Bizi Takip Edin

Avrupa

Türkiye’nin enerjide ‘hub’ rüyası ve Rusya’nın teklifi

Yayınlanma

Pandemi, savaş, jeopolitik rekabet ve siyasi tercihler mevcut kaynakların etkin kullanılamaması sonucunu doğurdu ve gaz krizini yarattı. Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2’nin sabotajla devreden çıkmasının da etkisiyle Türkiye’nin enerji piyasasında daha etkin bir rol oynayabileceği fikri tartışılıyor. Yaptırımlar nedeniyle Avrupa pazarına girişi kısıtlanan Rus doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması konunun sadece bir boyutu.

Daha geniş anlamda Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte patlak veren enerji krizi Türkiye’nin enerjide küresel bir oyuncu olabilmesi için yeni bir fırsat penceresi açmış olabilir mi? Orta Asya gazı, İran gazı gibi alternatif kaynaklar da eklendiğinde Türkiye’nin Avrupa için enerji damarına dönüşmesi en azından kağıt üzerinde ciddi bir olasılık gibi duruyor. Orta uzun vadede Doğu Akdeniz’deki potansiyel gazın Avrupa’ya taşınabileceği en uygun rotanın Türkiye olması sık sık dile getirilen “coğrafi konumun” avantajları arasında sayılabilir.

Kim ne dedi?

Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği enerjide hub olma konusu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ekim ayında “Doğrudan Avrupa ile çalışmak çok zor. Çok hızlı bir şekilde Türkiye’de bir gaz merkezi kurabiliriz” demesiyle yeniden gündeme oturdu. Putin’e göre Türkiye’ye kurulacak aktarma merkezi üzerinden Avrupa, Rus gazını almaya istekli olacak.

Silivri’de BOTAŞ’a ait Silivri Doğal Gaz Depolama Tesisinin kapasite artış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Sayın Putin’le önemli görüşmelerimiz oldu. Adımlarımızı attık, atıyoruz. Böylece özellikle Trakya, doğal gazda bir hub haline gelecektir. Bununla ilgili çalışmalarımızı, bölgemizdeki enerji ortaklarımızla birlikte yürütüyoruz,” dedi.

Bu açıklamalarda teknik ayrıntılar yer almıyor. Jeopolitik rekabetin doğrudan bir parçası olan gaz piyasasında Türkiye’nin ana oyuncu olması için koşullar gerçekten göründüğü kadar uygun mu? Uzmanlara göre; ‘Evet…’  Ancak “hub” olmaktan kastın karar vericiler tarafından açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Zira gazın Türkiye’den gelip geçtiği “transit ülke”  olmakla fiyatın belirlendiği TTF, NBP ya da Henry Hub gibi uluslararası merkezlerden biri olmak bambaşka şeyler.

Konuyu Harici’ye değerlendiren Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, “Gaz merkezi olabilir Türkiye. Ama mevcut düşüncelerle çok zor. Hukuki alt yapı çok önemli. Batılılar da gelecek Doğulular da gelecek,” diyerek hem potansiyele hem de gördüğü eksiklere işaret ediyor.

Biz ne anladık?

2018 yılında devreye giren Türk Akımı ile Türkiye transit konumunu pekiştirdi. Ancak Rusya Türkiye’nin “merkez” olması için gerekli olan parametreleri bu proje bazında sağlamadı. Merkez olmanın temel faktörlerinde birisi gazın fiyatının Türkiye’de kurulacak pazarda belirlenmesi ve Türkiye’nin gaz üzerinde ticari tasarrufta bulunabilmesi.

“Merkezde ticaret için elektronik platform gelecek aylarda kurulabilir. Avrupalı tüketiciler için doğal gaz fiyatı büyük oranda Türkiye’de belirlenecek. Avrupa’nın kendi merkezlerinde olanlar çılgınca,” diyen Rusya lideri Putin, bu sözleriyle artık Türkiye’yi transit ülke olarak görmediğini ima etmiş olabilir mi?

“Teklifin detaylarını bilmiyorum” diyen Eski BOTAŞ Genel Müdürü Yardım, “Putin’in açıklamasından onların daha önce yaptıkları elektronik satış platformundaki gibi bir sistem düşündüklerini sanıyorum. Rusların gaz alımını yapacakları, firmaları kendilerinin seçecekleri, kendilerinin teklifleri toplayıp ‘sen kazandın şu kadar alıyorsun, ay sonunda ortalama fiyat şu kadar oldu’ diyecekleri bir sistem düşünüyorlar diye anladım,” sözleriyle Moskova’nın kafasındaki olası planı tartışıyor.

“3-5 ayda halledilecek konu değil”

Bir başka boyut da projenin takvimi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’ya gaz merkezi projesinin bir yıl içinde hayata geçirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Dönmez, “3-5 ayda halledilecek bir konu değil şüphesiz. Belki kalıcı bir piyasadan önce geçiş döneminde, daha sınırlı sayıda piyasayla başlayabiliriz. O zaman süre biraz daha öne çekilmiş olur” diyerek zamana gerek olduğunu vurguladı.

Dönmez’in  “bir yıl” süre öngörmesini yorumlayan Yardım, yaklaşan seçimler ve hükümetin Batı ile Rusya arasında gözettiği dengelerin de bu projede belirleyici olduğu kanaatinde. Ankara’nın “ABD’yi doğrudan karşısına almak istemeyeceği” değerlendirmesinde bulunan Yardım, “Seçimler öncesinde bu iş biraz soğutulacak diye tahmin ediyorum” dedi.

Bu iş nasıl olur?

Türkiye’nin hali hazırda gaz borsası bulunuyor. Adı: Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. Kısa adı EPİAŞ. Kurumun sitesinde 18 Mart 2015 tarihinde kurulan EPİAŞ’ın Türkiye’nin “Enerji ticaretinde merkez ülke olma” hedefiyle uyumlu çalıştığı ve küresel düzeyde referans alınan bir enerji borsası olma yolunda olduğu belirtiliyor.

Eski BOTAŞ Genel Müdürü Yardım merkez olacak sistemin işleyişini şöyle açıklıyor:

“EPİAŞ’ta kimin gazını kimin aldığı belli olmuyor. Satan da belli değil alan da belli değil EPİAŞ’taki işlemlerde. Gazlar EPİAŞ’ta işlem görebilmek için millileşiyor. Hem satıcı şirketlerin hem alıcı şirketlerin Türkiye’de şirket kurması ve EPDK’nın mevzuatına uygun lisans almaları gerekiyor.”

Bu aşamadan sonra alıcı ve satıcılar EPİAŞ’ın Sürekli Ticaret Platformu’nda işlem yaparak tıpkı borsada olduğu gibi arz ve talebi oluşturuyorlar. Fiyat da bu mekanizma üzerinden belirleniyor. Alıcı ve satıcı teklifleri teklif sahipleri belli olmadan birbirleriyle karşılaşıyor ve fiyat oluşuyor. EPİAŞ ödemeleri TAKAS Bank vasıtasıyla garanti ediyor.

“Gazprom Avrupa’da durdurduğu elektronik satış platformu işlemlerini Türkiye’de yapmak istiyor. Türkiye’den transit olarak götürmek istiyor” diyen Gökhan Yardım, ‘transit’ ile ‘merkez’ olmak arasındaki farkı şöyle açıklıyor:

“Gazprom kendi satış platformu içerisinde gazı satacak. Alıcılar buradan Türkiye’den transit olarak alacaklar. Türkiye’den transit geçince Türkiye gaz merkezi olmaz. Gazın Türkiye’de satılması lazım. Likiditenin bütün alım satım işlemlerinin Türkiye’de yapılması ve paranın Türkiye’de kalması lazım. Türkiye’nin her türlü altyapısı var. EPİAŞ’ın bütün işlemleri ve kuralları buna uygundur. Gazprom istiyorsa EPİAŞ’tan belirli bir hisse alabilir. Başka Avrupa şirketleri de alabilir. Önemli olan bu işlemlerin EPİAŞ üzerinden yapılmasıdır.”

Avrupa Rus gazını neden Türk borsasından alsın?

Gökhan Yardım, şöyle açıklıyor:

“Avrupa belki ilk başta negatif durabilir ama Türkiye’ye daha çok gaz gelirse, TANAP’tan gelen gazı da burada işlem gördürürsünüz. Amerika’dan LNG’ler gelir burada işlem görür. Piyasa ne kadar büyürse daha çok istekli olur Avrupa. Ama tek Rus oyuncu olursa o zaman istekli olmaz. Türkiye’ye çok oyuncu ve çok gaz gelirse o zaman daha farklı bir resim ortaya çıkar.”

‘Atlantik Konseyi’ analizleri

Aralık ayında Yevgeniya Gaber imzasıyla çıkan Atlantik Konsey analizine göre “Türkiye’nin bölgesel enerji altyapısında büyük bir rol oynama arzusu sadece jeopolitik olarak değil ekonomik ve teknik olarak da elverişli.”

Analizde ayrıca Türkiye’nin gaz depolama kapasitesi ve boru hatlarının kesişim noktasında olmasının avantajları vurgulanıyor. Ancak “Rus gazı bu planın kilit parçası olmaz” görüşü savunuluyor.

Ukraynalı Dış Politika Uzmanı Yevgeniya Gaber’e göre; “Mevcut enerji rotaların ve tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, kurumlar aracılığı ile karar alma süreçlerinde bağımsızlık, fiyatın pazarda arz ve talebe göre şekillenmesi, potansiyel partnerlerin projeye katılım konusundaki siyasi iradesi …” bir enerji merkezi kurulabilmesi için temel şartlar.

Yazar, Putin’in Türkiye’yi gaz merkezi yapma projesinin Ankara’nın Rusya’ya fosil yakıtlarda ve stratejik düzlemde bağımlığını artıracağı bunun da Ankara’nın Batı ile karmaşık olan ilişkilerini daha da çıkmaza sokacağı görüşünü ileri sürüyor.

20 Aralık tarihli bir başka Atlantik Konseyi analizinde benzer görüşler tekrarlanıyor. Türkiye’nin gaz merkezi olma hayalinin liberal piyasa düzeni prensipleri benimsemeden geçekleşmeyeceği vurgulanıyor. Eser Özdil imzalı makalede BOTAŞ’ın Türk enerji piyasasında oynadığı merkezi rolün gaz merkezi olma yolunda en önemli engel olduğu iddiası yer alıyor. Yazar göre BOTAŞ’ın merkezi rolü kısıtlanmalı sübvanselerle piyasayı domine etmesi son bulmalı kısaca Türkiye’nin gaz piyasası tamamen liberalleşmeli…

Tabi böyle bir senaryoda kriz anlarında hane halkının tüketeceği gaz fiyatının ulaşacağı yerleri tahmin etmek mümkün değil.

Mevcut kapasiteler

Mavi Akım 15.75 milyar metreküplük kapasiteye sahip. Türk Akım 31.25 milyar metreküp(bcm). Şu an TANAP’ın kapasitesi 16 milyar bcm. Türkiye’nin gaz ihtiyacını karşılayan bu hatlar bir miktar gazı da Avrupa’ya taşıyor. Nord Stream 1 ve 2 ise toplamda 110 milyar metreküp (bcm) yıllık gaz taşıma kapasitesine sahip. Buradan bakılınca kapasite artırımı ve yeni boru hattı inşaatı zorunlu görünüyor.

Avrupa Birliği (AB) ise yılda 400 milyar metreküp (bcm) civarında gaza ihtiyaç duyuyor. Türkiye’den geçen hatların mevcut haliyle bu ihtiyaca yanıt vermesi imkansız. Bu nedenle yeni bir gaz hattı inşası ya da kapasite artırım olanaklarının değerlendirilmesi gerekiyor. Rusya’dan gelecek yeni boru hatlarının Karadeniz’deki savaş ortamında nasıl inşa edileceği ayrı bir soru. Öte yandan barış sağlanması durumunda projeye olan ihtiyaç ne kadar devam eder yine bir başka tartışma konusu.

Halihazırda ise satıcı farklı olsa da Avrupa, Rus gazını Türk borsasından alma konusunda iştahlı olmayabilir. 2021’de kullandığı gazın yüzde 43.5’ini Rusya’dan ithal eden AB, bu yıl yüzde 7.5 oranında Rus gazı kullanıyor. ABD’nin Kuzey Akım 2’ye yaptığı baskı da hatırlanmalı.

Özetle ‘hub olmak’ Türkiye’nin üzerinden geçen doğal gazın üzerinde ticari tasarrufta bulunabilme hakkını kapsıyor. Çeşitli kaynaklardan gelen gazlar EPİAŞ’ın borsasında işlem görerek alıcı ve satıcıları buluşturacak. Piyasa derinliği ne kadar büyük olursa o kadar hub niteliği olacak. Her şeyden önce hub olmak için AB ve Rusya başta olmak üzere bölgesel bir uzlaşının başlangıç aşamasında şart olduğu görülüyor.

Devam edeceğimiz bir tartışma olduğu için şu sorularla bitirelim:

Türkiye topraklarının ‘doğru yerde’ olması ya da izlediği ‘aktif tarafsızlık’ politikası, NATO üyesi olup aynı anda “Asya Açılımı” siyaseti izlemesi enerjide “hub” yani bir merkez olmak için yeterli mi?

Rusya’nın önerisi ile mevcut piyasa düzenlemeleri arasında Türkiye farklı bir alternatif merkez yaratabilir mi?

Yoksa bütün bu dış politika yönelimleri birbirini götüren/sıfırlayan zıt siyasetler mi?

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English