Bizi Takip Edin

Avrupa

Vilnius’ta gündem: NATO’nun birliği, savunma harcamaları ve sanayide eşgüdüm

Yayınlanma

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta başlayan NATO Zirvesi, Rusya-Ukrayna Savaşında yeni bir aşamaya girmişken, ittifakın iç bütünlüğünün de test edildiği bir döneme denk geldi.

Kuzey Atlantik İttifakı’nı zirvede zorlayacak en önemli unsurun Ukrayna’nın bloğa üyeliği olduğuna değinmiştik. Ukrayna tarafının tüm ‘boykot’ tehditlerine rağmen, ABD Başkanı Joe Biden ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski’nin Vilnius’ta bir araya gelmesi bekleniyor. Ukrayna’ya, dört büyük gücün (ABD, Almanya, Britanya ve Fransa) güvenlik garantisi verdiği bir ‘özel ilişki’ teklif edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Doğu ve Orta Avrupa’daki NATO ülkeleri, Ukrayna’nın ittifaka katılımını savunurken, başını ABD ve Almanya’nın çektiği ülkeler Kiev’in NATO’ya dahil edilmesinin Rusya ile sıcak bir savaşa yol açmasından çekiniyor.

Öte yandan NATO’nun iç bütünlüğüne yönelik soru işaretlerinin kaynağı yalnızca Ukrayna meselesi değil. Savunma harcamalarının ittifakın belirlediği yüzde 2’lik dilime çekilmesi, NATO’nun yeni Avrupa savunma planı gibi meseleler de ittifak için bir test olacak. Zirve öncesi ‘karın ağrısı’ olarak görülen İsveç’in ittifaka kabulü meselesi ise Türkiye’nin onayıyla birlikte çözüldü.

GSYİH’nin yüzde 2’si sınırına hâlâ ulaşılamadı

NATO, zirvede yeni bir savunma harcaması taahhüdü belirlemeyi planlarken, bazı üyeler mevcut hedefleri tutturmakta zorlanıyor, bazıları ise bu hedefin nasıl hesaplandığını ve artırılıp artırılmayacağını sorguluyor.

2014 yılında Galler Zirvesi’nde NATO üyeleri gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %2’sini savunmaya ve tüm savunma harcamalarının %20’sini askeri teçhizata harcamayı taahhüt etmişlerdi. Bununla birlikte, 2022 yılında NATO üyelerinin çoğunluğu bu taahhüdün altında kaldı ve savunmaya yapılan yatırımların artmasına rağmen sadece yedi üye bu taahhüdü yerine getirdi ya da aştı.

Ukrayna savaşı ile birlikte, birçok ülke savunma harcamalarını artırmayı taahhüt etti. Örneğin Alman Şansölyesi Olaf Scholz, ülkesinin savunmaya 100 milyar avro yatırım yapacağını açıkladı.

Fakat özellikle Doğu kanadındaki bazı üyeler %2’lik GSYİH harcama hedefinin çok düşük olduğunu ve savunma harcamalarının artırılması gerektiğini düşünüyor.

ABD hâlâ başı çekiyor

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg zirve öncesinde yaptığı açıklamada ‘daha güçlü bir taahhüdün’ ‘daha güçlü bir dil’ anlamına geldiğini söyledi ve “GSYH’nin %2’sini savunma için bir tavan olarak değil, asgari bir taban olarak kabul edeceğiz,” dedi. Stoltenberg ayrıca ‘%2 kuralını karşılamayan NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını artırmaya devam etmelerini beklediğini’ söyledi.

Bazı NATO diplomatları daha iddialı bir taahhüdü kabul etmenin, Ukrayna savaşının hızlı bir şekilde savunma teçhizatı satın alma ihtiyacını ortaya çıkarması nedeniyle ‘genel bir güvenilirlik meselesi’ olduğunu söylüyorlar.

Şu anda Washington’un savunma harcamaları, hiçbir üyenin yükün yarısından fazlasını taşımaması yönündeki anlaşmaya rağmen, NATO’nun toplam harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturuyor.

Bazı NATO müttefikleri, özellikle de %2’lik orana ulaşamayanlar, Savunma Yatırım Taahhüdünü (DIP) eleştiriyor ve bunun savunmaya daha fazla harcama yapma taahhütlerinin gerçekliğini yansıtmadığını ileri sürüyor.

NATO konseptinde yüzde 2’lik oran, ‘savunma harcamalarının üzerinde mutabık kalınan bir tanımına’ veya ‘isimlendirmesine’ göre hesaplanıyor. Ulusal savunma bakanlıkları bir ulusal hükümet tarafından kendi silahlı kuvvetlerinin, Müttefiklerin veya İttifakın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere mali yıl içinde fiilen yapılan veya yapılacak olan ödemeleri rapor ediyor. Silahlı kuvvetler, konvansiyonel kuvvetlerin yanı sıra idare ve komuta, Özel Harekat Kuvvetleri, tıbbi hizmet, lojistik, uzay, siber ve jandarma, jandarma, sahil güvenlik gibi ulusal içişleri bakanlıklarına bağlı diğer birlikler ve bunların teçhizatı gibi ortak oluşumları da içeriyor. Operasyonlar, silah, teçhizat ve mühimmat imhası ve emekli maaşları ile araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerine yapılan katkılar da bu kapsamda değerlendiriliyor.

EURACTIV’e konuşan bir NATO yetkilisi, “Bu mükemmel bir kıstas değil ama elimizdeki tek kıstas,” diyor.

Üyeler, taahhütün kriterleri konusunda anlaşamıyor

Yükümlülük konusuyla birlikte %2’lik hedefi tutturamayanlara karşı ‘yaptırım’ sorunu da gündeme geliyor. EURACTIV’e konuşan iki NATO diplomatına göre NATO üyeleri arasında ‘isim ver ve utandır’ seçeneği mümkün olan tek seçenek.

Birçok NATO üyesi ise bu taahhütnameye karşı çıkarak bir ülkenin NATO’nun savunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunup bulunmadığına karar vermek için bunun doğru bir ölçü olup olmadığını sorguluyor. Örneğin Almanya, yeni bir taahhüdün kabiliyet, nakit para ve bağlılığı dikkate alması gerektiğini savunuyor.

Berlin, paranın nasıl harcandığına ve verimli ve faydalı ekipmanlara harcanıp harcanmadığına odaklanmak isterken, İngiltere harcama kalitesine daha fazla vurgu yapılmasını savunuyor.

İtalya gibi daha küçük GSYİH’ye sahip NATO üyeleri de harcamalarını kültür, emeklilik ve eğitim gibi diğer alanlara odaklamayı tercih ettiklerinden %2’lik hedefin çok yüksek olduğuna inanıyor. %2 taahhütü personel ve emekli maaşlarını da içerdiğinden, daha gelişmiş silahlı kuvvetlere sahip NATO üyeleri yüksek maaşlar sunuyor ve otomatik olarak daha yüksek savunma harcamalarına sahip oluyor.

Savunma sanayisinde kapasite sorunu

NATO’nun başını ağrıtan bir başka mesele de bloğun savunma sanayilerinin eşgüdümü.

NATO, yatırım hedeflerinin belirlenmesi ve talebin bir araya getirilmesi için yeni bir Savunma Üretimi Eylem Planı oluşturmayı ve ittifak üyelerinin sektöre yönelik transatlantik ölçekte standartlaştırılmış teçhizatlarını belirlemeyi değerlendiriyor. Ukrayna’ya askeri desteği sürdürmenin ve stoklarını yenilemenin yolları aranırken, NATO da üyelerin yatırım ve siparişlerinde uzun vadeli bir perspektif oluşturarak sektörü yönlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda 15 Haziran’da NATO savunma bakanları toplantısının yanı sıra, Avrupa ve ABD’den 25 savunma sanayii şirketi ile görüşmelerde bulunulmuştu.

Savunma sanayi üretim kapasitesini arttırma ve silah stoklarını yenileme ihtiyacının artmasıyla birlikte NATO üyeleri bu yılın başlarında yeni bir savunma sanayi yatırım taahhüdü belirlemeyi düşünmeye başladılar. Fakat üreticilerin üretim kapasitesi yatırımlarının %2’lik taahhütte nasıl hesaba katılacağı belirsizliğini koruyor.

Savunma sanayii şirketleri üretimi artırma baskısı altında fakat uzun vadeli devlet satış garantisi istiyorlar. Örneğin Bloomberg’e konuşan BAE Systems Hägglunds AB Başkanı Tommy Gustafsson-Rask, “Eskiden zamanımız vardı ama paramız yoktu. Bugün ise paramız var ama zamanımız yok,” diyor.

Avrupa’nın üretim kapasitesinin artırılması bekleniyor

Ukrayna’ya gönderilmek istenen silah ve mühimmat üretiminin yanı sıra, NATO, yüksek hazırlıklı kuvvetler olarak adlandırılan ve müttefiklerin 30 günden kısa bir süre içinde konuşlanmaya hazır birliklerinden oluşan havuzun büyüklüğünü yedi kat artırarak 300.000’e çıkarmak istiyor. Bu kuvvetlerin hepsi, kullanıma hazır yüksek kaliteli silahlara ihtiyaç duyacak.

ABD Başkanı Joe Biden Avrupa’yı kendi savunması için daha fazla sorumluluk almaya çağırırken, Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ülkeler ABD askeri tedarik zincirlerine olan bağımlılıklarını azaltmak ve kendi ulusal tekellerini oluşturmak istiyorlar.

NATO liderlerinin Vilnius zirvesainde çok uluslu ortak tedarik çağrısında bulunan bir Avrupa savunma sanayi planını desteklemeleri bekleniyor. Plan ayrıca ülkeleri, aynı mühimmatın farklı ülkelerin silah sistemleriyle çalışmasını sağlamak için kolaylaştırılmış standartları benimsemeye çağırıyor.

Savaş sanayisi ‘garanti’ istiyor

Fakat Avrupa savunma bakanlıkları ile şirketler arasındaki gerilim sürüyor. Mesele, bu iddialı plana kimin liderlik etmesi gerektiği etrafında düğümleniyor. Bloomberg’e göre sektörün korkusu siparişler yığılmaya başlasa bile, üretimi arttırıp üç ya da beş yıl sonra yeni tesisler açıldığında talep olmadığını görmek. Hükümetler daha önce de planlarından geri adım atmış ve birçok Avrupa başkenti NATO’nun stoklama hedeflerini ya da GSYİH’nin %2’sini savunmaya harcama taahhüdünü yerine getirmekte defalarca başarısız olmuştu. Bu konuda ‘umut veren’ ülkeler Doğu-Orta Avrupa ile Birleşik Krallık.

Avrupalı savaş şirketleri, uzun vadeli sözleşmelerin yanı sıra, hükümetlerin genişletilmiş üretim için doğrudan ödemeye yardımcı olmasını veya enerjiye öncelikli erişim sağlamasını talep ediyorlar.

Litvanya Savunma Bakan Yardımcısı Greta Monika Tučkutė, savunma şirketleri için, “İş dünyası açısından bakıldığında, talep düştüğünde hayatta kalmak için riskleri azaltmaya çalışıyorlar. Ama bence iş dünyasının da risk alması gerekiyor,” diyor.

Tučkutė, bu şirketlerin ‘şu anda kazandıklarına’ dikkat çekiyor ve bu nedenle endüstriyi geliştirmek için ‘yatırım riskini’ de almaları gerektiğini düşünüyor.

NATO ‘üretimin örgütlenmesine’ el atıyor

Sonuç olarak NATO’nun, Vilnius zirvesi ile birlikte özellikle Avrupa’da savunma sanayiindeki eşgüdümü sıkılaştırması bekleniyor. ‘Savaş ekonomisi’ sayesinde, birçok Avrupalı silah şirketinin hisselerinde büyük artışlar yaşandı. Leopard 2 savaş tankları ve topçu mühimmatı üreticisi Alman Rheinmetall AG 2022’de %130 artışla Avrupa’da en iyi performans gösteren hisse senedi olurken, Thales SA, Dassault Aviation SA ve Saab AB gibi diğer Avrupalı savunma şirketleri de %60 ila %80 arasında değer kazandı.

Avrupa ve NATO, kıtayı savunma sanayi üretiminde bir merkez olarak yeniden güçlendirmek istiyor. Fakat sektör çok sayıda engelle karşı karşıya. Nitelikli işgücü arzının sınırlı olmasının yanı sıra, yükleniciler bileşen sıkıntısı ve izinleri güvence altına almak için bürokratik engellerle de uğraşıyor. Sektör temsilcileri, yatırımcılar ve NATO yetkilileri, bazı bankaların çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) referanslarını zedeleyebileceği endişesiyle sektöre kredi verme konusunda isteksiz olduklarını söylüyor.

NATO savunma bakanları Haziran ayında 155 mm top mermileri de dahil olmak üzere her üye ülkenin elinde bulundurduğu savaş için kritik mühimmatın tavsiye edilen seviyelerini önemli ölçüde yükseltmeyi kabul etti. Hedefler gizli olmakla birlikte, Bloomberg tarafından görülen bir Alman savunma bakanlığı belgesine göre, sadece Almanya stokunu 10 kattan fazla arttırarak bugün 20.000 civarında olan mermi sayısını 2031 yılına kadar 230.000’e çıkarmayı hedefliyor.

Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “Avrupa’daki stoklar yeterli değil, daha hızlı ve daha fazla üretim yapmalıyız,” diyor ve uzun vadede Avrupa’nın tüm mühimmat kategorilerindeki stoklarını gerekli seviyeye getirmesinin birkaç trilyon avroya mal olacağı tahmininde bulunuyor.

NATO’nun yeni savunma planı merkezin hakimiyetini artırıyor

NATO’nun soğuk savaştan bu yana ittifakın ilk kapsamlı savunma planlarını Vilnius zirvesinde onaylaması bekleniyor.

‘Bölgesel planlar’ adı verilen coğrafi olarak bölünmüş komutanlıkların yeniden canlandırılması temel bir değişime işaret ediyor. İttifak bu planlarla ülkelere kuvvetlerini ve lojistiklerini nasıl geliştirecekleri konusunda da belirleyici olacak.

Haziran ayında yapılan savunma bakanları toplantısında planın, Türkiye tarafından engellendiği öne sürülmüştü. Ankara, Kıbrıs da dahil olmak üzere coğrafi konumlarla ilgili ifadelerin onaylanmasına itiraz etmişti.

Tartışılan ve kabul edilmesi beklenen bölgesel planların, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran binlerce sayfalık gizli askeri planlardan oluştuğu belirtiliyor.

Yeni planın birçok özelliği NATO’nun 1990 öncesi Sovyet karşıtı askeri planlamasına benzese de bazı önemli farklılıklar yer alıyor. Örneğin Soğuk Savaş planlarında Almanya, olası bir NATO-Sovyet savaşının ana merkezi olarak görülürken, şimdi Finlandiya’ya kadar uzanan NATO’nun yeni planda daha ‘esnek’ bir anlayış geliştirdiği belirtiliyor.

Bir başka farklılık da ittifakın artık Moskova’ya karşı geniş çaplı bir nükleer savaşa hazırlanmaması.

Planda internet, insansız hava araçları, hipersonik silahlar ve hızlı bilgi akışının yeni zorluklar ortaya çıkardığı vurgulanıyor.

Yeni planın merkezinde üçlü bir bölgesel plan yer alıyor: Kuzey için Atlantik ve Avrupa Arktik bölgesini kapsayan bir plan; Baltık ve Orta Avrupa’dan Alplere kadar olan bölgeyi kapsayan bir plan; ve Akdeniz ve Karadeniz için bir güney planı. Uzay, siber operasyonlar ve özel kuvvetler için de alt planlar bulunuyor.

Kuzey ve Atlantik’i kapsayan bölge, ABD’de Norfolk’taki Müşterek Kuvvet Komutanlığı; Baltık ve Alp bölgesi Hollanda’daki Brunsum’daki komutanlık; güney-doğu ve Akdeniz-Karadeniz bölgesi ise İtalya’nın Napoli kentindeki bir komutanlık tarafından idare edilecek.

Türkiye’nin engeli aşıldı

Öte yandan Reuters’a konuşan NATO kaynakları, müttefiklerin Pazartesi günü, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran bölgesel planlar üzerinde anlaşmaya vararak Türkiye’nin engelini aştığını bildirdi.

Bir diplomat, Türkiye’nin ‘uzlaşmak zorunda kaldığını’ söyledi.

Avrupa

Arnavutluk’ta Kushner destekli lüks tatil köyü nedeniyle protestolar büyüyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından desteklenen lüks tatil köyü projesine karşı Arnavutluk’ta düzenlenen protestolar şiddetleniyor.

Çarşamba günü binlerce kişi, projenin durdurulması yönündeki taleplerin giderek artması üzerine, üçüncü gün üst üste Tiran sokaklarına döküldü.

Protestoculardan bazıları, korkulan çevre tahribatına dikkat çekmek amacıyla şişme flamingolar sallıyordu.

Protestolar, ülkenin güneyinde de planlanıyor. Akdeniz’in çevresel açıdan en hassas bölgelerinden biri olarak görülen bu bölgede, 1,6 milyar dolarlık kompleksin temel atma çalışmaları kısa süre önce başladı.

The Guardian’ın aktardığına göre ülkenin önde gelen çevre koruma grubu PPNEA’nın genel müdürü Aleksandr Trajce şunları söyledi:

“Başından sonuna kadar şeffaflık tamamen yoktu. İzinlerle ilgili hiçbir kamu istişaresi veya kamu belgesi görmedik; bu nedenle şu anda şunu söylüyoruz: Eğer buldozerleri kaldırırlar, çiti söküp habitatları eski haline getirirlerse, o zaman konuşmaya başlayabiliriz.”

Bu gelişmeyi, ülkesinin “Stalinist bir devletten lüks bir tatil beldesine dönüşüm sürecinde bir dönüm noktası” olarak savunan Başbakan Edi Rama, salı günü çıkmaza bir son vermek amacıyla protestocularla görüşmeyi önerdi. 

Öte yandan Rama, “Ben burada olduğum sürece yatırımın durması kesinlikle mümkün değil,” diyerek tavrından da ödün vermedi.

Arnavutluk’un en eski çevre örgütü olan PPNEA, eşsiz biyolojik çeşitlilik ve kültürel mirasa sahip bir bölgenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarıları ortaya çıkınca alarm verdi.

Bu yılın başlarında Ivanka Trump, bir mimar ekibiyle birlikte ülkeye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi ve kocasının yatırım şirketi Affinity Partners tarafından geliştirme için ayrılan alanı gezmişti.

Tatil köyü, Arnavutluk’un tek adası olan ıssız Sazan kayalığını değil, onu çevreleyen deniz milli parkındaki sulak alanları ve kıyı habitatlarını da kapsayacak bir alanı kaplamayı amaçlıyor. 

BirdLife International’a göre, bu sular Akdeniz foku için son sığınaklardan biri olup, bölge aynı zamanda flamingolar ve Dalmaçya pelikanları dahil olmak üzere 200’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor.

Zvërnec köyünün kuzeyinde, Narta lagünü ile deniz arasında yer alan geniş koruma altındaki kıyı arazileri de geliştirme projesi kapsamında yer alıyor.

Trajce, “Arnavutluk’taki koruma altındaki bölgelerde daha önce hiç böyle bir şey görmedik. Bu sadece eşi benzeri görülmemiş bir durum değil; toplumun çıkarları, çevresel faktörler ya da sözleşme izinleri hiçe sayılarak, sadece buldozerlerin giriş yaptığı bir ortamda hukukun üstünlüğü tamamen çökmüş durumda,” dedi.

Zvërnec yakınlarındaki şantiye çevresine beton temelli, üstüne dikenli tel çekilmiş bir çit dikilmeye başlandığında, çiti korumak için özel bir güvenlik şirketi görevlendirildiğinde ve erişim yollarını açmak için ağır makineler antik kumulları ve Akdeniz çam ormanlarını tahrip etmeye başladığında, endişe halkın öfkesine dönüştü.

Trajce, “İşte o zaman yerel halk gerçekten öfkelendi. Orada arazisi olan ya da orada çalışan insanlar birdenbire arazilerine ulaşamaz hale geldi… Bu artık bir çevre meselesi olmanın ötesine geçti. Bu bir vatandaşlık meselesi. Çok daha büyük bir mesele,” dedi.

Bu hafta, Arnavutluk’un özel yolsuzlukla mücadele savcılığı SPAK, koruma alanlarıyla ilgili 2024’te kabul edilen tartışmalı yasal değişikliklere ilişkin bir soruşturma başlattığını duyurdu.

Geliştiriciler, sorumlu bir şekilde ilerleyeceklerini söylüyor.

Kushner’in şirketiyle ortaklaşa planları geliştiren Sazan Real Estate Development LLC’nin başkanı Asher Abehsera, “Odak noktamız sorumlu yönetim, çevrenin iyileştirilmesi, istihdam yaratılması ve yerel topluluklar için uzun vadeli değer yaratılması olmaya devam ediyor. Devam eden kamu ve kurumsal süreçlere saygı duyuyoruz,” dedi.

Geçen yıl Arnavutluk’u 2030 yılına kadar AB’ye sokma vaadiyle dördüncü dönemine seçilen ve Avrupa’nın en yoksul ülkeleri arasında yer alan ülkesine yatırım çekmeye istekli olan Rama da, bu projenin ülkenin el değmemiş kıyı şeridini tehlikeye atmayacağını savunuyor.

1 Haziran’da Arnavutluk parlamentosuna yaptığı açıklamada, müzakerelerin hâlâ devam ettiğini ve nihai teklifin henüz kesinleşmediğini belirtti.

Çarşamba günü yaptığı açıklamada ise, “misafirperverliğimizi ve adil tutumumuzu sürdürmemizin ve hiçbir koşulda yatırımcıların düşmanlıkla karşılandığı bir ülke olarak damgalanmamamızın çok önemli olduğunu” söyledi.

Proje onaylanmadan önce The Guardian’a verdiği röportajda Rama, Kushner’in Arnavutluk’a olan ilgisinin yıllar öncesine, “Trump’ın ABD başkanı olmaya yakın olmadığı ve Beyaz Saray’dan çok hapishaneye girmeye yakın göründüğü” zamanlara dayandığını söylemişti..

Rama, “Bu, Trump ile değil, harika bir projeye sahip Amerikalı bir yatırımcı olan Jared ile ilgiliydi,” ifadelerini kullanmıştı.

Arnavutluk, doğal güzelliği ve uygun fiyatları ile ziyaretçilerin ilgisini giderek daha fazla çekiyor.

Rama’nın destekçileri, bu destinasyonun aşırı turizmin tuzaklarından kaçınmak için lüks yatırımcıları çekme çabasını bir zorunluluk olarak görüyor. 

Fakat muhalifler için bu tartışma, hükümete karşı artan hoşnutsuzluğu da besledi. Trajce, “Öfke, Kushner veya Ivanka Trump’a değil, hükümete ve bu konuyu ele alma şekline yönelik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Budapeşte’nin 17 aylık Ukrayna müzakeresi vetosu kalkıyor

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı AB içinde “hız trenine” benzetildi. Budapeşte, ülkedeki Macar azınlığın haklarının güvence altına alınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu bildirdi.

Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Macaristan, Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin büyükelçilerinin dünkü toplantısının sonunda tutumunu ani bir şekilde değiştirdi ve bu durum, 11 gün sonra gerçekleşmesi beklenen ilk faslın açılması için gerekli teknik süreçlerin hızlanmasına yol açtı.

Kaynaklara dayandırılan habere göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğine ilişkin müzakere sürecinin başlamasına yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı, Avrupa Birliği’nde bir hız trenine benzetildi.

Müzakerelere katılan bir Avrupalı diplomat gazeteye yaptığı açıklamada, “O kadar uzun süre bekledik ki, işte hikaye bir hız trenindeki gibi gelişiyor” ifadelerini kullandı.

Budapeşte, Ukrayna topraklarındaki Macar azınlığa genişletilmiş haklar tanınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu ifade etti.

Söz konusu haklar, ek dil, eğitim ve kültür garantilerinin elde edilmesini kapsıyor. Bu garantilerin tartışılması son haftalarda AB temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti.

Bununla birlikte Macar yönetimi, birliğe kabul edilmede standart prosedürlere uyulması konusundaki ısrarını sürdürüyor. 28 Mayıs’ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Peter Magyar, Budapeşte’nin Ukrayna’ya silah ve askeri teçhizat tedarik etme niyetinde olmadığını bildirdi ve Kiev’in diğer adaylarla aynı gereksinimleri karşılaması gerektiğini düşünerek Avrupa Birliği’ne hızlandırılmış katılımına karşı çıktığını açıkladı.

Macaristan Başbakanı Peter Magyar 3 Haziran sabahı yaptığı açıklamada, Budapeşte’nin Kiev ile Transkarpatya’daki Macar azınlığın haklarının geri verilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını ve bunun Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin başlamasının yolunu açabileceğini belirtti.

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Politico gazetesi 2 Haziran’da, Macar makamlarının Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım başvurusunu veto etmeyeceklerinin sinyalini verdiğini yazdı. Mayıs ayında Magyar, Transkarpatya Macarlarının haklarının iade edilmesi de dahil olmak üzere Budapeşte’nin 11 talebinin tamamının Kiev tarafından yerine getirilmesinin, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB’ye entegrasyonuna başlamasını onaylaması için zorunlu bir koşul olduğunu söylemişti.

Önceki Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı çıkarak ülkenin entegrasyona hazır olmadığını ve Kiev’in bloğa katılımının savaşa yol açacağını kaydetmişti.

Haziran 2024’te Lüksemburg’da Ukrayna’nın AB’ye katılımına ilişkin müzakereler resmi olarak başladı. Ancak Kiev o tarihten bu yana hiçbir fasla ilişkin müzakereleri tamamlamadı; bu fasıllardan her birinin açılması veya kapatılması, 27 AB üyesi ülkenin tamamının oybirliğiyle onaylamasını gerektiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbaratı, öğrencileri “aşırı sol”dan korumak için önlem almak istiyor

Yayınlanma

Alman iç istihbarat kurumu okulları “solcu aşırılıkçılar tarafından ‘Askerlik Karşıtı Okul Grevi’ kampanyasının sürekli olarak araçsallaştırılması” konusunda uyardı.

Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV) aynı başlıklı mektubu Brandenburg Eğitim Bakanlığına gönderdi ve mektup junge Welt (jW) tarafından elde edildi.

BfV’nin mektubu daha sonra bakanlık tarafından Elbe ve Oder nehirleri arasındaki onlarca ortaokula iletildi.

Bir basın sözcüsü jW’ye, bakanlığın “diğer makamlardan gelen okullarla ilgili bilgileri iletmekle yükümlü olduğunu” söyledi.

Okul yöneticilerinin “çocukları ve gençleri korumak amacıyla yerel duruma özel değerlendirmeler yapabilmesi” gerektiğini savunan bakanlık, bunun “siyasi bir duruş anlamına gelmediğini” ileri sürdü.

Mektupta BfV, Almanya Marksist-Leninist Partisi’nin (MLPD), Alman Komünist Partisi’nin (DKP) gençlik örgütü olan SDAJ’ın ve Türkiye kökenli MLKP’nin gençlik örgütünün katılımına karşı açıkça uyarıyor.

Almanya’da zorunlu askerliğe karşı okul grevi başlıyor

BfV’ye göre bu tür “dogmatik aşırı solculuk”, orak ve çekiç rozetleri veya kırmızı atkılarla tanınabilir.

Askerlik karşıtı harekete yönelik komünist “sızma”nın kanıtı olarak, CDU’ya bağlı Schüler-Union’un bu harekete ilişkin “algısı”na dair bir makale alıntılanıyor.

Son olarak, istihbarat servisi, Brandenburg Eyalet Güvenlik Yasası’nın 14(1) maddesi uyarınca okul yöneticilerinden öğrencilerini gözetleme konusunda işbirliği yapmalarını istiyor.

Bu hüküm, devlet kurumlarının “kendi inisiyatifleriyle”, “güvenliği tehdit eden” veya devlet karşıtı faaliyetlerden haberdar olmaları halinde istihbarat servisine bilgi vermelerini gerektirir. 

Brandenburg Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Wilfried Peters, Berlin İdare Mahkemesi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde de anti-komünist inançlarını zaten ortaya koymuştu.

Orada, junge Welt gazetesinin Temmuz 2024’te Anayasa Koruma Teşkilatı raporunda kendisinden bahsedilmesine karşı açtığı davayı, gazetenin Lenin’e olumlu atıfta bulunmasını da gerekçe göstererek reddetmişti.

Peters, Lenin’in “FDGO’ya [Liberal Demokratik Temel Düzen] en şiddetli şekilde karşı koyduğunu” savunmuştu.

Okul Grevi İttifakı istihbarat teşkilatının “aşırılık” suçlamasını kesin bir dille reddetti.

İttifak sözcüsü jW’ye verdiği demeçte, “Aşırı olan tek bir şey var, o da federal hükümetin planları” dedi.

Sözcü, “askerlik ve militarizasyon yoluyla yeni bir savaş hazırlanırken” devletin “öncelikle bu savaşa karşı çıkan örgütlere yöneldiğini” eleştirdi.

Grev ittifakının hedefleri “yeni askere almayı engellemek ve militarizasyona son vermek” olarak ilan ediliyor. Sözcüye göre ittifak, “bu hedefleri samimi bir şekilde destekleyen” herkesle işbirliği yapacak ve yeni bir dünya savaşına karşı “her zaman en kararlı şekilde direnen güçler liberaller ya da sosyal demokratlar değil, komünistler.”

Okul grev ittifakı, kendilerini sindiremeyeceklerini vurguladı. Hedef, “savaş hazırlıklarına son vermek” olmaya devam ediyor.

Bu amaçla, hükümetin 15 Haziran ve civarında aktif ve eski Bundeswehr askerlerinin “başarılarını” kamuoyuna duyurmayı amaçladığı “Ulusal Gaziler Günü”ne karşı bir eylem haftası planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English