Avrupa
Vilnius’ta gündem: NATO’nun birliği, savunma harcamaları ve sanayide eşgüdüm

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta başlayan NATO Zirvesi, Rusya-Ukrayna Savaşında yeni bir aşamaya girmişken, ittifakın iç bütünlüğünün de test edildiği bir döneme denk geldi.
Kuzey Atlantik İttifakı’nı zirvede zorlayacak en önemli unsurun Ukrayna’nın bloğa üyeliği olduğuna değinmiştik. Ukrayna tarafının tüm ‘boykot’ tehditlerine rağmen, ABD Başkanı Joe Biden ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski’nin Vilnius’ta bir araya gelmesi bekleniyor. Ukrayna’ya, dört büyük gücün (ABD, Almanya, Britanya ve Fransa) güvenlik garantisi verdiği bir ‘özel ilişki’ teklif edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Doğu ve Orta Avrupa’daki NATO ülkeleri, Ukrayna’nın ittifaka katılımını savunurken, başını ABD ve Almanya’nın çektiği ülkeler Kiev’in NATO’ya dahil edilmesinin Rusya ile sıcak bir savaşa yol açmasından çekiniyor.
Öte yandan NATO’nun iç bütünlüğüne yönelik soru işaretlerinin kaynağı yalnızca Ukrayna meselesi değil. Savunma harcamalarının ittifakın belirlediği yüzde 2’lik dilime çekilmesi, NATO’nun yeni Avrupa savunma planı gibi meseleler de ittifak için bir test olacak. Zirve öncesi ‘karın ağrısı’ olarak görülen İsveç’in ittifaka kabulü meselesi ise Türkiye’nin onayıyla birlikte çözüldü.
GSYİH’nin yüzde 2’si sınırına hâlâ ulaşılamadı
NATO, zirvede yeni bir savunma harcaması taahhüdü belirlemeyi planlarken, bazı üyeler mevcut hedefleri tutturmakta zorlanıyor, bazıları ise bu hedefin nasıl hesaplandığını ve artırılıp artırılmayacağını sorguluyor.
2014 yılında Galler Zirvesi’nde NATO üyeleri gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %2’sini savunmaya ve tüm savunma harcamalarının %20’sini askeri teçhizata harcamayı taahhüt etmişlerdi. Bununla birlikte, 2022 yılında NATO üyelerinin çoğunluğu bu taahhüdün altında kaldı ve savunmaya yapılan yatırımların artmasına rağmen sadece yedi üye bu taahhüdü yerine getirdi ya da aştı.
Ukrayna savaşı ile birlikte, birçok ülke savunma harcamalarını artırmayı taahhüt etti. Örneğin Alman Şansölyesi Olaf Scholz, ülkesinin savunmaya 100 milyar avro yatırım yapacağını açıkladı.
Fakat özellikle Doğu kanadındaki bazı üyeler %2’lik GSYİH harcama hedefinin çok düşük olduğunu ve savunma harcamalarının artırılması gerektiğini düşünüyor.
ABD hâlâ başı çekiyor
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg zirve öncesinde yaptığı açıklamada ‘daha güçlü bir taahhüdün’ ‘daha güçlü bir dil’ anlamına geldiğini söyledi ve “GSYH’nin %2’sini savunma için bir tavan olarak değil, asgari bir taban olarak kabul edeceğiz,” dedi. Stoltenberg ayrıca ‘%2 kuralını karşılamayan NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını artırmaya devam etmelerini beklediğini’ söyledi.
Bazı NATO diplomatları daha iddialı bir taahhüdü kabul etmenin, Ukrayna savaşının hızlı bir şekilde savunma teçhizatı satın alma ihtiyacını ortaya çıkarması nedeniyle ‘genel bir güvenilirlik meselesi’ olduğunu söylüyorlar.
Şu anda Washington’un savunma harcamaları, hiçbir üyenin yükün yarısından fazlasını taşımaması yönündeki anlaşmaya rağmen, NATO’nun toplam harcamalarının %50’sinden fazlasını oluşturuyor.
Bazı NATO müttefikleri, özellikle de %2’lik orana ulaşamayanlar, Savunma Yatırım Taahhüdünü (DIP) eleştiriyor ve bunun savunmaya daha fazla harcama yapma taahhütlerinin gerçekliğini yansıtmadığını ileri sürüyor.
NATO konseptinde yüzde 2’lik oran, ‘savunma harcamalarının üzerinde mutabık kalınan bir tanımına’ veya ‘isimlendirmesine’ göre hesaplanıyor. Ulusal savunma bakanlıkları bir ulusal hükümet tarafından kendi silahlı kuvvetlerinin, Müttefiklerin veya İttifakın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere mali yıl içinde fiilen yapılan veya yapılacak olan ödemeleri rapor ediyor. Silahlı kuvvetler, konvansiyonel kuvvetlerin yanı sıra idare ve komuta, Özel Harekat Kuvvetleri, tıbbi hizmet, lojistik, uzay, siber ve jandarma, jandarma, sahil güvenlik gibi ulusal içişleri bakanlıklarına bağlı diğer birlikler ve bunların teçhizatı gibi ortak oluşumları da içeriyor. Operasyonlar, silah, teçhizat ve mühimmat imhası ve emekli maaşları ile araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerine yapılan katkılar da bu kapsamda değerlendiriliyor.
EURACTIV’e konuşan bir NATO yetkilisi, “Bu mükemmel bir kıstas değil ama elimizdeki tek kıstas,” diyor.
Üyeler, taahhütün kriterleri konusunda anlaşamıyor
Yükümlülük konusuyla birlikte %2’lik hedefi tutturamayanlara karşı ‘yaptırım’ sorunu da gündeme geliyor. EURACTIV’e konuşan iki NATO diplomatına göre NATO üyeleri arasında ‘isim ver ve utandır’ seçeneği mümkün olan tek seçenek.
Birçok NATO üyesi ise bu taahhütnameye karşı çıkarak bir ülkenin NATO’nun savunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunup bulunmadığına karar vermek için bunun doğru bir ölçü olup olmadığını sorguluyor. Örneğin Almanya, yeni bir taahhüdün kabiliyet, nakit para ve bağlılığı dikkate alması gerektiğini savunuyor.
Berlin, paranın nasıl harcandığına ve verimli ve faydalı ekipmanlara harcanıp harcanmadığına odaklanmak isterken, İngiltere harcama kalitesine daha fazla vurgu yapılmasını savunuyor.
İtalya gibi daha küçük GSYİH’ye sahip NATO üyeleri de harcamalarını kültür, emeklilik ve eğitim gibi diğer alanlara odaklamayı tercih ettiklerinden %2’lik hedefin çok yüksek olduğuna inanıyor. %2 taahhütü personel ve emekli maaşlarını da içerdiğinden, daha gelişmiş silahlı kuvvetlere sahip NATO üyeleri yüksek maaşlar sunuyor ve otomatik olarak daha yüksek savunma harcamalarına sahip oluyor.
Savunma sanayisinde kapasite sorunu
NATO’nun başını ağrıtan bir başka mesele de bloğun savunma sanayilerinin eşgüdümü.
NATO, yatırım hedeflerinin belirlenmesi ve talebin bir araya getirilmesi için yeni bir Savunma Üretimi Eylem Planı oluşturmayı ve ittifak üyelerinin sektöre yönelik transatlantik ölçekte standartlaştırılmış teçhizatlarını belirlemeyi değerlendiriyor. Ukrayna’ya askeri desteği sürdürmenin ve stoklarını yenilemenin yolları aranırken, NATO da üyelerin yatırım ve siparişlerinde uzun vadeli bir perspektif oluşturarak sektörü yönlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda 15 Haziran’da NATO savunma bakanları toplantısının yanı sıra, Avrupa ve ABD’den 25 savunma sanayii şirketi ile görüşmelerde bulunulmuştu.
Savunma sanayi üretim kapasitesini arttırma ve silah stoklarını yenileme ihtiyacının artmasıyla birlikte NATO üyeleri bu yılın başlarında yeni bir savunma sanayi yatırım taahhüdü belirlemeyi düşünmeye başladılar. Fakat üreticilerin üretim kapasitesi yatırımlarının %2’lik taahhütte nasıl hesaba katılacağı belirsizliğini koruyor.
Savunma sanayii şirketleri üretimi artırma baskısı altında fakat uzun vadeli devlet satış garantisi istiyorlar. Örneğin Bloomberg’e konuşan BAE Systems Hägglunds AB Başkanı Tommy Gustafsson-Rask, “Eskiden zamanımız vardı ama paramız yoktu. Bugün ise paramız var ama zamanımız yok,” diyor.
Avrupa’nın üretim kapasitesinin artırılması bekleniyor
Ukrayna’ya gönderilmek istenen silah ve mühimmat üretiminin yanı sıra, NATO, yüksek hazırlıklı kuvvetler olarak adlandırılan ve müttefiklerin 30 günden kısa bir süre içinde konuşlanmaya hazır birliklerinden oluşan havuzun büyüklüğünü yedi kat artırarak 300.000’e çıkarmak istiyor. Bu kuvvetlerin hepsi, kullanıma hazır yüksek kaliteli silahlara ihtiyaç duyacak.
ABD Başkanı Joe Biden Avrupa’yı kendi savunması için daha fazla sorumluluk almaya çağırırken, Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ülkeler ABD askeri tedarik zincirlerine olan bağımlılıklarını azaltmak ve kendi ulusal tekellerini oluşturmak istiyorlar.
NATO liderlerinin Vilnius zirvesainde çok uluslu ortak tedarik çağrısında bulunan bir Avrupa savunma sanayi planını desteklemeleri bekleniyor. Plan ayrıca ülkeleri, aynı mühimmatın farklı ülkelerin silah sistemleriyle çalışmasını sağlamak için kolaylaştırılmış standartları benimsemeye çağırıyor.
Savaş sanayisi ‘garanti’ istiyor
Fakat Avrupa savunma bakanlıkları ile şirketler arasındaki gerilim sürüyor. Mesele, bu iddialı plana kimin liderlik etmesi gerektiği etrafında düğümleniyor. Bloomberg’e göre sektörün korkusu siparişler yığılmaya başlasa bile, üretimi arttırıp üç ya da beş yıl sonra yeni tesisler açıldığında talep olmadığını görmek. Hükümetler daha önce de planlarından geri adım atmış ve birçok Avrupa başkenti NATO’nun stoklama hedeflerini ya da GSYİH’nin %2’sini savunmaya harcama taahhüdünü yerine getirmekte defalarca başarısız olmuştu. Bu konuda ‘umut veren’ ülkeler Doğu-Orta Avrupa ile Birleşik Krallık.
Avrupalı savaş şirketleri, uzun vadeli sözleşmelerin yanı sıra, hükümetlerin genişletilmiş üretim için doğrudan ödemeye yardımcı olmasını veya enerjiye öncelikli erişim sağlamasını talep ediyorlar.
Litvanya Savunma Bakan Yardımcısı Greta Monika Tučkutė, savunma şirketleri için, “İş dünyası açısından bakıldığında, talep düştüğünde hayatta kalmak için riskleri azaltmaya çalışıyorlar. Ama bence iş dünyasının da risk alması gerekiyor,” diyor.
Tučkutė, bu şirketlerin ‘şu anda kazandıklarına’ dikkat çekiyor ve bu nedenle endüstriyi geliştirmek için ‘yatırım riskini’ de almaları gerektiğini düşünüyor.
NATO ‘üretimin örgütlenmesine’ el atıyor
Sonuç olarak NATO’nun, Vilnius zirvesi ile birlikte özellikle Avrupa’da savunma sanayiindeki eşgüdümü sıkılaştırması bekleniyor. ‘Savaş ekonomisi’ sayesinde, birçok Avrupalı silah şirketinin hisselerinde büyük artışlar yaşandı. Leopard 2 savaş tankları ve topçu mühimmatı üreticisi Alman Rheinmetall AG 2022’de %130 artışla Avrupa’da en iyi performans gösteren hisse senedi olurken, Thales SA, Dassault Aviation SA ve Saab AB gibi diğer Avrupalı savunma şirketleri de %60 ila %80 arasında değer kazandı.
Avrupa ve NATO, kıtayı savunma sanayi üretiminde bir merkez olarak yeniden güçlendirmek istiyor. Fakat sektör çok sayıda engelle karşı karşıya. Nitelikli işgücü arzının sınırlı olmasının yanı sıra, yükleniciler bileşen sıkıntısı ve izinleri güvence altına almak için bürokratik engellerle de uğraşıyor. Sektör temsilcileri, yatırımcılar ve NATO yetkilileri, bazı bankaların çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) referanslarını zedeleyebileceği endişesiyle sektöre kredi verme konusunda isteksiz olduklarını söylüyor.
NATO savunma bakanları Haziran ayında 155 mm top mermileri de dahil olmak üzere her üye ülkenin elinde bulundurduğu savaş için kritik mühimmatın tavsiye edilen seviyelerini önemli ölçüde yükseltmeyi kabul etti. Hedefler gizli olmakla birlikte, Bloomberg tarafından görülen bir Alman savunma bakanlığı belgesine göre, sadece Almanya stokunu 10 kattan fazla arttırarak bugün 20.000 civarında olan mermi sayısını 2031 yılına kadar 230.000’e çıkarmayı hedefliyor.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “Avrupa’daki stoklar yeterli değil, daha hızlı ve daha fazla üretim yapmalıyız,” diyor ve uzun vadede Avrupa’nın tüm mühimmat kategorilerindeki stoklarını gerekli seviyeye getirmesinin birkaç trilyon avroya mal olacağı tahmininde bulunuyor.
NATO’nun yeni savunma planı merkezin hakimiyetini artırıyor
NATO’nun soğuk savaştan bu yana ittifakın ilk kapsamlı savunma planlarını Vilnius zirvesinde onaylaması bekleniyor.
‘Bölgesel planlar’ adı verilen coğrafi olarak bölünmüş komutanlıkların yeniden canlandırılması temel bir değişime işaret ediyor. İttifak bu planlarla ülkelere kuvvetlerini ve lojistiklerini nasıl geliştirecekleri konusunda da belirleyici olacak.
Haziran ayında yapılan savunma bakanları toplantısında planın, Türkiye tarafından engellendiği öne sürülmüştü. Ankara, Kıbrıs da dahil olmak üzere coğrafi konumlarla ilgili ifadelerin onaylanmasına itiraz etmişti.
Tartışılan ve kabul edilmesi beklenen bölgesel planların, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran binlerce sayfalık gizli askeri planlardan oluştuğu belirtiliyor.
Yeni planın birçok özelliği NATO’nun 1990 öncesi Sovyet karşıtı askeri planlamasına benzese de bazı önemli farklılıklar yer alıyor. Örneğin Soğuk Savaş planlarında Almanya, olası bir NATO-Sovyet savaşının ana merkezi olarak görülürken, şimdi Finlandiya’ya kadar uzanan NATO’nun yeni planda daha ‘esnek’ bir anlayış geliştirdiği belirtiliyor.
Bir başka farklılık da ittifakın artık Moskova’ya karşı geniş çaplı bir nükleer savaşa hazırlanmaması.
Planda internet, insansız hava araçları, hipersonik silahlar ve hızlı bilgi akışının yeni zorluklar ortaya çıkardığı vurgulanıyor.
Yeni planın merkezinde üçlü bir bölgesel plan yer alıyor: Kuzey için Atlantik ve Avrupa Arktik bölgesini kapsayan bir plan; Baltık ve Orta Avrupa’dan Alplere kadar olan bölgeyi kapsayan bir plan; ve Akdeniz ve Karadeniz için bir güney planı. Uzay, siber operasyonlar ve özel kuvvetler için de alt planlar bulunuyor.
Kuzey ve Atlantik’i kapsayan bölge, ABD’de Norfolk’taki Müşterek Kuvvet Komutanlığı; Baltık ve Alp bölgesi Hollanda’daki Brunsum’daki komutanlık; güney-doğu ve Akdeniz-Karadeniz bölgesi ise İtalya’nın Napoli kentindeki bir komutanlık tarafından idare edilecek.
Türkiye’nin engeli aşıldı
Öte yandan Reuters’a konuşan NATO kaynakları, müttefiklerin Pazartesi günü, ittifakın bir Rus saldırısına nasıl karşılık vereceğini detaylandıran bölgesel planlar üzerinde anlaşmaya vararak Türkiye’nin engelini aştığını bildirdi.
Bir diplomat, Türkiye’nin ‘uzlaşmak zorunda kaldığını’ söyledi.
Avrupa
Airbus ve Leonardo, SpaceX’e rakip olacak bir Avrupa uzay şirketi istiyor

Airbus ve Leonardo’nun CEO’ları, Elon Musk’ın SpaceX’i gibi küresel rakiplerle rekabet edebilmek için konsolidasyonun hayati önem taşıdığını öne sürdü.
İki CEO, Thales ile planladıkları Avrupa çapındaki uzay sektörü birleşmesinin Brüksel tarafından onaylanması için baskı yapıyorlar.
Leonardo’nun kısa süre önce atanan CEO’su Lorenzo Mariani, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“İşbirliği olmadan, Avrupa endüstrileri asla kritik kütleye ulaşamayacak ve sadece Amerikan şirketlerine değil, piyasaya yeni giren diğer birçok oyuncuya da alternatif olarak gerçek anlamda dünya çapında liderler olma kapasitesine sahip olamayacak.”
Avrupalı havacılık grubu ile Fransız ve İtalyan şirketler arasında, kod adı Bromo olan ve geçen yıl ekim ayında imzalanan anlaşma, uydu üretiminden uzay sistemleri ve hizmetlerine kadar uzanan faaliyetleri bir araya getirecek.
Anlaşma, Avrupa uydu pazarındaki rekabeti azaltabileceğinden endişe duyan Almanya’nın OHB ve İspanya’nın Indra Space gibi diğer Avrupalı oyuncuların eleştirilerine maruz kaldı.
Rheinmetall, Alman ordusuna Starlink benzeri bir hizmet sağlayacak
Bu yorumlar, şirketlerin Avrupa rekabet otoritelerine resmi başvuruda bulunmaya çok yakın oldukları bir dönemde geldi.
Birliğin antitröst denetleyicisi olan Avrupa Komisyonu, küresel pazarda rekabet edebilmek için kurumsal ölçeğin faydalarına daha fazla vurgu yapabilen yeni birleşme kılavuzlarını kısa süre önce yayınladı.
Bu uzay sektöründeki birleşme, Brüksel’de yeni birleşme politikasının ilk test vakalarından biri olarak görülüyor.
Avrupa hükümetleri, keşif, istihbarat ve iletişim amaçlı uydu filoları kurarak ABD’ye olan bağımlılıklarını sona erdirmeye çalıştıklarından, Brüksel uzay sektöründe Avrupa’nın egemenliğinin artırılmasına da daha fazla önem veriyor.
Avrupa Uzay Komiseri Andrius Kubilius, geçen ay birleşmeyi destekleyen açıklamalarda bulundu.
Önerilen birleşme, Avrupa uzay endüstrisinin ABD’li ve Çinli rakiplerinden gelen artan baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Avrupalı uydu üreticileri, SpaceX’in Starlink projesinin hızlı genişlemesinin yol açtığı uydu talebindeki devrime uyum sağlamakta zorlanıyor.
Mariani ve Airbus CEO’su Guillaume Faury, rekabet gücünü korumanın tek yolunun ölçek olduğunu savundu.
Faury, Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yetkinliklerimiz, becerilerimiz ve teknolojilerimiz var fakat ölçek konusunda yetersiz kalıyoruz,” dedi.
Airbus CEO’su, ABD ve Çin’deki yatırım seviyelerinin çok daha yüksek olduğuna ve şirketlerin SpaceX dahil “çok büyük rakiplerin bulunduğu küresel bir pazarla” karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Faury, konsolidasyon olmazsa Avrupa’nın “Şampiyonlar Ligi’nden alt liglere” düşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Bu siyasi sinyaller, her iki yöneticiyi de Brüksel’den düzenleyici onay almayı başarma konusunda iyimser kılıyor.
Mariani şöyle konuştu:
“Sonuç konusunda iyimserim çünkü bence herkes bunun, Avrupa’nın uzaydaki varlığı ve önemi açısından hayati bir adım olduğunu biliyor. Uzay, büyüyen ve çok hızlı gelişen bir sektör. ABD’de… [ve] dünya çapında ilginç gelişmeler gördük. Avrupa’nın yapabileceği en az şey, gerçekten güçlerini birleştirmek.”
Brüksel ziyareti sırasında Faury, “Bromo’da başarılı olmanın stratejik önemine dair iyi bir anlayış olduğunu” vurguladı; özellikle de uzay segmentinin giderek daha fazla askeri ve savunma niteliği kazanması, bu alanda konsolidasyona ihtiyaç duyulması ve tipik olarak Avrupa’nın egemenliğinin söz konusu olması nedeniyle.
OHB, birleşmeye itiraz etmek için yasal işlem başlatabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Pazartesi günü büyüme hedeflerini finanse etmek üzere 510 milyon avroya kadar kaynak yaratmak amacıyla yeni hisse ihraç edeceğini duyuran Alman uydu üreticisi, anlaşmanın piyasa gücünün aşırı derecede tek elde toplanmasına yol açabileceğini savunuyor.
Mariani ise, özellikle sektöre yönelik kamu ve özel yatırımların artmasıyla birlikte, daha güçlü bir Avrupa liderinin daha geniş bir ekosisteme fayda sağlayacağını düşünüyor:
“Tüm tedarik zincirini geliştirmenin tek yolu, bu lideri oluşturmaktır. Bu lideri oluşturursak, Avrupa tedarik zinciri de desteklenecek ve korunacaktır. Aksi takdirde, tedarik zincirini koruyamayız.”
Avrupa
Ukrayna için AB üyelik müzakerelerinde büyük engeller

İngiliz gazetesi The Telegraph, gelecekteki sınırlarının belirsizliği ve yüksek yeniden inşa maliyetleri nedeniyle Ukrayna’yı AB’ye üyelik sürecindeki en karmaşık aday ülke olarak tanımladı. Brüksel yönetimi resmi katılım müzakerelerini başlatmış olsa da üye ülkelerin hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlardaki endişeleri nedeniyle hızlandırılmış üyelik seçeneğine karşı çıkıyor.
The Telegraph gazetesinde yayımlanan analize göre, Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülkeler arasında Ukrayna, en fazla zorluk ve karmaşa yaratan ülke olarak öne çıkıyor.
Gazete, bu durumun temel nedenlerinden biri olarak ülkenin gelecekteki sınırlarına ilişkin belirsizliği gösteriyor.
Buna karşın AB, Kiev ile resmi katılım müzakerelerinin başlatılmasına onay vererek bunu tarihi nitelikte bir adım olarak tanımladı.
Ancak The Telegraph, Brüksel’in Ukrayna için hızlandırılmış bir üyelik sürecini kesin bir dille reddettiğini hatırlattı.
Daha önce prosedürün kolaylaştırılması yönünde tartışmalar yürütülmüş olsa da üye ülkelerin çoğunluğu mevcut kurallarda herhangi bir istisna tanınmasına karşı çıktı.
Gazeteye konuşan Avrupalı bir diplomat, hızlandırılmış üyelik gibi bir adımın, yeni devletlerin birliğe ancak tüm yükümlülükleri yerine getirdikten sonra kabul edilebileceği yönündeki temel ilkeyi yıkacağını belirtti.
Diplomat, üye ülkelerin Ukrayna ile ilgili hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve oligarkların nüfuzu gibi konularda endişelerinin devam ettiğini kaydetti.
The Telegraph’ın aktardığı bilgilere göre, yaşanan zorluklar sadece devam eden çatışmalarla sınırlı kalmıyor. Ukrayna, AB’ye katılım başvurusunda bulunan en büyük aday ülkelerden biri konumunda.
Ülkenin birliğe katılması, AB içindeki oy dengelerini değiştirebileceği gibi, tarımsal destek kurallarının yeniden gözden geçirilmesini ve savaş sonrası yaklaşık 445 milyar sterlin olarak tahmin edilen yeniden inşa maliyetlerinin karşılanması için ciddi miktarda harcama yapılmasını gerektirebilir.
Diğer taraftan, Ukrayna’nın üyeliği için AB üyesi 27 ülkenin tamamının oy birliği gerekiyor. Müzakerelerin tamamlanmasının ardından her üye ülkenin anlaşmayı onaylaması şart koşuluyor.
Macaristan da dahil olmak üzere bazı ülkelerde bu konunun referanduma götürülebileceği belirtiliyor.
Üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları
Ukrayna, AB’ye resmi üyelik başvurusunu 2022 yılında yapmış ve aynı yılın haziran ayında AB liderleri tarafından ülkeye adaylık statüsü verilmişti.
Aynı dönemde benzer bir statü Moldova’ya da tanınmıştı. Haziran 2024’te ise AB, Kiev ile katılım müzakerelerini resmen başlattı.
Altı tematik kümede toplanan 33 müzakere başlığından oluşan bu süreçte aday ülkenin, mevzuatını Avrupa müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi, gerekli reformları uygulaması ve tüm üye devletlerin onayını alması gerekiyor.
Brüksel, yakın zamana kadar Ukrayna ve Moldova’nın üyelik başvurularını paralel olarak yürütüyordu. Ancak Euronews’in haziran ayında aktardığı habere göre AB, ilk müzakere kümesinin açılmasının ardından iki ülkenin müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya hazırlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, müzakerelerin başlamasıyla birlikte her ülkenin kendi yükümlülüklerini yerine getirmekten sorumlu olduğunu ve sürecin ilerlemesinin reform sonuçlarına bağlı kalacağını ifade etti.
Ukrayna’nın üyeliği konusu, AB içinde fikir ayrılıklarına yol açmaya devam ediyor. Macaristan, müzakerelerin hızlandırılmasına defalarca karşı çıkmış ve Kiev’e destek niteliğindeki belgeleri engellemişti.
Politico’nun haberine göre Budapeşte, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın başvurularının ilerlemesi için gerekli olan Avrupa Konseyi mektubunu desteklemeyi reddeden tek AB ülkesi oldu.
Rusya ise AB’yi askeri değil ekonomik bir birlik olarak gördüğü için Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkmadığını defalarca açıkladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şubat 2025’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB’ye olası üyeliğini bu ülkenin egemen hakkı olarak değerlendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha sonra yaptığı açıklamada, AB’ye katılma kararının Ukrayna’nın meşru seçimi olduğunu belirtmişti.
Avrupa
AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.
Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.
Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.
İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.
Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.
Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.
Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”
Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.
AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.
Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını7 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak









