Rusya
Rusya’nın güncellenen askeri doktrinine bakış

Editörün notu: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 19 Kasım 2024’te Rusya’nın nükleer caydırıcılık politikasını revize eden yeni doktrini imzaladı. Doktrinde nükleer silah kullanımı için öngörülen koşullar genişletildi ve Rusya’nın sınır ötesi askeri varlıklarının korunmasına vurgu yapıldı. Belarus da bu kapsamda Rusya’nın nükleer şemsiyesine dahil edildi. Siyaset bilimci ve eski Sol Parti milletvekili Dr. Alexander S. Neu’a göre yeni maddeler, uzay ve yeni nesil silah teknolojilerinin (hipersonik füzeler, SİHA’lar, lazer silahları) tehdit unsuru olarak değerlendirildiğini ortaya koyuyor. NATO’nun genişlemesi ve askeri altyapısının Rusya sınırlarına yaklaşması da özel bir tehdit olarak ele alınıyor. Doktrin, nükleer caydırıcılığı yalnızca savunma amaçlı bir mekanizma olmaktan çıkararak daha kapsamlı ve saldırgan bir çerçeveye yerleştiriyor. Doktrindeki bu sertleşme, Moskova’nın güvenlik çıkarlarını daha agresif bir şekilde savunma kararlılığını gösteriyor.
Rusya’nın güncellenen askeri doktrini
Alexander Neu, NachDenkSeiten
26 Kasım 2024
19 Kasım’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Rusya Federasyonu’nun Nükleer Caydırıcılık Konusundaki Devlet Politikasının TEMELLERİ” başlıklı güncellenmiş nükleer doktrini imzaladı.
Bu doktrin, son olarak 2020 yılında güncellenmişti ve sadece dört yıl sonra tekrar ele alındı. İmza tarihi, Ukrayna’nın ABD yapımı ATACMS füzeleriyle Rusya’ya ilk kez saldırdığı güne denk geldi.
Bu güncelleme, Batı ile Rusya arasındaki ilişkilerin kötüleşmesini ve hatta tırmanışını ölçen önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Zira bu gerilim, sadece Rusya-Ukrayna savaşıyla sınırlı kalmayıp, daha büyük bir küresel düzen mücadelesinin parçası haline gelmiş durumda.
Bunun yanı sıra, nükleer silahlar da dahil olmak üzere silah kontrol anlaşmalarının erozyona uğraması bu süreci daha da tehlikeli bir noktaya taşıyor.
2020 tarihli ve aynı başlığı taşıyan önceki versiyonda, nükleer silah kullanımına dair koşullar halihazırda sıkılaştırılmıştı. Bu koşullar, doktrinin “Rusya Federasyonu’nun III. Nükleer Silah Kullanımına Geçiş Şartları” başlıklı bölümünde şu şekilde tanımlanmıştı:
“19. Rusya Federasyonu’nun nükleer silah kullanma ihtimalini belirleyen şartlar şunlardır:
a) Rusya Federasyonu’nun ve/veya müttefiklerinin topraklarına yönelik balistik füzelerin fırlatıldığına dair güvenilir bilgiler alınması,
b) Düşmanın, Rusya Federasyonu’nun ve/veya müttefiklerinin topraklarına karşı nükleer silahlar veya diğer türden kitle imha silahları kullanması,
c) Düşmanın, Rusya Federasyonu’nun kritik öneme sahip devlet veya askeri tesislerine saldırıda bulunarak, bu tesislerin devre dışı kalması sonucu Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin karşılık verme kabiliyetinin engellenmesi,
d) Geleneksel silahlar kullanılarak Rusya Federasyonu’na karşı gerçekleştirilen bir saldırının, devletin varlığını tehdit edecek boyuta ulaşması.”
Bu güncellemeler, Rusya’nın nükleer stratejisini yalnızca savunma amaçlı bir caydırıcılık mekanizması olmaktan çıkararak, çok daha geniş ve saldırgan bir çerçeveye oturttuğunu ortaya koyuyor.
Rusya’nın doktrindeki bu sertleşme, uluslararası arenada gerilimlerin tırmanmasıyla paralel ilerliyor ve özellikle Ukrayna savaşı bağlamında, nükleer silahların siyasi bir araç olarak nasıl kullanılabileceğine dair ciddi endişeler yaratıyor.
Son güncelleme, yukarıda belirtilen a) ila d) maddelerini kısmen tamamlamakta ve bunlara yeni bir madde ekliyor:
b) “Rusya Federasyonu’nun ve/veya müttefiklerinin topraklarına karşı düşman tarafından nükleer silahlar ya da diğer türden kitle imha silahlarının kullanılması” maddesine şu ifade eklendi: “Devlet sınırları dışında bulunan askeri birliklere veya tesislere karşı.”
Bu ifadeyle açıkça Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri, deniz kuvvetleri unsurları ya da Ukrayna’daki askeri varlıkları gibi sınır ötesi varlıkları kastediliyor.
d) maddesi, “Rusya Federasyonu ve/veya Belarus’a yönelik geleneksel silahlarla gerçekleştirilen bir saldırının devletin varlığını tehdit edecek bir boyuta ulaşması” olarak güncellendi. Bu ifade, Rusya’nın nükleer şemsiyesinin artık Belarus’u da kapsayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Güncellenen doktrine eklenen tamamen yeni bir madde şu şekilde: e) “Düşmanın hava ve uzay kaynaklarını kullanarak gerçekleştirdiği ve Rusya Federasyonu’nun sınırlarını ihlal eden önemli bir saldırıya dair doğrulanmış bilgiler.”
Bu yeni madde, hava ve uzay sistemlerine dair yeni nesil silah teknolojileri konusundaki devasa teknik ve teknolojik devrime doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Burada özellikle hipersonik füzeler, lazer silahları ve savaş dronları gibi sistemlerin kastedildiği aşikâr.
Bu değişiklik, silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) modern savaş alanında oynadığı dönüştürücü rolü yansıtıyor. SİHA’lar, özellikle kara muharebesinde kullanılan zırhlı araçların (örneğin, ana muharebe tankları, zırhlı personel taşıyıcılar ve diğer askeri nakliye araçları) etkinliğini büyük ölçüde azaltarak, kara savaşının doğasını kökten değiştiriyor. Özellikle Ukrayna’da, SİHA’ların etkisiyle tankların önemi hızla azalıyor.
SİHA’lar yalnızca bir “oyun değiştirici” değil; aynı zamanda kara muharebesine dair gerçeklikleri yeniden şekillendiren araçlar olarak görülüyor. Bu durum, gelecekteki savaş stratejilerinin ve askeri planlamanın merkezinde yer alacaklarını açıkça gösteriyor.
Nükleer caydırıcılık, politik ilkeler
Rusya’nın yeni nükleer doktrininde, askeri ve askeri-teknik şartlar ile bunların tamamlayıcı unsurlarının yanı sıra, politik koşullar (Bölüm: “Nükleer Caydırıcılığın Doğası”) da kapsamlı bir şekilde revize edildi.
Bu bölüm, Rusya’nın caydırıcılık stratejisinde potansiyel tehditleri daha somut hale getirerek düşman aktörlerin çerçevesini genişletiyor. Artık yalnızca “potansiyel düşman” ifadesi kullanılmıyor, bunun yerine “tekil devletler ve askeri koalisyonlar” deniyor.
Bu, özellikle NATO gibi askeri blokları ve ittifakları kapsamakta olup, bu yapıların nükleer silahlar ve/veya diğer kitle imha silahlarına sahip olmalarına ve Rusya tarafından potansiyel tehdit olarak değerlendirilmesine atıfta bulunuyor.
Bu ifadeye ek olarak, doktrinde şu vurgu yer alıyor: Nükleer caydırıcılık, aynı zamanda “kontrol ettikleri devlet topraklarını, hava sahasını, deniz alanlarını ve kaynaklarını, Rusya Federasyonu’na saldırı hazırlığı ve icrası için sağlayan” devletlere de yöneliktir. Bu ifade, özellikle Ukrayna ve diğer post-Sovyet ülkelerini hedef alıyor gibi görünmektedir.
Madde 10: “Bir askeri koalisyonun (blok veya ittifakın) parçası olan bir devletin Rusya Federasyonu ve/veya müttefiklerine yönelik saldırısı, tüm koalisyonun (blok/ittifak) saldırısı olarak kabul edilecektir.”
Bu düzenleme, Moskova’nın NATO üyeleri arasında ayrım yapmayı bırakıp, bir NATO üyesi ülkenin Rusya’ya karşı saldırıya geçmesi durumunda NATO’nun tamamını sorumlu tutma yaklaşımını benimsediğini gösteriyor.
Bu politika değişikliği, Avrupa’daki yalnızca bazı NATO üyesi ülkelerin Ukrayna’ya asker gönderme olasılığına dair spekülasyonlara bir yanıt niteliği taşıyor. Bu tür bir durum, Rusya tarafından ilhak edilmiş bölgelerdeki Rus birlikleriyle doğrudan çatışma ihtimalini beraberinde getirebilir.
Madde 11: “Nükleer silaha sahip bir devletin desteğiyle veya katılımıyla, bir nükleer silaha sahip olmayan devletin Rusya Federasyonu ve/veya müttefiklerine saldırısı, her iki devlet tarafından ortak bir saldırı olarak kabul edilecektir.”
Bu madde özellikle Ukrayna ve ABD arasındaki ilişkilere işaret ediyor. Metnin bu şekilde şekillendirilmesinin, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Rusya Federasyonu’na bağlı Kursk oblastına yönelik halen tam anlamıyla savuşturulamamış saldırılarından kaynaklandığı değerlendiriliyor.
Madde 15: Nükleer caydırıcılığı tetikleyecek tehditlerin kapsamını genişletiyor.
Metinde şu ifadeler yer alıyor:
“Rusya Federasyonu’na karşı bir tehdide dönüşebilecek ve nükleer caydırıcılıkla etkisiz hale getirilmesi gereken en önemli askeri tehlikeler şunlardır:
a) Potansiyel düşman tarafından sahip olunan ve Rusya Federasyonu’na ve/veya müttefiklerine karşı kullanılabilecek nükleer silahlar ve/veya diğer kitle imha silahları ile bu silah türleri için kullanılan taşıma sistemleri.
b) Potansiyel düşmanlar tarafından Rusya Federasyonu’na karşı kullanılma olasılığı bulunan füze savunma sistemleri, orta ve kısa menzilli seyir füzeleri ile balistik füzeler, yüksek hassasiyetli nükleer olmayan silahlar ve hipersonik silahlar, insansız saldırı platformları ve enerji silahlarının varlığı ve konuşlandırılması.”
b) maddesi, bir yandan silahlanmadaki yeni teknolojik gelişmelere, diğer yandan bu silahların Rusya topraklarına yakın bölgelere konuşlandırılmasına işaret ediyor.
“c) Düşman konvansiyonel (nükleer olmayan) kuvvetlerinin Rusya Federasyonu’nun sınırlarına veya bitişik deniz alanlarına yakın yerlerde konuşlandırılması, buna nükleer silahların taşıma sistemleri ve bu silahların kullanımını mümkün kılacak askeri altyapı da dahil.”
c) maddesi, Rusya sınırlarına yakın konvansiyonel askeri kuvvetlerin ve altyapının varlığına duyulan karşıtlığı bir kez daha vurguluyor. Bu nokta, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gerekçesi olarak Putin’in konuşmalarında da özellikle belirtilmişti.
“d) Düşmanlar tarafından uzay tabanlı füze savunma sistemlerinin, uydu karşıtı silahların ve saldırı sistemlerinin geliştirilmesi ve konuşlandırılması.”
d) maddesi, uzayın askerileştirilmesini Rusya için bir tehdit olarak ele alıyor.
“e) Nükleer silahların ve bunların taşıma sistemlerinin nükleer olmayan ülkelere konuşlandırılması.”
e) maddesi, esasen uzun süredir var olan bir sorunu, teknik nükleer katılımı gündeme getiriyor: Resmi olarak nükleer olmayan devletler, topraklarında nükleer silahlar barındırıyor. Sonuç olarak, bu ülkeler komuta zincirlerinin son aşamasında bir ölçüde bu silahların kullanımına karar verme gücüne sahip olabiliyor. Kendi nükleer silah taşıma kapasitesine sahip savaş uçaklarıyla bu bombaları hedef bölgeye taşıma gibi durumlar buna örnek.
“f) Yeni askeri koalisyonların (bloklar, ittifaklar) oluşturulması veya mevcut askeri ittifakların genişletilmesi sonucu, bu yapıların askeri altyapısının Rusya Federasyonu sınırlarına yaklaşması.”
Bu madde, NATO’nun doğuya doğru genişlemesini ifade ediyor. NATO’nun doğuya doğru genişlemesi (Ukrayna’nın NATO üyeliğine dahil edilmesi planları gibi) doğal olarak Rusya sınırlarına yaklaşmasını veya Baltık ülkeleri, Norveç ve Finlandiya gibi ülkeler üzerinden zaten sınır hattında yer almasını beraberinde getiriyor.
“g) Rusya Federasyonu’nun bazı topraklarını izole etmeye yönelik önlemler, örneğin kritik altyapı ve ulaşım bağlantılarının engellenmesi.”
Bu noktada Rusya tarafı, özellikle Baltık Denizi’ndeki Kaliningrad bölgesini ve muhtemelen Karadeniz’deki Kırım’ı dikkate alıyor. Her iki bölge de teorik olarak Rusya tarafından yoğun bir askeri operasyonla izole edilebilir: Kaliningrad, Baltık Denizi’ne erişimin etkili bir şekilde engellenmesiyle; Kırım ise kara bağlantısının geri alınması ve Kırım Köprüsü’nün zarar görmesiyle.
Sonuç olarak üç temel tespit yapılabilir:
Birincisi: Nükleer silahların kullanım eşiğinin düşürüldüğü açıkça görülüyor. Rusya’nın gözünde düşman aktörlerin ve tehdit potansiyellerinin kapsamının genişletilmesi ve bu tehditlerin somutlaştırılması, bu durumu açıkça ortaya koyuyor.
İkincisi: Rusya’nın sınırlarına yapılan sık göndermeler, güvenlik politikasının özel bir boyutunu vurguluyor; Rusya, kendi sınırlarında ya da sınırlarına yakın bölgelerde başka bir büyük gücü veya bu güçlerin müttefiklerini kabul etmeyeceğini net bir şekilde ifade ediyor (bu durum, 1962’deki Küba Krizi’ndeki argümanlarla paralellik gösteriyor).
Moskova’nın bu güvenlik çıkarı –meşru olup olmadığı bir yana– geçmişte Varşova Paktı askeri ittifakının oluşturulmasında da önemli bir rol oynamıştı. İdeolojik çatışmanın ötesinde, Moskova’nın öncelikli hedefi ideolojik etki alanlarını genişletmek değil, stratejik bir derinlik yaratmaktı; bu ya kendi müttefikleri aracılığıyla ya da tampon devletlerle sağlanmaya çalışılmıştı.
Üçüncüsü: Bu politik ilkelerin yalnızca müttefik Belarus ile mi sınırlı olduğu, yoksa son dönemde yakınlaşma yaşanan Kuzey Kore’yi, hatta Çin ve İran’ı da kapsayıp kapsamadığı belirsizliğini koruyor. Zira yalnızca Belarus’tan bahsedilmiyor, Rusya’nın müttefiklerinden çoğul bir ifadeyle söz ediliyor. Bu belirsizlik, tesadüfi değil, kasıtlı.
Her halükârda, Batı açısından şu tespit yapılabilir: Moskova’nın güncellenmiş nükleer doktrini, bir uyarı sinyali olarak görülse de bugün farklı menzillerdeki Batı füzelerinin Rusya’ya yöneldiği gözlemleniyor, sonuç ise belirsiz.
Rusya’nın nükleer doktrinini güncellemesi ne anlama geliyor?
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









