Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, İngiltere ile ticaret anlaşmasını feshetmekle tehdit ediyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves’in İran savaşına yönelik eleştirisinin ardından, İngiltere ile imzaladığı ticaret anlaşmasını feshetmekle tehdit etti.

ABD Başkanı, İngiltere’nin Orta Doğu’da yeterince destek vermemesi nedeniyle, geçen yıl Başbakan Keir Starmer ile imzaladığı anlaşmada değişiklik yapabileceğini ima etti.

Mayıs 2025’te İngiltere, Trump yönetimi ile bir ticaret anlaşması imzalayan ilk ülke oldu ve bu, İngiltere-ABD ilişkilerinin gücünün bir göstergesi olarak selamlandı.

Fakat çarşamba günü Başbakan ve Maliye Bakanına yönelik üstü kapalı bir tehditle Trump, “Onlara iyi bir ticaret anlaşması sunduk – gerekenden daha iyi bir anlaşma, ki bu her zaman değiştirilebilir,” dedi.

Reeves salı günü Beyaz Saray’a hücum ederek, ABD başkanının bir çıkış planı olmadan savaşa girme “aptallığı” karşısında “çok sinirli ve kızgın” olduğunu söyledi.

Bakan, önümüzdeki aylarda beklenen yaşam maliyetindeki artış için çatışmayı sorumlu tuttu.

Reeves, bugün (15 Nisan) Washington’da ABD’li mevkidaşı Scott Bessent ile Körfez’deki krizi görüşmek üzere yapılacak kritik bir IMF toplantısına katılacak.

Starmer’ın şubat ayı sonlarında başlayan İran savaşına katılmayı reddetmesinin ardından Birleşik Krallık ile ABD arasındaki ilişkiler gerildi. Başbakan, defalarca “Bu bizim savaşımız değil” dedi.

Başbakan, İngiliz askeri üslerinin savunma amaçlı kullanılmasına izin vermeyi erteledi. 

Ayrıca ABD Donanması’nın bölgedeki önemli bir deniz ticaret yolu olan Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasını uygulamaya koymasına yardım etmek üzere İngiliz savaş gemileri göndermeyi reddetti.

Özel ilişkiye bir darbe daha vuruldu: Galler Başbakanı, Britanya’nın büyük bir savunma projesinde ABD ile ilişkilerini kesmesini talep etti.

Barones Morgan, Savunma Bakanlığından Pembrokeshire’daki derin uzay radar tesisinin geliştirilmesini durdurmasını istedi.

Bu tesis, yeni derin uzay gelişmiş radar kapasitesi programı için dünya çapında ayrılan üç tesisten biri.

Lady Morgan, The Times’a şunları söyledi:

“Başbakanın İran saldırısında ABD başkanına destek vermeyi reddetmesi üzerine Trump’ın Birleşik Krallık’a yönelik düşmanlığı ve ülkemize yönelik sözlü saldırıları, bu teklife katılımımızı askıya almamıza neden olmalıdır. İran medeniyetini yok etme tehditleri son zamanlarda yeni bir alçaklığa ulaştı ve sivillere karşı savaş suçu işleme tehdidinde bulunan ve Afganistan’da savaşma taahhütleri konusunda Birleşik Krallık Silahlı Kuvvetleri’ni aşağılayan böylesine güvenilmez bir ortakla ilişki kurmamalıyız.”

Starmer: Trump’a boyun eğmeyeceğim

Birleşik Krallık’ın ABD ile imzaladığı ve yüzde 10’luk bir temel gümrük vergisi içeren 2025 ticaret anlaşması, AB mallarının karşı karşıya olduğu yüzde 15’lik orana kıyasla bir zafer olarak övülmüştü.

İngiltere’den gelen çelik ve alüminyum ithalatına, diğer çoğu ülkenin uyguladığı oranın yarısı olan yüzde 25 vergi uygulandı.

Fakat çarşamba günü Trump, İngiltere ile özel ilişkinin durumu sorulduğunda anlaşmanın geleceği hakkında ilk doğrudan tehdidini savurdu.

Başkan Sky News’e şunları söyledi:

“Bu, biz onlardan yardım istediğimizde yanımızda olmadıkları bir ilişki. Onlara ihtiyacımız olduğunda yanımızda değillerdi. Onlara ihtiyacımız olmadığında da yanımızda değillerdi ve hâlâ da yanımızda değiller.”

Trump, “özel ilişki” söz konusu olduğunda, “daha iyi zamanların da olduğunu”, ama durumun “üzücü” olduğunu kaydetti. 

“Başbakanın Soruları” oturumunda Starmer, Avam Kamarasına Trump’ın baskısına “boyun eğmeyeceğini” söyledi.

Liberal Demokrat lideri Sir Ed Davey, Trump’ın sözlerinin “bardağı taşıran son damla” olması gerektiğini söyledi ve Başbakanı Kral ve Kraliçe’nin ABD’ye planlanan ziyaretini iptal etmeye çağırdı.

Başbakan şöyle yanıt verdi:

“Bu savaşa sürüklenmeyeceğiz, bu bizim savaşımız değil. Farklı bir yol izlemem için bana çok baskı uygulandı ve bu baskı dün gece olanları da içeriyordu. Fikrimi değiştirmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim, bu savaşa katılmak ulusal çıkarlarımıza aykırıdır ve bunu yapmayacağız.”

Ancak Başbakan, Kral’ın ziyaretini destekledi ve İngiltere ile ABD arasındaki bağın “belirli bir zamanda belirli bir görevi üstlenen herhangi bir kişiden çok daha büyük” olduğunu ekledi.

Maliye Bakanı Reeves sert konuştu

Salı günü verdiği bir röportajda Reeves, Trump’ın Orta Doğu’daki eylemlerinin “bizim başlatmadığımız bir savaş” ve “istemediğimiz bir savaş” anlamına geldiğini söyledi.

Mirror gazetesine verdiği demeçte şunları söyledi:

“ABD’nin net bir çıkış planı olmadan, neyi başarmaya çalıştığına dair net bir fikir olmadan bu savaşa girmiş olması beni çok sinirlendiriyor ve öfkelendiriyor. Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı şu anda tıkanmış durumda.”

Reeves, “Hedeflerin ne olduğu ve bu durumdan nasıl çıkılacağı konusunda netlik olmadan bir çatışmaya girmek… Bence bu bir aptallık,” diye ekledi.

ABD, Birleşik Krallık’ın en büyük tek ülke ticaret ortağı olmaya devam etti ve 2024 yılında toplam ticaretin yüzde 17’sini, ihracatın ise yüzde 24’ünü oluşturdu.

Starmer ayrıca, net sıfır emisyon politikaları nedeniyle Kuzey Denizi’ndeki yeni petrol ve doğalgaz sahaları için ruhsat vermeyi de reddediyor.

Trump şunları söyledi:

“Ülkenizi seviyorum ve başarılı olmasını çok isterim. Fakat kötü göçmenlik politikaları ve kötü enerji politikaları uyguluyorsanız, her ikisinin de en kötüsünü yaşarsınız… Starmer’ı severim ama Kuzey Denizi petrolünü kapatarak trajik bir hata yaptığını düşünüyorum. Gördüğünüz gibi enerji fiyatlarınız dünyadaki en yüksek fiyatlar. Ve bence göçmenlik konusunda da trajik bir hata yaptı. Ülkeniz, hapishanelerden gelenler, uyuşturucu satıcıları, akıl hastanelerinden gelenler dahil olmak üzere dünyanın her yerinden gelen yasadışı göçmenler tarafından istila ediliyor.”

Salı günü, Donald Trump Enerji Bakanı Ed Miliband’a yönelik de ayrı bir saldırı başlattı.

İşçi Partisi’ne “sondaj yapın, dostlar, sondaj yapın” çağrısında bulunan Trump, Orta Doğu çatışmasının yol açtığı krizin ardından dünyanın enerjiye muhtaç olduğu bir dönemde arama faaliyetlerini kısıtlamanın “delilik” olduğunu söyledi.

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English