Avrupa
Vilnius’ta gündem: NATO’nun birliği, savunma harcamaları ve sanayide eşgüdüm

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta başlayan NATO Zirvesi, Rusya-Ukrayna Savaşında yeni bir aşamaya girmişken, ittifakın iç bütünlüğünün de test edildiği bir döneme denk geldi.
Kuzey Atlantik İttifakı’nı zirvede zorlayacak en önemli unsurun Ukrayna’nın bloğa üyeliği olduğuna değinmiştik. Ukrayna tarafının tüm ‘boykot’ tehditlerine rağmen, ABD Başkanı Joe Biden ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski’nin Vilnius’ta bir araya gelmesi bekleniyor. Ukrayna’ya, dört büyük gücün (ABD, Almanya, Britanya ve Fransa) güvenlik garantisi verdiği bir ‘özel ilişki’ teklif edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Doğu ve Orta Avrupa’daki NATO ülkeleri, Ukrayna’nın ittifaka katılımını savunurken, başını ABD ve Almanya’nın çektiği ülkeler Kiev’in NATO’ya dahil edilmesinin Rusya ile sıcak bir savaşa yol açmasından çekiniyor.
Öte yandan NATO’nun iç bütünlüğüne yönelik soru işaretlerinin kaynağı yalnızca Ukrayna meselesi değil. Savunma harcamalarının ittifakın belirlediği yüzde 2’lik dilime çekilmesi, NATO’nun yeni Avrupa savunma planı gibi meseleler de ittifak için bir test olacak. Zirve öncesi ‘karın ağrısı’ olarak görülen İsveç’in ittifaka kabulü meselesi ise Türkiye’nin onayıyla birlikte çözüldü.
GSYİH’nin yüzde 2’si sınırına hâlâ ulaşılamadı
NATO, zirvede yeni bir savunma harcaması taahhüdü belirlemeyi planlarken, bazı üyeler mevcut hedefleri tutturmakta zorlanıyor, bazıları ise bu hedefin nasıl hesaplandığını ve artırılıp artırılmayacağını sorguluyor.
2014 yılında Galler Zirvesi’nde NATO üyeleri gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %2’sini savunmaya ve tüm savunma harcamalarının %20’sini askeri teçhizata harcamayı taahhüt etmişlerdi. Bununla birlikte, 2022 yılında NATO üyelerinin çoğunluğu bu taahhüdün altında kaldı ve savunmaya yapılan yatırımların artmasına rağmen sadece yedi üye bu taahhüdü yerine getirdi ya da aştı.
Ukrayna savaşı ile birlikte, birçok ülke savunma harcamalarını artırmayı taahhüt etti. Örneğin Alman Şansölyesi Olaf Scholz, ülkesinin savunmaya 100 milyar avro yatırım yapacağını açıkladı.
Fakat özellikle Doğu kanadındaki bazı üyeler %2’lik GSYİH harcama hedefinin çok düşük olduğunu ve savunma harcamalarının artırılması gerektiğini düşünüyor.
ABD hâlâ başı çekiyor
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg zirve öncesinde yaptığı açıklamada ‘daha güçlü bir taahhüdün’ ‘daha güçlü bir dil’ anlamına geldiğini söyledi ve “GSYH’nin %2’sini savunma için bir tavan olarak değil, asgari bir taban olarak kabul edeceğiz,” dedi. Stoltenberg ayrıca ‘%2 kuralını karşılamayan NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını artırmaya devam etmelerini beklediğini’ söyledi.
Bazı NATO diplomatları daha iddialı bir taahhüdü kabul etmenin, Ukrayna savaşının hızlı bir şekilde savunma teçhizatı satın alma ihtiyacını ortaya çıkarması nedeniyle ‘genel bir güvenilirlik meselesi’ olduğunu söylüyorlar.
Şu anda Washington’un savunma harcamaları, hiçbir üyenin yükün yarısından fazlasını taşımaması yönündeki anlaşmaya rağmen, NATO’nun toplam harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturuyor.
Bazı NATO müttefikleri, özellikle de %2’lik orana ulaşamayanlar, Savunma Yatırım Taahhüdünü (DIP) eleştiriyor ve bunun savunmaya daha fazla harcama yapma taahhütlerinin gerçekliğini yansıtmadığını ileri sürüyor.
NATO konseptinde yüzde 2’lik oran, ‘savunma harcamalarının üzerinde mutabık kalınan bir tanımına’ veya ‘isimlendirmesine’ göre hesaplanıyor. Ulusal savunma bakanlıkları bir ulusal hükümet tarafından kendi silahlı kuvvetlerinin, Müttefiklerin veya İttifakın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere mali yıl içinde fiilen yapılan veya yapılacak olan ödemeleri rapor ediyor. Silahlı kuvvetler, konvansiyonel kuvvetlerin yanı sıra idare ve komuta, Özel Harekat Kuvvetleri, tıbbi hizmet, lojistik, uzay, siber ve jandarma, jandarma, sahil güvenlik gibi ulusal içişleri bakanlıklarına bağlı diğer birlikler ve bunların teçhizatı gibi ortak oluşumları da içeriyor. Operasyonlar, silah, teçhizat ve mühimmat imhası ve emekli maaşları ile araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerine yapılan katkılar da bu kapsamda değerlendiriliyor.
EURACTIV’e konuşan bir NATO yetkilisi, “Bu mükemmel bir kıstas değil ama elimizdeki tek kıstas,” diyor.
Üyeler, taahhütün kriterleri konusunda anlaşamıyor
Yükümlülük konusuyla birlikte %2’lik hedefi tutturamayanlara karşı ‘yaptırım’ sorunu da gündeme geliyor. EURACTIV’e konuşan iki NATO diplomatına göre NATO üyeleri arasında ‘isim ver ve utandır’ seçeneği mümkün olan tek seçenek.
Birçok NATO üyesi ise bu taahhütnameye karşı çıkarak bir ülkenin NATO’nun savunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunup bulunmadığına karar vermek için bunun doğru bir ölçü olup olmadığını sorguluyor. Örneğin Almanya, yeni bir taahhüdün kabiliyet, nakit para ve bağlılığı dikkate alması gerektiğini savunuyor.
Berlin, paranın nasıl harcandığına ve verimli ve faydalı ekipmanlara harcanıp harcanmadığına odaklanmak isterken, İngiltere harcama kalitesine daha fazla vurgu yapılmasını savunuyor.
İtalya gibi daha küçük GSYİH’ye sahip NATO üyeleri de harcamalarını kültür, emeklilik ve eğitim gibi diğer alanlara odaklamayı tercih ettiklerinden %2’lik hedefin çok yüksek olduğuna inanıyor. %2 taahhütü personel ve emekli maaşlarını da içerdiğinden, daha gelişmiş silahlı kuvvetlere sahip NATO üyeleri yüksek maaşlar sunuyor ve otomatik olarak daha yüksek savunma harcamalarına sahip oluyor.
Savunma sanayisinde kapasite sorunu
NATO’nun başını ağrıtan bir başka mesele de bloğun savunma sanayilerinin eşgüdümü.
NATO, yatırım hedeflerinin belirlenmesi ve talebin bir araya getirilmesi için yeni bir Savunma Üretimi Eylem Planı oluşturmayı ve ittifak üyelerinin sektöre yönelik transatlantik ölçekte standartlaştırılmış teçhizatlarını belirlemeyi değerlendiriyor. Ukrayna’ya askeri desteği sürdürmenin ve stoklarını yenilemenin yolları aranırken, NATO da üyelerin yatırım ve siparişlerinde uzun vadeli bir perspektif oluşturarak sektörü yönlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda 15 Haziran’da NATO savunma bakanları toplantısının yanı sıra, Avrupa ve ABD’den 25 savunma sanayii şirketi ile görüşmelerde bulunulmuştu.
Savunma sanayi üretim kapasitesini arttırma ve silah stoklarını yenileme ihtiyacının artmasıyla birlikte NATO üyeleri bu yılın başlarında yeni bir savunma sanayi yatırım taahhüdü belirlemeyi düşünmeye başladılar. Fakat üreticilerin üretim kapasitesi yatırımlarının %2’lik taahhütte nasıl hesaba katılacağı belirsizliğini koruyor.
Savunma sanayii şirketleri üretimi artırma baskısı altında fakat uzun vadeli devlet satış garantisi istiyorlar. Örneğin Bloomberg’e konuşan BAE Systems Hägglunds AB Başkanı Tommy Gustafsson-Rask, “Eskiden zamanımız vardı ama paramız yoktu. Bugün ise paramız var ama zamanımız yok,” diyor.
Avrupa’nın üretim kapasitesinin artırılması bekleniyor
Ukrayna’ya gönderilmek istenen silah ve mühimmat üretiminin yanı sıra, NATO, yüksek hazırlıklı kuvvetler olarak adlandırılan ve müttefiklerin 30 günden kısa bir süre içinde konuşlanmaya hazır birliklerinden oluşan havuzun büyüklüğünü yedi kat artırarak 300.000’e çıkarmak istiyor. Bu kuvvetlerin hepsi, kullanıma hazır yüksek kaliteli silahlara ihtiyaç duyacak.
ABD Başkanı Joe Biden Avrupa’yı kendi savunması için daha fazla sorumluluk almaya çağırırken, Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ülkeler ABD askeri tedarik zincirlerine olan bağımlılıklarını azaltmak ve kendi ulusal tekellerini oluşturmak istiyorlar.
NATO liderlerinin Vilnius zirvesainde çok uluslu ortak tedarik çağrısında bulunan bir Avrupa savunma sanayi planını desteklemeleri bekleniyor. Plan ayrıca ülkeleri, aynı mühimmatın farklı ülkelerin silah sistemleriyle çalışmasını sağlamak için kolaylaştırılmış standartları benimsemeye çağırıyor.
Savaş sanayisi ‘garanti’ istiyor
Fakat Avrupa savunma bakanlıkları ile şirketler arasındaki gerilim sürüyor. Mesele, bu iddialı plana kimin liderlik etmesi gerektiği etrafında düğümleniyor. Bloomberg’e göre sektörün korkusu siparişler yığılmaya başlasa bile, üretimi arttırıp üç ya da beş yıl sonra yeni tesisler açıldığında talep olmadığını görmek. Hükümetler daha önce de planlarından geri adım atmış ve birçok Avrupa başkenti NATO’nun stoklama hedeflerini ya da GSYİH’nin %2’sini savunmaya harcama taahhüdünü yerine getirmekte defalarca başarısız olmuştu. Bu konuda ‘umut veren’ ülkeler Doğu-Orta Avrupa ile Birleşik Krallık.
Avrupalı savaş şirketleri, uzun vadeli sözleşmelerin yanı sıra, hükümetlerin genişletilmiş üretim için doğrudan ödemeye yardımcı olmasını veya enerjiye öncelikli erişim sağlamasını talep ediyorlar.
Litvanya Savunma Bakan Yardımcısı Greta Monika Tučkutė, savunma şirketleri için, “İş dünyası açısından bakıldığında, talep düştüğünde hayatta kalmak için riskleri azaltmaya çalışıyorlar. Ama bence iş dünyasının da risk alması gerekiyor,” diyor.
Tučkutė, bu şirketlerin ‘şu anda kazandıklarına’ dikkat çekiyor ve bu nedenle endüstriyi geliştirmek için ‘yatırım riskini’ de almaları gerektiğini düşünüyor.
NATO ‘üretimin örgütlenmesine’ el atıyor
Sonuç olarak NATO’nun, Vilnius zirvesi ile birlikte özellikle Avrupa’da savunma sanayiindeki eşgüdümü sıkılaştırması bekleniyor. ‘Savaş ekonomisi’ sayesinde, birçok Avrupalı silah şirketinin hisselerinde büyük artışlar yaşandı. Leopard 2 savaş tankları ve topçu mühimmatı üreticisi Alman Rheinmetall AG 2022’de %130 artışla Avrupa’da en iyi performans gösteren hisse senedi olurken, Thales SA, Dassault Aviation SA ve Saab AB gibi diğer Avrupalı savunma şirketleri de %60 ila %80 arasında değer kazandı.
Avrupa ve NATO, kıtayı savunma sanayi üretiminde bir merkez olarak yeniden güçlendirmek istiyor. Fakat sektör çok sayıda engelle karşı karşıya. Nitelikli işgücü arzının sınırlı olmasının yanı sıra, yükleniciler bileşen sıkıntısı ve izinleri güvence altına almak için bürokratik engellerle de uğraşıyor. Sektör temsilcileri, yatırımcılar ve NATO yetkilileri, bazı bankaların çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) referanslarını zedeleyebileceği endişesiyle sektöre kredi verme konusunda isteksiz olduklarını söylüyor.
NATO savunma bakanları Haziran ayında 155 mm top mermileri de dahil olmak üzere her üye ülkenin elinde bulundurduğu savaş için kritik mühimmatın tavsiye edilen seviyelerini önemli ölçüde yükseltmeyi kabul etti. Hedefler gizli olmakla birlikte, Bloomberg tarafından görülen bir Alman savunma bakanlığı belgesine göre, sadece Almanya stokunu 10 kattan fazla arttırarak bugün 20.000 civarında olan mermi sayısını 2031 yılına kadar 230.000’e çıkarmayı hedefliyor.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “Avrupa’daki stoklar yeterli değil, daha hızlı ve daha fazla üretim yapmalıyız,” diyor ve uzun vadede Avrupa’nın tüm mühimmat kategorilerindeki stoklarını gerekli seviyeye getirmesinin birkaç trilyon avroya mal olacağı tahmininde bulunuyor.
NATO’nun yeni savunma planı merkezin hakimiyetini artırıyor
NATO’nun soğuk savaştan bu yana ittifakın ilk kapsamlı savunma planlarını Vilnius zirvesinde onaylaması bekleniyor.
‘Bölgesel planlar’ adı verilen coğrafi olarak bölünmüş komutanlıkların yeniden canlandırılması temel bir değişime işaret ediyor. İttifak bu planlarla ülkelere kuvvetlerini ve lojistiklerini nasıl geliştirecekleri konusunda da belirleyici olacak.
Haziran ayında yapılan savunma bakanları toplantısında planın, Türkiye tarafından engellendiği öne sürülmüştü. Ankara, Kıbrıs da dahil olmak üzere coğrafi konumlarla ilgili ifadelerin onaylanmasına itiraz etmişti.
Tartışılan ve kabul edilmesi beklenen bölgesel planların, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran binlerce sayfalık gizli askeri planlardan oluştuğu belirtiliyor.
Yeni planın birçok özelliği NATO’nun 1990 öncesi Sovyet karşıtı askeri planlamasına benzese de bazı önemli farklılıklar yer alıyor. Örneğin Soğuk Savaş planlarında Almanya, olası bir NATO-Sovyet savaşının ana merkezi olarak görülürken, şimdi Finlandiya’ya kadar uzanan NATO’nun yeni planda daha ‘esnek’ bir anlayış geliştirdiği belirtiliyor.
Bir başka farklılık da ittifakın artık Moskova’ya karşı geniş çaplı bir nükleer savaşa hazırlanmaması.
Planda internet, insansız hava araçları, hipersonik silahlar ve hızlı bilgi akışının yeni zorluklar ortaya çıkardığı vurgulanıyor.
Yeni planın merkezinde üçlü bir bölgesel plan yer alıyor: Kuzey için Atlantik ve Avrupa Arktik bölgesini kapsayan bir plan; Baltık ve Orta Avrupa’dan Alplere kadar olan bölgeyi kapsayan bir plan; ve Akdeniz ve Karadeniz için bir güney planı. Uzay, siber operasyonlar ve özel kuvvetler için de alt planlar bulunuyor.
Kuzey ve Atlantik’i kapsayan bölge, ABD’de Norfolk’taki Müşterek Kuvvet Komutanlığı; Baltık ve Alp bölgesi Hollanda’daki Brunsum’daki komutanlık; güney-doğu ve Akdeniz-Karadeniz bölgesi ise İtalya’nın Napoli kentindeki bir komutanlık tarafından idare edilecek.
Türkiye’nin engeli aşıldı
Öte yandan Reuters’a konuşan NATO kaynakları, müttefiklerin Pazartesi günü, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran bölgesel planlar üzerinde anlaşmaya vararak Türkiye’nin engelini aştığını bildirdi.
Bir diplomat, Türkiye’nin ‘uzlaşmak zorunda kaldığını’ söyledi.
Avrupa
Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

Başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkeleri Palantir ürünlerine alternatif arayışları yoğunlaştırırken, şirketin “kola gibi bağımlılık yarattığı” da söyleniyor.
POLITICO’ya göre geçen ay Alman ve Fransız güvenlik yetkilileri “Avrupa egemen dijital altyapısı” geliştirme planlarını açıkladıklarında, Atlantik’in her iki yakasındaki teknoloji ve savunma sektörü uzmanları bunun gerçekte Palantir’e karşı bir hamle olduğunda hemfikirdi.
Avrupa genelinde, giderek artan sayıda hükümet yetkilisinin, yerel polislik ve küresel istihbarattan ulusal savunma ve sağlık sistemlerine kadar hükümetin en hassas alanlarının bazılarına çok derinlemesine yerleşmiş olduğuna inandığı ABD merkezli veri analizi şirketine alternatifler aranıyor.
Oysa, Avrupa’nın daha fazla dijital egemenlik elde etmek amacıyla Palantir ile ilişkilerini kesmesini son derece zorlaştıracak olan, tam da bu şirketin günlük iş akışlarındaki hayati işlevleri ve büyük ölçüde rakipsiz veri uzmanlığı.
Fransız dijital egemenlik savunucusu Philippe Latombe, bağımlılık yapması açısından Palantir’i “Coca-Cola’daki şeker”e benzetirken, “Palantir, muazzam miktarda veriyi büyük bir hassasiyetle işleyebiliyor ve sahip olduğu deneyim sayesinde, birçok müşteriyle algoritmalarını geliştirip çeşitli kullanım senaryolarına uyarlama fırsatı buldu,” diyor.
Yine de, Palantir’den kurtulma çabası kıtanın dört bir yanına yayılıyor: Pedro Sánchez hükümetinin devlet destekli şirketlere Palantir’in gelecekteki kamu ihale sözleşmelerinden dışlanmasını talimat verdiği Madrid’den, Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI’nın Palantir yerine Fransız şirketi ChapsVision’ı tercih etmesine kadar.
İngiltere’de ise bir sonraki sınav Şubat 2027’de gerçekleşebilir. O tarihte Andy Burnham liderliğindeki yeni İşçi Partisi hükümeti, Palantir ile imzalanan 330 milyon sterlinlik Ulusal Sağlık Hizmeti Federatif Veri Platformu sözleşmesini feshetme kararı almak zorunda kalacak.
Geçen ay Fransız ve Alman istihbarat teşkilatlarının ChapsVision’ı tercih etme kararı, Palantir yönetimi için çifte darbe oldu.
CEO Alex Karp, şirketinin ürünlerinden ani bir şekilde uzaklaşılmasına tepki gösterdi ve Avrupalı rakipler konusunda endişeli olmadığını açıkladı.
Karp, “Neyin işe yaramadığının bir örneği var. Adı da Avrupa,” dedi.
ChapsVision’ın CEO’su Olivier Dellenbach, POLITICO’ya verdiği demeçte, şirketinin Avrupa’da kendi ifadesiyle “Palantir’e karşı içgüdüsel bir reddetme”den faydalandığını söyledi.
Fakat Dellenbach, ChapsVision’ın sadece bir “anti-Palantir” alternatifi olarak görülmesini istemediğini de vurguladı.
Ona göre, hükümetler bunu bir sanayi politikasına dönüştürmedikçe dijital egemenlik boş bir slogan olarak kalacak. Dellenbach, “Daha fazla kamu ihalesine ihtiyacımız var,” dedi.
Fransız havacılık ve savunma şirketi Thales tarafından geliştirilen çözümün mimarlarından biri olan Patrick Moreau’ya göre, Belçika, Almanya, Lüksemburg, Romanya, Hollanda ve Kanada, Fransız Ordusu’nun Artemis AI sistemine şimdiden ilgi gösterdi.
Moreau, “Hepsi, Palantir’in kara kutusunun aksine, NATO standartlarıyla uyumlu, egemen bir çözüm seçebilmek istiyor,” dedi.
Fakat şimdilik, ulusal alternatifler isteyen yetkililer bile, Avrupa’daki ikame pazarının hâlâ parçalanmış durumda olduğunu ve Avrupalı şirketlerin henüz Palantir’in ölçeğine ve başarı geçmişine yetişemediğini kabul ediyor.
NATO’nun Dönüşümden Sorumlu Müttefik Başkomutanı Amiral Pierre Vandier, geçtiğimiz aylarda POLITICO’ya verdiği demeçte, ittifakın Palantir’in savaş alanı yapay zeka teknolojisine karşı geçerli bir alternatifi olmadığını belirtti.
Açıkça konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir başka NATO yetkilisi ise, Palantir’in sisteminin, hedefleri tespit etmeye yardımcı olmak, hedefi vurmak için hangi silahın kullanılacağı konusunda tavsiyede bulunmak, ne kadar mühimmat gerektiği konusunda bilgi vermek ve stokları yenilemek için otomatik olarak sipariş vermek üzere, yığınla uydu görüntüsünü tarama konusunda eşsiz bir kapasiteye sahip olduğunu söyledi.
Vandier, mayıs ayında yaptığı açıklamada, “Bildiğim kadarıyla, bugün Palantir’in gerçek bir rakibi yok,” demişti.
Yabancı askeri bağımlılıklar üzerine bir rapor kaleme alan Fransız milletvekili Aurélien Saintoul, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Peter Thiel, özgürlüğün savunulmasının mutlaka demokrasi gerektirmediğini açıklıyor. O, teknik araçları açıkça kendi siyasi projesine hizmet ettiriyor ve burada teknofaşistlerden bahsediyoruz,” diye konuştu.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir Palantir sözcüsü, bu tür suçlamaları “saçma” olarak nitelendirerek, şirket hakkında benzer nitelemelerin yakın zamanda Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından da yapıldığını belirtti.
Sözcü, Ukrayna ordusuna destek sağlamak için devam eden çalışmalara atıfta bulunarak şöyle konuştu:
“Hangi tarafta olduğumuzu ve kimin yanında durduğumuzu biliyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana, mahremiyetin ve sivil özgürlüklerin korunması, hem kamu hem de özel sektör kurumlarında çalışmalarımızı yürütme biçimimizin temelini oluşturmuştur. Batılı siyasetçiler, gerçek düşmanın kim olduğu konusunda derinlemesine düşünmeli ve Kremlin’in kuklası haline gelmemelidir.”
Şirketin Avrupalı eleştirmenlerinin çoğu, Palantir meselesinin siyasi ideolojiden çok daha fazla teknolojik egemenlikle ilgili olduğunu savunuyor.
Şirketi Avrupa güvenlik yapılarının en hassas alanlarından bazılarının dışına çıkarmak, daha fazla teknolojik bağımsızlık elde etmek için bir yol haritası sunacak.
Bunun yerine, Avrupa’daki hükümetler yazılım çözümleri sunan bir şirketten kurtulamazlarsa, bu durum, bulut altyapısı ve donanım sağlayan ABD’li teknoloji devlerine olan bağımlılığı azaltma umutlarının ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koyacak.
Palantir’in Avrupa’daki varlığı, yapay zeka alanında yaşanan mevcut patlamadan çok önce kurulmuştu.
Şirketin büyümesinin en belirgin özelliği, ihtiyaç duyan hükümetlere değerini kanıtlamak için hiçbir krizi boşa harcamamış olmasıydı.
Örneğin Fransa’da, Palantir, Kasım 2015’teki Paris saldırılarının ardından, güvenlik birimlerinin böyle bir trajedinin yaşanmasına nasıl izin verdikleri konusunda kamuoyunda yükselen şiddetli tepkilere yanıt vermek için çabalarken ülkeye girdi.
Yurtiçi istihbarat teşkilatı, 2016 yılında bu veri analizi deviyle bir sözleşme imzaladı.
Benzer bir süreç Almanya’da da yaşandı. Palantir’in ilk büyük ölçekli uygulaması, orta Almanya’daki Hessen eyaletinin başkenti Frankfurt’ta gerçekleşti.
Burada polis teşkilatı 2017 yılında Palantir’in Gotham ürününü satın aldı ve bunu hessenDATA adı altında kullanıma sundu.
Bu sistem, polis memurlarının dağınık bilgileri suçların çözülmesine yardımcı olacak ipuçlarına dönüştürmeleri için hayati bir araç oldu.
Almanya, Palantir yazılımının kullanılıp kullanılmayacağı konusunda hâlâ derin bir bölünme yaşıyor.
Ulusal düzeyde, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Palantir’in kullanımının genişletilmesi için baskı yaptı ve federal düzeyde daha yaygın kullanıma zemin hazırlayabilecek bir yasa tasarısı sundu.
Fakat bu girişim, koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’ın yanı sıra üst düzey güvenlik yetkililerinin de muhalefetiyle karşılaştı.
Aynı “krizden sözleşmeye” modeli, Covid-19 salgını sırasında Birleşik Krallık’ta da görüldü.
Palantir’in Birleşik Krallık sorumlusu Louis Mosley’e göre, Palantir’in Ulusal Sağlık Servisi (NHS) ile ilişkisi, kriz sırasında verilerin toplanmasına yardımcı olması karşılığında sembolik olarak 1 sterlin ücret ödenmesiyle başladı.
AB’nin polis teşkilatı olan Europol, 2016’dan 2021’e kadar Palantir’in Gotham platformunu kullandıktan sonra nihayetinde bu platformdan vazgeçti.
Bir Europol yetkilisine göre, Palantir ile ilgili sorun ideolojik olmaktan çok pratik nitelikte. Yetkili, platformun pahalı olduğunu, egemenlikle ilgili endişeleri gündeme getirdiğini ve müşterileri güncellemeler konusunda Palantir’e bağımlı bıraktığını belirtti.
Fakat asıl soru, her kurumun tam kapsamlı Palantir sistemine ihtiyaç duyup duymadığı:
“[Palantir] çok büyük miktarda veriye sahip olduğunuzda ve her şeyi birbirine bağlamak istediğinizde gerçekten çok iyi. Ama bizim durumumuzda durum böyle değil. Çoğu durumda alternatifler yeterince yakın. Eğer bunu kullansaydık, verimliliğimizin önemli ölçüde artacağından emin değilim.”
Palantir’in Avrupa’daki stratejisinin bir parçası, müşteri olarak kazanmayı hedeflediği kurumlardan eski yetkilileri işe almak.
OpenDemocracy, Palantir’in Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’ndan dört eski yetkiliyi, 240 milyon sterlinlik Savunma Bakanlığı ihalesini kazanmadan önce işe aldığını bildirdi.
Ayrıca, Palantir şu anda kıtada savunma alanında yeni iş fırsatları arıyor. 1 Temmuz’da, ilk olarak Pentagon tarafından kullanılan Palantir’in Maven Akıllı Sistemi, NATO’da tam olarak faaliyete geçti.
Bu, sistemin gizli ağda çalışmak üzere güvenlik izni aldığı anlamına geliyor.
NATO’nun açıklamasına göre, bu platform İttifak genelindeki komuta ve kontrol sistemlerini birbirine bağlıyor.
Palantir’in Birleşik Krallık şube başkanı Louis Mosley, “Bunun Avrupa savunması için çok önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Ne var ki, Palantir’in Avrupa üzerindeki etkisi, hükümet binalarının veya askeri kışlaların kapılarında bitmiyor. Etkisi, kıtanın endüstriyel mücevherlerinden bazılarına da uzanıyor.
Airbus, 2015 yılında Palantir ile anlaşma imzalayarak Palantir’in Foundry platformunu havacılık veri platformunun omurgası haline getirdi.
Otomobil üreticisi BMW, enerji şirketi British Petroleum ve medya yayıncısı Axel Springer de iş verimliliklerini artırmak için Foundry’yi kullanıyor.
Avrupa, Palantir’in hakimiyetini gevşetmeyi başarsa bile, şirketin en yeni yapay zeka büyük dil modelleri üzerine kurulu iş modeli giderek daha da güçleniyor gibi görünüyor.
30 Haziran’da Amazon Web Services, yeni bir “Forward Deployed Engineering” organizasyonuna 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı.
Bu kapsamda, mühendis ekiplerini müşterilerin genel merkezlerine yerleştirerek onlarla birlikte yapay zeka sistemleri geliştirecek.
Birkaç gün sonra Microsoft, 6.000 mühendis ve sektör uzmanını müşteri kuruluşlarına yerleştirmek üzere 2,5 milyar dolarlık bir yatırım duyurdu.
Her iki girişim de, sadece yazılım satmakla kalmayıp mühendisleri alıcının operasyonunun içine yerleştirmeyi amaçlayan Palantir’in öncü modelini takip ediyor.
Hem ürünlerinin gücü hem de uygulandıkları hassas alanlar, Palantir’i Avrupa’nın egemenlik konusunda en mükemmel test örneği haline getiriyor.
Hükümetler ve şirketler, verileri kararlara dönüştürmeye yardımcı olan bir yazılım katmanını değiştirebilirlerse, dijital egemenliklerini bir ölçüde geri kazanmak için bir yol haritasına sahip olabilirler.
Bunu başaramazlarsa, ABD’li teknoloji devlerinin yeni nesil yapay zeka araçlarından vazgeçmek daha da zor hale gelebilir.
Avrupa Parlamentosu Savunma Komitesi üyesi Alman Yeşiller Partisi milletvekili Hannah Neumann şöyle diyor:
“Avrupa’nın kamu kurumları, belirsiz bir siyasi dünya görüşüne sahip küçük bir ABD’li teknoloji milyarderleri çevresi tarafından geliştirilen yazılımlara bağımlı hale gelemez. Bu, demokratik devletin bir kısmını ne seçmenlere ne de parlamentoya hesap veren özel bir istihbarat servisine dış kaynak olarak devretmek gibi olur.”
Avrupa
AB, “Made in Europe” konseptini yeniden düzenleyecek

AB hükümetleri, Sanayi Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) siyasi açıdan en tartışmalı fikirlerinden biri olan “Made in Europe” konseptini yeniden düzenlemeye çalışıyor.
Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen geniş kapsamlı “Made in Europe” konseptini, ticaret anlaşmalarına ve ürüne özgü pazar erişimine dayanan, hukuki açıdan daha kesin bir sistemle değiştirmeyi hedefliyorlar.
Geçen hafta İrlanda başkanlığı tarafından dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen en son AB Konseyi uzlaşısı, kamu alımları ve destek programlarında üçüncü ülkelerden gelen ürünlerin ne zaman AB ürünleriyle eşdeğer olarak değerlendirileceğini belirleyecek yeni bir “ortak menşe” kategorisi getiriyor.
Teklif, tüm serbest ticaret ortaklarının aynı statüye sahip olduğunu varsaymak yerine, Dünya Ticaret Örgütü Kamu İhale Anlaşması kapsamındaki ürünlerle, AB’nin müstakil serbest ticaret veya gümrük birliği anlaşmaları kapsamındaki ürünler arasında ayrım yapıyor.
Bir ürünün bu kategoriye girip girmeyeceği, sadece bir ticaret anlaşmasının varlığına değil, bloğun o ürünle ilgili fiili ihale taahhütlerine bağlı olacak.
Konsey uzlaşması, AB ile kamu alımları ve serbest ticaret anlaşmaları olan ülkelerin uygun olup olmayacağına karar verme konusunda Komisyon’a geniş bir takdir yetkisi veren Komisyon’un ikili yaklaşımını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor.
Bu geniş yorum, 80’e yakın ülkenin uygun hale gelebileceği anlamına gelecek ve Fransa gibi AB üye ülkelerinde bu kapsamın genişliği konusunda endişelere yol açacaktı.
Fakat Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, “Made in Europe” kulübünün sadece 20 ülkeyle sınırlı olabileceğini belirtmişti.
Konsey uzlaşısı, delege yasalar yerine uygulama yasalarının kullanılmasını öngörüyor. Bu sayede AB üyeleri, üçüncü ülkelerin AB ürünlerine karşılıklı muamele uygulayıp uygulamadıklarına veya bağımlılık ve tedarik güvenliği konusundaki endişelere dayanarak, bu ülkelerin programa dahil edilmesi veya çıkarılması konusunda resmi söz hakkına sahip olacak.
IAA’nın genel amacı, kamu kaynaklarından yararlanarak ve tek pazara erişim imkânını kullanarak enerji yoğun sanayileri, net sıfır teknolojilerini ve otomotiv endüstrisini “haksız dış rekabet”ten korumak.
Buna, yerel içerik gerekliliklerini karşılayan veya “Made in Europe” tercihinden yararlanmaya hak kazanan ürünleri desteklemek amacıyla kamu alımlarının kullanılması da dahil.
Sistemin pratikte işler hale gelmesi için, Komisyon’un Access2Markets portalı aracılığıyla “ortak menşe muamelesi”ne hak kazanan ülkeler için ürüne özgü listeler tutması gerekecek.
Konsey, kapsamı belirlemek için bu araca güvenen ihale makamlarının, kamuya açık veritabanında yanlış bilgiler bulunması nedeniyle tek başına AB hukukunu ihlal etmiş sayılmayacağını öneriyor.
AB menşeini tanımlayan IAA’nın son derece önemli III. Bölümü’ne yapılan bir başka değişiklikle, Konsey ayrıca çelik ürünlerinin menşeini belirlemede “eritme ve dökme” kavramını getiriyor.
Bu da önlemi, geçen ay yürürlüğe giren daha sıkı AB çelik ithalat kotaları da dahil olmak üzere mevcut kurallarla uyumlu hale getiriyor.
Tasarıya ekli II. Ek’te Konsey, çelik, çimento ve alüminyum için zorunlu Avrupa menşeli içerik eşiklerini korurken, ilgili yetki devri kararları ve teknik şartnamelerin altı ay öncesinden yürürlükte olmaması durumunda bu eşiklerin 2029’da yürürlüğe girmesinin ertelenmesine izin veriyor.
Bu, IAA’nın uygulanmasına ilişkin zaman çizelgelerinin kayabileceği anlamına gelirken, taslak yönetmeliğin diğer unsurları zorunlu olmaktan çıkıp isteğe bağlı hale geldi.
Bu durum, Avrupa Parlamentosu ile müzakereler öncesinde Konsey’in Komisyon’un orijinal teklifinden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, yönetmeliğin yıl sonuna kadar kabul edilmesini istiyor.
Fakat Komisyon’un önerisi, yeniden yazımlar ve gecikmelerin ardından ancak mart ayında ortaya çıkmışken, Konsey hâlâ önemli değişiklikler yapıyor ve Parlamento’nun da eylül ayına kadar tutumunu kesinleştirmesi beklenmediğinden, zaman çizelgesi oldukça sıkışık görünüyor.
Avrupa
The Economist: AB Ukrayna’ya kapalı kapılar ardında baskı uyguluyor

Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen Ukrayna, üyelik için gerekli olan reformların uygulanmasını geciktiriyor. The Economist dergisinin haberine göre Avrupa Birliği yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken Kiev yönetimine yönelik baskısını kapalı kapılar ardında sürdürüyor. Haberde, AB’nin gösterdiği diplomatik nezaketin reform sürecinde gerçek bir ilerleme sağlanmasını engelleyebileceği vurgulanıyor.
Avrupa Birliği’ne (AB) katılmayı hedefleyen Ukrayna, üyelik süreci kapsamında hayata geçirmesi gereken reformları geciktiriyor.
The Economist dergisinin aktardığına göre, AB yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken diplomatik baskıyı kapalı kapılar ardında yürütüyor.
Ukrayna’nın AB’ye katılım yolculuğunda altı müzakere başlığından (klasöründen) ilki haziran ayında açılmıştı. Bu başlık özellikle hukukun üstünlüğü, yargı reformu, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetimi reformunu kapsıyor. Kiev yönetiminin ilgili kanun tasarılarını altı ay önce kabul etmiş olması gerekiyordu.
Ancak Ukrayna hükümeti parlamentoya sadece dört tasarı sundu ve Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) bunlardan yalnızca ikisini kabul etti.
Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesinin haberine göre, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, haziran ayında parlamentodan geçen ve yargıçların dürüstlük denetimi prosedürlerinde değişiklik öngören tartışmalı yasayı imzalayarak yürürlüğe soktu.
The Economist, yaz aylarında eski başkan Vsevolod Knyazev’in rüşvet davasında beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı Yargıtay reformu ile Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı gibi kurumların yetkilerini kısıtlamaya çalışan Başsavcılık reformuna ilişkin tasarılar üzerinde neredeyse hiçbir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.
Haberde, AB’nin bu sorunlara göz yumduğu ifade edildi.
Yargı reformunun mali yardımın devamı için temel şartlardan biri olması gerekmesine rağmen, hiçbir ilerleme kaydedilmemesine bakılmaksızın 8 Haziran’da 2,8 milyar euro tutarındaki yedinci kredi diliminin serbest bırakıldığı aktarıldı.
AB baskısını kamuoyuna yansıtmıyor
Dergi, Avrupa Birliği için Ukrayna’yı açıkça eleştirmenin kolay bir görev olmadığını vurguladı. Avrupa Komisyonu temsilcisinin aktardığına göre, Kiev yönetimine yönelik baskı kapalı kapılar ardında yürütülüyor.
Ancak The Economist, bu tür bir diplomatik çekingenliğin gerçek bir ilerlemenin sağlanamaması anlamına gelebileceğini yazdı.
Ukraynalı bir milletvekilinin değerlendirmesine göre, hükümet kanadında “kriterlerin yeniden gözden geçirilebileceği veya gündemden tamamen kaldırılabileceği izlenimi oluşuyor.”
Yargıçların dürüstlük ve akrabalık bağları beyanlarına ilişkin yasa tasarısının ardından AB’nin “Pandora’nın kutusunu açtığını” belirten milletvekili, hassas konuları ilgilendiren her yasa tasarısında artık bu durumun yaşanacağını ifade etti.
The Economist, parlamentodaki milletvekillerinin, siyasileşmekle eleştirilen Devlet Soruşturma Bürosu’nun reformuna ilişkin “içi boşaltılmış” bir yasayı da aynı kolaylıkla geçirebileceklerine karar verebileceklerini kaydetti.
Öte yandan Polonya makamları, Ukraynalı oligarkların AB’ye katılmak istemediğini öne sürdü.
AB, Ukrayna ile üyelik müzakerelerini 2024 yazında başlattı. Avrupa Birliği, ülkeye adaylık statüsünü ise 2022 yazında vermişti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin ülkelerin kendi liyakatine dayalı olacağını ve bu süreçte hiçbir “kestirme yol” bulunmadığını vurgulamıştı.
AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada, birliğin aday ülkelerle etkileşimine ilişkin teorik olarak üç senaryo bulunduğunu açıkladı:
- Ülkelerin tam üyelik sağlandıktan sonra AB entegrasyonuna dahil olduğu mevcut kurallar çerçevesindeki senaryo,
- Ülkenin gerekli şartları yerine getirmesinin ardından belirli bir alandaki AB politikalarına katıldığı, halen Norveç ve İsviçre için geçerli olan kısmi sektörel entegrasyon senaryosu,
- Ülkenin “avans olarak” AB’ye alındığı tersine üyelik senaryosu.
Kos, tersine üyelik fikrinin reddedildiğini ve AB ile Ukrayna’nın ikinci senaryo üzerinde çalıştığını belirtti.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı











