güçlü, gururlu ve bağımsız Milletlerden oluşan
– Avrupa halkları tarafından yetkilendirilen ve bu halklara karşı sorumlu tutulan, meşruiyeti Uluslara dayanan kurumlar aracılığıyla birleşmiş
– Ulusal topluluklarının iradesinin yurtiçinde ve yurtdışında yerine getirilmesini engelleyen bağımlılıklardan arınmış, çıkarlarının peşinde egemen ve kararlı;
– Her türlü tehdide karşı kendini savunmaya hazır olmakla birlikte barış ve diyaloğa bağlı
– Greko-Romen ve Yahudi-Hıristiyan mirasının meyveleri olan Avrupalı kimliğini, gelenek ve göreneklerini koruyan ve kutlayan
– Ulusları arasındaki doğal çeşitliliğe, tarihlerine ve yaşam tarzlarına değer verirken, günün modasına göre değişmek için ültimatomlara direnen
– Gerçek özgürlükleri, temel hakları ve insan onurunu savunurken, bu özgürlükleri sınırlama veya yeniden tanımlama girişimlerine şiddetle direnen
– rekabetçi, üretken, verimli ve yenilik, mükemmellik ve ilerlemenin kıtası olarak entelektüel, bilimsel ve ekonomik başarılarıyla gurur duyan
– Avrupa vatandaşlarının büyük çoğunluğunun iradesine uyarak sınırlarını korumaya, yasadışı göçü durdurmaya ve kültürel kimliğini muhafaza etmeye kararlı;
– Siyasi, iktisadi, dini ve kültürel alanlardan gelebilecek her türlü potansiyel tehdide karşı halklarını korumaya hazır uluslardan oluşan
– Kendi yetki ve kurallarına saygı duyan, yetkilerinin ötesinde hareket etmeyen, ikincillik ve orantılılık ilkelerine uyan ve Avrupa bütçesi aracılığıyla baskı uygulayarak ulusal egemenliğe yönelik saldırılarını meşrulaştırmaktan vazgeçen
– Ulusal egemenliğin Avrupa kurumlarına daha fazla devredilmesini reddeden Ulusların
– Ulusların veto hakkına saygı duyan
– Diplomasiyi Üye Devletlerin egemenliğinin temel bir unsuru ve her bir Ulusun, diğerlerini aynı hareket tarzına bağlamaksızın özgürce karar verebileceği bir konu olarak kabul eden
Bir Avrupa’ya inanıyoruz.”
Manifesto şu sözlerle sona eriyor:
“Bizler, Avrupa’nın vatansever güçleri, kurumlarımızı yeniden ele geçirerek ve Avrupa politikasını Uluslarımıza ve halklarımıza hizmet edecek şekilde yeniden yönlendirerek kıtamızın geleceğini Avrupa halklarına geri vermeye söz veriyoruz. Federalizm yerine egemenliğe, diktalar yerine özgürlüğe ve barışa öncelik vermek: işte Avrupa için Vatanseverler Manifestosu.”
Grubun 26 milletvekili var
Kurucu partiler olan FPÖ, AP’deki liberal Renew grubundan kısa bir süre önce ayrılan ANO ve Fidesz halihazırda 26 milletvekiline sahip. Bir grubun oluşabilmesi için yedi ülkeden en az 23 milletvekiline ihtiyaç var.
FPÖ lideri Herbert Kickl, “Bu başlangıç sinyalinden itibaren, bunu yapmak isteyen ve siyasi ve pozitif reform çabalarımıza katılmak isteyen tüm siyasi güçlere kapımız açıktır. Ve son birkaç gündür duyduklarıma bakılırsa, bunlardan daha fazlası da olacak,” dedi.
Avrupa Parlamentosu’ndaki sandalye sayısını ikiye katlayan ve eylül ayındaki Avusturya ulusal seçimlerini kazanma yolunda ilerleyen FPÖ, Kickl’in Brüksel’deki radikal değişim için bir “taşıyıcı roket” olduğunu söylediği ittifakın arkasındaki örgütleyici güç gibi görünüyor.
Duyuru, FPÖ ile Marine Le Pen liderliğindeki Fransa’nın RN partisi arasında Avrupa’da resmi bir kopuşa işaret ediyor. Bir önceki parlamentoda bu iki parti Kimlik ve Demokrasi (ID) grubunda yer alıyordu.
AfD yeni gruba katılacak mı?
Yeni grubun potansiyel adaylarından biri de AP’de 14 milletvekili bulunan Almanya için Alternatif (AfD).
Fakat Financial Times‘a (FT) konuşan bir AfD yetkilisine göre Fidesz, Alman partisiyle bir araya gelmeye karşı çıkıyor.
AfD lideri Alice Weidel de FT’ye yaptığı açıklamada seçeneklerini açık tutacağını ve “bir gruba sırf katılmış olmak için katılmayacaklarını” söyledi.
Konferansları sırasında Weidel gazetecilerin önünde, gelecekteki herhangi bir grup hakkında henüz bir karar verilmediğini söyledi. Weidel için ön koşullardan biri, “hiçbir antisemitin” böyle bir grubun parçası olmaması.
Öte yandan AfD’nin eş lideri Weidel’in sözcüsü ntv ‘ye yaptığı açıklamada, “ECR ve ID’deki parti yapısı bir bütün olarak hareket halinde olduğundan, bu durum AfD’nin diğer partilerle işbirliği yapması için yeni fırsatlar yaratıyor,” dedi.
Şimdiye kadar kendi başına bir grup oluşturmakta zorlanan AfD delegasyon lideri René Aust ise “Her şey [şimdi] akış halinde,” dedi ve heyecan verici iki hafta geçireceklerini kaydetti.
Alman partisinin Herbert Kickl’in FPÖ’sü ile yakın ilişkileri var ve bu parti AfD’nin ID grubuna geri kabul edilmesi için yoğun lobi faaliyetlerinde bulundu.
Salvini’den yeni gruba destek, Fico da ilgileniyor olabilir
AP’deki yeni gruba bir başka destek de İtalyan sağ koalisyon hükümetinin küçük ortağı Lega’nın lideri Matteo Salvini’den geldi.
Le Pen’in liderlik ettiği ID’ye üye Salvini’nin Lega’sı, yeni girişimi “felaket” sola karşı mücadele etmek için yeni bir alternatif olarak memnuniyetle karşıladı.
Lega, “Güçlü, vatansever, uyumlu ve gizli anlaşmalara karşı çıkan bir grubun kapsamını genişletmek istiyoruz. Bugün isteklerini ifade eden diğer liderlerin açıklamalarını da olumlu buluyoruz,” dedi.
Lega’nın açıklamasında, “Matteo Salvini’nin defalarca umut ettiği gibi, Avrupalı vatanseverleri bir araya getirecek büyük bir grup artık ertelenemez,” denildi.
Budapeşte basını Lega’nın ilk açıklamasını Salvini’nin Orbán’ın yeni grubuna katılma isteği olarak yorumlarken, Çek Novinky dergisi Slovakya Başbakan Robert Fico’nun da ilgilenebileceğini yazdı.
Fico’nun Smer partisi resmi olarak AB sosyalist grubuna ait ancak üyeliği askıya alınmış durumda.
Öte yandan Euractiv, yeni “vatansever” grubun Le Pen’in Kimlik ve Demokrasi (ID) grubu ile yakın işbirliği içinde olacağını ileri sürdü.
Avrupa
Avrupa içindeki “E5” grubu konsolide oluyor

Bugün Berlin’de yapılacak “E5” toplantısı, AB içerisinde çok daha küçük bir çekirdeğin Kıta’daki karar alma mekanizmalarını üzerine alma konusunda bir test olacak.
Britanya, Fransa, İtalya ve Polonya’nın liderleri, bugün Berlin’de Friedrich Merz’in ev sahipliğinde bir araya gelecek.
Euractiv’e göre E5 zirvesi, önümüzdeki ay Türkiye’de Donald Trump’ın da katılacağı NATO zirvesi öncesinde ve diplomatlar ile yetkililere göre Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes görüşmelerinin birkaç hafta içinde başlayabileceği beklentileri karşısında kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Avrupalı müttefiklerden oluşan grup, Patriot PAC-2 önleme füzeleri dahil olmak üzere Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendirmeye yönelik adımları ve Varşova ile Kiev arasındaki sürtüşmeleri gidermeye yönelik çabaları da duyuracak.
Geçen hafta Brüksel’de düzenlenen zirvede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan iyi haberler gelmişti.
Macron, AB liderlerine Ukrayna barış görüşmelerinde yeni bir ivme olduğunu ve Avrupa’nın müzakere masasında yer alacağını söylemişti.
Onun bu iyimserliği kısa sürede tartışmalara yol açtı. Fransa’da düzenlenen G7 zirvesinde Macron’un başkanlığında Donald Trump ile yapılan yoğun görüşmelerin ardından, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Kremlin ile gizli bir iletişim kanalı açtığına dair haberler çıktı ve bu durum bazı AB liderlerinin eleştirilerine yol açtı.
Henüz bir müzakere masası kurulmamış olsa da, Euractiv’e göre Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının ilgilendiği tek bir soru vardı: “Bu koltuğu E3 mü, E5 mi yoksa AB mi alacaktı?”
Diplomatların ve yetkililerin aktardıklarına göre Macron, öncelik sırasının, özellikle Fransa’nın Britanya ile birlikte liderlik ettiği “İstekli Koalisyon” aracılığıyla Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütler de dahil olmak üzere, gelecekteki güvenlik garantilerinin sağlanmasında rol alan ülkelere ait olduğunu vurguladı.
Macron, İngilizlerin AB üyesi olmadığını ama bu ayın başlarında Başbakan Keir Starmer’ın başkanlığında Londra’da yapılan görüşmelerin zaten gösterdiği gibi masada bir koltukları olacağını belirtti.
Merz söz alarak, “E3” formatının –Britanya, Fransa ve Almanya– Ukrayna’nın tercih ettiği grup olduğunu ve ateşkes ile çözümün temelleri üzerinde müzakereler sürerken doğal olarak öncü bir rol oynayacağını belirtti.
Hem yakın tarihe hem de savaş dönemine duyarlı olan Merz, Doğu Avrupa ülkelerini –özellikle Polonya ve Baltık devletlerini– sürekli bilgilendireceğini vurguladı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, zirvedeki “oldukça uzun tartışmadan” pek etkilenmemiş görünüyordu.
Tusk şunları söyledi:
“E3 var ve yakında Polonya ile İtalya’nın Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’a katılmasıyla bir E5 oluşacak. Peki; bir araya gelip birlikte neler yapabileceğimizi tartışacağız. Polonya –bunu tekrar edeyim– kendi katılımı olmadan yapılan hiçbir düzenlemeye saygı göstermeyecektir. Meslektaşlarımın ifadeleri ve tepkilerinden, bazılarının belki de tam olarak memnun olmadığını görebildim, fakat herkes ne demek istediğimi anladı ve herhangi bir hoş olmayan sürpriz beklemiyorum.”
İtalya’dan Giorgia Meloni tarafından “kesin bir şekilde” desteklenen Tusk’un yorumları, gelecekteki tüm müzakerelerde Avrupa’nın pozisyonunu temsil etmesi için E5 formatının öne çıkmasını sağladı.
Bu gelişmelerin dışında kalmamak için Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin sürece dahil edilmesi konusunda baskı yaptılar.
Bu durum, Brüksel’de her an su yüzüne çıkabilecek bürokratik yetki savaşlarını gözler önüne serdi.
Macron, bir noktada AB’nin temsil edilmesi gerekeceğini kabul etti; bu görev kapsamında Costa’ya, Rusya’ya yönelik yaptırımlar veya dondurulmuş Rus varlıklarına ilişkin kararlar gibi konuların verilmesi söz konusu olabilir.
Durumu daha da karmaşık hale getiren ise Tusk’un Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile olan ilişkileri.
Bu ilişkiler, Ukraynalı milliyetçiler tarafından II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlara ilişkin anlaşmazlık nedeniyle en düşük seviyeye inmiş durumda.
Zelenskiy, Rusya ile yapılacak herhangi bir müzakerede Avrupa’nın rolü konusunda son sözün Ukrayna’ya ait olacağı konusunda ısrarcı.
Ukraynalı lider, “Avrupa, müzakere formatını değerlendirecek ve çeşitli seçenekler sunacak, fakat müzakerelerde Avrupa’yı kimin temsil edeceğine Ukrayna karar verecek. Bu adil bir yaklaşım,” dedi.
Üst düzey bir AB diplomatı, çoğu Avrupa ve AB müttefikinin de kabul ettiği gibi, E3’ün doğal lider grup olacağını belirtti.
“Temel güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, ilgili aktörler bu garantileri sağlayabilecek devletler. E3, diğerlerine göre daha fazla yeteneğe sahip,” diyen diplomat, İngiliz ve Fransız nükleer caydırıcılığı da dahil olmak üzere askeri yeteneklere atıfta bulundu:
“İstihbarat, uzun menzilli saldırı yetenekleri: bunları herkes sağlayamaz. İtalya ve Polonya, bunun kendi başlarının üstünde gerçekleşmemesi gerektiğini söylemekte haklılar. Dolayısıyla, daha geniş çaplı güvence ve güvenlik sağlamak için E5 formatı fikri ortaya çıktı.”
Avrupa
Finlandiya savaşa karşı elitlerini askeri kampta eğitiyor

Finlandiya, aralarında üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve iş dünyası temsilcilerinin de bulunduğu sivil elitleri, Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna karşı askeri kamplarda eğitiyor. Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Finlandiya, bürokratlar, akademisyenler, müze müdürleri ve askeri komutanlara yönelik ulusal savunma kurslarıyla sivil ve askeri kanat arasında güçlü bağlar kuruyor.
Bloomberg’in mercek altına aldığı program, 65 yıldır yürürlükte olmasına rağmen mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha güncel ve hayati kabul ediliyor.
Ajansa değerlendirmelerde bulunan emekli Finlandiyalı General Arto Raty, Ukrayna’daki çatışmaların bu tür eğitimlerin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
Raty, bir ülkenin ısınma, elektrik, su ve lojistik altyapısını koruyamaması halinde cephe hattının da ayakta kalamayacağını vurgulayarak, “Sorumluluk tek bir sektörün üzerinde toplanamaz” ifadesini kullandı.
Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Eğitim süresince askeri üniforma giyen, kışlalarda uyuyan ve kumanyalarla beslenen sivil yetkililer, savaş uçaklarıyla uçuşlar da dahil olmak üzere doğrudan ordu tatbikatlarında görev alıyor.
Eğitimin detaylarını paylaşması yasak olan mezunlar, özel bir derneğe üye olarak gümüş bir rozet satın alabiliyor. Defne yaprağı ve iki kılıç tasviri içeren bu rozet, ülkede bir statü sembolü olarak kabul ediliyor ve katılımcıların birbirini tanımasını sağlıyor.
Adaylar çok aşamalı seçim sürecinden geçiyor
Yılda dört kez düzenlenen bu programa davetiyeler, ülkenin en nüfuzlu isimlerine gönderiliyor. Kurumlar tarafından önerilen adaylar, çok aşamalı bir elemeye tabi tutuluyor.
Bloomberg, son dönemde sosyal medya fenomenlerinin ve blog yazarlarının da bu eğitimlere davet edilmeye başlandığını aktardı.
Programın mezunları arasında Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo da yer alıyor. Kursu tamamladığını gösteren rozeti 2020 yılından bu yana vatanseverlik etkinliklerinde ve savunma toplantılarında takan Orpo, bu simgenin “dış politika ve güvenlik politikasındaki değişimlerin, karar alıcıları her gün nasıl sınadığını hatırlatan bir unsur” olduğunu ifade etti.
Sınır hattında artan askeri hareketlilik
Finlandiya, mayıs ayında Finlandiya Körfezi’nde “Narrow Waters 26-1” deniz tatbikatını ve ABD ile İngiltere kuvvetlerinin de katıldığı “Karelian Sword 26” (Karelian Kılıcı-26) kara tatbikatını düzenledi. Ülkede ayrıca “Northern Strike 26” adlı bir topçu tatbikatı da gerçekleştirildi.
Rusya Güvenlik Konseyi ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasının ardından, özellikle Rusya sınırına yakın bölgelerde yürütülen askeri tatbikatların ölçeğinin ciddi biçimde genişlediğine dikkat çekmişti.
Avrupa
Alman drone girişimi Stark, Thiel’in desteklediği şirketten yeni bir yatırım aldı

ABD’li milyarder Peter Thiel tarafından kurulan bir risk sermayesi şirketi, Alman drone girişimi Stark’ın kısa süre önce tamamlanan 500 milyon avroluk finansman turunda başlıca yatırımcılar arasında yer aldı.
Bu durum, şirketin söz konusu finansçı ile olan bağlantıları nedeniyle daha önce eleştirilere maruz kalmasına rağmen gerçekleşti.
Salı günü duyurulan yeni finansman turunun destekçilerinden biri de Thiel’in Founders Fund şirketiydi.
Anlaşmaya yakın kaynaklara göre, fon bu finansman turunda önemli bir rol oynarken, Kaliforniya merkezli Sequoia Capital de önemli bir yatırımcı oldu.
Yeni anlaşma ile şirketin değeri 3,5 milyar avro olarak belirlendi.
Hem Sequoia hem de Thiel’in kurucu ortağı olduğu Founders Fund, daha önce Stark’a yatırım yapmıştı.
Thiel, Alman savunma startup’ı Stark’a yaptığı yatırım nedeniyle gündemde
Stark, bu yıl Alman silahlı kuvvetlerine “kamikaze” saldırı drone’ları tedarik etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Stark, pazartesi günü FT’nin elde ettiği bir mektupta Alman Federal Meclisi (Bundestag) üyelerine, “Peter Thiel’in kendisinin” Stark hisselerinin “yüzde 10’undan önemli ölçüde daha azına” sahip olmaya devam ettiğini bildirdi.
Şirket, Thiel’in hisselerinin “bu tur sonucunda önemli ölçüde daha da azaldığını” belirterek, Thiel’in hiçbir özel hakka, denetim kurulu görevine, özel oy hakkına sahip olmadığını ve güvenlik açısından kritik teknik bilgilere ya da fikri mülkiyete erişimi bulunmadığını ekledi.
Stark, FT’ye yaptığı açıklamada, Thiel’in şirketteki toplam hisse oranının, tüm doğrudan ve dolaylı yatırımlar dahil, bu finansman turu sonucunda azalacağını belirtti.
Drone üreticisi yaptığı açıklamada, “Avrupa’da kurulmuş ve genel merkezi Avrupa’da bulunan, denetim kurulu tamamen Avrupalılardan oluşan bir Avrupa şirketi” olduğunu belirtti ve “Şirketin tüm liderlik, operasyon ve karar alma süreçleri Avrupa’da yürütülmektedir,” dedi.
Açıklamada ayrıca şunlar yer aldı:
“Peter Thiel, yatırımıyla tek haneli bir hisseye sahiptir. Kendisi denetim kurulu üyesi değildir ve hiçbir özel hakka sahip değildir. Hiçbir bireysel hissedarın hassas bilgilere erişimi yoktur . . . bu bilgiler, yürürlükteki yasal ve düzenleyici gerekliliklere sıkı sıkıya tabidir.”
Berlin merkezli Stark’ın, Thiel’in fonlarından birinden daha fazla fon alma kararı, bu yıl ABD Başkanı Donald Trump ile yakın bağları olan liberter milyarderin rolü konusunda bir siyasi tepkiyle karşı karşıya kalmasının ardından geldi.
Thiel destekli drone startup’ı Stark, testlerde başarısız oldu
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius daha önce Thiel’in katılımından endişe duyduğunu belirtmiş ve şubat ayında “Bay Thiel’in gerçekte ne kadar etkisi olduğunu netleştirmemiz gerekiyor,” demişti.
Daha önce Thiel’in Stark ile olan bağlantılarını eleştiren Yeşiller milletvekili Sebastian Schäfer, Founders Fund’ın son yatırım turundaki rolünden endişe duyduğunu belirtmişti:
“Stark gibi şirketlerden duyduğum kadarıyla, Avrupa’da finansman bulmak hâlâ çok zor. Ama alternatifler var. Büyümek ve başarılı olmak için onun parasına ihtiyaç duymayan başka şirketler de görüyoruz.”
Stark, çarpma anında hedefi havaya uçurmak üzere tasarlanmış silahlı insansız hava araçları üretiyor ve şubat ayında, Almanya silahlı kuvvetlerine bu ölümcül silahları tedarik etmek üzere her biri yaklaşık 300 milyon avro değerinde bir anlaşma kazanan üç şirketten biri oldu.
Şirket, geçen yıl İngiltere’nin Swindon kasabasında bir fabrika açtı.
FT’nin yorum almak üzere kendileriyle iletişime geçmesinin ardından fon toplama turunu duyuran ve milletvekillerine bildirimde bulunan Stark, kıtadaki hükümetlerin ordularına yönelik harcamalarını artırdığı bir dönemde, Avrupa’nın savunma teknolojisi sektörünün en öne çıkan oyuncularından biri haline geldi.
Almanya’nın Helsing ve Quantum Systems gibi diğer tanınmış gruplar da, değerlemelerin artırılmasını da içeren büyük çaplı fon toplama girişimleri hakkında görüşüyor.
Bu anlaşmalar, halka açık savunma şirketlerinin hisse fiyatlarının düşüş eğiliminde olduğu bir ortamda müzakere ediliyor; zira risk sermayedarları, yeni nesil savunma teknolojisi şirketlerinin hızla büyüyeceği ve gelecekteki sözleşmeleri garantileyeceği yönünde bahis oynuyor.
ABD’li yatırımcılar, savunma teknolojisi şirketlerinin en hevesli destekçileri arasında yer alıyor.
Founders Fund, 61 milyar dolar değerindeki savunma teknolojisi girişimi Anduril Industries’in de kilit yatırımcılarından biri.
Stark’ın son fon toplama turuna katılan diğer yatırımcılar arasında NATO İnovasyon Fonu, Project A ve Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner’in oğlu tarafından yönetilen risk sermayesi şirketi Döpfner Capital de yer aldı.
Stark’ın kurucusu ve CEO’su Uwe Horstmann, “Bu finansman, Avrupa’nın savunma sanayi tabanına yönelik 500 milyon avroluk bir taahhüttür — Avrupa’nın şu anda ihtiyaç duyduğu mühendislere, fabrikalara ve teknolojilere fon sağlıyor” dedi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












