Rusya
Putin’den Afrikalı liderlere: Kiev’in ileride başka mutabakatları reddetmeyeceğinin garantisi nedir?

Ukrayna çatışmasında arabuluculuk turundaki Afrika liderleri, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, Afrika Birliği Başkanı ve Komor Adaları Devlet Başkanı Azali Assoumani, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, Senegal Devlet Başkanı Macky Sall, Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, Kongo Devlet Bakanı ve Kabine Başkanı Florent Ntsiba, Uganda Başkanı Özel Yetkili Temsilcisi Ruhakana Rugunda, bir önceki gün Kiev’deki görüşmelerin ardından dün de St. Petersburg’da Putin ile görüştüler. Görüşmenin neredeyse tamamı basına açık geçti. Ramaphosa, heyetin pozisyonunu 10 madde halinde özetledi. Buna göre:
1) Barış arayışı içinde geldik; girişimimiz bu yöndeki “büyük oyuncuların” tekliflerine alternatif değildir.
2) Savaşın derhal bitirilmesi, çatışmanın görüşme ve diplomasi yoluyla sona erdirilmesi gerekli. “Savaş ebediyen süremez.” Savaş Afrika kıtasında ve dünyanın başka pek çok ülkesinde olumsuz sonuçlar yaratıyor: enerji fiyatlarından gübre ve gıda mamullerine kadar fiyatların yükselmesi savaşın sonucu.
3) Çatışan her iki tarafın da gerilimi düşürmesi görüşmelere yardım edecek.
4) BM Şartı temelinde ülkelerin egemenliğini tanıyoruz. (Ramaphosa, Ukrayna’nın adını anmadan genelleme yaptı.)
5) “Bütün ülkelerin güvenlik garantisine ihtiyacı vardır. Bu meseleyi bütün taraflar gündeme getirdi. Bütün taraflar belli garantiler istiyorlar, biz de onlarla mutabıkız.”
6) Karadeniz üzerinden hububat nakliyesinin açılması, engellerin kaldırılması.
7) Çatışma yüzünden muhtaç duruma düşmüş olanlara insani yardım.
8) Her iki tarafın savaş esirlerinin serbest bırakılması.
9) Çatışmanın ardından yeniden imar.
10) Afrikalı liderlerin inisiyatifinin savaşın bitirilmesine yönelik belli bir çalışmanın başlangıcı olması.
Putin, Afrikalı liderlere cevap olarak uzun bir konuşma yaptı. En önemli yerleri sayılabilecek bir bölümünü eksiksiz çevirmek gerek, zira bunlar, bir entelektüel-diplomatik üslubu da fazlasıyla yansıtıyor ve bu üslup, Rusya’nın dış ilişkilerinde başarı kazanmasının vasıtalarından biri.
Konuşmada özellikle geçen yıl İstanbul görüşmelerinde tarafların parafe ettiği metne yapılan gönderme, Rusya’nın arabulucular karşısındaki diplomatik elini güçlendiriyor. Putin söz konusu taslak belgeyi gösterirken Afrikalı liderlerin yüz ifadeleri, buna tanıklık ediyor. Ama sorun şu ki Kiev rejiminin diplomatik elini zayıflatıyor değil, çünkü rejim zaten diplomasiyi bütünüyle işlevsiz kılmayı amaç edinmiş durumda. İlk defa sabık Britanya başbakanı Boris Johnson’un formüle ettiği, troykanın Rusya’ya karşı Ukrayna’da “son Ukraynalıya varıncaya kadar” savaşması “konsepti” işlemeye devam ediyor.
Yeri gelmişken, Putin parafe edilmiş taslak anlaşmanın ayrıntılarına girmedi gerçi, ama kameralar karşısına çıkan sayfada Rusya’nın çatışmanın en başındaki hedeflerinden demilitarizasyonun aslında Kiev rejimi tarafından ilkesel olarak kabul edildiğini ve bu çerçevede pazarlık yapıldığını gösteren veriler var. Zor okunuyor gerçi, ama gene de çevirmeye değer.
“Ek 1”. Başlık: “Barış zamanında Ukrayna silahlı kuvvetlerinin askeri yapısında bulunan personel bileşeninin, silahların ve askeri araçların üst sınırı”. Rusya’nın pozisyonu italik, Kiev rejiminin pozisyonu kalın harflerle yazılmış. Ukrayna silahlı kuvvetlerinin sayısı Ukrayna’ya göre 250 bini aşmaz, Rusya’ya göre 85 binin altında. Milli muhafızların sayısı Rusya’ya göre 15 binin altında, Ukrayna tarafı görüş belirtmemiş olmalı ki onların talebi yazılı değil. Tank sayısı: Ukrayna’nın talebi 800, Rusya’nın talebi 342. Zırhlı piyade aracı: Ukrayna’nın talebi 2400, Rusya’nın talebi 1029. Top: Ukrayna’nın talebi 1900, Rusya’nın talebi 519. Çok namlulu roketatar: Ukrayna’nın talebi 600, Rusya’nın talebi 96. PTİ (?): Ukrayna’nın talebi 380, Rusya’nın talebi 96. Havan: Ukrayna’nın talebi 1080, Rusya’nın talebi 147. Tanksavar füze bataryaları: Ukrayna’nın talebi 2000, Rusya’nın talebi 333. Hava savunma bataryaları: Ukrayna’nın talebi 200, Rusya’nın talebi 190.
Liste böyle devam ediyor.
Aynı şekilde, Putin konuşmasında hububat anlaşmasının Afrika ülkelerine yardımcı olduğu iddiasını somut rakamlarla çürütüyor. Burada bizim açımızdan en dikkat çekici veri, Karadeniz koridorundan çıkarılan 38,9 milyon ton Ukrayna hububatından 3,49 milyon tonunu Türkiye’nin aldığı vurgusu. Genel ve teorik açıdan en dikkat çekici veri ise AB ve ABD’nin pandemi dönemindeki krizi para emisyonunu muazzam ölçeklerde artırarak “gelişmekte olan ülkelere” ihraç ettiği vurgusu. Bu, genel marksist emperyalizm analizlerindeki “emperyalizm krizini ihraç eder” yaklaşımının bir tür doğrulaması.
* * *
Birincisi. İyi bildiğinize eminim, Ukrayna’daki bütün problemler 2014’te Ukrayna’da yapılan anayasa dışı silahlı ve kanlı darbeden sonra başladı. Bu darbe batılı sponsorlar tarafından desteklendi. Üstelik bunlar, bu konuda konuşmaktan da sakınmıyorlar ve sakınmadılar. Bu darbenin hazırlanması ve gerçekleştirilmesi için harcadıkları miktarı bile söylediler. Ve bu, darbe, Kiev’de bugün hâkim olanların iktidarının kaynağıdır. Birincisi bu.
İkincisi. Bu darbeden sonra Ukrayna halkının bir kısmı bu darbeyi desteklemedi ve bu bölgelerin halkının bu olay neticesinde iktidara gelen kimselere boyun eğmeyeceğini açıkladı. Rusya bu insanları desteklemeye mecburdu, çünkü bu topraklarla tarihi bağlarımız, bu topraklarda yaşamakta olan insanlarla kültürel-dilsel bağlarımız var.
Uzun zaman Ukrayna’daki durumu barışçıl vasıtalarla düzeltmek hedefini güttük. Eğer duyduysanız, mutlaka duymuşsunuzdur bununla ilgili bir şeyler, Belarus’un başkenti Minsk’te çatışan taraflar arasında mutabakatlar imzalandı. Böylelikle Minsk çözüm süreci başladı.
Anlaşıldı ki batılı ülkeler ve Kiev’de iktidarı almış olan yetkililer bizi boş vaatlerle aldattılar, sonra açıktan açığa, barış mutabakatlarımıza bağlı kalmayacaklarını da açıkladılar ve fiilen bu barış sürecinden ayrıldılar.
Saygıdeğer dostlar, Rusya tam bunun ardından sekiz yıl boyunca tanımamış olduğumuz, Ukrayna topraklarında meydana gelmiş bağımsız devletleri, Lugansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ni tanımaya mecbur kaldı.
Şimdi bu meselenin uluslararası hukuk tarafına değineceğim. Soru şu: bu toprakların bağımsızlığını tanımaya hakkımız var mı? BM Şartı’na tamamen uygun olarak buna hakkımız var, çünkü, BM Şartı’nın ilgili maddeleri rehber edinilirse bu toprakların da bağımsızlıklarını ilan etmeye hakkı var. Demek ki tanıma hakkımız doğdu, biz de bunu yaptık.
Sonra, onlarla dostluk ve karşılıklı işbirliği anlaşmasının imzalanmasının ardından, BM Şartı’na tamamen uygun olarak bu desteği onlara verme hakkımız da vardı. Çünkü Kiev rejimi bu problemi silahla çözmek için pek çok girişimde bulunmuştu ve esasen de 2014’te bu barışçıl yurttaşlara karşı hava kuvvetlerini, tankları ve topçuları kullanarak askeri harekâtlara başlamıştı. Bizim de meşru müdafaaya gönderme yapan BM Şartı 51’inci maddesine uygun olarak onlara yardımca bulunma hakkımız vardı.
Bu nedenle, saygıdeğer meslektaşlarım, şu an serimlediğim bu mantık, benim görüşüme göre ve meslektaşlarımın, uzmanların görüşüne göre, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Örgütü Şartı açısından kusursuzdur. Bu, birinci bölüm.
Hepimizi endişelendiren ikinci bölüm ise dünya ekonomisiyle, gıdayla, onunla ilişkili her şeyle, enflasyonla vb. ilgili.
Şuna dikkatinizi çekerim: dünya gıda pazarındaki kriz hiç de Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri harekâtının sonucu değildir. Kriz, Ukrayna’daki durumdan çok önce meydana gelmeye başladı ve batılı ülkelerin, hem Birleşik Devletler’in hem de Avrupa ülkelerinin koronavirüs enfeksiyonu epidemisiyle ilişkili kendi problemlerini çözmek için temelsiz, iktisadi açıdan haklı görülemeyecek emisyonlara girişmeye başlaması sonucunda ortaya çıktı.
Esasen devasa emisyonlar yaparken (bence ABD’de bu 10 trilyon dolar kadar, Avrupa’da ise 5 trilyon avro civarında bir şey) bu ülkeler dünya pazarından bütün gıda mamullerini kendi yararlarına bir elektrikli süpürge gibi çektiler; bunu yaparken kendi tekel pozisyonlarını kötüye kullandılar ve gelişmekte olan ülkeleri dezavantajlı bir duruma soktular. Ayrıntılarına girmeyeceğim, ama bu, bizdeki deyimle, tıbbi bir vakıa, açık bir şey.
Şimdi de hububat anlaşması konusunda. Evet, elbette, her şeye rağmen, Ukrayna topraklarındaki çatışmayla ve Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmayla ilişkili her tür probleme rağmen gelişmekte olan ülkelerin, bu bağlamda gıdaya ihtiyaç duyan Afrika ülkelerinin de bunun acısını çekmemesi gerektiğini anlıyoruz.
Biz, Ukrayna hububatının dünya pazarlarına sunulmasının fakirlik ve açlık problemini çözmekte olduğunu düşünmüyoruz. Hayır, öyle değil. Dahası biz, BM Genel Sekreteri Guterres’in tekliflerini kabul ettik ve, kendisinin o zaman dediği gibi, Ukrayna hububatının öncelikle Afrika’nın en fakir ülkelerine sevkiyatının temin edilmesi için de her şeyi yaptık. Biz bunu kabul ettik.
Peki sonuçlar nedir, saygıdeğer bayanlar ve baylar? İzninizle sayıları dile getireceğim. Sayılar kuru, duygusuz şeylerdir.
15 Haziran itibariyle Ukrayna limanlarından bizim ve Türkiye’nin katkısıyla (Türkiye Cumhurbaşkanı bunun için pek çok şey yaptı) 31,7 milyon ton zirai ürün çıkartıldı. 31, milyon ton, az değil.
Muhtaç Afrika ülkelerine, bunlar Cibuti, Somali, Sudan, Libya, Etiyopya, bu 31,7 milyondan 976 bin ton gönderildi. Bu, saygıdeğer bayanlar ve baylar, değerli dostlar, hepsi topu yüzde 3,1’dir. Bu yeni sömürgeci iktidarlar, Avrupa’dakiler, ama esasen Amerikalılar, uluslararası toplumu ve Afrika’nın muhtaç ülkelerini bir kez daha aldattılar: 31,7 milyon ton çıktı ve bunun sadece yüzde 3’ü muhtaç Afrika ülkelerine taşındı.
Bu bir aldatma değil mi? Yüzyıllardır bütün dünyaya yalan söylemeye alışmışlar, bugün de buna devam ediyorlar. Bu arada AB devletlerine yüzde 38,9, 12,3 milyon ton; Türkiye’ye yüzde 11, geri kalanı da başka ülkelere.
Bu nedenle, buna dikkatinizi çekerim: Ukrayna hububatının dünya pazarına sevkiyatı gıdaya muhtaç Afrika ülkelerinin problemlerini çözmüyor. Buna tekrar döneceğim.
Şimdi görüşmeler konusu.
Saygıdeğer Başkan Ramaphosa! Değerli dostlar!
Rusya asla görüşmeleri geri çevirmedi. Dikkatinizi şuna çekmek isterim: gene Başkan Erdoğan’ın katkısıyla, bildiğiniz gibi, Türkiye’de, Rusya ve Ukrayna arasında, güven artırıcı tedbirler (bunlardan bahsettiniz) ve bizatihi anlaşma metninin hazırlanmasına yönelik bir dizi görüşme yapıldı. Ukrayna tarafıyla bu anlaşmanın gizli bir nitelik taşıyacağına dair anlaşmamız olmadı, ama hiçbir zaman açıkça sunmadık, yorumlamadık da.
Bu anlaşma taslağı Kiev’den gelen görüşme grubunun başkanı tarafından parafe edildi; buraya kendi imzasını koydu. İşte, taslak burada. Adı da şöyle: “Ukrayna’nın devamlı tarafsızlığı ve güvenlik garantileri anlaşması”. Tam da sizin, saygıdeğer dostum Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı, sözünü ettiğiniz garantilerle ilgili. 18 madde.
Dahası, bunun ekleri de var. Bunlar, biliyorsunuz (şu an bile bunun üzerine konuşmayacağım), bunlar silahlı kuvvetlerle ilgili, başka şeylerle ilgili. Her şey yazılı: askeri araçların sayısına ve silahlı kuvvetlerin personel bileşimine kadar. İşte bu belge, bu Kiev heyeti tarafından parafe edildi. İmza da duruyor.
Ama biz, söz verdiğimiz gibi, birliklerimizi Kiev’den çektikten sonra Kiev’deki yetkililer, efendilerinin hep yaptığı gibi bütün bunları tarihin çöplüğüne attılar. Düzgün olsun diye böyle söyleyelim, entelektüel bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Bunu reddettiler. Peki nerede, ileride de başka bir takım mutabakatları reddetmeyeceklerinin garantisi? Ama biz bu şartlarda görüşmeler yürütmeyi hiçbir zaman reddetmedik.
Değerli dostlar!
Hiçbir görüşme yürütmeyeceğini ilan eden biz değiliz, Ukrayna yönetimidir. Dahası, Ukrayna’nın mevcut başkanı, bu görüşmeleri yürütmeyi yasaklayan bir kararname de imzaladı. Bu nedenle, kaygınızı anlıyorum, paylaşıyorum ve hiç kuşkusuz her tür teklifinizi mülahaza etmeye hazırız. Ama görüşmeleri reddeden biz değiliz, Ukrayna tarafı reddetti, kararname bile çıkardı. Bizden ne istiyorlar?
Rusya
Rusya’da yakıt krizi demiryollarına sıçradı

Ukrayna ordusunun Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıların ardından tırmanan yakıt krizi, Rusya’daki sanayi demiryolu taşımacılığını etkisi altına aldı. Sanayi hatlarını işleten Promjeldortrans Derneği, toptan tedarik aksamaları ve fırlayan fiyatlar nedeniyle Rusya Enerji Bakanlığından öncelikli motorin tahsisi talep etti. Sektör temsilcileri, mevcut durumun sanayi lojistiği için bir hayatta kalma meselesine dönüştüğünü bildirdi.
Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Rus petrol işleme tesislerine düzenlediği insansız hava aracı saldırıları sonucunda Rusya genelinde baş gösteren yakıt krizi, sanayi demiryolu taşımacılığı sektörüne ulaştı.
Sektörel yayın organı Gudok’un aktardığına göre; fabrikalardan, madenlerden ve taş ocaklarından çıkarılan yüklerin Rusya Demiryollarının (RJD) ana hat ağına taşınmasını sağlayan kamuya kapalı demiryolu hatlarının işletmecileri, motorin fiyatlarındaki keskin artış ve toptan tedarikte yaşanan aksamalar nedeniyle daha pahalı olan küçük toptan alımlara yönelmek zorunda kaldı.
Yaşanan gelişmeler üzerine Promjeldortrans Derneği, Rusya Enerji Bakanlığına başvurarak sanayi demiryolu taşımacılığı işletmelerine öncelikli motorin tedariki sağlanmasını istedi.
Dernek, mevcut tablo karşısında yakıt erişiminin sektör için bir hayatta kalma meselesi haline geldiği uyarısında bulundu.
Kamuya kapalı hatlar; kömür, metal, askeri mühimmat ve kimya sanayisi ürünleri de dahil olmak üzere Rusya genelindeki tüm yüklerin yüzde 80’inden fazlasının taşınmasında kilit rol oynuyor.
2026 yılının ilk yarısında RJD ağı üzerindeki yükleme miktarı yaklaşık 549 milyon tona ulaşırken, her bir tren seferinden önce bağlantı hatlarında manevra çalışmaları yürütülüyor.
Elektrikli çekiş sisteminin yaygın biçimde kullanıldığı ana hat ağının aksine, sanayi demiryolu taşımacılığı dizel lokomotiflere ve dizel jeneratörlere bağımlı bir yapı gösteriyor.
Promjeldortrans tarafından paylaşılan verilere göre, işletmeler yakıt teslimatlarında gecikmelerle ve borsa üzerinden yapılan alımlarda teknik sorunlarla karşılaşıyor.
Bazı bölgelerde motorinin litre fiyatı 150 ila 180 ruble seviyesine yükselerek yıl başındaki fiyat düzeyinin iki katından fazla bir noktaya ulaştı.
Dernek, litre fiyatının 60 rubleden bu seviyelere tırmanmasının yalnızca bir haftalık bir zaman diliminde gerçekleştiğini kaydetti.
Uzun vadeli sözleşmeler ve düzenlemeye tabi tarifeler kapsamında faaliyet gösteren işletmeler açısından bu fiyat artışı ağır bir mali baskı oluşturdu.
Ekonomi Yüksekokulundan (VŞE) Farid Husainov, bağlantı hatları işletmecileri için motorin kullanımını teknik olarak başka bir enerji kaynağıyla değiştirmenin mümkün olmadığını belirtti.
Ulusal Taşımacılık ve Altyapı Araştırma Merkezi Başkanı Pavel İvankin, motorinin yalnızca dizel lokomotiflerde değil, altyapı bakımını sağlayan yardımcı teknik ekipmanlarda da kullanıldığını vurguladı.
Promjeldortrans Direktörü Aleksandr Manyahin ise bölge düzeyinde Enerji Bakanlığı ile ortak çalışma grupları oluşturulmasını önerdi.
Manyahin, bu grupların kesintisiz lojistik zincirini sağlayan işletmelere motorin teslimat sırasını manuel olarak belirlemesi gerektiğini ifade etti.
Reuters tarafından yapılan hesaplamalara göre Rusya, Ukrayna saldırıları sonucunda petrol rafinerisi kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ını kaybetti.
Temmuz ayının ikinci haftasında günlük benzin üretimi, 115 bin ila 120 bin ton arasındaki yaz dönemi tepe talebine karşılık 75 bin ila 80 bin tona geriledi.
RBK medya kuruluşunun aktardığı verilere göre, haziran ve temmuz aylarında Rusya bölgeleri ile Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarını kapsayan toplam 80 bölgede yakıt satışlarına tam veya kısmi kısıtlamalar getirildi.
Rusya
Litvanya’dan Rusya sınırına askeri sevkiyat

Litvanya Silahlı Kuvvetleri, 26-27 Temmuz tarihlerinde ülke genelinde NATO müttefiklerine ait askeri teçhizat ve personelin karayolu hareketliliğinde artış yaşandığını açıkladı. Sevkiyatın yoğunlaştığı Kalvarija ile Kazlu Ruda hattı, Rusya’ya bağlı Kaliningrad bölgesi ile Suwalki Koridoru yakınlarında stratejik bir konumda yer alıyor.
Litvanya Silahlı Kuvvetleri, 26-27 Temmuz tarihlerinde ülke genelindeki karayollarında NATO müttefiki ülkelerin askeri teçhizat ve personel hareketliliğinde artış kaydedildiğini bildirdi.
LRT kanalının haberine göre, en yoğun askeri geçişler 26 Temmuz TSİ 22:00 ile 27 Temmuz TSİ 02:30 saatleri arasında Kalvarija ile Kazlu Ruda arasındaki güzergahta gerçekleşti.
Kazlu Ruda, Litvanya’nın güneyinde, Marijampole il sınırları içerisinde yer alan küçük bir kent olma özelliği taşıyor.
Kent; Polonya sınırı, Rusya Federasyonu’na bağlı Kaliningrad bölgesi ve Belarus ile Kaliningrad’ı bağlayan Polonya-Litvanya arasındaki Suwalki Koridoru’nun yakınında konumlanıyor. Kentin hemen yanında büyük bir askeri atış ve eğitim poligonu bulunuyor.
Litvanya Silahlı Kuvvetleri, askeri konvoyların güvenliğini sağlamak amacıyla geçişlere Litvanya Askeri Polisi birliklerinin eşlik edeceğini açıkladı.
Müttefik birliklerinin yeniden konuşlandırılmasının NATO faaliyetlerinin düzenli bir parçası olduğunu vurgulayan yetkililer, yolun belirli kesimlerinde geçici trafik aksamaları yaşanabileceği konusunda sürücüleri uyardı ve güzergah planlamalarında bu durumun dikkate alınmasını istedi.
Diğer yandan Litvanya Cumhurbaşkanı Danışmanı, ülkeye yönelik doğrudan bir Rus tehdidinin bulunmadığını ifade etti.
Baltık bölgesindeki askeri gerilim ve karşılıklı açıklamalar
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, daha önce yaptığı açıklamada NATO’nun Baltık bölgesindeki faaliyetlerini artırdığını ve Kaliningrad bölgesinin ele geçirilmesi veya denizden ablukaya alınması senaryoları üzerine tatbikatlar gerçekleştirdiğini kaydetti.
Gruşko, ittifakın bu eylemlerinin uluslararası seyrüsefer güvenliğini ve ekonomik faaliyetleri tehdit ettiğini söyledi.
Buna karşın Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budris, NATO’nun ihtiyaç duyulması halinde Kaliningrad’daki Rus askeri tesislerine vurabilecek kabiliyette olduğunu beyan etti.
Kaliningrad Bölge Valisi Aleksey Besprozvannıh ise bölge halkının bu tür açıklamalara sakin yaklaştığını, zira bölgenin Rus ordusu tarafından korunduğuna güvendiğini belirtti. Besprozvannıh, geçmişte de benzer tehditlerin ve olası kısıtlama haberlerinin yayıldığını ancak bunların hiçbirinin gerçekleşmediğini vurguladı.
Politico dergisinin Temmuz ayı başında kaynaklarına dayandırdığı haberine göre NATO, olası Rusya tehdidi ve ABD desteğindeki azalma ihtimali karşısında doğu kanadını tahkim etme çalışmalarını hızlandırdı.
Bu kapsamda Baltık ülkeleri, anti-tank hendekleri, sığınaklar, ejderha dişleri ve mayın tarlalarından oluşan Baltık Savunma Hattı’nı kendi imkanlarıyla inşa ediyor. Litvanya’da halihazırda yaklaşık 3 bin NATO askeri bulunurken, savunmanın temel unsurunu 2027 sonuna kadar ülkeye konuşlandırılması beklenen Alman tugayı oluşturuyor.
Rusya
Rusya Merkez Bankası tüketici kredilerinde sınırları yeniden sıkılaştırdı

Rusya Merkez Bankası, tüketici kredilerindeki canlanmanın ardından yüksek borç yüküne sahip kişilere verilebilecek kredilerin payını ekim ayından itibaren yeniden düşürme kararı aldı. Düzenleyici kurum, 2023-2024 dönemindeki kredi genişlemesinin ardından sorunlu kredi oranının yüzde 13’ü aşmasını gerekçe gösterirken, beş yılı aşan vadeli tüketici kredilerine yönelik sınırı da yarıya indireceğini açıkladı.
Rusya’da tüketici kredilerindeki sınırlı canlanmanın ardından Rusya Merkez Bankası, bu alandaki kredi verme koşullarını yeniden sıkılaştırdı.
Düzenleyici kurum, yüksek borç yüküne sahip kişilere kullandırılabilecek tüketici kredilerinin payını ekim ayından itibaren yeniden azaltacak.
Yılın ikinci çeyreğinde tüketici kredilerinin yüzde 16’sı, kredi ödemelerinin borçlunun gelirine oranını gösteren borç yükü göstergesi (PDN) yüzde 50’nin üzerinde olan kişilere verildi. Bu kredilerin yüzde 2’sini, gelirinin yüzde 80’inden fazlasını borç ödemelerine ayıran kişiler kullandı.
Ekim ayından itibaren bu oranlar sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 1 ile sınırlandırılacak. Mevcut sınırlar ise sırasıyla yüzde 18 ve yüzde 3 düzeyinde bulunuyor. Aynı sınırlamalar mikrofinans kuruluşları için de geçerli olacak.
Rusya Merkez Bankası, bu adımların bankaları ve borçluları koruma amacı taşıdığını açıkladı. Kurum, 2024 yılının ortasından bu yana tüketici kredilerine ilişkin koşulları kademeli olarak sıkılaştırıyor.
Yüksek faiz oranlarıyla birlikte uygulanan bu politika, Ekim 2024 ile Mart 2026 arasında teminatsız tüketici kredisi bakiyesinin yüzde 6 azalmasına yol açtı.
Buna karşın Merkez Bankası, yılın ikinci çeyreğinde büyümenin yeniden başladığını belirtti. Tüketici kredisi portföyü yüzde 2,8 arttı. Kuruma göre bu artışın temel nedeni, özellikle nakit kredi kullandırımlarındaki yükseliş oldu.
Merkez Bankası, kredi talebindeki toparlanmanın nedenlerinden biri olarak faiz oranlarının düşmesinin ardından ertelenmiş kredi talebinin devreye girmesini gösterdi. Düzenleyici kurum, 2023-2024 dönemindeki kredi genişlemesinin tekrarlanmasını istemediğini vurguladı.
O dönemde kullandırılan kredilerin zaman içinde olgunlaşmasıyla bankaların portföylerindeki sorunlu tüketici kredilerinin payı yüzde 13’ü aştı. Bu oran nisan başında yüzde 13,1, temmuz başında ise yüzde 13,2 seviyesine ulaştı. Merkez Bankası ayrıca tüketici kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik talebin istikrarlı biçimde yüksek kaldığını kaydetti.
Banka uzun vadeli kredi sınırını düşürüyor
Merkez Bankası, vadesi beş yılı aşan tüketici kredilerinin payını da yarıya indirecek. Kredi vadeleri çoğu zaman Merkez Bankasının belirlediği sınırlara uyum sağlamak amacıyla uzatılıyor. Böylece düzenli taksit tutarı ve buna bağlı olarak borç yükü göstergesi düşüyor.
Yılın ikinci çeyreğinde kullandırılan kredilerin yüzde 2’sinin vadesi beş yılı aştı. Ekim ayından itibaren bu oran için belirlenen üst sınır yüzde 1’e düşecek. Mevcut sınır ise yüzde 5 düzeyinde bulunuyor.
Merkez Bankası, en yüksek borç yüküne sahip kişilere verilen kredileri sınırlandırmasının ardından yeni kullandırılan kredilerin kalitesinin iyileştiğini belirtti.
Bununla birlikte kurum, borçluların reel gelirlerindeki artışın yavaşlaması halinde yeni kredilerin kalitesinin de bozulabileceğini kabul etti. Bu yıl ücret artışları ile reel harcanabilir gelirlerdeki büyüme hız kesiyor.
Yaklaşık bir buçuk yıl süren kredi yavaşlaması ve gelir artışı, Rusya’da hane halkının borç yükünü kısmen hafifletti.
Merkez Bankası verilerine göre 2025 yılı içinde harcanabilir gelirlerin kredi ödemelerine ayrılan payı yüzde 10,7’den yüzde 9,1’e geriledi.
Buna karşılık bankaların tahsil edilme olasılığı bulunmayan alacaklarının toplamı 2,5 trilyon rubleye ulaştı. Bu tutar, toplam kredi portföyünün yüzde 6,5’ini oluşturdu.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu
Asya2 hafta önceÇin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?
Asya2 hafta önceHindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor












